Mirzan Tarım

KIŞLIK YEŞİL MERCİMEK ve YAZLIK YEŞİL MERCİMEK KIYASLAMASI

Tarla Bitkileri

KATEGORİDEKİ DİĞER DÖKÜMANLAR

ZEHİRLİ VE ZARARLI OLDUKLARI İÇİN GIDA AMAÇLI KULLANIMLARDA YASAKLANMASI GEREKEN BİTKİLER

ZEHİRLİ VE ZARARLI OLDUKLARI İÇİN GIDA AMAÇLI KULLANIMLARDA YASAKLANMASI GEREKEN BİTKİLER
 

Bitkinin Adı
(Latince)
Bitkinin Adı (Türkçe)
 
Bitkinin Kısmı (Türkçe) Bitkinin Kısmı (Latince) Bilgi
Aconitum sp. Kurtboğan, kaplanboğan Yumru ve tüm bitki Tuber, Herba  
Adonis sp. Keklikgözü otu Topraküstü kısmı Herba  
Amsickia hispida -- Tüm Bitki, Kök Radix, Herba Pirolizidin alkaloitleri taşır.
Anamirta cocculus Balık Otu Meyve Fructus  
Anchusa sp. Sığırdili, arıotu, güriz Tüm Bitki, Kök Radix, Herba Pirolizidin alkaloitleri taşır.
Aristolochia sp. Zeravent Kökü Tüm Bitki ve Kök Herba, Radix Aristolohik asit taşır.
Artemisia cina Horasani Tohum, Çiçek Semen, Flores Semen Contra adıyla satılmaktadır
Artemisia maritima - Çiçek, Topraküstü kısmı Flores, Herba  
Asarum sp. Azaron, Afşarotu Tüm Bitki ve Kök Herba, Root Aristolohik asit taşır.
Asperugo procumbens   Tüm Bitki ve Kök Herba, Radix Aristolohik asit taşır.
Atropa belladonna Güzelavrat Otu Tüm Bitki, Kök Radix, Herba  
Brachyglottis repens   Tüm Bitki, Kök Radix, Herba Pirolizidin alkaloitleri taşır.
Bryonia alba Şeytan Şalgamı, Bin Kulaç, Yaban Kabağı Kök Radix  
Caltha sp. Bataklık Nergisi Tüm Bitki, Kök Radix, Herba Pirolizidin alkaloitleri taşır.
Cannabis sativa Kenevir, Kendir Topraküstü kısmı ( tohumları hariç) Herba  
Catharanthus roseus Cezayir Menekşesi Tüm bitki ve kök Herba, Radix  
Chenopodium ambrosioides var.anthelminticum Kenopod, Kazayağı Uçucu Yağ Aether Oleum  
Chrysanthemum vulgare (Syn. Tanacetum vulgare) Solucanotu Topraküstü kısmı Herba  
Citrullus colocynthis Acıkarpuz, Ebu Cehil Karpuzu Meyve Fructus  
Clematis sp. Akasma, Filbahri, Fukaraotu, Yaban Sarmaşığı Yaprak Folia  
Colchicum autumnale Acı Çiğdem Tohum, Soğan Semen, Cormus  
Coniium maculatum Baldıran Topraküstü kısmı, Meyve Herba, Fructus  
Convallaria majalis Müge Topraküstü kısmı Herba  
Convolvulus scammonia Mahmude Kök, Reçine Radix, Resina  
Cordia sp. -- Tüm Bitki, Kök Radix, Herba Pirolizidin alkaloitleri taşır.
Coronilla sp. Akrepkuyruğu, Bahçetacı, Yalancı Burçak Topraküstü kısmı Herba  
Croton tiglium Kroton Tohum, Yağ Semen, Oleum  
Crotolaria sp.   Tüm Bitki, Kök Radix, Herba Pirolizidin alkaloitleri taşır.
Cynoglossum sp. Köpekdili Topraküstü kısmı ve Kök Herba, Root  
Cytisus sp.(syn. Laburnum sp.) Sarısalkım Tohumu Tohum Semen  
Datura sp. Tatula Kök, Çiçek, Tohum, Yaprak Radix, Flos, Semen, Folia  
Daphne sp. Dafne, Mezeryon, Yabani Taflan, Havadana, Develikotu, Kurtbağı, Sırımbağı Gövde kabuğu Cortex  
Delphinium staphisagria Kokarot, Mevzek, Hezâren, Bitotu Tohum Semen  
Digitalis sp. Yüksük otu Yaprak Folia  
Dryopteris filix-mas Erkek eğrelti otu Rizom Rhisoma  
Duboisia sp. Dubosia Tüm bitki ve Kök Herba, Radix  
Ecballium elaterium Eşekhıyarı, Cırtatan, Acıkavun, Acıdülek Meyve, Meyve Usaresi, Kök Fructus, Radix  
Echium sp. Engerekotu Tüm Bitki, Kök Radix, Herba Pirolizidin alkaloitleri taşır.
Ephedra sp. Şeytançamı, Deniz Üzümü, Alyanak Topraküstü Kısmı Herba  
Erechtites hieracifolia -- Tüm Bitki, Kök Radix, Herba Pirolizidin alkaloitleri taşır.
Eupatorium sp. Sıtmaotu Tüm Bitki, Kök Radix, Herba Pirolizidin alkaloitleri taşır.
Exogonium purga (Syn. Ipomoea purga) Ipomea Kök, Reçine Radix, Rezina  
Farfugium japonicum   Tüm Bitki, Kök Root, Herba Pirolizidin alkaloitleri taşır.
Genista tinctoria Genista Tüm bitki Herba  
Helleborus orientalis Çöpleme Rizom Rhizoma  
Heliotropium sp. Aygünçiçeği, Bozot, Siğilotu Tüm Bitki, Kök Radix, Herba Pirolizidin alkaloitleri taşır.
Hyoscyamus sp. Banotu Topraküstü Kısmı, Kök, Tohum Herba, Radix, Semen  
Ipomoea purga (Syn. Exogonium purga) Ipomea Kök, Reçine Radix, Rezina  
Juniperus sabina Kara ardıç Meyve, Dal Uçları Fructus, Summitates  
Laburnum sp. (Syn. Cytisus sp.) Sarısalkım Tohumu Tohum Semen  
Ledum palustre - Tüm Bitki Herba  
Lithospermium officinale Tıbbi taşkesenotu, İnciotu Tüm Bitki, Kök Radix, Herba Pirolizidin alkaloitleri taşır.
Lobelia inflata Lobelya Topraküstü Kısmı Herba  
Lycium sp. Tekedikeni, Sincandikeni, Yalancı Yasemin Topraküstü Kısmı, meyve Herba fructus  
Lycopus europaeus -- Tüm Bitki, Kök Herba, Radix  
Mandragora officinarum (syn:M.autumnale) Adam Otu, Adem otu Kök Radix  
Mallotus philipinensis (Syn.Rottlera tinctoria) Kamala, Mallotus Meyve ve üzerindeki salgı tüyleri Fructus, Glandulae  
Myosotis sp. Mine, Unutma beni, Boncukotu, Kuşgözü Tüm Bitki, Kök Radix, Herba Pirolizidin alkaloitleri taşır.
Nerium oleander Zakkum Yaprak, Kök, Tüm Bitki Folia, Radix, Herba  
Papaver somniferum Haşhaş Kelle, Tüm Bitki Fructus, Herba Tohumlar hariç.
Parsonia heterophylla -- Tüm Bitki ve Kök Herba, Radix Pirolizidin alkaloitleri taşır.
Petasites sp. -- Tüm Bitki ve Kök Herba, Radix Pirolizidin alkaloitleri taşır.
Physostigma venenosum Kalabar Baklası Tohum Semen  
Pilocarpus jaborandi Jaborandi Yaprak Folia  
Podophyllum sp. Podofilum Kök, reçine Radix,Rezina  
Pyrethrum sp. (Tanacetum sp.) Pire Otu Çiçek Flos  
Rauwolfia serpentina Yılanotu Kök Radix  
Ricinus communis Hint Yağı Bitkisi, Keneotu, Hintbaklası Meyve, Sabit Yağ Fructus, Oleum  
Rottlera tinctoria (Syn. Mallotus philipinensis) Kamala, Mallotus Meyve ve üzerindeki salgı tüyleri Fructus, Glandulae  
Ruta graveolens Sedef Otu Topraküstü Kısmı Herba  
Schoenocaulon officinale Bitotu Tohum Semen  
Scopolia carniolica, S. japonica Skopoliya Tüm Bitki, Kök Herba, Radix  
Secale Cornutum Çavdar Mahmuzu Sklerot Sklerotium  
Senecio sp. Senekiyo, Tilki Üzümü Çiçek,Tüm Bitki ve Kök Flos, Herba, Radix Pirolizidin alkaloitleri taşır.
Solanum dulcamara Yaban Yasemini, Kır Yasemini Tüm Bitki,Meyve Herba, Fructus  
Solanum nigrum İtüzümü, Bambilotu, Giritotu, Köpek Memesi Tüm Bitki, Meyve Herba, Fructus  
Stephania tetrandra Stefania Kök Radix  
Strophantus sp. Strofantus Tohum Semen  
Strychnos sp. Kargabüken, İnyas baklası Tohum Semen  
Symphytum sp. Karakafesotu Tüm Bitki ve Kök Herba, Radix Pirolizidin alkaloitleri taşır.
Tanacetum vulgare (Syn. Chrysanthemum vulgare) Solucanotu Topraküstü kısmı Herba  
Teucrium chamaedrys Kısamahmutotu Topraküstü kısmı, Yaprak Herba  
Tussilago sp. Öksürükotu Tüm Bitki ve Kök Herba, Radix Pirolizidin alkaloitleri taşır.
Uragoga ipecacuanha İpeka, Altın kökü Kök Radix  
Urginea maritima (Syn. Scilla maritima) Ada soğanı
 
Soğanı Bulbus  
Veratrum sp. Çöpleme, Kökenfiye, Suhutkökü Kök ve Topraküstü Kısmı Radix, Herba  
Vinca minor( syn:Vinca mayor) Cezayir Menekşesi Topraküstü Kısmı Herba  
Viscum album Ökseotu, Burc, Gökçe, Çekem Tüm Bitki Herba  
Xysmalobium undulatum Ksimalobiyum Kök Radix  

DEVAMI

YEM BİTKİLERİ

                          YEM BİTKİLERİ
1. Yem Bitkilerinin Tanımı Ve Önemi
1.1. Yembitkilerinin Tanımı
1.2. Yem Bitkileri Kültürünün Tarihçesi Ve Ülkemizdeki Yeri
1.3. Tarım Sistemi İçindeki Önemleri

2. Yembitkilerinin Sınıflandırılması
2.1. Botanik Yönden sınıflandırma
2.2. Sıcaklık İstekleri Yönünden Sınıflandırma
2.3. Ömür Uzunlukları Yönünden Sınıflandırma
2.4. Yetiştirme ve Değerlendirme Amacı Yönünden Sınıflandırma
2.5. Diğer Yönlerden Sınıflandırma

3. Türkiye'de Yembitkileri Tarımının Sorunları

4. Yembitkileri Tarımında Toprak Ve Tohum Yatağı Hazırlığı

5. Yetiştirme Tekniği
5.1. Tohumluk
5.2. Ekim Zamanı
5.3. Ekim Derinliği
5.4. Atılacak Tohum Miktarı
5.5. Yetiştirme Şekilleri
5.5.1. Ana Ürün Olarak Yetiştirme
5.5.2. Ara Ürün Olarak Yetiştirme
5.5.3. Alt Bitki Olarak Yetiştirme
5.6. Ekim Şekli
5.7. Baklagil Yembitkisi Tohumlarının Aşılanması

6. Yembitkileri Alanlarının Bakımı
6.1. Gübreleme
6.2. Sulama
6.3. Hastalık - Zararlı ve Yabancı Otlarla Savaşım
 
7. Yembitkilerinin Hasadı

8. Baklagil Yembitkileri
8.1. Genel Yapısal Özellikler
8.1.1. Vegetatif Özellikler
8.1.1.1. Kök (Zarfa)
8.1.1.2. Gövde (Caulis)
8.1.1.3. Yaprak (Folid)
8.1.2. Generatif Özellikler
8.1.2.1. Çiçek (F/os)
8.1.2.2. Baklagil Yembitkilerinde Görülen Çiçek Toplulukları
8.1.2.3. Meyve (Fructus)
8.1.2.4. Tohum (Semen)

8.2. YONCA (Medicago sp.) CİNSİ
8.2.1. Yaygın Yonca -Medicago sativa L.
8.2.1.1. Bitkinin Tanımı
8.2.1.2. İklim ve Toprak İstekleri
8.2.1.3. Yonca Tarımı
8.2.1.4. Yoncalığın Bakımı
8.2.1.5. Gübreleme
8.2.1.6. Sulama
8.2.1.7. Hastalık, Zararlı ve Yabancı Otlarla Savaşım
8.2.1.8. Ot İçin Hasat ve Yararlanma

8.3. KORUNGA (Onobrychis Lam) CİNSİ
8.3.1. Korunga-Onobrychis viciaefoha Scop.
8.3.1.1. Bitkinin Tanımı
8.3.1.2. İklim ve Toprak İstekleri
8.3.1.3. Önemi ve Kullanılması
8.3.1.4. Tarımı

8.4. GAZALBOYNUZU (Lotus L. ) CİNSİ
8.4.1. San Çiçekli Gazalboynuzu- L. corniculatus L
8.4.1.1. Bitkinin Tanımı
8.4.1.2. İklim ve Toprak İstekleri
8.4.1.3. Gazal Boynuzu Tarımı

8.5. ÜÇGÜL (Trifolium L) CİNSİ
8.5.1. Üçgüllerin İklim ve Toprak İstekleri
8.5.2. Çayır Üçgülü-Trifolium pratense L.
8.5.2.1. Bitkinin Tanımı
8.5.2.2. Çayır Üçgülünün Büyüme ve Gelişme Özellikleri
8.5.2.3. Yararlanma ve Verim
8.5.2.4. Tarım
8.5.3. Ak Üçgül - Trifolium repens L.
8.5.3.1. Bitkinin Tanımı
8.5.3.2. Önemi ve Kullanılması
8.5.3.3. Tarımı
8.5.4. Diğer Üçgül Türleri

8.6. FİĞ ( Vicia L ) CİNSİ
8.6.1. Fiğ Türlerinin Bitkisel Tanımı
8.6.2. Fiğlerin İklim ve Toprak İstekleri
8.6.3. Fiğlerin Önemi ve Kullanılması
8.6.4. Fiğ Tarımı

8.7. BEZELYE (Pistim L.) CİNSİ
8.7.1. Yem Bezelyesi-Pisum sativum ssp. Arvense L.
8.7.1. Bitkinin Tanımı
8.7.2. İklim ve Toprak İstekleri
8.7.3. Önemi ve Kullanılması
8.7.4. Tarımı

9. Buğdaygil Yembitkileri Genel Yapısal Özellikler
9.1. Vegetatif Özellikler
9.1.1. Kök (Radix)
9.1.2. Gövde (Culmus)
9.1.2.1. Kök-sap (Rhizome)
9.1.2.2. Sülük (Stolon)
9.1.2.3. Yumak
9.1.3. Yaprak (Folia)
9.1.3.1. Yaprak Ayası (Lamına)
9.1.3.2. Yaprak Kını (Vagina)
9.1.3.3. Yakacık=Dilcik (Ligula)
9.1.3.4. Kulakçık (Auricula)
9.1.3.5. Yaprak Ayası Tabanı

9.2. Generatif Özellikler
9.2.1. Çiçek (Floş)
9.2.1.1. Dişi Organ (Gynoecium)
9.2.1.2. Erkek Organlar (Androecium)
9.2.2.3. İç Kavuz ve Kapçık (Palea inferior ve Palea superior)
9.2.2.4. Kılçık (Aristo)
9.2.3. Çiçek Durumu (inflorescentia) = Başakçık Toplulukları
9.2.3.1. Başak (Spica)
9.2.3.2. Başağımsı Salkım (Raceme)
9.2.3.3. Salkım (Panicula)
9.2.4. Tohum ve Meyve
9.2.4.1. Kabuk
9.2.4.2. Besi Doku (Endosperm)
9.2.4.3. Cücük (Embriyo)

9.3. ÇİM (Lolium L.) CİNSİ
9.3.1. Bitkilerin Tanımı
9.3.2. Çimlerin İklim ve Toprak İstekleri
9.3.3. Çimlerin Önemi ve Kullanılması
9.3.4. Çim Tarımı

9.4. AYRIK (Agropyron Gaertn.) CİNSİ
9.4.1. Ayrıkların Bitkisel Tanımları
9.4.2. İklim ve Toprak İstekleri
9.4.3. Ayrıkların Önemi ve Kullanılması
9.4.4. Ayrık Tarımı

9.5. TİLKİ KUYRUĞU (Alopecurus L.) CİNSİ
9.5.1. Çayır Tilki Kuyruğu - Alopecurus pratensis L.
9.5.1.1. Bitkinin Tanımı
9.5.1.2. İklim ve Toprak İstekleri
9.5.1.3. Önemi ve Kullanılması
9.5.1.4. Tarımı

9.6. KÖPEK KUYRUĞU (Phleum) CİNSİ
9.6.1. Çayır Köpek Kuyruğu - (Phleum pratense L.)
9.6.1.1. Bitkinin Tanımı
9.6.1.2. İklim ve Toprak İstekleri
9.6.1.3. Önemi ve Kullanılması
9.6.1.4. Tarımı

9.7. DOMUZ AYRIĞI (Dactylis L.) CİNSİ
9.7.1. Domuz Ayrığı - Dactylis glomerata L.
9.7.1.1. Bitkinin Tanımı
9.7.1.2. İklim ve Toprak İstekleri
9.7.1.3. Önemi ve Kullanılması
9.7.1.4. Tarımı

9.8. BROM (Bromus l) CİNSİ
9.8.1. Kılçıksız Brom - Bromus inermis Leyss.
9.8.1. Bitkinin Tanımı
9.8.2. İklim ve Toprak İstekleri
9.8.3. Önemi ve Kullanılması
9.8.4. Tarımı

9.9. SALKIM OTU (Poa l.) CİNSİ
9.9. 1. Çayır Salkım Otu - Poa pratensis L.
9.9.1.1. Bitkinin Tanımı
9.9.1.2. İklim ve Toprak İstekleri
9.9.1.3. Önemi ve Kullanılması
9.9.1.4. Tarımı

9.10. YUMAK OTU (Festuca l.) CİNSİ
9.10.1. Yumak Otlarının Bitkisel Tanımı
9.10.2. İklim ve Toprak İstekleri
9.10.3.Tarımları
 
 
 

1. Yem Bitkilerinin Tanımı Ve Önemi

1.1. Yembitkilerinin Tanımı
Otobur hayvanların yaşayabilmeleri ve kendilerinden beklenen ürünleri verebilmeleri için, gereksinim duydukları unsurları bünyelerinde taşıyan ve belirli ölçülerde yedirildiklerinde hem hayvan sağlığına, hem de hayvansal ürünlere zarar vermeyen, gerek kültürü yapılan, gerekse doğada kendiliğinden yetişen bitkilere "yembitkileri" adı verilmektedir.

Yembitkilerinin tarım sistemi içerisinde ve hayvan beslemedeki önemleri, aşağıdaki özelliklerinden kaynaklanmaktadır.

1.2. Yem Bitkileri Kültürünün Tarihçesi Ve Ülkemizdeki Yeri
 
Yem bitkileri yetiştiriciliğine insanların göçebelikten yerleşik hayata geçtikleri dönemden itibaren başlanmıştır. Yem bitkileri yetiştiriciliği ile ilgili ilk kayıtlara Çin’de rastlanmıştır. M.Ö. 2800 yıllarında Çinlilerin koca baklayı tane yem amacıyla yetiştirdikleri bilinmektedir. Yaygın olarak kültüre alınan en eski yem bitkilerinden biri de yoncadır. Yoncanın M.Ö. 1350 yıllarında Anadolu’da Hititler tarafından yetiştirildiği ve hayvanlara kış mevsiminde kuru ot olarak yedirildiği Hitit kitabelerinde bildirilmektedir.

Yem bitkilerinin tarımsal açıdan öneminin bilinmesine karşın düzenli ve bilinçli bir şekilde tarımın yapılması ancak 17. Yüzyıldan sonra Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde başlanmıştır. Ülkemizde ise bu alandaki çalışmalara ancak içinde bulunduğumuz yüzyılda başlanmıştır.

Evcil hayvanların kuru ve yeşil ot, silo yemi, tane ve yumru yem ihtiyacını karşılamak üzere tarla topraklarında yetiştirilen bitkiler olarak tanımlayabileceğimiz yem bitkileri ülkemiz için oldukça önemlidir. 1989 istatistiklerine göre 27,8 milyon hektar olan ekim alanımızın yaklaşık 600.000 hektarında yem bitkileri tarımı yapılmaktadır. Bunun yaklaşık olarak %2,15’lik bir orana tekabül ettiği görülmektedir. Oysa zirai yönden ileri gitmiş ülkelerde bu oran %25-60 arasında değişmektedir. Örneğin Avustralya’da aynı oran %53,6, A.B.D.’de %38,8, İngiltere’de %38,4 ve Batı Almanya’da %30,2 civarındadır.

Bugün için yurdumuzda yaygın olarak “geleneksel dörtlü” adı verilen yonca, korunga, fiğ ve burçağın tarımı yapılmaktadır. Bu yem bitkileri içerisinde en geniş ekimin hızla azaldığı göze çarpmaktadır. 1989 istatistiklerine göre yurdumuzda halen 257000 ha fiğ, 184000 ha yonca, 92.000 ha korunga ve 12.000 ha burçak ekilmektedir.

Ülkemizde önceki özellikle hayvansal ürünlerin pazarlanmaması ve ucuz olmaları, mevcut yerli ırkların verimsiz olması, çiftçinin yem bitkilerini yeterince tanımaması nedeniyle önemini tam olarak idrak edememesi ve diğer bazı nedenler yem bitkileri tarımının gelişmesini önlemiştir. Ancak son yıllarda hayvansal ürünlerin iyi fiyatla Pazar bulması, kültür ırklarının hızla artışı ve yurt çapında hayvansal ürünleri işleyen işletmelerin çoğalması nedeniyle yem bitkileri tarımı da gelişmeye başlamıştır.
 
  1. Hayvan Besleme Yönünden Önemleri
  2. Yembitkileri günümüzün en ucuz yem üretim kaynağıdırlar. Yüksek verimli yonca, çayır üçgülü gibi bazı bitkilerden uygun koşullarda 2 ton/da kuru ot verimi alınabilirken, bazı mısır ve sorgum çeşitlerinden elde edilen verim 5 ton/da' a kadar çıkabilmektedir.
  3. Yembitkileri, çiftlik hayvanlarının mide mikrofloraları için gerekli olan besin maddelerini, yeterli ve dengeli bir oranda içermektedirler. Hayvanların sindirim sistemlerinin daha düzenli çalışmasına yardımcı olan ve özellikle selüloz gibi maddelerin kolay sindirilmesini sağlayan mikroorganizmalar için, gerekli besin maddelerini bünyelerinde bulundurmaktadırlar.
  4. Besicilikte en ucuz ve dengeli mineral ve vitamin kaynağını yembitkileri oluşturmaktadır.
  5. Yembitkileri ile yeterli ve dengeli beslenen hayvanların üreme güçleri artmaktadır.
  6. Yembitkileri ile beslenen hayvanlardan daha yüksek ve nitelikli hayvansal ürünler sağlanmaktadır. Günümüzde köy tavuğu ve yumurtasının, ya da merada otlayan hayvanların et ve sütünün tercih ediliyor olması, yembitkilerinin besicilikteki bu üstün özelliklerinden kaynaklanmaktadır.
 
1.4. Tarım Sistemi İçindeki Önemleri
  1. Özellikle baklagil yembitkileri derinlere inen kökleri ile buralarda bulunan besin maddelerinden yararlanabildikleri gibi, bu maddeleri toprağın üst katmanlarına taşırlar.
  2. Kuvvetli kök sistemleri ile toprağı gevşeterek, toprağın drenajını, havalanmasını ve fiziksel özelliklerini iyileştirirler.
  3. Kuvvetli kök ve gövde yapıları ile toprağı erozyona karşı koruyarak, toprak ve su kaybını önlerler.
  4. Bol miktarda kök artığı bıraktıklarından, toprağı organik madde yönünden zenginleştirirler.
  5. Gür ve sık yapıda olan toprak üstü akşamlan ile gölge tavı oluşturarak, topraktaki mikroorganizma etkinliğini artırırlar.
  6. Baklagil yembitkileri, köklerinde ortak yaşayan Rhizobium bakterileri yardımıyla, atmosfer havasında bulunan azotu bitkilerin yararlanabileceği forma dönüştürüp toprağa bağladıklarından, toprağın kimyasal özelliklerinin iyileşmesini sağlarlar.
  7. Bazı yembitkilerinin yetişme süreleri kısadır. Ekim nöbeti sistemleri içerisinde ana ürünlerin araziyi boş bıraktıkları devrelerde, yetişme süreleri kısa olan fiğ türleri, yem bezelyesi, mürdümük gibi yembitkileri yalnız veya yulaf, arpa, triticale gibi tahıllarla karışık ekilerek, hem önemli miktarda kaliteli kaba yem üretimi sağlanır, hem de arazi daha verimli kullanılmış olur.
  8. Yembitkileri tarıma yeni açılacak alanlarda, kuru tarımdan sulu tarıma geçilecek yerlerde ve herhangi bir nedenle üst toprak tabakası alınmış tarım arazilerinde öncü bitki olarak önem taşırlar. Bu tip alanlarda belirli bir süre uygun yembitkileri yetiştirilerek, toprağın diğer kültür bitkilerinin yetişmesi için uygun duruma gelmesi sağlanır.
  9. Bazı yembitkileri yeşil kuşak oluşturulmasında, park, bahçe, karayolu şevleri, göl, gölet, baraj çevreleri, futbol sahaları ve hava alanlarının yeşillendirilmesinde kullanılır.
  10. Bazı yembitkileri parfüm ve pastırma endüstrisinde, pelet ve hidrate yem yapımında kullanılır.
  11. Başta korunga, taş yoncaları ve ak üçgül olmak üzere, baklagil yembitkilerinin çiçekleri çok zengin balozu (nektar) ve polen taşıdıklarından, arıcılıkta kaliteli bal üretimi açısından çok önemlidirler.

2. Yembitkilerinin Sınıflandırılması

Tarla bitkileri olarak adlandırılan bitkiler, yetiştirilme ve kullanım amaçlarına göre; yembitkileri, tahıllar, endüstri bitkileri ve yemeklik tane baklagiller olmak üzere dört ana gruba ayrılmaktadır. Her bir grup da kendi içerisinde değişik şekillerde alt gruplara ayrılabilmektedir.

Örneğin; yembitkileri botanik yönden; baklagiller, buğdaygiller ve diğer familyalara giren bitkiler. Sıcaklık istekleri yönünden; serin mevsim, sıcak mevsim. Ömür uzunlukları yönünden; tek yıllık bitkiler, iki veya çok yıllık bitkiler. Yetiştirme ve değerlendirme amacı yönünden; kuru ot yembitkileri, yeşil yembitkileri, silaj bitkileri, tane yembitkileri, yeşil gübre bitkileri ve öz sulu yembitkileri şeklinde sınıflandırılabilir.

2.1. Botanik Yönden sınıflandırma
  1. Baklagil Yembitkileri: Baklagil (Leguminosae) familyası içerisinde yer alan bitkileri kapsar. Yonca (Medicago sp.), üçgül (Trifolium sp.), fiğ ( Vicia sp.), korunga (ünobrychis sp.), bezelye (Pisum sp.), gazal boynuzu (Lotus sp.), mürdümük (Latyrus sp.) ve acı bakla (Lupinus sp.) türleri, baklagiller familyasına giren en önemli yembitkileridir.
  2. Buğdaygil Yembitkileri: Buğdaygil (Gramineae) familyasına giren bitkileri ifade etmektedir. Bu gruba giren yembitkilerinin en önemlileri çim (Lolium sp.), ayrık (Agropyron sp.), salkım otu (Poa sp.), yumak otu (Festuca sp.), kanyaş (Sorghum sp.), tilki kuyruğu (Alopecurus sp.), köpek kuyruğu (Phleum sp.) ve köpek dişi (Cynodon sp.) türleridir.
  3. Diğer Familyalara Giren Yembitkileri: Bunların en önemlileri, hayvan pancarı (Beta vulgaris var. rapa), çayır düğmesi (Sanguisorba minör), yemlik horoz ibiği (Amaranthus sp.), hayvan havucu (Daucus carota ssp. sativus), yer elması (Helianthus tuberosus)'dur.
2.2. Sıcaklık İstekleri Yönünden Sınıflandırma
Yembitkileri sıcaklık istekleri yönünden iki gruba ayrılırlar.
  1. Serin mevsim yembitkileri
  2. Sıcak mevsim yembitkileri
Özellikle vegetatif gelişmesini serin ve nemli havalarda yapan yembitkilerine serin mevsim, sıcak havalarda tamamlayanlara ise sıcak mevsim yembitkisi adı verilmektedir. Bitkilerde büyüme ve gelişme, belirli dönemlerde gerekli optimum sıcaklığa bağlıdır.

Serin mevsim yembitkilerinin büyümeleri ve gelişmeleri için günlük ortalama sıcaklık en az + 4 °C olmalıdır. Bu bitkiler çoğunlukla sonbahar yağışlarıyla birlikte büyümeye başlarlar. Kışları soğuk geçen bölgelerde, günlük ortalama sıcaklık + 4 °C'nin altına düştüğünde büyümelerini durdurarak, kışı durgun halde geçirirler. İlkbaharda hava sıcaklığının artmasıyla birlikte yeniden büyümeye başlarlar. Yaz sıcaklıkları ve kuraklık başlamadan önce tohum oluşturarak, tekrar sonbahara kadar durgun döneme girerler. Çoğu serin mevsim yembitkileri kışlan ılık geçen Ege ve Akdeniz Bölgeleri kıyı şeridinde, kışın sürekli gelişme göstermektedirler. Bunlara; çok yıllık çim, domuz ayrığı, yumrum yem kanyaşı, yüksek otlak ayrığı ve otlak ayrığı gibi buğdaygil yembitkileri ile yaygın fiğ, tüylü fiğ, mürdümük ve peru kökenli yonca çeşitleri örnek olarak gösterilebilir. Ancak kayseri yoncası gibi bazı serin iklim yembitkileri, kışa girmeden önce rozet oluşturarak kışı durgun halde geçirmektedirler.

Sıcak mevsim yembitkileri, büyüme ve gelişmeleri için günlük ortalama sıcaklığın en az 10-12 °C olmasını isterler. İlkbaharda havaların ısınmasıyla birlikte gelişmeye başlarlar. Bu gelişme yaz boyunca devam eder. Sonbaharda havalar soğumaya başlamadan önce tohum oluşturarak gelişmelerini tamamlarlar. Kışı durgun halde geçirirler. Bazı sıcak mevsim yembitkileri Ege ve Akdeniz sahil kuşağında, kış aylarında günlük ortalama sıcaklık çok düşmediğinden, gelişme gösterebilmektedirler. Bunlara lüpen, adi pirinç otu, san ve yeşil sakal otu gibi yembitkileri örnek olarak gösterilebilir.

 Çizelge 1. Önemli Serin Mevsim Yembitkileri
Biçim Zamanı Kuru Madde Verimi (kg/da) Protein Oranı (%) Protein Verimi (kg/da) Selüloz Verimi (kg/da)
Tomurcuklanma 1053.25 21,6 227.88 277.88
%10 Çiçeklenme 1163.38 20,9 243.13 329.13
Tam Çiçeklenme 1133.13 18,7 212.25 372.50
 Çizelge 2. Önemli Sıcak Mevsim Yembitkileri
Baklagiller
Latince Adı Türkçe Adı
Glycine max Soya fasulyesi
Vigna sinensis Yem börülcesi
Lupinus albus Ak lüpen
Lupinus luteus Sarı lüpen
Lupinus angustifolius Mavi lüpen
Phaseolus mungo Maş fasulyesi
 
Buğdaygiller
Andropogon ischaemum Sarı sakal otu
Andropogon grylius Yeşil sakal otu
Cynodon dactylon Köpek dişi
Panicum spp. Darı türleri
Paspalum dilatatvm Adi yalancı darı
Echinocloa crus-galli Adi tavuk darısı, darıcan
Digitaria sanguinalis Kan parmak dansı, çatal otu
Seteria italica İtalyan cin darısı, cin dan
Sorghum bicolor Sorgum, kocadan
Sorghum sudanense Sudan otu
Sorghum halepense Halep otu, geliç, kanyaş
Buchleo dactyloides Manda otu
Chloris gayana Rodos otu

2.3. Ömür Uzunlukları Yönünden Sınıflandırma
Yembitkileri ömürleri yönünden üç grupta toplanabilir.

Yıllık Yembitkileri: Bir yıl içerisinde vejetatif ve generatif gelişmesini tamamlayan yembitkilerine tek yıllık yembitkileri denir. Tek yıllık yembitkilerinden her yıl ürün almak için, her yıl yeniden ekilmeleri gereklidir. Tarla koşullarında yetiştirilen tek yıllık yembitkileri sonbaharda veya ilkbaharda ekilirler ve aynı yıl içerisinde hasat edilerek tarlayı terkederler.

Tek yıllık yembitkileri kışlık tek yıllık ve yazlık tek yıllık yembitkileri olmak üzere ikiye ayrılırlar. Kışlık tek yıllık yembitkileri sonbaharda ekilirler. Kışı soğuk geçen bölgelerde kışı durgun halde geçirirler. İlkbaharda yeniden büyümeye ve gelişmeye başlarlar.

Çizelge 3. Tek, İki ve Çok Yıllık Bazı Yembitkileri
                        Tek Yıllık Yembitkileri
Latince Adı Türkçe Adı
Vicia ervilia Burçak
Vicia villosa Tüylü fiğ
Vicia narbonensis Koca fiğ
Vicia sativa Yaygın fiğ
Vicia pannonica Macar fiği
Pisum arvense Yem bezelyesi
Lathyrus sativus Mürdümük
Lupinus alba Aklüpen
Trifolium subterraneum Yer altı üçgülü
Trifolium alexandrinum İskenderiye üçgülü
Medicago scutellata Çanakvari yonca
Medicago hispida Sert tüylü yonca
Glydne max Soya fasulyesi
Vigna sinensis Yem börülcesi
Seteria italica İtalyan cmdansi, çından
Panicum müiaceum Kumdan
Sorghum bicolor Sorgum, Kocadan
Sorghum sudanense Sudan otu
Zea mays Mısır
İki Yıllık Yembitkileri
Melilotus alba Ak taşyoncasi
Melilotus offidnalis San taşyoncasi
Trifolium pratense Çayır üçgülü (bazı tipleri)
Beta vulgaris var. Rapacea Hayvan pancarı
Helianthus tuberosus Yer elması
 
Çok Yıllık Yembitkileri
Medicago sativa Yaygın yonca
Onobrychis sativa Korunga
Trifolium repens Aküçgül
Trifolium fragiferum Çilek üçgülü
Lotus comiculatus San çiçekli gazal boynuzu
Agropyron sp Ayrık türleri
Bromus inermis Kılçıksız brom
Dactylis glomerata Domuz aynği
Elymus junceus Yabani otlak arpası
Phleum pratense Çayır köpek kuyruğu
Poa pratensis Çayır salkım otu
Phalaris tuberosa Yumrulu yem kanyaşi
Phalaris arundinacea Bataklık yem kanyaşi
Festuca arundinacea Kamışsı yumak
Festuca ovina Koyun yumağı
Chloris gayana Rodos otu
Paspalum dilatatum Adi yalancı dan
Paspalum notatum Parlak yalancı dan
Sorghum rtalepense Halep otu (Geliç, Kanyaş)
 
Amaca göre uygun bir dönemde kuru ot veya tohum için hasat edilirler. Kışı aşın derecede soğuk geçen bölgelerde, kışlık tek yıllık yembitkileri ilkbaharda ekilirler. Yazlık tek yıllık yembitkileri kış soğuklarından zarar gördükleri için, hatta öldükleri için ilkbaharda ekilirler. Yaz boyunca gelişme gösterirler ve sonbahara kadar gelişmelerini tamamlarlar.

İki Yıllık Yembitkileri: Generatif gelişmelerini iki yılda tamamlayan yembitkilerine, iki yıllık yembitkileri denir. Bu bitkiler genellikle ilk yıl vejetatif, ikinci yılda generatif gelişmelerini tamamlarlar. Örnek olarak, hayvan pancarı ve yer elması gösterilebilir. 3. Çok Yıllık Yembitkileri: Ömürleri iki yıldan daha fazla olan yembitkileridir. Bir kısmı 3-5 yıl içinde ömürlerini tamamladığı halde, çoğu daha uzun yıllar yaşamını sürdürür. Örneğin korunga 3-5 yılda ölmesine karşın, yonca ve rodos otu elverişli koşullarda 30-40 yıl yaşamını sürdürebilmektedir. Ancak, uzun ömürlü yembitkilerinin verimleri yaşlandıkça azalmaktadır. Bu nedenle korungalık üçüncü, yoncalık sıcak bölgelerde 4-5'inci yılın sonunda sökülerek yerini diğer bitkilere bırakır.

2.4. Yetiştirme ve Değerlendirme Amacı Yönünden Sınıflandırma

Yembitkileri belirli amaçlar için yetiştirilmektedir. Bir yembitkisi silo yemi, yeşil ot, kuru veya tane amacıyla kullanılabilirse de, ekonomik ve yararlılık yönünden yetiştirme amaçlarından birine daha uygun, daha elverişlidir. Yembitkileri yetiştirme ve değerlendirme amaçlan yönünden şu alt gruplara ayrılmaktadır.

Yeşil Ot Yembitkileri: Yeşil ot elde etmek için yetiştirilen yembitkileridir. Bunlara aynı zamanda hasıl yembitkileri de denilmektedir. Yeşil iken bol, zengin bir kitleye sahiptirler. Su kapsamları çok yüksektir. Bu bitkiler kurutulduklarında hayvanlar tarafından istekle yenilmemektedir. Örnek olarak İskenderiye üçgülü, sudan otu ve sorgum-sudan otu melezi verilebilir.

Kuru Ot Yembitkileri: Kuru ot elde etmek amacıyla yetiştirilen yembitkileridir. Kuru ot amacıyla değerlendirmeye daha elverişlidirler. Bu yembitkileri daha çok kurutulup saklanarak kış aylarında değerlendirilmektedirler. Örnek olarak; yüksek çayır yulafı (Avena elatior L.), çayır tilki kuyruğu (Alopecurus pratensis L.), Rodos otu (Chloris gayana), Kırmızı üçgül (Trifolium incarnatum L.) ve yonca (Medicago sativa L.) gösterilebilir.

Tane Yembitkileri: Tane ürünü elde etmek amacıyla yetiştirilirler. Taneleri sap, yaprak gibi organlarından daha büyük önem taşımaktadır. Taneleri yoğun yem olarak kullanılmakta, kırılarak veya ezilerek hayvanlara verilmektedir. Bu bitkilerin hasat harman artıkları (kes, saman) da hayvanlar tarafından sevilerek yenmektedir. Örneğin burçak (Vicia ervilia (L.) Wild.), koca fiğ (Vicia narbonensis}, hayvan baklası (Vicia faba) gibi yembitkileri tane yem amacıyla yetiştirilmektedir.

Silo Yembitkileri: Silaj amacıyla yetiştirilen bu yembitkileri, kuvvetli ve zengin yeşil aksama sahiptirler. Yüksek boylu ve iri yapılı olmaları istenir. Yaprak, sap, gövde ve benzeri organlar bakımından da zengin olmaları gerekmektedir. Bu bitkiler genellikle silaj yapılarak, kış aylarında hayvanlara yedirilirler. Örneğin mısır (Zea mays), sorgum (Sorghum bicolor) çok iyi silaj yembitkileridir.

Yeşil Gübre Bitkileri: Toprağın organik maddesini artırmak için yetiştirilen yembitkileridir. Bu bitkiler belirli gelişme dönemlerinde toprağa karıştırılırlar. Yeşil gübreleme amacıyla en fazla lüpen türleri (Lupinus spp.), yaygın fiğ (Vicia sativa), koca fiğ (Vicia narbonensis), taş yoncası türleri (Melilotus spp.), yem bezelyesi (Pisum arvense L.) ve sudan otu (Sorghum sudanense (Piper) Stapf.) gibi yembitkileri kullanılmaktadır.

Özsulu Yembitkileri: Kök, kök-gövde, yumru ve benzeri organlarından yararlanılan yembitkileridir. Örneğin hayvan havucu (Daucus carota subsp. sativus) hayvan pancarı (Beta vulgaria var. rapeceaynm) yumrulan saklanarak kış aylarında hayvanlara yedirilmektedir.

2.5. Diğer Yönlerden Sınıflandırma
Tuzluluğa Tolerans Yönünden Sınıflandırma

Çizelge. 4. Tuzluluğa Tolerans Yönünden Bazı Yembitkilerinin Gruplandırılması
1 . Tuza Çok Toleranslı Yembitkileri
Latince adı Türkçe adı
Lotus comiculatus Sarı çiçekli gazal boynuzu
Agropyron elongatum Yüksek otlak ayrığı
Cynodon dactylon Köpek dişi
Chloris gayana Rodos otu
Festuca arundinacea Kamışsı yumak
Elymus canadensis Kanada otlak arpası
Hordeum vulgare Arpa
2. Tuza Orta Derecede Toleranslı Yembitkileri
Trifoliumfragiferum Çilek üçgülü
Medicago sativa Yonca
Lolium perenne Çok yıllık çim
Bromus inermis Kılçıksız brom
Dactylis glomerata Domuz ayrığı
3. Tuza Az Toleranslı Yembitkileri
Melilotus alba Ak taşyoncasi
Melilotus officinalis San taşyoncasi
Seteria italica İtalyan cindarisi, Cindari
Sorghum sudanense Sudanotu
4. Tuza Toleransı Olmayan Yembitkileri
Pisum arvense Yem bezelyesi
Vicia sativa Yaygın fiğ
Trifolium pratense Çayır üçgülü
Trifolium repens Ak ücgül
A lopecurus pratensis Çayır tilki kuyruğu
Phleum pratense Çayır köpek kuyruğu
Sanguisorba minör Küçük çayır düğmesi

Yembitkileri toprak tuzluluğuna karşı farklı tepki göstermektedirler. Herbir yembitkisi türü belirli tuzluluk derecelerinde gelişme göstermekte, tuzluluk arttıkça gelişmeleri durmaktadır. Bununla birlikte, bazı yembitkisi türleri diğer kültür bitkilerinin yetişemediği tuzlu topraklarda yetişmekte ve bu toprakların ıslahında kullanılmaktadırlar.

Toprak Asilliğine Tolerans Yönünden Sınıflandırma

 Toprak asitliği, bitki gelişimini kısıtlayıcı bir faktör olup, asitlik arttıkça, bitki gelişimini sınırlandırmaktadır. Yembitkileri toprak asitliğine diğer kültür bitkilerinden daha toleranslıdır. Yembitkileri toprak asitliğine tolerans yönünden dört gruba ayrılmaktadır.

 Çizelge 5. Toprak Asitliğine Tolerans Yönünden Bazı Yembitkilerinin Gruplandırılması
1 . Toprak Asitliğine Çok Toleranslı Olanlar (pH=5.0-5.5)
Latince Adı Türkçe Adı
Vigna sinensis Yem börülcesi
Agrostis alba Ak tavus otu
Festuca pratensis Çayır yumağı
2. Toprak Asitliğine Orta Derecede Toleranslı Olanlar (pH=5. 5-6.5)
Trifolium repens Ak üçgül
Vicia sativa Yaygın fiğ
Phleum pratense Çayır köpek kuyruğu
Poa pratensis Çayır salkım otu
Sorghum sudanense Sudan otu
3. Toprak Asitliğine Az Toleranslı Olanlar (pH=6.0-6.5)
Trifolium pratense Çayır üçgülü
Lolium perenne Çok yıllık çim
Bromus inermis Kılçıksız brom
Dactylis glomerata Domuz ayrığı
4. Toprak Asitliğine Toleransı Olmayanlar (pH=6. 5-7.0)
Medicago sativa Yonca
Melilotus officinalis San taşyoncasi
Onobrychis sativa Korunga
Cmoris gayana Rodos otu
 
Kurağa Tolerans Yönünden Sınıflandırma

 Yembitkileri kurağa tolerans yönünden farklılık göstermektedirler. Mevcut yağışı ve toprak nemini en iyi kullanıp, değerlendirebilmek için, yembitkilerinin su isteklerinin bilinmesi gereklidir. Kurağa tolerans yönünden yembitkileri üç gruba ayrılmaktadır. Yembitkilerinin gelişip ürün verebilmeleri için, gerekli olan en az yağış miktarları dikkate alınarak bu sınıflandırma yapılmıştır.

 Çizelge 6. Kuraklığa Tolerans Yönünden Bazı Önemli Yembitkilerinin Gruplandırılması
1. Kurağa Çok Toleranslı Olanlar (Yağış : 300-400 mm)
Latince Adı Türkçe Adı
Onobrychis sativa Korunga
Medicago sativa Yonca
Medicago scutellata Canakvari yonca
Agropyron cristatum Otlak aynği
Frestuca ovina Koyun yumağı
2. Kurağa Orta Derecede Toleranslı Olanlar (Yağış: 400-600 mm)
Trifolium alexandrinum İskenderiye üçgülü
Melilotus officinalis Sarı taşyoncasi
Vicia villosa Tüylü fiğ
Bromus inermis Kılçıksız brom
Dactylis glomerata Domuz aynği
Phalaris tuberosa Yumrulu yem kanyaşi
Sorghum sudanense Sudan otu
3. Kurağa Toleransı Olmayanlar (Yağış: 600 mm'den fazla)
Lotus comiculatus San çiçekli gazal boynuzu
Trifolium pratense Çayır üçgülü
Festuca arundinacea Kamışsı yumak
Lolium perenne Çok yıllık çim
Paspalum dilatatum Adi yalancı dan

 Süs ve Yeşil Alan Bitkisi Olarak Kullanım Yönünden Sınıflandırma

 Yembitkilerinin bazıları park, bahçe ve spor alanlarında süs ve yeşil alan bitkisi olarak kullanılmaktadırlar. Bu yönden yembitkileri iki gruba ayrılabilir.

 Çizelge 7. Başka Şekillerde Kullanım Durumuna Göre Bazı Yembitkilerinin Gruplandırılması
1. Süs Bitkisi Olarak Kullanılanlar
Latince Adı Türkçe Adı
Lathyrus odoratus Güzel kokulu mürdümük
Lupinus polyphyllus Çok yapraklı lüpen
Lotus tetragonolobus Dörtköşeli gazal boynuzu
Trifolium purpureum Erguvanı üçgul
Astragalus sp. Geven
2. Yeşil Alan Bitkisi Olarak Kullanılanlar
Agrostis alba Aktavus otu
Lolium perenne Çok yıllık çim
Milium multiflorum Tek yıllık çim
Cynodon dactylon Köpek dişi
Festuca rubra Kırmızı yumak
Bromus inermis Kılçıksız brom
Festuca ovina Koyun yumağı
Poa pratensis Çayır salkım otu
Festuca arundinacea Kamışsı yumak
Agropyron chstatum Otlak aynği
Trifolium repens Aküçgül
Trifoliu m fragiferum Çilek üçgülü
Phalaris arundinacea Bataklık yem kan yaşı
Phalaris ruberosa Yumrulu yem kanyaşi
Poa trivialis Adi salkım otu
Agrostis tenuis Narin tavus otu
 

3. Türkiye'de Yembitkileri Tarımının Sorunları

 Ülkemizde yembitkileri tarımı ile ilgili olarak birçok sorun vardır. Bu sorunlar çözümlenemediği için de, yembitkileri ekili alanların tüm tarla tarımına oram % 2.5 - 3 düzeyindedir. Çayır meralarımızın durumu, kaliteli kaba yem açığı, her yıl artan bir şekilde devam eden ve ülkemizi çölleşme tehlikesi ile karşı karşıya bırakan toprak ve su kayıpları, tarımda verimliliğin düşük olması, ülkemizdeki çoğrafik yapı ve yağış rejimi, ürün deseni gibi konular gözönüne alındığında, yembitkileri tarımına ayrılan alanın çok yetersiz olduğu ortaya çıkar. Oysa, tarımı gelişmiş ülkelerde tarla tarımı içerisinde yembitkilerine ayrılan alanın oranı % 20 - 40 düzeylerindedir. Ülkemizde yembitkileri ekim oranının, gelişmiş ülkeler düzeyine ulaşmasının önünde engel oluşturan en önemli sorunlara aşağıda değinilmiştir. Bunlar;

 1. Tarım İşletmeleri Çok Küçük ve Araziler Parçalı Yapıdadır.
 
Ülkemizde çiftçi ailesi başına düşen ortalama arazi miktarı çok azdır (yaklaşık 60 da). Mevcut arazilerde çoğunlukla birkaç parça (5-6 parça) halinde bulunduğundan, parseller oldukça küçüktür. Bu araziler her kuşakta miras yoluyla yeniden bölünmektedir. Oysa verimli bir işletmecilik ve uygun bir ekim nöbeti planlaması için, hem arazi hem de parsel büyüklüğünün belirli bir sınırın üzerinde olması gerekir. Köklü bir toprak ve tarım reformu yapılmadan, bu haliyle ülkemizdeki tarım işletmelerinin büyük çoğunluğunda, uygun bir ekim nöbeti uygulamak olanaksız gibi görünmektedir.

 Tarım işletmelerinde yembitkilerine ekim nöbeti sistemi içerisinde yer verilir. Ülkemizdeki tarım işletmelerinin büyük çoğunluğunda ekim nöbetine yer verilmediğinden, yembitkileri ekim alanı çok azdır. Nitekim, toprak ve tarım reformunu gerçekleştirmiş ve tarımı gelişmiş ülkelerde, tarla tarımı içerisinde her yıl yembitkilerine ayrılan alan ortalama % 20 -30 oranında iken, ülkemizde % 2-3 civarındadır. Çünkü, küçük çiftçi aileleri özellikle kendi gereksinmeleri için üretim yapmakta, arta kalan arazilerinde de hemen paraya dönüştürebileceği, kısa dönemde ticari değeri yüksek olan bitkisel ürünleri yetiştirmeyi tercih etmektedirler. Yani, arazi kıtlığı ve geçim sıkıntısı üreticilerin uzun dönemli plan yapmalarını engellemektedir.
 
 2. Tohumluk Sorunu Vardır.

 Ülkemizde yembitkileri tarımının önündeki en önemli sorunlardan birisi de, istenilen tür, çeşit ve nitelikte tohumluğun, uygun bedelle gerekli olduğu zamanda bulunamamasıdır. Yembitkileri tarımı yapılan alan çok yetersiz olduğundan, yembitkileri tohumculuğu sektörü ve buna bağlı olarak bir pazar gelişmemiştir. Son yıllara kadar birkaç devlet üretme çiftliği ve bir-iki özel kuruluş tarafından, az sayıda yembitkisi türünden sınırlı miktarda tohumluk üretimi yapılmaktaydı. Son yıllarda park, bahçe ve farklı amaçlarla kurulan yeşil alanların hızla çoğalması, 1998 yılı başlarında çıkan mera kanununa göre, mera ıslah çalışmalarında kullanılmak üzere, çok fazla miktarlarda değişik tür ve çeşitte yembitkileri tohumlarına duyulan gereksinimin artması, bu sektörde canlanmaya yol açmıştır. Yembitkileri tohumculuğu ile ilgilenen özel kuruluş sayısı çoğalmıştır. Ancak, bu kuruluşların çoğunluğu yurt dışından getirttikleri tohumlukların satış ve dağıtımını yapmaktadırlar.

 3. Değişik Ekolojik Bölgelere Uygun, Yüksek Verimli Çeşitler Islah Edilip Geliştirilememiştir.

 Ülkemizde 15 ana iklim görülmektedir. Ayrıca, coğrafik yapının özelliği nedeniyle, her ana iklim içerisinde birçok alt iklim yaşanmaktadır. Farklı iklim bölgelerinde bu koşullara uyum sağlayıp, nicelik ve nitelik yönünden üstün verim alınabilecek tür ve çeşitler de farklı olacaktır. Oysa alt iklim bölgelerini dikkate almasak bile, ana iklim bölgelerimize uygun çeşitlerimizin belirlenmesi ya da ıslah yoluyla geliştirilmesi çalışmaları çok yetersizdir.

 4. Yembitkilerinin Hayvan Besleme Açısından Önemleri Yeterince Bilinmemektedir.

 Çoğu üretici "besleme" ile "doyurma" arasındaki farklılığı tam anlamıyla bilmemektedir. Bu nedenle, çoğu zaman tahıl kes ve samanlarının yembitkilerinin yerini tutabileceği düşünülmektedir. Ülkemizin hemen her bölgesinde tahıl samanları bolca bulunduğundan, yembitkileri tarımı ihmal edilmektedir. Oysa hayvan beslemede saman hiçbir zaman yembitkilerinin yerini tutamaz. Saman bir dolgu maddesidir ve hayvanı sadece doyurur. Saman selülozik yapısı nedeniyle, rumende şişerek hayvana tokluk duygusu verir. Ancak, hayvanın samanı sindirebilmek için harcadığı enerji, samandan kazandığından daha fazladır. Yembitkilerinde selüloz oranı düşük olduğundan, kolay sindirilebilmeleri ve samanın bir kaç katı daha çok besin maddeleri içermeleri nedeniyle, çayır ve meralar ile birlikte hayvanların temel besin kaynağı durumundadır.

 5. Hayvansal Ürünlerin İşlenmesi, Satışı ve Dağıtımı Konusunda Çok Ciddi Sorunlar Vardır.

 Özellikle gelişmiş ülkeler başta olmak üzere çoğu ülkede üreticiler, kooperatifler ve birlikler oluşturarak sorunlarını çözmekte ve haklarını korumaktadırlar. Ülkemizde ise, birkaç sınırlı yöre dışında üreticiler örgütsüzdür. Üretici ve tüketicileri korumak ve sağlıklı, dengeli bir piyasanın oluşmasını sağlamak amacıyla kurulmuş olan Türkiye Süt Endüstrisi Kurumu, Et ve Balık Kurumu gibi devlet kuruluşlarının sahip olduğu işletmelerin bir kısmı özelleştirilmiş, geri kalanlarda çok az sayıda üreticiye hizmet verebilmektedir. Bu durumda üreticiler ürünlerini genellikle, kısa sürede çok para kazanma mantığıyla davranan tüccarlara ve özel kuruluşlara satmak zorunda kalmaktadırlar. Üreticiler ürünlerini ancak maliyet fiyatına veya zararına satabilmekte, tüketicilerde aynı ürünleri pahalı tüketmektedirler.

 Sonuçta üreticiler yeterli kazanç elde edemeyince, üretim maliyetlerini kısmaktadırlar. Hayvansal üretimde yem maliyeti % 70 gibi yüksek bir oranda olduğundan, ilk kısıntı burada yapılarak, hayvana kaliteli kaba yem yerine saman verilmektedir. Zaman içerisinde ortaya çıkan krizlerin de etkisiyle, büyük üreticiler piyasadan çekilmektedir. Küçük üreticiler de çoğunlukla olaya ticari bakmayıp, kendi gereksinimleri için hayvan beslediğinden, yembitkileri tarımı yerine, diğer tarla ve bahçe ürünleri artıkları ile besleme yapmaktadırlar. Hayvan yetiştiricileri yaptıkları işten yeterince kazanabilselerdi, mutlaka hayvansal ürünlerin nicelik ve niteliğini yükselten, kaliteli kaba yemleri üretmek için daha çok yembitkileri tarımı yaparlardı.

 6. Yembitkilerinin Hayvan Besleme Dışındaki Yararları Tam Olarak Bilinmemektedir.

 Yembitkilerinin hayvan yemi olma niteliği dışında, sağladığı daha birçok yarar vardır. Bu yararlar ilgili çoğu insan tarafından tam olarak anlaşılmış değildir. Yembitkileri, toprak üzerinde sürekli bir yeşil örtü ve halı gibi kuvvetli çim kapağı oluşturarak, yağmur damlalarının kinetik enerjisini kırmaları, yüzey akışını engellemeleri, toprağı organik madde yönünden zenginleştirmeleri ve suyun toprağın alt katmanlarına daha iyi süzülmesini sağlamaları nedenleriyle, toprak ve su korumada çok etkilidirler. Yembitkileri toprağa bol miktarda besin maddeleri ve organik madde kazandırırlar. Böylece tarım topraklarının verimliliğinin artarak sürmesini sağlarlar. Belirli bir bölgede aynı kültür bitkisinin uzun süreli ve düzenli yetiştiriciliği yapılırsa, o bitkiye özgü hastalık, zararlı ve yabancı ot yoğunluğu artar. Yembitkileri ekim nöbetine alındığında, bu etmenlerin yoğunluğunun artması engellenir. Sonuçta, hastalık, zararlı ve yabancı otlarla savaşım maliyetleri azalır, ürünün nitelik ve niceliği artar. Yembitkileri karbondioksit tüketip, oksijen üreterek ve toz parçacıklarını emerek, hava kalitesinin yükselmesine katkıda bulunurlar. Fotosentez yoluyla güneş enerjisinin kimyasal enerjiye (şeker, nişasta vb.) dönüşmesini sağlarlar. Bu konu ile ilgili daha ayrıntılı bilgi "Yem bitkilerinin Önemi" başlığı altında verilmiştir.

 7. Yembitkileri Tarımında Ekim, Bakım, Hasat, Harman ve Değerlendirme, gibi İşlemler Çok İyi Bilinmemektedir. Bu İşlemleri Gerçekleştirmek İçin Gerekli Olan Alet ve Ekipman Yetersizdir.

 Diğer birçok kültür bitkisi ile kıyaslanınca, yembitkileri tarımının başlangıcı oldukça yenidir. Aynı zamanda yembitkilerinde tür zenginliği hayli fazladır. Diğer yandan ülkemizde yembitkileri tarımı yapan üretici sayısı ve üretim alanı çok kısıtlıdır. Yukarıda sayılan nedenlerden dolayı ülkemizde farklı yembitkisi türlerinin tarımında, toprak ve tohum yatağı hazırlığı, ekim zamanı ve yöntemleri, gübreleme, sulama, hastalık ve zararlılarla savaşım, tohumluk üretimi, hasat, harman, kurutma, silaj yapma gibi değerlendirme işlemleri, depolama vb. konularda üreticilerin bilgi birikimi ve deneyim eksiklikleri vardır.

 Ayrıca, çoğu yembitkisi türlerinde tohumların küçük olması ve kullanım amacı farklılığı nedeniyle, kültürel işlemler yerine getirilirken, diğer bitkilerde kullanılanlardan farklı alet ve ekipmanlara gereksinim vardır. Gerek yembitkisi tarımı yapılan alanın azlığı, gerekse bu alet ve ekipmanların fiyatı küçük ve orta düzeyli üreticilerin satın alma gücünü aştığından sıkıntı yaşanmaktadır. Sonuçta, sayılan nedenler yembitkileri tarımının yaygınlaşmasının önünde engeller oluşturmaktadır.

 8. Yembitkileri Tarımında Başlangıçta Yapılan Harcamalar, Diğer Kültür Bitkilerine Göre Daha Çoktur.

Yembitkilerinin çoğunluğu küçük tohumlu olduklarından, toprak ve tohum yatağı hazırlığının çok özenle yapılması gerekir. Yembitkileri ekilecek toprağı ekime hazır duruma getirebilmek için, diğer kültür bitkilerinde yapılanlardan daha çok işlem uygulanır. Başlangıçta uygulanan fazla sayıdaki işlem üretim girdilerini artırır. Ayrıca türlere göre değişmek üzere, yembitkileri tohumlukları oldukça pahalıdır. Sayılan nedenlerle yembitkileri tarımında başlangıçta yapılan harcamalar, diğer kültür bitkileriyle kıyaslanınca daha yüksektir. Bu durum yembitkileri tarımının yaygınlaşmasını olumsuz yönde etkilemektedir.

 9. Yembitkileri Tarımında Üretilen Ürünler Daha Geç Paraya Dönüşür.

 Yembitkileri dışında hemen tüm kültür bitkilerinde, elde edilen ürün hasattan sonra bekletilmeden alım yerine ulaştırıldığı anda, çoğu zaman parasal karşılığı alınabilir. Yembitkilerinde ise, üretilen yemler bir yıla yayılan zaman içerisinde hayvana yedirilir. Elde edilen et, süt, yumurta ya doğrudan, ya da peynir, tereyağı, sucuk, salam, sosis, pastırma gibi ürünlere işlendikten sonra satılarak ancak paraya dönüştürülebilir.

 10. Yembitkilerinden Alınan Ürünlerin Hem Satış, Depolama ve Korunması Zordur, Hem de Çok Yer Kaplar.

 Tarımsal ürünlerin çoğunda kamu kuruluşları tarafından destekleme alımları yapılır. Böylece üretilen ürünler belirli bir taban fiyattan alınarak dengeli bir piyasa oluşumu sağlanır. Ya da teslim edilen ürünler için kilo başına prim verilerek, üretici belirli düzeyde korunmaya çalışılır. Hepsinden önemlisi de üretici ürününün hepsini satma şansına sahiptir. Yembitkilerinde ise böyle desteklemeler yoktur. "Yem Ofisi" veya "Yem Borsası" gibi, kaba yem alımı ve satışı yapan kuruluşlar da olmadığından, bu durum ticari olarak yembitkileri yetiştiriciliğini olumsuz etkilemektedir.

 Yembitkileri ot için hasat edildiklerinde, % 15 - 20 kuru madde, % 80 - 85 nem kapsar. Biçilen otlar kurutularak depolanacaksa, nem içeriği % 10-12 düzeylerine düşürülmelidir. Bu zor ve zaman alıcı bir uygulamadır. Ayrıca kurutma sırasında çevirme, toplama gibi işlemler yapılırken kırılma ve dökülme şeklinde ve yavaş kuruma nedeniyle solunum ve kızışma olayları sonucu önemli miktarlarda kayıp ortaya çıkar. Kurutulan otlar iyi havalanan, nem oram düşük depolarda saklanmazsa, yeniden nem alarak kızışma ve çürüme sonucu yem olma özelliğini yitirir.

 Biçilen otlar silaja işlenecekse, nem oranının % 60 - 65'e düşürülmesi, iyice sıkıştırılarak havasızlığın sağlanması, dışarıdan yağmur suyu girişinin önlenmesi, fare, keme gibi zararlıların örtüyü delerek zarar yapmasının engellenmesi, silaj çukuru tabanında sıvı birikmesinin önlenmesi gerekir. Ortam pH'si kısa sürede 4.0 - 4.5'e düşürülerek, bu düzeyin silaj bitinceye kadar korunması gerekir. Özellikle taneleri depolanan ürünlerle kıyaslanınca, yembitkilerinin ister kuru ot, isterse silaj şeklinde işleme ve depolanmaları zordur.

 Yembitkilerinden elde edilen ürünler depolarda çok yer kaplarlar. Örneğin tahıllarda l ton tane ürünü l - 1.5 m3 arası bir hacim kaplarken, gevşek bir tarzda yığılan kuru otlarda bu değer 20 - 22 m3 düzeyindedir. Ürünün depoda çok yer kaplaması depolama masraflarını artırmaktadır.

 11. Yüzyıllardır Süregelen Alışkanlıklar

 Türk toplumunda, Orta Asya'da göçebe veya yan göçebe olarak yaşarken ve göç edilen diğer coğrafyalarda, yerleşik yaşam düzenine geçtikten sonra bile, hayvancılık meraya dayalı olarak sürdürülmüştür. Yüzyıllar boyunca süren bu uygulama, insanlarımızda bazı alışkanlıklar ve düşünce kalıplarının oluşmasına yol açmıştır. "Ot değil mi canım, nasıl olsa her yerde bitiyor. Bir de tarlaya mı ekeceğiz" şeklinde değerlendirmeler yapılmaktadır. Bu anlayışa göre, hayvanın yiyeceği ot boş alanlarda ve meralarda biter. Tarlaya yembitkisi ekildiği zaman yazık edilmiş olur. Oysa, ot olmadan et olamayacağı, süt olamayacağı çok açıktır. Yalnızca üreticilerimizin bir kısmında değil, bazı aydınlarımız, hatta tarımın değişik kolları ile ilgili olan meslektaşlarımızda bile bulunan yukardaki anlayış, son yıllarda giderek azalmaktadır. Bu anlayışın ortadan kaldırılması ve yembitkilerinin sağladığı yararların anlaşılmaya başlanması, yembitkileri tarımını olumlu yönde etkileyecektir.

4. Yembitkileri Tarımında Toprak Ve Tohum Yatağı Hazırlığı

Toprak hazırlığında amaç, yembitkileri yetiştirilecek topraklarda, yembitkilerinin ekimine ve yetişmesine uygun ortam sağlamaktır. Yani, tohum yatağı hazırlığına başlamadan önce, arazi yembitkileri yetiştirilecek duruma getirilmelidir. Bu amaçla dikkate alman özellikler şunlardır:
  • Toprak reaksiyonunun ayarlanması,
  • Toprak neminin ayarlanması,
  • Topraktaki bitki besin maddeleri dengesinin ayarlanması,
  • Toprağın fiziksel yapısının düzeltilmesi ve tesviye edilmesi,
Toprakta uygulanan bu iyileştirici işlemlerden sonra, tohum yatağı hazırlığına geçilir. İyi bir tohum yatağında aranılan özellikler ve bu özellikleri gerçekleştirmek için uygulanan işlemler şöyle sıralanabilir.

 a) Toprak İstenilen Fiziksel Yapıda Olmalıdır: Bu özellik tarlanın sürülmesi, diskaro, tırmık, tapan veya bu aletlerin birleştirilmiş bir şekli olan kombikürüm çekilerek gerçekleştirilebilir. Sürüm sayısı ve derinliği yetiştirilecek bitki türüne, toprak tipine ve sürüm zamanına bağlı olarak değişir.

 b) Toprak Yüzeyi Ufalanmış Olmalıdır: Sürümden sonra tarlanın durumuna göre diskaro, tırmık veya tapan gibi aletler çekilerek bu özellik sağlanabilir. Toprak yüzeyinin ufalanmış olmasının yararlan şunlardır.
  • Bitki kökleri kolayca derinlere inebilir.
  • Toprak nemi daha iyi korunur.
  • Topraktaki bitki besin elementleri daha kolay alınabilir.
  • Toprak daha iyi havalanarak mikroorganizma etkinliği artar.
  • Ekim aletlerinin daha kolay çalışması sağlanır.
c) Tohum Yatağı Bastırılmış Olmalıdır: Başarılı bir yembitkileri yetiştiriciliği için, tohumun mutlaka bastırılmış tohum yatağına ekilmesi gerekir. Tohum yatağı, ekimden birkaç ay önce hazırlanıp kendi haline bırakılarak oturması sağlanır veya tapan, merdane gibi aletlerle bastırılır. Tohum yatağının bastırılmasıyla;
  • Toprağın alt ve üst katmanlarının birbiriyle teması sağlanır.
  • Bitkiler toprak neminden daha iyi yararlanır.
  • Tohumun toprakla daha iyi teması sağlanır.
  • İstenilen ekim derinliği daha kolay ayarlanabilir.
d) Tohum Yatağında Yeterli Nem Bulunmalıdır: Zamanında ekim yaparak veya sulama yoluyla ekimden önce tohum yatağında istenilen nem sağlanabilir. Tohum yatağında yeterli nemin bulunması çimlenme ve çıkışı kolaylaştırır, fidelerin daha iyi gelişmesini sağlar.

 e) Tohum Yatağında Yeterince Bitki Besin Elementleri Bulunmalıdır: Yembitkilerinin iyi gelişme gösterebilmeleri için, toprakta yeterince bitki besin elementi bulunmalıdır. Eksik olan bitki besin elementleri varsa, toprak hazırlığı sırasında verilmelidir. Toprakta bitkilerin gereksinim duydukları besin elementlerinden yeterli miktarda bulunması, yembitkilerinin kök ve gövdelerinin kuvvetli büyümesini ve dolayısıyla verimin artmasını ve elde edilen ürünün niteliğinin yükselmesini sağlar.

 f) Tohum Yatağı Organik Madde Yönünden Zengin Olmalıdır: Organik madde yönünden zayıf olan topraklara çiftlik gübresi veya yeşil gübre uygulanarak, tohum yatağında yeterince organik madde birikimi sağlanabilir. Organik madde; toprak yapısının iyileşmesini, toprağın su ve katyon tutma kapasitesinin yükselmesini ve mikroorganizma etkinliğinin artmasını sağlar. Ayrıca ileri ki yıllar için besin deposu görevi yapar.

 g) Tohum Yatağı Yabancı Otlardan Temiz Olmalıdır: Böylece yabancı otların yembitkileriyle su, ışık ve bitki besin elementleri yönünden rekabet etmesi önlenmiş olur. Yabancı otlan önlemek; yembitkileri yetiştirilecek tarlaya bir yıl önce tahıl ekerek, yembitkilerini koruyucu bitkilerle birlikte ekerek, ilkbaharda yabancı ot tohumlarının çimlenmesini izleyen günlerde yüzlek bir sürüm yaparak veya diskaro çekerek ya da çıkış öncesi yabancı ot ilaçlan kullanarak sağlanabilir. Yembitkisinin ve yabancı otların durumuna göre bu önlemlerden uygun olan biri veya daha fazlası alınabilir.

5. Yetiştirme Tekniği

Yeryüzünün değişik bölgelerinde oldukça fazla sayıda yembitkisi türü yetiştirilmektedir. Ayrıca, her bir türün farklı özellikler taşıyan çok sayıda çeşidi (varyete) geliştirilmiştir. Yetişme istekleri yönünden bu türler ve çeşitler arasında büyük farklılıklar vardır. Her yembitkisi türünün ve hatta aynı tür içerisindeki çeşitlerin iklim ve toprak istekleri farklı olduğu gibi; toprak hazırlığı, ekim, bakım, hasat ve harman gibi konular da da az -çok farklılık görülmektedir. Birçok yembitkisi türü, diğer kültür bitkilerinin ekonomik olarak yetiştirilemediği koşullarda yetiştirilebilir. Değişik yembitkisi türleri çok nemli bölgelerden, çok kurak bölgelere kadar geniş bir alanda yetiştirilebildiği gibi, fakir, kireçli, tuzlu, alkali ve asit karakterli topraklarda da başarıyla yetiştirilebilen yembitkisi türleri bulunmaktadır. Yembitküeri tarımında, yetiştiricilik yapılacak bölgeye uygun tür veya varyetelerin doğru olarak seçimi, başarıyı etkileyen en önemli faktörlerden birisidir.

5.1. Tohumluk

 Tüm kültür bitkilerinde olduğu gibi, yembitkileri tarımında da basan, kaliteli ve saf bir tohumluk kullanılması ile sağlanabilir. Tohumluğun safiyeti çok önemli bir özelliktir. Kullanılacak tohumluğun içerisinde taş, toprak, bitki artıkları gibi yabancı maddelerin yanında, yabancı ot tohumlarının da bulunmaması gerekir. Bu durum çok önemlidir. Bazı yembitkisi tohumlan çok küçüktür. Bu türlerden çok temiz tohum elde etmek mümkün değildir. Örneğin, sakal otlarında safiyet derecesi % 15-20'ye kadar indiği halde, baklagillerin çoğunda safiyetin % 99 olması istenir. Hatta, yonca tohumluğunda bir parazit olan küsküt yönünden safiyetin % 100 olması gerekir. Çünkü yonca tohumluğu içerisinde % l oranında bile küsküt tohumluğu bulunması, çok büyük zarara neden olmaktadır.

 Tohumluğun çimlenme gücü de önemli bir faktördür. Baklagil yembitkilen, buğdaygil yembitkilerine göre, çimlenme güçlerini genellikle daha uzun süre korurlar. Belirli bir süreden sonra, zaman geçtikçe tohumluğun çimlenme gücünde sürekli bir azalma olduğundan, kullanılan tohumluğun taze olması gerekir. Değinilen sakıncaları en aza indirmek veya tümüyle ortadan kaldırabilmek için, eğer mümkünse sertifikalı tohumluk kullanılmalıdır.

 Tohumlukta dikkat edilecek bir diğer özellik de sert tohumluluk oranıdır. Özellikle bazı baklagil yembitkilerinde, tohum kabuğu sert olduğundan, çimlenme için tüm çevresel koşullar uygun olsa bile, tohum beklenen sürede çimlenememektedir. Bu tohumlar toprakta uzun süre canlı kalarak sonradan çimlenebilmektedirler. Sert tohumluluk çayır meralarda istenmesine karşın, yembitkileri yetiştiriciliğinde istenmeyen bir özelliktir. Anadolu üçgülü, ak üçgül, san çiçekli gazal boynuzu, tüylü fiğ gibi bazı baklagil yembitkilerinde sert tohumluluk özelliği yaygındır.

5.2. Ekim Zamanı

 Sıcak mevsim yembitkileri ülkemizin her yerinde ilkbaharda ekilmesine karşın, serin mevsim yembitkileri kışları ılıman geçen kıyı bölgelerimizde sonbaharda, karasal iklimin etkisindeki iç bölgelerde ise ilkbaharda ekilmektedir. Ancak, çok yıllık serin mevsim yembitkileri ilkbaharda ekildiklerinde, ilk yıl çok az ürün alınabilir. Sonbahar ekimlerinde ise bitkiler sonbahar, kış ve erken ilkbaharda kök sistemlerini geliştirdiklerinden, ilkbaharda hızla gelişerek yüksek verim sağlarlar. Bu nedenle, mümkün olan yerlerde sonbahar ekimi tercih edilmelidir.Gerek sonbahar, gerekse ilkbahar ekimlerinde, olabildiğince erken ekim yapılmalıdır, ilkbahar ekimlerinde geç kalınacak olursa, genç fideler yaz kurakları ve sıcaklardan zarar görür. Sonbahar ekimleri gecikirse, fideler yeterince gelişemeden soğuklar başlayacağından, birçok genç fide ölür veya zarar görür. Erken ekim yapmayı gerektiren nedenlerden birisi de, bazı yembitkisi tohumlarının uygun koşullarda bile çimlenme sürelerinin uzun olmasıdır. Örneğin, yumrulu kanyaş tohumlan 28, domuz ayrığı, koyun yumağı ve çayır salkım otu tohumları 21, otlak ayrığı ve kılçıksız brom tohumları ise 14 günde çimlenmektedir.

5.3. Ekim Derinliği

 Ekim derinliği, toprak yapısına ve ekilecek tohum büyüklüğüne bağlı olarak değişir. Ağır topraklarda daha yüzlek, hafif topraklarda ise biraz daha derin ekim önerilir. Toprak yapısına bağlı olarak;
  • Küçük tohumlu yembitkileri : 0.5-2.5
  • Orta tohumlu yembitkileri : 1.5-3.0
  • İri tohumlu yembitkileri : 2.5-7.5 cm   toprak derinliğine ekilmelidir.
  • Küçük tohumlu yembitkileri denince ak üçgül, melez üçgül, aktavus otu, köpek kuyruğu, anadolu üçgülü,
  • Orta tohumlulara yonca, taş yoncası, çayır üçgülü, ayrıklar, kılçıksız brom, çimler,
  • İri tohumlulara fiğ türleri, mürdümük türleri, yem bezelyesi örnek verilebilir.
5.4. Atılacak Tohum Miktarı

 Dekara atılacak tohum miktarı tohumun büyüklüğüne, yağış durumu veya sulama olanaklarına ve üretim amacına (ot veya tohum için üretim) bağlı olarak değişmektedir. Bazı yembitkilerinden dekara atılacak tohum miktarları aşağıdadır.

 Çizelge 9. Bazı Buğdaygil ve Baklagil Yembitkilerinin l kg'inda Bulunan Tohum Sayıları ve Dekara Atılacak Tohum Miktarları
Aşılama Grubu Etkili Olan Rhizobium Türü Etkili Olduğu Baklagil Cinsleri
Yonca Rhizobium meliloti Medicago, Melilotus, Trigonella
Uçgül Rh. trifolii Trifolium
Bezelye Rh. leguminaosorum Vicia, Lathyrus, Lens, Pisum
Fasulye Rh. Phaseoli Phaseolus
Acı Bakla Rh. Lupini Lupirtus, Ornithopus
Soya Rh. japonicum Glycine
Börülce Rh. ssp. Vigna, Arachis, bazı tropik baklagil türleri
Özel Grup Rh. ssp. Lotus, Cicer, Coronilla, Onobrychis

5.5. Yetiştirme Şekilleri

 Yembitkileri ana ürün, ara ürün veya alt bitki şeklinde yetiştirilebilir.

5.5.1. Ana Ürün Olarak Yetiştirme

 Bu sistemde tarla arazisi bir mevsim, bir yıl veya daha uzun süre tek yıllık veya çok yıllık yembitkilerine ayrılmaktadır. Örneğin, Samsun yöresinde yetiştirilen ana ürünler mısır, tütün, buğday, yulaf, çeltik vb. bitkilerdir. Bu bitkilerin yetişme dönemlerinde, arazi herhangi bir yembitkisine ayrılır ve yembitkisi gelişmesini tamamlayıncaya kadar arazide kalmasına izin verilirse, ana ürün olarak yetiştirilmiş olur. Çok yıllık yembitkileri arazide birkaç yıl kaldıklarından, ana ürün şeklinde yetiştirildikleri varsayılabilir.

5.5.2. Ara Ürün Olarak Yetiştirme

 Yılda birden fazla ürünün alınabildiği kıyı bölgelerimizde, iki ana ürünün yetişme dönemleri arasında kalan sürede, arazide yembitkilerinin yetiştirilmesine ara ürün olarak yetiştirme adı verilir. Ara ürün olarak yembitkileri yetiştirildiğinde, hasat zamanı ana ürünleri sınırlamayacak şekilde ayarlanır. Yani, ana ürünün ekim zamanı geldiyse arazideki yembitkisi, hangi gelişme devresinde olursa olsun, biçilerek tarla ana ürün için hazırlanır. Ara ürün olarak yembitkileri yetiştiriciliği genellikle iki şekilde uygulanmaktadır.

 a) Kışlık Ara Ürün Olarak Yetiştirme: Sürekli olarak mısır, tütün, pamuk, ayçiçeği veya yazlık sebzeler gibi ürünlerin yetiştirildiği kıyı bölgelerimizde, bu ürünler hasat edildikten sonra, gelecek yıl tekrar ekilinceye kadar arazi genellikle boş kalmaktadır. Arazinin boş kaldığı bu dönemde uygun yembitkileri yetiştirilirse, bu kışlık ara ürün olarak yetiştirme adını alır. Örneğin, bölgemizde sürekli tütün yetiştirilen arazilerde, türün bitkisi haziran ayı içerisinde araziye şaşırtılmakta ve ekim ayında hasat işlemi bitmektedir. Bazı çiftçiler bu arazilere ekim sonu veya kasım ayı başlarında fiğ + yulaf veya arpa karışımı ekerek, mayıs ayı ortalarına doğru bitkiler hangi gelişme devresinde olursa olsun, biçip araziyi tekrar tütün için hazırlamaktadırlar.

 b) Yazlık Ara Ürün Olarak Yetiştirme: Buğday, arpa, yulaf, kolza vb. kışlık ana ürünlerin sürekli olarak yetiştirildikleri arazilerde, bu ürünler hasat edildikten sonra tekrar ekilinceye kadar arazi genellikle boş kalmaktadır. Yağışların uygun olduğu veya sulama olanağı olan yerlerde bu süre içerisinde, mısır, sorgum, sudan otu gibi bitkiler yetiştirilip, silaj ve hasıl ot amacıyla hasat edilmektedir. Örneğin, bölgemizde tahıllar temmuz ayı içerisinde hasat edildikten sonra, genellikle tarlaya mısır ekilmekte ve ekim ayı başlarında silajlık veya hasıl olarak hasat edilmektedir.

 Gerek yazlık, gerekse kışlık ara ürün olarak yetiştirilen ürünlere, ikinci ürün adı da verilmektedir.

5.5.3. Alt Bitki Olarak Yetiştirme

 Bu sistem daha çok bazı Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde uygulanmaktadır. Sonbaharda kışlık tahıllarla karışık olarak tek yıllık yonca ve üçgüller ekilmektedir. Tahıllar olgunlaşınca, biçerdöverin tablası kaldırılarak yüksekten hasat yapılmaktadır. Tahılların haşatından sonra, geride kalan yonca veya üçgüllerin bir süre daha gelişmesi beklenmekte, ardından koyun veya sığırlarla otlatılmaktadır. Burada tek yıllık yonca veya üçgüller, tahılların yanında alt bitki olarak yetiştirilmektedir.

 Ülkemizde böyle bir uygulama yoktur. Ancak, yeni kurulan meyve bahçeleri, fındıklıklar ve kavaklıkların altında, bitkiler gelişip toprağı tümüyle kapatıncaya kadar bazı yembitkileri yalın veya karışım halinde yetiştirilebilmektedir.

 Yembitkileri yalın olarak ya da ikili veya çoklu karışımlar şeklinde yetiştirilir. Buğdaygil yembitkilerinin çoğunluğu ve yonca, korunga, üçgül gibi baklagil yembitkileri tek başlarına yetiştirilebilmelerine karşın; sürünücü özellik gösteren fiğ türleri, yem bezelyesi ve mürdümük türleri gibi bitkilerin, dik gelişen bir arkadaş bitkiyle birlikte yetiştirilmesinde yarar vardır.
 
 
5.6. Ekim Şekli

 Ekim serpme olarak veya mibzerle yapılabilir. Serpme ekimde tohumlar elle veya dağıtıcı makinelerle toprak yüzeyine serpildikten sonra, diskaro, tırmık veya tapan gibi aletlerle üzeri kapatılır. En ilkel ekim yöntemidir. Sakıncaları;
  • Ekim derinliği ayarlanamaz
  • Bitkiler arasındaki açıklık ayarlanamaz.
  • Mekanik yollarla yabancı ot savaşımı yapılamaz
  • Gereğinden fazla tohum kullanılır
Mibzerle ekim, serpme ekime göre daha üstün bir yöntemdir. Yembitkilerinin ekiminde bu amaçla geliştirilmiş özel mibzerler kullanılır. Üstünlükleri;
  • Tohumlar istenilen derinliğe atılabildiğinden, çimlenme ve çıkış oranı yüksek olur.
  • Bitkiler arasındaki açıklık istenilen şekilde ayarlanabilir.
  • Mekanik yolla yabancı ot savaşımı yapılabilir.
  • Ekimle birlikte gübreleme de yapılabilir.
  • Daha sonra yapılacak sulama ve gübreleme işlemleri daha kolay uygulanabilir.
  • Tohumdan tasarruf sağlanır.
5.7. Baklagil Yembitkisi Tohumlarının Aşılanması

 Bitkisel üretimi sınırlayan en önemli faktörlerden birisi N yetersizliğidir. Bitki dokularındaki N oranı % l - 6 arasında değişmektedir. Bir dekar arazi üzerindeki atmosferde 9 ton kadar N bulunmasına karşın, bitkiler doğrudan bu azotu kullanamamaktadırlar. Toprağa bitkilerin yararlanabileceği formda azot aşağıdaki yollarla kazandırılabilir.
  • Toprağa karışan organik artıkların mineralizasyona uğraması ile.
  • Şimşek, yağmur vb. atmosferik olaylar sonucu toprağa bir miktar azot iner. Bunun yanında endüstriyel yanma ve ozonizasyon olayları da toprağa azot kazandırır.
  • Toprakta bulunan Azotobacter, Clostridium, Cyanobacteria, Rhizobium, Azotla, Actinomycetes gibi değişik organizmalar, serbest veya ortak yaşam yoluyla havanın azotunu toprağa bağlarlar.
  • Fabrikalarda kimyasal olarak, çoğunlukla Haber - Bosch yöntemi ile, üretilen azotlu gübrelerin toprağa verilmesiyle.
 Yapılan tahminlere göre, dünya topraklarına her yıl 260 milyon ton 'kadar N eklenmektedir. Bunun yaklaşık 90 - 175 milyon ton kadarı biyolojik azot fiksasyonu, 40 milyon tonu kimyasal gübreler, 20 milyon tonu endüstriyel gazlar, 15 milyon tonu ozonizasyon ve 10 milyon tonu da şimşek vb. atmosferik olaylarla toprağa kazandırılmaktadır.

 Çizelge 10. Rhizobium Aşılama Gaiplari ve Etkili Olduğu Baklagil Cinsleri
Latince Adı Türkçe Adı 1 kg'daki Tohum Sayısı Dekara Atılacak Tohum Miktarı (kg)
Buğdaygiller
Phalaris arundinacea Yem kanyaşi 1 175 265 0.6-1.1
Lolium perenne Çok yıllık çim 500 535 2.8-3.3
Agropyron cristatum Otlak ayrığı 385 875 0.9-1.8
Elymus canadensis Kanada otlak arpası 253 575 1.1-1.7
Elymusjunceus Rus otlak arpası 385 875 0.9-1.1
Alopecurus pratensis Çayır tilki kuyruğu 1 270 080 1.7-2.8
Phleum pratense Çayır köpek kuyruğu 2712150 0.7-1.3
Agrostis alba Ak tavus otu 1 1 002 950 0.6-1.3
Dactylis glomerata Domuz ayrığı 1 442 070 0.7-1.2
Bromus inennis Kılçıksız brom 299 880 1.1-2.2
Poa pratensis Çayır salkım otu 2712150 0.7-1.1
Festuca ovina Koyun yumağı 1 499 400 1.7-2.8
Baklagiller
Medicago sativa Yonca 441 000 1.7-2.2
Melüotus alba Ak taşyoncasi 573 340 1.1-1.7
Trifolium pratense Çayır üçgülü 606 375 0.4-1.3
Trifolium repens Aküçgül 1 764 000 0.2-0.5
Trifolium fragiferum Çilek üçgülü 661 500 0.7-1.1
Trifolium alcxandrinum iskenderiye üçgülü 441 000 1.7-2.2
Lotus coniiculatus San çiçekli gazal boynuzu 882 000 0.6-0.9
Onobrychis sativa Korunga 352 800 1.7-2.2
Vicia sativa Yaygın fiğ 15445 7.8-9.0
Vicia narbonensis Koca fiğ 6615 15.0-20.0
Vicia vülosa Tüylü fiğ 44100 4.5-5.5
Lupinus albus Ak acı bakla 3308 11.0-13.5
Lathyrus sativus Mürdümük 33075 5.6-6.7
Vigna smensis Börülce 6605 2.2-3.4

 Biyolojik azot fiksasyonu, toprakta serbest yaşayan bakteriler ve baklagil köklerinde ortak yaşayan Rhizobium bakterileri aracılığıyla olmaktadır. Yapılan tahminlere göre, biyolojik yolla kazanılan azotun çoğunluğu, baklagil-rhizobium ortak yaşamı yoluyla sağlanmaktadır.

 Herhangi bir tarlada ilk kez baklagil yetiştirilecekse, o baklagil türünde etkili olan bakteri ırkının toprakta yeterli yoğunlukta bulunmayacağı varsayılarak, aşılama yapılması önerilir. Çünkü her baklagil türünde etkili olabilen bakteri ırkı farklıdır.

 Bakteri aşılaması çoğunlukla tohuma yapılmaktadır. Ancak, tohumların ilaçlı olduğu durumlarda veya tohuma aşılama yapmayı engelleyecek başka nedenler varsa, doğrudan toprağa bakteri aşılaması da yapılabilmektedir. Hazır paketler halinde satılan aşılar, şekerli su ile nemlendirilen tohumların üzerine önerilen oranda dökülerek karıştırılır. Böylece bakteriler tohum yüzeyine yapışır. İyi bir yumrucuk oluşumu için, tohumun çevresinde yeterli sayıda bakterinin bulunması gerekir. Bu sayı, yonca, üçgül vb. küçük tohumlularda 1000 - 5000 bakteri/tohum, soya, fasulye, koca fiğ vb. iri tohumlularda 100 bin - l milyon bakteri / tohumdur.

 Aşılamanın Yararları:
  • Aşılama ile etkili yumrucukların bitkilerin erken devrelerinde gelişmeleri güvence altına alınır.
  • Çimlenme ve sürme devresinde tohumun besi dokusundaki (çenekler) N tükenince, bitki etkili yumrucuklardan azotlu bileşikleri kolayca alabilir. Bitki N fakirliği çekmez, doku ve organlarındaki protein oranı artar.
  • Aşılanan bitkilerin ot ve tohum verimi artar. Aşılama ile ortalama olarak % 10 -15 verim artışı sağlanabilir. Fakir topraklarda bu artış oranı % 25'e kadar çıkabilir.
 Aşılama ile toprağın N bütçesi iyileştirilir. Bir sonraki ürün için azot ve organik madde yönünden zengin, kolay işlenebilir bir toprak kalır.

6. Yembitkileri alanlarının bakımı

 Yembitkilerinde ilk kuruluş masrafları diğer tarla bitkilerine göre daha yüksektir. Çok yıllık yembrtkilen iyi t«sis edilip, gerekli bakım işlemleri yapıldığı zaman, uzun yıllar varlıklarını koruyarak ekonomik olarak ürün verebilirler. Bu nedenle yembitkileri alanlarından ekonomik ürün elde edebilmek için, ekildikleri yıl ve daha sonraki yıllarda bakım işlemleri yapılmalıdır. Yembitkileri alanlarında yapılacak bakım işlemleri; gübreleme, sulama, hastalık - zararlı ve yabancı otlarla savaşımdır.

6.1. Gübreleme

Yembitkilerinden beklenen verimin alınabilmesi için, gereksinim duydukları çeşit ve miktarlarda gübrelerle, uygun olan zamanda gübrelenmelidirler. İklim koşulları, toprak koşullan, yembitkisinin türü, yetiştirilme amacı, gübrenin uygulama zamanı, piyasada bulunan gübre türleri ve fiyatları, yabancı ot sorunu gibi etkenler gözönüne alınarak gübreleme yapılmalıdır. Buğdaygiller daha çok azotlu gübrelemeye ihtiyaç duydukları halde, baklagillerin P, K, Ca ve Mg ihtiyaçları daha fazladır. Yembitkilerinin uygun miktar, şekil ve zamanlarda gübrelenmesiyle, aşağıdaki kazanımlar sağlanabilir.
  • Daha çok ve kaliteli kaba yem sağlanır.
  • Yeşil yem dönemi genişler.
  • Topraktaki su daha etkili kullanılabilir.
  • Daha fazla kök ve gövde büyümesi sağlanabilir.
  • Sonuç olarak daha fazla miktarda ve üstün kalite de et, süt vb. hayvansal ürünler elde edilir.
6.2. Sulama

 Bitkilerden beklenen verimin alınabilmesi için, gereksinim duydukları fakat doğal yollarla karşılanamayan suyun, sulama yoluyla verilmesi gerekir. Su, tüm canlılarda yaşamın sürekliliği için mutlak gerekli maddelerin başında gelmektedir. Suyun bitkiler için önemini şöyle sıralayabiliriz.
  • Bitkilerde bir yapı maddesidir.
  • Bitkide turgoru sağlayan maddedir.
  • Hücre bölünmesi, genişlemesi ve bitkinin büyümesi için gereklidir.
  • Tuzların birçoğu için eritken bir ortamdır.
  • Fotosentezin ve bitkideki hidrolik olayların etkin maddesidir.
  • Bitki dokularında ısı dengesini sağlar.
  • Transpirasyon için gereklidir.

 Su eksikliği yalnızca yembitkilerinin verimini azaltmakla kalmaz, aynı zamanda bitkilerin büyüme modelini de değiştirir. Su eksikliği durumunda; köklerin toprak üstü aksama oranı yükselir, yaprak alanı azalır, buna karşılık yaprak kalınlığı artar. Ürünün kalitesi, çiçek oluşumu, ot ve tohum verimi su eksikliğinden büyük oranda etkilenmektedir. Bitki türü, iklim ve toprak koşullarına bağlı olmak üzere, genellikle topraktaki yararlı su % 40 -60 arasına düştüğünde sulama yapılmalıdır. Her sulamada, topraktaki yararlı suyu tarla kapasitesine getirecek kadar su verilmelidir.

6.3. Hastalık - Zararlı ve Yabancı Otlarla Savaşım

 Yembitkileri çok fazla tür ve çeşit zenginliği gösterdiğinden, bu bitkilerde etkili hastalık ve zararlı türü sayısı da oldukça fazladır. Tohum üretimi için yetiştirilen yembitkileri, ot için yetiştirilenlerden daha uzun süre tarlada kaldığından, hastalık ve zararlılar daha ciddi sorunlar yaratmaktadır.

 Yembitkilerinden yüksek verim ve kaliteli ürün alabilmek için, bu bitkilere zarar veren hastalık, zararlı ve yabancı otlarla zamanında ve etkili yöntemler kullanılarak savaşılmalıdır. Bitkiye zarar veren etmenin tür ve çeşidine göre, uygulanacak savaşım yöntem veya yöntemleri az-çok değişiklikler göstermektedir. Hastalık ve zararlılarla savaşımda genel olarak şu yöntemler uygulanmaktadır.
  • Hastalık ve zararlılara dayanıklı çeşitler kullanmak.
  • Uygun bir ekim nöbeti sistemi uygulamak.
  • Temiz tarlaya ekim yapmak.
  • Uygun ve etkili kimyasal ilaçlar kullanmak.
  • Anızları yakmak.
 Yabancı otlara karşı uygulanacak savaşım yöntemleri, yetiştirilen yembitkisi türüne, yabancı otun türüne ve ekolojik faktörlere bağlı olarak değişmektedir. Küçük, tek yıllık yabancı otlar, ekimden önce yapılacak yüzlek bir sürümle veya kazayağı, tırmık gibi aletlerle yokedilebilir.

 Yonca tarımında küsküt büyük bir sorundur. Parazit bir yabancı ot olan küsküt yoncalığa bulaştıktan sonra, mücadele etmek çok zor ve pahalıdır. Çoğu zaman da başarısız olunmaktadır. Bu nedenle yonca tarımında küskütten arındırılmış tohum ve tarla kullanılmalı, tarım aletleri ve daha değişik yollarla yoncalığa küsküt bulaşması önlenmelidir.

 Küsküt ve diğer yabancı otlar tohum verdikten sonra, o tarladan çıkarılmaları hemen hemen olanaksızdır. Bu nedenle yabancı otların tohum vermesine, sülük (stolon) ve kök-sap (rizom) oluşturmasına engel olucu önlemler alınmalıdır. Yembitkileri sağlıklı ve güçlü bir şekilde geliştikleri oranda hastalık, zararlı ve yabancı otlara karşı dirençleri ve rekabet güçleri artacağından, daha az zarar görmektedirler. Bu nedenle, yembitkilerinin sağlıklı ve güçlü bir şekilde gelişmelerine özen gösterilmelidir.

7. Yembitkilerinin hasadı


 Yembitkileri ot ve/veya tohum üretimi amacıyla hasat yapılır. Ot üretimi amacıyla hasat edilen bitkiler yeşil ot, kuru ot veya silaj olarak değerlendirilmektedir. Hasat edilecek bitkinin değerlendirilme şekli, biçim zamanının belirlenmesinde büyük önem taşımaktadır. Biçim zamanının belirlenmesinde diğer önemli bir etken de, yembitkisinin familyası ve türüdür.

 Baklagil yembitkilerinde kuru ot amacıyla hasat, genellikle % 10 ile tam çiçeklenme arasında yapılmaktadır. Daha erken ve geç yapılan hasatlarda hazmolunabilir besin elementleri miktarı azalmaktadır. Farklı olgunluk devrelerinde biçilen yoncanın kuru madde verimi, protein oranı, protein ve selüloz verimi aşağıdaki gibi belirlenmiştir.

 Çizelge 10. Farklı Gelişme Devrelerinde Biçilen Yoncadan Elde Edilen KM, Ham Protein ve Selüloz Verimi ve Ham Protein Oranı
Biçim Zamanı Kuru Madde Verimi (kg/da) Protein Oranı (%) Protein Verimi (kg/da) Selüloz Verimi (kg/da)
Tomurcuklanma 1053.25 21,6 227.88 277.88
%10 Çiçeklenme 1163.38 20,9 243.13 329.13
Tam Çiçeklenme 1133.13 18,7 212.25 372.50

 Buğdaygil yembitkileri yeşil ot olarak değerlendirilecekse başaklanma, kuru ot olarak değerlendirilecekse tam çiçeklenme, silaj olarak değerlendirilecekse hamur olum dönemlerinde biçilmelidirler.

 Ot üretimi amacıyla hasat orak, tırpan gibi aletler kullanılarak elle veya biçme makineleriyle yapılabilir. Biçme yöntemini, işletmenin büyüklüğü, çiftçinin ekonomik gücü ve ekonomik olanakları belirler.

 Hasat zamanı, tohum üretiminde de önemlidir. Baklagil yembitkilerinde tohum için hasat, genellikle alt baklalar kahverengi renk almaya başlayınca yapılır. Buğdaygil yembitkilerinde ise, tohumlar sert olum dönemine geldiğinde yapılmalıdır. Geciktirilirse, tane dökme nedeniyle tohum kaybı artabilir. Daha erken hasatlarda ise, olgunlaşmamış tanelerin oranı fazla olduğundan yine verim ve nitelik kaybı olur.

 Yılda birden çok biçim yapılan yembitkilerinde, biçim zamanı kadar biçim yüksekliği de önemlidir. Biçim yüksekliği yembitkisi türlerine göre değişmektedir. Biçim yüksekliği ayarlanırken, bitkilerin yeniden gelişmesi için, anız üzerinde yeterli düzeyde yeşil aksam ve yedek besin maddesi bırakma ilkesinden hareket edilmelidir.

8. Baklagil yembitkileri

8.1. Genel Yapısal Özellikler
8.1.1. Vegetatif Özellikler
8.1.1.1. Kök (/Zarfa)

 Baklagillerde kök sistemini, genellikle, kazık kök diye adlandırdığımız bir ana kök ile, ondan çıkan yan kökler oluşturmaktadır. Kuvvetli olan ve toprakta oldukça derinlere inebilen bu kök sisteminin gelişmesi, tohumların olgunlaşma devresine kadar sürebilmektedir. Özellikle çok yıllık baklagil yembitkilerinin kök sistemi, toprağın oldukça derinlerine inebilir. Örneğin, yaşlı yonca ve korunga kökleri 7-10 m derinlere kadar inebilmeleredir. Bazı yembitkilerinde, özellikle yonca ve taş yoncası, türlerinde ana kazık kök çok kalınlaşmıştır. Bu bitkilerde kök sisteminin büyük bir bölümü toprağın alt katmanlarına doğru yayılmıştır. Buna karşılık, sulu koşullarda yetiştirilen üçgül türleri, gazal boynuzu vb. bitkilerde kökler, tümüyle toprağın üst katmanlarına yayılmıştır. Örneğin, ak üçgül köklerinin en yoğun olduğu bölge toprağın üst 15-20 cm'lik katmanıdır. Tek yıllık baklagil yembitkilerinde kökler genellikle yüzlektir.

 Baklagil yembitkilerinin en önemli özelliklerinden birisi de , kökler üzerinde azot yumrucukları (nodulus) bulundurmalarıdır. Rhizobium türüne giren ve havanın elementel azotunu bağlama yeteneğinde olan bakterilerin, oluşturdukları yumrucukların şekil, büyüklük ve sayılan türlere göre değişmektedir. Genel olarak, tek yıllık bitkilerin köklerinde az sayıda fakat iri, çok yıllık bitkilerde ise küçük fakat çok sayıda yumrucuk bulunmaktadır.

8.1.1.2. Gövde (Caulis)

 Baklagil yembitkilerinde, genellikle, otsu (herbaceous) bir yapıda olan gövde, cins ve türlere göre önemli değişiklikler göstermektedir. Gövdenin içi boş veya dolu olabilir. Yonca ve korunga gibi bitkilerde gençken dolu olan gövde, gelişmenin ileri devrelerinde boşatabilir. Taşyoncalan gibi bazı baklagil yembitkilerinde, bitki yaşlandıkça fazla miktarda lignin ve selüloz birikmesi sonucu, otsu olan saplar odunsu yapıya dönüşmektedir.

 Gövde büyüklüğü yönünden cins ve türler, hatta aynı türün bireyleri arasında bile büyük değişimler görülebilir. Ülkemizde doğal olarak yetişen bazı taş yoncası ve mürdümük bitkileri 2.0-2.5 m kadar boylanabilmektedir. Buna karşın, bazı tek yıllık yonca türlerinin boyları, ancak 7-8 cm'ye ulaşabilir. Bitki boyu yetişme koşullan ile yakından ilişkilidir. Uygun ortamlarda bitkiler daha çok boylanırlar. Fazla boylanma özelliğinde olan bir tür, uygun olmayan koşullarda beklenen gelişmeyi gösteremez.

 Baklagil yembitkilerrnde kolaylıkla değişmeyen bir özellik olan gövdenin enine kesiti, cins ve türlere göre önemli farklılıklar göstermektedir, örneğin, korunga ve san çiçekli gazal boynuzunda gövdenin enine kesiti yuvarlak olmasına karşın, yonca, koca fiğ ve yem bezelyesinde köşeli, mürdümükte kanatlıdır.

 Baklagil yembitkilerinde üç gövde tipi görülür. Bazı bitkilerde kök tacından çıkarak gelişen saplar bir deste şeklindedir. Bu tip bitkilerde kök tacı belirgin şekilde görülebilir. Baklagil yembitkilerinin büyük çoğunluğunda bu gövde şekli görülür. Bunun yanısıra san çiçekli yonca, iri gazal boynuzu, nohut geveni gibi bazı bitkiler kök-sap (rizom); ak üçgül, çilek üçgülü gibi bazı bitkiler de sülük (stolon) gövde yapısı oluştururlar.

8.1.1.3. Yaprak (Folid)

 Bir baklagil yaprağı, çeşitli sayıdaki yaprakçık, yaprak sapı ve bir çift kulakçıktan oluşan bileşik yapraktır. Cins ve türler arasında yaprakçık sayısı, sap uzunluğu ve kulakçıkların şekli yönünden büyük farklılıklar vardır. Yaprakçıkların şekilleri türler arasında olduğu gibi, aynı tür içerisinde de önemli değişiklikler gösterir. Aynı şekilde, türlere göre yaprakçıkların kenarları tümüyle veya kısmen dişli ya da düz olabilir. Örneğin, taş yoncası türlerinde yaprakçıkların çevresi tümüyle, yonca türlerinde ise yalnızca uç kısımlar dişli olduğu halde, çayır üçgülünde düzdür.

 Yaprakçıkların birleşme durumlarına ve yaprakçık sayısına göre, baklagil yembitkilerinde görülen yaprak şekilleri aşağıdadır.
  1. Basit tek yaprak
  2. Üçlü yaprak
  3. Karşılıklı bileşik yaprak
  1. Yaprak ekseni yaprakçıkla bitenler
  2. Yaprak ekseni sülükle bitenler
  3. Yaprak ekseni dikenle bitenler
  4. Merkezde bileşik yaprak (ışınsal)
  5. Beşli yaprak
 Yaprakçıklar çeşitli şekillerde bir eksene bağlanmışlardır. Fiğ, bezelye, gazal boynuzu ve korunga türleri gibi bazı baklagil yembitkilerinde, yaprakçıklar yaprak eksenine sapsız olarak oturmuşlardır. Buna karşılık, yonca, taş yoncası ve üçgül türlerinde ise tüm yaprakçıklar eksene kısa veya uzun sapçıklarla bağlanmışlardır.

 Kulakçık (Stipuld): Baklagillerde yaprak sapının ana dalla birleştiği noktada, kulakçık adı verilen bir çift organ bulunur. Bu kulakçıklar baklagiller familyasına özgüdür. Kulakçıklar baklagillerin, özellikle çiçeklenmeden önceki devrelerde, tanılarının yapılabilmesi için yararlanılan önemli organlardandır. Türlere göre kulakçıkların şekil ve büyüklükleri önemli değişiklikler göstermektedir.

8.1.2. Generatif Özellikler
8.1.2.1. Çiçek (F/os)

 Baklagillerde çiçek dış görünüşü ile bir kelebeği andırır. Bu nedenle, baklagillerin yer aldığı alt familyaya kelebek çiçekliler (Papiiionoideae) adı verilmiştir. Baklagillerde çiçek, çanak yapraklar (Sepal), taç yapraklar (Petal), erkek organlar (Androecium) ve dişi organ (Gynoecium) olmak üzere 4 ana kısımdan oluşur.

 Çanak yapraklar çiçeğin en dışında yer alır. Bunlara "sepal" da denir. Uç kısmı sivri beş parçadan oluşan ve yeşil renkli olan çanak yapraklar, altta birleşerek "calyx" adı verilen çanak borusunu meydana getirirler. Çanak borusunun içinde yer alan taç yapraklar, beş parçalıdır ve değişik renklidir. Taç yapraklar da altta birleşerek taç borusunu (Corolla) oluştururlar. Taç yapraklar "petal" olarak da adlandırılır. Beş parçalı olan taç yapraklardan birisi bayrak yaprak (Vexillum), ikisi kanatçık (Alae) ve diğer ikisi de kayikçik (Carina)'dır. Her baklagil çiçeğinde bir tane bulunan ve geriye doğru hafifçe kıvrılmış olan bayrak yaprak, taç yaprakların en irisidir, îki tane olan kanatçıklar, bayrak yaprağın iç kısmına sağlı-sollu yerleşmişlerdir. Kayıkçık bayrak yaprağın tam karşısında yer alır ve iki parçadan oluşur. Dişi ve erkek organlar topluluğu genellikle, kayıkçık içerisine yerleşmiştir. Kayıkçık ve kanatçıkların diplerinde bulunan çıkıntılar, dişi ve erkek organlar topluluğunu gergin şekilde tutar. Baklagil yembitkilerinde genellikle 10 tane olan erkek organlar, başçık (anther) ve sapçık (flament) kısımlarından oluşur. Her çiçekte bir tane olan dişi organ, tepecik (stigma), dişicik borusu (style) ve yumurtalık (ovarium)'dan meydana gelir.

8.1.2.2. Baklagil Yembitkilerinde Görülen Çiçek Toplulukları

 Baklagil yembitkilerinde çiçekler çeşitli şekillerde birleşerek ya çiçek topluluğu eksenine, ya da doğrudan yaprak koltuklarına bağlanırlar. Birçok bitkide çiçekler, çiçek topluluğu ekseni (pedunculus) üzerine çiçek sapı (pediculus) ile bağlanır. Bu şekilde oluşan çiçek topluluğuna salkım (raceme) adı verilir. Örneğin, yonca, korunga, tüylü fiğ ve taş yoncalarında salkım çiçek topluluğu görülür. Üçgül türlerinde çiçekler çok kısa bir eksen boyunca bir araya gelerek, kömeç (capitatus) çiçek topluluğunu oluştururlar. Gazal boynuzu gibi bazı bitkilerde de, çiçekler bir eksenin ucunda birleşirler. Buna şemsiye (umbella) çiçek denir. Yaygın fiğde olduğu gibi, bazen çiçekler yalnız veya 2-3'lü gruplar halinde yaprak koltuklarına bağlanır. Bunlara da basit çiçek adı verilir. Çiçekler veya çiçek topluluğu ekseni, ana dal ya da yan dalların ucuna bağlanmışsa uçsal (terminal), yaprak koltuklarına bağlanmışsa koltuksal (axillary) çiçek adı verilir.

8.1.2.3. Meyve (Fructus)

 Çiçeğin döllenmesinden sonra yumurtalığın gelişmesiyle meyve oluşur. Meyve şekil ve büyüklüğü türlere göre değişkenlik gösterir. Meyve içerisinde bulunan tohum sayısı da türlere göre değişmektedir. Baklagil yembitkilerinde en çok fasulye, yumurta, sarmal, orak, uzun silindir ve yanlardan basılmış küre meyve şekilleri görülmektedir.

8.1.2.4. Tohum (Semen)

 Baklagil yembitkileri tohumlan büyüklük, şekil ve renk yönünden geniş bir değişim gösterirler. Bir baklagil tohumu , tohum kabuğu (testa), cücük (embriyo), çenek yapraklar (cotyledoneae) kısımlarından oluşur. Tohum kabuğu tohumun çevresini sarar. Tohum kabuğu üzerinde üç tane nokta bulunur. Ortada yer alan "hilum" tohumu meyve kabuğuna bağlayan göbek bağının kalıntısıdır. "Microphil" polen tozunun çimlenmesiyle oluşan çim borusunun yumurta hücresi içine girdiği noktadır. "Strophil"in görevi tam bilinmemekle birlikte, özellikle sert kabuklu tohumlarda, çimlenme sırasında gerekli suyun bu noktadan girdiği düşünülmektedir. Tohumda canlı olan ve yeni bir birey oluşturma yeteneği taşıyan kısım cücüktür. Cücük iki çenek yaprağın birleştiği yerde bulunur. Sapçık (plumula) ve kökçük (radicula) kısımlarından oluşur. Çimlenme sırasında sapçık yukarıya doğru gelişerek ilk sürgünü, kökçük de aşağıya doğru yönelerek ilk kökleri oluşturur. Baklagil tohumlarında yedek besin maddelerinin depolandığı yer çenek yapraklardır.

8.2. YONCA (Medicago sp.) CİNSİ

Yonca cinsi içerisine yaklaşık 60 kadar tür girmektedir. Bu türlerden çoğunluğu tek yıllık, birkaç tanesi de çok yıllıktır. Yonca, tür zenginliğinin yanısıra geniş bir yayılan alanına da sahiptir. Anavatanının Anadolu, Kafkaslar ve İran olduğu kabul edilmektedir. Ülkemizin hemen hemen her yerinde, yonca mera alanlarında doğal olarak yetişmektedir. Ancak, değişik bölgelerde rastlanan yonca türleri az-çok farklılıklar göstermektedir. Yonca, dünya üzerinde de geniş bir yayılım alanına sahiptir. Günlük sıcaklığın 50-60 °C'ye kadar çıktığı çöl bölgelerinden, Sibirya ve Alaska gibi çok soğuk yerlere, deniz seviyesinden 4000 m yüksekliğe kadar olan dağlık alanlarda değişik yonca tür ve ekoyiplerine rastlanabilmektedir. Ayrıca, pH'mn 6 olduğu hafif asit topraklardan pHmn 8-8.5'e çıktığı deniz kumullarına kadar, değişik topraklara uyum sağlamış yonca ekotipleri bulunmaktadır.
 
Önemli bazı yonca türleri şunlardır:
 
 8.2.1. Yaygın Yonca -Medicago sativa L.

 Yonca denince Medicago sativa türü anlaşılmaktadır. Eğer başka bir yonca türünden söz edilecekse, mutlaka açık adını belirtmek gerekir. Tüm dünyada yetiştirilen yoncaların %90-95'i bu türe girmektedir. Ayrıca, tüm yembitkileri içerisinde de en çok tarımı yapılan türdür. Yonca yembitkilerinin "kraliçesi" olarak adlandırılmaktadır. İyi uyum sağladığı yerlerde 30 yıl kadar yaşayabilmesine karşın, ekonomik ömrü 7-10 yıldır. Bir mevsimde birçok kez biçilebilir. İklim, toprak ve nem koşullarına göre değişik tarım bölgelerimizdeki biçim sayısı 3-10 arasında değişir.

 1996 yılı verilerine göre ülkemizde yonca ekili alan 229 051 ha'dir. Bu alandan l 935 087 ton kuru ot, l 444 468 ton yeşil ot ve l 962 ton tohum üretimi yapılmıştır.

8.2.1.1. Bitkinin Tanımı
 Yoncanın morfolojik özellikleri türden türe büyük değişiklik gösterir. Aynı tür içerisinde bile çeşitten çeşide morfolojik farklılıklara rastlanmaktadır. Bu nedenle, burada sadece yurdumuzda tarımsal yönden önemli bulunan yaygın yonca (Medicago sativa )'nın genel özellikleri verilmiştir.

 Kendini yenileme özelliği yüksek, genellikle 2-3 bazen 10 m kadar toprağın derinliklerine inebilen, silindirik yapılı kazık kökü vardır. Ana kök kuvvetli olup, 2-2.5 cm kadar kalınlaşabilir. Yan kökler ince, sayısı az fakat iyi gelişmiştir. Topraktaki besin maddeleri ve sulama rejimine bağlı olarak, toplam yonca kök ağırlığının % 56'sı 0-20 cm, % 32'si 20-50 cm ve geri kalanı toprağın daha derinlerine dağılmış bulunmaktadır.

Genellikle dik olarak gelişen sap, yetişme koşullarına ve çeşide bağlı olarak 30-120 cm kadar boylanır. Sap gelişmesi yan yatık olan yaygın yonca tiplerine de rastlanmaktadır. Genç bitkilerde sap ince ve yumuşak olmasına karşın, olgunlaştıkça odunlaşır. Sapın enine kesiti kareye yakın köşelidir. Dallanma genellikle dipten olmaktadır.

 Yoncada yaprak, uzunca ters kalp veya uzun yumurta biçiminde 3 adet yaprakçıktan oluşur. Yaprakçıkların üzeri lekesiz, kenarları uca doğru 1/3, bazı yeni ıslah edilmiş varyetelerde 1/2 oranında dişlidir. Orta yaprakçık sapı diğerlerinden belirgin biçimde uzundur. Her yaprakçığın orta daman 'mucronate' uç dediğimiz sivri bir uçla sonuçlanır. Kulakçıklar bir çift olup, kenarları dişli, uçları sivri mızrakvari ve yumurta biçimindedirler. Uzunlukları yaklaşık yaprak sapı uzunluğuna eşittir.

 Çiçekler, yaprak koltuğundan çıkan sapçıklar üzerinde bir araya gelerek gevşek bir salkım oluştururlar. Çiçek durumu koltuksal, renkleri menekşe ya da mordur. Çiçekler salkımın en alt kısmından başlayarak yukarı doğru açılırlar. Çiçeklerin uzunluğu 7-11 mm'dir.

 Meyveler sarmal (helezon) şekilli, 1-5 kez kendi üzerine kıvrılmış bir yapıdadır. İçlerinde 3-7 adet tohum bulunur. Tohum böbrek, yarım böbrek veya fasulye biçimindedir. Tohum rengi donuk sandan esmer kahverengine kadar değişir. Dış yüzeyleri düz ve parlak, 1000 tane ağırlığı 1.5-2.5 g arasındadır.

 Bitkinin döllenmesi allogamdır. Yabancı döllenme oranı % 80-90'a kadar çıkar.

8.2.1.2. İklim ve Toprak İstekleri

 Çok değişik iklim ve toprak koşullarına uyabilen yonca ekotipleri bulunmaktadır. İklim istekleri ve yetişme koşullan yönünden yoncalar genel olarak, sahil ekotipi ve karasal ekotip olmak üzere iki kısımda incelenebilir. Yonca üzerinde yapılan çalışmalar, çok değişik iklim ve toprak koşullarına uyabilen tip ve çeşitler ortaya çıkarmıştır. Kış soğuklarının -50 °C 'ye ulaştığı Alaska ve Sibirya gibi soğuk bölgelerde ve yaz sıcaklığının 60 °C 'ye çıktığı Kaliforniya'nın ölüm vadisi gibi yerlerde yetişebilen yonca çeşitleri vardır. Deniz seviyesi ile 3000-3500 m yüksekliğe kadar olan alanlarda yetiştirilebilen yonca çeşitleri bulunmaktadır. Karasal ekotipe giren yoncalar soğuklara ve kuraklığa çok toleranslıdırlar. Ancak bunların ot verimleri ve bir mevsimdeki biçim sayılan daha azdır. Sahil ekotipine giren yoncalar ise, soğuk ve kuraklara fazla toleranslı olmamalarına karşın, biçim sayısı ve ot verimleri yüksektir. Ülkemizin yerli ekotipleri olan Kayseri, Karaağaç, Bayındır ve Doğu Anadolu yoncaları karasal ekotipe girmektedir. Bunlar aşın kurak ve sıcaklarda uyku devresine girmeleri ve kuvvetli gelişen kök sistemleri aracılığıyla bu koşullara dayanabilmektedirler.

 Yonca alkali topraklara bir miktar toleranslıdır. Ancak, yüksek alkali topraklarda iyi gelişemez. Yüksek verim almak için en uygun toprak reaksiyonu pH"nın 6.5-7.5 arasında olduğu ortamlardır. PH sı 5.5-6.0 olan topraklar kireçleme ile yonca yetiştiriciliğine uygun duruma getirilebilir. Yonca durgun taban suyundan hoşlanmaz. Özellikle bitkinin hızlı gelişme dönemlerinde, toprak 3 gün kadar su altında kalsa bile, bitkiler büyük zarar görmektedir. Yonca en iyi kumu çok olmayan killi, yeter düzeyde kireçli ve derin topraklarda yetişir.

8.2.1.3. Yonca Tarımı

 Ekilecek yonca tohumluğu fiziksel, biyolojik ve genetik değerleri yönünden üstün olmalıdır. Tohumluk taze, diğer bitkiler ve yabancı ot tohumlan ile hastalık ve zararlı etmenlerinden temiz olmalıdır. Özellikle küsküt tohumunun bulunmamasına özen gösterilmelidir. Eğer mümkünse sertifikalı tohumluk kullanılmalıdır.

 Çevre koşullan, sulama durumu, yetiştirilecek yonca tipi gibi faktörlere bağlı olarak, hemen hemen her mevsimde yonca ekimi yapılabilir. Doğu Anadolu gibi kışlan çok sert geçen bölgelerde, en güvenilir ekim zamanı erken ilkbahardır. Son donlardan hemen sonra toprak sıcaklığı 10-12 °C'ye çıkınca yonca ekimi yapılmalıdır. Ekim geciktirilirse, özellikle ilk yıl verim önemli ölçüde azalır. Çok erken ekimlerde ise, genç fideler soğuktan zarar görür. İklimi ılıman olan kıyı bölgelerimizde ise, eylül ayından başlamak üzere sonbaharda yonca ekimi yapılabilir. Kışlan çok sert olmayan ve sulama olanağı olan geçit bölgeleri ile İç Anadolu'nun uygun yerlerinde, ağustos-eylül aylarında yaz ekimi yapılabilir.

 Ekim işlemi, serpme olarak veya mibzerle yapılır. Eğer mümkünse mibzerle ekim tercih edilmelidir. Mibzerle ekimde 1.5-3.0, serpme ekimde ise 4-5 kg/da kadar yonca tohumu kullanılmaktadır. Yoncanın uygun ekim derinliği 1-2 cm'dir. Ancak, ağır topraklarda biraz daha yüzlek, hafif topraklarda biraz daha derin ekim yapılmalıdır. Ot üretiminde daha sık, tohum üretiminde daha seyrek sıra aralığında ekim yapılır. Ot üretimi için, sulu koşullarda 18-20, kıraç koşullarda 30-40 cm sıra aralığı ile ekim yapılmalıdır. Tohum üretiminde, iklim ve toprak koşullarına bağlı olarak 30-60 cm sıra aralığı uygulanmaktadır.

8.2.1.4. Yoncalığın Bakımı

 Yonca uzun ömürlü bir bitkidir. Uzun yıllar yüksek verim alabilmek için, yoncalığın bakımının çok iyi yapılması gerekir. Yoncalıkta yapılacak bakım işlemlerinin başında gübreleme, sulama, hastalık- zararlı ve yabancı otlarla savaşım gelmektedir.

8.2.1.5. Gübreleme

 Yonca bir yılda birkaç kez biçildiğinden ve her biçimde fazla miktarda yeşil yem alındığından, topraktan yüksek düzeyde besin maddeleri kaldırır. 2 ton yonca kuru otu ile topraktan yaklaşık 55 kg K, 39 kg Ca, 6.6 kg Mg, 5.8 kg P ve 5.5 kg S kaldırılmaktadır Yonca tohumu aşılanarak ekilmişse veya daha önce aynı tarlada yonca yetiştirilmişse, ekimle birlikte dekara 2-3 kg kadar N verilir. Bu başlangıç gübresinin dışında genellikle azotlu gübreleme yapılmaz. Bitkiler N gereksinimlerinin gen kalan kısmını, Rhizobium bakterilerinin sağladığı azottan karşılarlar. Fosfor da yonca için çok önemli bir besin elementidir. Yonca kuru otunda % 0.2-0.4 oranında fosfor bulunmaktadır. P yoncada gelişen hemen hemen tüm metabolik ve fizyolojik olaylarda etkin görevler yapmaktadır. Gübre olarak verilen fosforun ortalama % 59'u biçilen yonca otuyla topraktan geri alınmaktadır. Ülkemizde yapılan araştırmalarda, yonca yetiştiriciliğinde genellikle dekara 10-15 kg P verilmesi önerilmektedir. Potasyum bitki dokularında bol miktarda bulunan bir elementtir. Birçok metabolik ve fizyolojik olayda rol oynamaktadır. Ancak bu element lüks tüketime de çok uygundur. Ülkemiz topraklan genellikle K yönünden zengindir. Ancak K eksikliğinin görüldüğü kaba yapılı, kumlu topraklarda, dekara 10-25 kg arasında potasyum verilmesi önerilmektedir. Ayrıca yonca, Ca, Mg, B, Mo, Zn, S gibi besin elementlerine de bir çok bitkiden daha çok gereksinim duymaktadır. Bu elementlerin eksikliğinin görüldüğü yerlerde gübre olarak verilmeleri gerekir.

8.2.1.6. Sulama

 Yembitkileri arasında, ot verimi yönünden, sulamaya en fazla tepki veren bitki yoncadır. Yüksek verim için mutlaka yeterli sulama yapılmalıdır. Yoncanın suya olan gereksinimi, bitkinin yaşı, büyüme hızı, toprağın bünyesi ve derinliği, arazinin topoğrafik durumu, infiltrasyon oranı, sulama yöntemi, taban suyu derinliği, yıllık yağış, gün uzunluğu, gelişme süresi, toprak profilindeki tuz varlığı ve suyun kökler tarafından alınma oranı gibi faktörlere bağlıdır. Bazı araştırıcılar yoncanın günlük su tüketiminin, serin iklimlerde 5, ılık iklimlerde 6.25 ve sıcak iklimlerde 7.5 mm olduğunu belirlemişlerdir. Yoncadan yüksek verim alabilmek için, kök sistemini kapsayan toprak profilindeki yararlı su oranı % 50-60 arasına düştüğünde sulama yapılmalı ve yararlı suyu tarla kapasitesine getirecek kadar su verilmelidir. En iyi sulama yöntemi ise yağmurlamadır.

8.2.1.7. Hastalık, Zararlı ve Yabancı Otlarla Savaşım

 Yüksek verim alabilmek için yoncalıkta görülebilecek hastalık, zararlı ve yabancı otlarla savaşılmalıdır. Yonca tarımında savaşılması gereken en önemli zararlı etmen küsküttür. Küsküt kök sistemi olmayan, ancak bir takım emici tüyler aracılığı ile üzerinde yaşadığı konukçu bitkinin besin maddelerinden yararlanan, parazit bir bitkidir. Bu zararlı hem tohumla, hem de gövde parçalarıyla çoğalır. Tohumlan 8-10 yıl süreyle canlılığını koruyabilir. Küsküt tohumlan şekil olarak yonca tohumlarına çok benzerler. Küsküt yoncalıklara aşağıdaki yollarla bulaşmaktadır:
  • Küskütle karışık yonca tohumlarıyla,
  • Küskütle bulaşık otlarla,
  • İnsan, hayvan ve cansız eşyalarla,
  • Hayvan gübreleriyle,
  • Sulama sularıyla,
 Açıkta bırakılan küsküt tohum ve bitki parçalarıyla. Küskütle savaşımda esas olan bulaşmayı engellemektir. Bulaşma olduktan sonra zararlıyı tarladan uzaklaştırmak oldukça zordur.

8.2.1.8. Ot İçin Hasat ve Yararlanma

 Yonca esas olarak ot üretimi amacıyla yetiştirilir. Ot için hasat, bitkiler yaklaşık % 10 oranında çiçeklendiğinde yapılmalıdır.

 Çizelgede de görüldüğü gibi yoncadan en yüksek faydayı sağlayabilmek için, yan tomurcuklanma veya ilk çiçek döneminde biçmek gerekmektedir. Ancak yeniden gelişme için kullanılan yedek besin maddeleri, köklere çiçeklerime başlangıcından itibaren taşınmaya başlamaktadır. Bu nedenle ana bitkiyi sürekli güçlü tutabilmek, diğer bir deyişle yoncadan daha uzun süre yararlanabilmek için, % 10 çiçeklerime döneminde biçmek gerekmektedir.
 
 Çizelge 11. Yoncadan Elde Edilen Kuru Madde ve Bunun İçerisindeki Besin Maddeleri Oran (%) ve Miktarları (kg/da)
Biçim zamanları Kuru madde Ham protein Ham selüloz Kül Eter ekstrakt N'siz özmaddeler Hazm olunabilir kuru madde
ORANLAR %
ilk Tomurcuk 92,5 25,06 26,44n 15,56 3,24 29,68 58
Yan Tomurcuk 92,7 23,8 28,46 15,2 3,31 29,06 54,61
İlk Çiçek 93,3 21,67 31,64 13,68 3,3 29,71 5392
Yan Çiçek 92,6 20,49 32,34 13,59 3,5 30,07 55,94
Tam Çiçek 92,5 19,36 36,11 12,8 3,52 28,2 52,26
Yeşil Meyve 92,6 18,89 35,13 13,03 3,48 29,47 50,62
MİKTARLAR (kg/da)
ilk Tomurcuk 998,96 252,25 267,83 156,17 32,71 289,58 433,3
Yan Tomurcuk 1113,17 271,86 329,67 174,04 37,58 339,92 508,33
ilk Çiçek 1098,96 239,58 347,75 152,29 36,04 320,12 466,71
Yan Çiçek 1073,25 218,75 350,25 146,04 37,42 320,46 433,3
Tam Çiçek 936,79 181 339,96 121,08 32,92 261,79 404,27
Yeşil Meyve 968,37 183,54 339,58 126,5 33,54 285,42 425

 Bölgenin iklim faktörleri, toprak verimliliği, uygulanan bakım işlemleri ve kullanılan çeşide bağlı olarak, bir yılda yoncalıkta 3-10 arasında biçim yapılabilmektedir. Biçim sayısı İç ve Doğu Anadolu'da 3-5, Karadeniz'de 6-7, Ege ve Marmara'da 7-8, Akdeniz ve Güney Doğu Anadolu'da 8-10 arasında değişmektedir. Sonuçta, iyi bir yoncalıktan elde edilen kuru ot verimi, ortalama 1.0-3.0 ton/da arasında olabilmektedir.

 Yonca yapay meraların kurulmasında ve üstten tohumlamalarda mera karışımlarına da girebilmektedir. Bazı yonca çeşitleri ve ekotipleri yatık gelişmekte, bazıları da dipten dallanmaktadır. Ancak, taze yonca otu hayvanlara fazla miktarda yedirildiğinde şişmeye neden olur. Bu nedenle, mera karışımlarında yonca oranı fazla ise veya taze yonca otu hayvanlara verilecekse, dikkatli olunmalı ve gerekli önlemler alınmalıdır.

 Yoncanın ekonomik ömrü uygun koşullar altında 7-10 yıl arasındadır. Ancak, bazı durumlarda yoncalık daha erken seyrekleşmekte ve ekonomik ömrü kısalmaktadır. Yoncalığın zamanından önce seyrekleşmesine yol açan nedenler aşağıdadır:
  • Yoncalığı küsküt sarması,
  • Yabancı otların istilası,
  • Toprak nemliyken yoncalığın çiğnenmesi veya aşın otlatma,
  • Toprakta kireç düzeyinin azalması,
  • Sık ve derinden biçim yapılması,
  • Biçimlerin erken ve düzensiz yapılması,
  • Belirli bölgelerde sulama suyunun göllenmesi,
  • Sulamanın geciktirilmesi veya düzensiz yapılması,
  • Durgun taban suyunun belirli bir süre bitki kök bölgesini kaplaması.
8.3. KORUNGA (Onobrychis Lam) CİNSİ

 Korunga cinsi içerisinde yaklaşık 80-100 kadar tür bulunmaktadır. Bu türler içerisinde en çok kültürü yapılan ve bilineni ü. viciaefoHa, diğer adıyla O. sativa' dır. Diğer türlerden bazılarının çok az veya hiç tarımı yapılmamaktadır. Bazı araştırıcıların bildirdiğine göre, Türkiye'de O. viciaefoHa' nrn yanısıra O. arenana (Anadolu korungası) ve O. hypargyrea (merkep korungası) türlerinin de tarımı yapılmaktadır. Korunga denilince ü. viciafolia türü anlaşılmaktadır. Eğer başka bir korunga türünden söz edilecekse, özel adıyla söz edilir. Bazı kaynaklarda korungaya "evliya otu" veya "mukaddes ot" gibi adlar da verilmektedir. Araştırıcılar, korunganın anavatanının ülkemizi de içine alan Sibirya- Orta Asya - Kafkaslar - Güney ve Doğu Avrupa arasında kalan bölge olduğunu bildirmektedirler. Ülkemizin değişik bölgelerindeki doğal florada bir çok yabani korunga türüne rastlanmaktadır.

8.3.1. Korunga-Onobrychis viciaefoHa Scop.
8.3.1.1. Bitkinin Tanımı

 Çok yıllık, derin köklü bir bitkidir. Kök sistemi, ana bir kazık kök ile, birkaç kalın veya çok sayıda ince yan köklerden oluşmuştur. Ana kök toprağın 10 m derinliğine kadar inebilir. Bitki yaşlandıkça kök boğazı kısmı odunlaşır ve koyu kahverengine döner. Korunga kökleri yonca köklerine benzemektedir. Aralarındaki farklılık, yonca iyi bir kazık kök sistemi oluşturmak için derin ve iyi bir toprak istemesine karşın, korunga alt tarafı kalkerli, kayalık, çakıllı olan topraklarda da iyi kök sistemi oluşturabilmektedir. Bir baklagil bitkisi olan korunganın genç kazık kökleri ve özellikle ince yan kökleri üzerinde çok sayıda azot yumrucuğu bulunur.

 Korunga gövdesi, taç kısmından çok sayıda dik veya yan yatık saplar vererek dallanır. Dik olarak gelişen tipler 100-120 cm'ye kadar boylanabilir. Tabanda içi boş, yukarı kısmında içi dolu olan gövdenin enine kesiti yuvarlak ve yüzeyi hafifçe tüylüdür. İlk gelişme ve sonbahar büyümesi rozet şeklindedir. Olgunlaşma devresinde saplar çok çabuk sertleşir.

 Korunga yaprağı, yaprak sapının iki yanına dizilmiş 11-29 yaprakçıktan oluşan bileşik bir yapraktır. Yaprakçıklar 2-3 cm uzunluğunda, 0.5-1 cm enindedirler. Yaprakçıklar uzun yumurta şeklinde olup, uç kısmında belirgin bir çıkıntı oluştururlar. Yaprakçıkların üst yüzeyleri çıplak ve düz, alt yüzeyleri ise tüylüdür. Yaprak sapının gövdeye birleştiği yerde bulunan kulakçıklar ince zar yapısındadır. Kulakçıkların ucu sivri üçgen biçiminde olup, başlangıçta yeşilimsi kırmızı renktedirler. Bitki olgunlaşınca kahverengine dönerler.
Korunga çiçek topluluğu uzun bir sapın üzerinde 5-80 adet tipik baklagil çiçeğinin oluşturduğu bir salkımdır. Başlangıçta sık durumda bulunan çiçekler, daha sonra çiçek ekseninin uzamasıyla seyrekleşir. Yeşil renkli olan çanak borusu (calyx) kısa bir tüp şeklindedir. Tüpün uç kısmında, tüpün 2 katı uzunluğunda 5 tane diş vardır. Bu dişlerin 3 tanesi aşağıya doğru sarkmıştır. Koltuksal bir salkım oluşturan çiçeklerde, taç yapraklar pembe renklidir. Taç yaprakların üzerinde koyu çizgiler bulunur ve yapılan birbirinden faklıdır. Çiçeklerde kanatçıklar küçüktür. Buna karşılık kayikçik iyi gelişmiştir. Çiçeklenme salkımda aşağıdan yukarıya doğru olur. Korunga çiçekleri esas olarak yabancı döllenmekle birlikte, çok az da olsa kendine de döllenebilir.

 Korunga meyvesi, yalnız bir tohum içeren kenarları horoz ibiği gibi dişli küçük bir bakladır. Meyvenin üzerinde ağ şeklinde belirgin damarlar bulunur. Olgunlaşinca rengi koyu kahverengine döner. Meyvenin uzunluğu 5-8 mm ve eni 4-6 mm arasında değişir. Meyveler olgunlaşinca açılmaz. Yabani türlerin birçoğunda meyve kabuğunun birleşme noktasında dikenler bulunur.

Tohum böbrek şeklindedir ve göbek bağı (hilum) tohumun çukur kenarının ortasında bulunur. Tohum yaklaşık olarak 2.5 mm uzunluğunda, 2.0-3.5 mm eninde ve 1.5-2.0 mm kahnhğindadir. Renkleri zeytin yeşilinden kahverengi ve siyaha kadar değişir. Baklali tohumun 1000-tane ağırlığı ortalama 23 g, baklasiz ise 15 gramdır. Yani, meyve kabuğu meyve ağırlığının yaklaşık olarak % 30'u kadardır. Korungada sert tohum oranı çok düşüktür.

8.3.1.2. İklim ve Toprak İstekleri

Çok yıllık bir bitki olan korunga, kuraklığa ve soğuklara dayanıklıdır. Ancak, fide devresinde soğuklara karşı biraz duyarlıdır, ikinci yıldan sonra soğuklardan zarar görmez. Korunganın yıllık yağışı 300 mm kadar olan çok kurak bölgelerde bile rahatlıkla yetişebildiği ve yılda en az bir biçim verdiği bildirilmektedir. Toprak istekleri yönünden fazla seçici değildir. Fakir, kurak, taşlı ve kireçli topraklarda yetişebilir. Yonca ve diğer baklagil yembitkilerinin çoğunluğunun yetişemediği fakir topraklarda, korunga rahatlıkla yetişebilir. Toprakta kireç miktarı arttıkça korunganın ot verimi de yükselir. En iyi gelişmesini derin, drenajı iyi olan, kireç yönünden zengin topraklarda yapar. Nemli, asit yapılı ve killi topraklan sevmez. Kumlu topraklarda yetişebilir.

8.3.1.3. Önemi ve Kullanılması

Korunga otu besin maddeleri içeriği ve lezzetlilik yönünden, yoncaya eşdeğer, bazı özellikleri açısından da yoncadan üstündür. Hazmolunmayi olumsuz etkileyen lignin maddesi, korunga otunda yoncadan daha azdır. Yonca ve diğer birçok baklagil yembitkisi taze iken hayvanlarda şişme yapmasına karşın, korunga otu ruminantlarda şişkinliğe neden olmaz. Korunga köklerinin katyon değiştirme kapasitesi çok yüksektir. Kuraklık ve soğuklara tolerans yönünden, korunga en önde gelen yembitkilerinden birisidir. Korunga yonca hortumlu böceği ve diğer birçok zararlıya dayanıklıdır. Tohumlan % 36 oranında protein içerdiğinden, doğrudan hayvan yemi olarak kullanılabilmektedir. Korunga çiçekleri çok iyi bir bal özü ve polen kaynağıdır. Çoğunluğu Doğu ve Orta Anadolu bölgelerinde olmak üzere, 1996 yılında ülkemizde 84.000 ha alanda korunga tarımı yapılmıştır.

Korungadan kuru ot üretimi ve mer'a kanşimlarinda yararlanılmaktadır. Ot üretimi amacıyla hasat çiçeklerime başlangıcı mdöneminde yapılmalıdır. İklim ve toprak koşullarına göre yılda 1-3 arasında at yapılabilmektedir. Ancak, korunga toplam verimin % 70-80'ini ilk biçimde verir. Bu nedenle ilk biçimden sonra yeniden gelişme olursa çoğunlukla otlatılarak değerlendirilmektedir. Dekara kuru ot verimi 200-600 kg arasındadır. Kuru otun ham protein oranı biçim çağı ve toprak verimliliğine bağlı olarak % 20-24 arasında değişmektedir.

8.3.1.4. Tarımı

 Korunga tohumu canlılığım 3 yıl gibi kısa bir zamanda yitirdiğinden, kullanılacak tohumluk taze olmalıdır. Korungada tohumluk olarak daha çok meyvesi, çok az da tohumu kullanılmaktadır. Kullanılacak tohumluğun tohumluk değeri üstün olmalı, bölge ekolojik koşullarına uygun varyete veya ekotipler seçilmelidir. Ancak, ülkemizde ıslah edilmiş bir korunga çeşidi yoktur. Genellikle, çiftçiler tarafından üretilmiş olan populasyon niteliğindeki tohumlar kullanılmaktadır.

 Ülkemizde tohumluk olarak korunga meyveleri kullanılır. Meyve kabuğu çıkartılarak yapılan ekimlerde çimlenme oranı biraz yükselir. Ancak, özellikle kurak ve yan kurak bölgelerde meyve halinde yapılan ekim, "alatav" riskini büyük ölçüde önler.

 En uygun ekim zamanı kışı sert geçen bölgelerde erken ilkbahar, diğer bölgelerde ise erken sonbahardır. Ekim derinliği 3-4 cm'dir. Atılacak tohum miktarı meyve şeklinde ekimde 10-15, tohum halinde ekimde ise 7-8 kg/da 'dır. Sıra aralığı iklim ve toprak koşullarına göre 20-50 cm arasında olmalıdır.

Korunga kısa ömürlü çok yıllık bir bitkidir. İyi bakım yapıldığında ekonomik ömrü 3-4 yıl kadar olmaktadır. Bakım işlemi olarak gübreleme, hastalık, zararlı ve yabancı otlarla mücadele yapılmaktadır. Korunga uygulanan gübreye iyi yanıt veren bir bitki değildir. Genellikle ekimle birlikte 1-5 kg/da N ve 5-10 kg/da fosfor önerilmektedir. İki yıl sonra 5-10 kg/da fosforun yeniden uygulanması verimi ve kaliteyi olumlu yönde etkiler.

Korunga kurakçıl özellik taşıdığı için, sulamaya da fazla olumlu yanıt vermez. Aynca fazla nem kök çürüklüğü, bazı fungal hastalıkların yayılması gibi sorunlara da yol açmaktadır. Bitki fide devresinde yavaş geliştiği için, yabancı otlara karşı rekabet gücü zayıftır. Bu nedenle özellikle fide devresinde mutlaka yabancı ot savaşımı yapılmalıdır.

8.4. GAZALBOYNUZU (Lotus L. ) CİNSİ

 Bu cins içerisinde anavatanı Akdeniz Bölgesi olan yaklaşık 100 kadar tür yeralır. Türlerin en çok değişkenlik gösterdikleri Akdeniz çevresi gazal boynuzunun anavatanı kabul edilmektedir. Günümüzde Avrupa ülkeleri, Amerika, Avustralya, Yeni Zelanda ve bazı Asya ve Kuzey Afrika ülkelerinde gazal boynuzu yetiştiriciliği yoktur. Ülkemizde gazal boynuzu tarımı yapılmamaktadır. En çok bilinen ve tarımı yapılan tür san çiçekli gazal boynuzu (Lotus corniculatus L.)'dur. Bu cins içerisinde yeralan önemli türler aşağıdadır.

8.4.1. San Çiçekli Gazalboynuzu- L. corniculatus L

 Özellikle Batı ve Kuzey Avrupa ile ABD'de tarımı yaygındır. Otunun lezzetliliği ve besleme değeri yüksektir. Kök boğazından dallanması ve yatık gelişmesi nedeniyle ağır otlatmalara dayanıklıdır. Bitki, eğimli araziler ve yüzlek topraklarda yetişebildiğinden, toprak koruma ve ıslahı açısından önemlidir. Özellikle çayır salkım otu, köpek kuyruğu ve domuz ayrığı gibi buğdaygillerle birlikte ot üretimi amacıyla yetiştirilmektedir.

8.4.1.1. Bitkinin Tanımı

Olgun bir gazal boynuzu bitkisi, bir taçtan yükselen birçok iyi dallanmış gövdeye sahiptir. Bir taçtan çıkan gövde sayısı 100'e kadar ulaşabilmektedir. Uygun koşullar altında yetişen gazal boynuzu bitkisinin, ana gövdesi 60-90 cm boylanır. Gövdeler genellikle yoncaya göre daha ince ve yumuşaktır. Kazık kök yoncada olduğu kadar derine inmez. Toprağın 0-30 cm'lik derinliğinde fazla miktarda dallanır. Kök tacının altındaki kısım yeni kök ve sürgün oluşturma özelliğindedir. Bu özellik, aşın soğuk ve kuraklarda bitkinin hayatta kalmasını sağlamaktadır.

Bileşik yapraklar gövde üzerinde almaşıklı olarak dizilmişlerdir. Yaprakçıklar 5 tane olup, 3'ü yaprak sapının ucunda, 2'si de tabandadır.

Tabandaki yaprakçıklar diğerlerinden küçüktür. Karanlıkta yaprakçıklar yaprak sapının üzerine doğru kapanırlar. Gazal boynuzu kuru ot için hasat edilip kurutulduğunda, yaprakçıklar kıvrılıp kapandığından, çok yaprak kaybı olmuş gibi bir izlenim uyandırır. 4-8 adet çiçek bir eksen sonunda birleşerek, tipik bir şemsiye çiçek topluluğu oluşturur. Çiçek rengi açık sandan koyu sarıya kadar değişik tonlarda olup, üzerinde açık portakal veya kırmızı çizgiler bulunur. Tozlaşma özellikle bal arıları ile olur ve tohum verimi an populasyonuna bağlıdır. Çiçekler erkek ve dişi organları kapsayan tam çiçek olmasına karşın, döllenme daha çok yabancı çiçek tozlarıyla olmaktadır. Kendine döllenme olsa bile, kendine uyuşmazlık nedeniyle tohum bağlama sınırlı kalır. Olgunlaşınca kahverengi veya kırmızı renk alan uzun silindir şeklindeki meyve içerisinde 10-15 tohum bulunur. 2.5-4 cm uzunluğunda 5-6 meyve çiçek sapının ucunda birleşerek, kuş ayağını andıran bir görüntü verirler. Meyveler tozlaşmadan 25-30 gün sonra olgunlaşırlar. Olgunlaşan baklalar her iki tarafindan da açılarak tohumlarını dökerler ve yay şeklinde kıvrılırlar. Tohumlan çok küçüktür. Bin tane ağırlığı 1-1.3 g'dir. Tohum rengi zeytini yeşilden kahverengine ve hemen hemen siyaha kadar değişir. Tohum kabuklan siyah noktalıdır. Sert tohum oranı % 20-40 kadardır.

8.4.1.2. İklim ve Toprak İstekleri

Bitki kurak ve soğuklara toleranslı olmasına karşın, en iyi gelişmesini nemli ılıman iklimlerde yapmaktadır. Soğuklara tolerans özelliği yoncaya çok benzemektedir. Toprak istekleri yönünden fazla seçici değildir. Ancak, verimli topraklar gelişmesini olumlu yönde teşvik etmektedir. Zayıf drenajlı, düşük verimli ve asit reaksiyonlu topraklarda çoğu baklagillerden daha iyi gelişmektedir.

8.4.1.3. Gazal Boynuzu Tarımı

Ekim işlemi kışı çok sert geçen bölgelerde erken ilkbahar, diğer bölgelerde ise sonbaharda yapılmalıdır. Gazal boynuzu tohumlan çok küçüktür. Fide gelişimi ve bu dönemdeki rekabet gücü zayıftır. Bu nedenle, tohum yatağı özenle hazırlanmalı, yabancı otlar ve diğer bitkiler yönünden temiz olmalıdır. Ekim derinliği 1-1.5 cm olmalıdır. Dekara 0.5-0.6 kg kadar tohum yeterlidir. Ekim serpme olarak veya özel olarak geliştirilmiş mibzerlerle yapılabilir. Mibzerle ekimde sıra aralığı 20-40 cm arasında olmaktadır. Gazal boynuzu ilk yıl kök sistemini geliştirdiğinden, toprak üstü kısmının gelişimi yavaş olur. Bu nedenle fide devresinde yabancı otlarla çok iyi mücadele edilmelidir.

Ot için hasat çiçeklerime başladıktan sonra yapılmalıdır. Kuru ot verimi kullanılan çeşit, çevre koşullan ve uygulanan bakım işlemlerine bağlı olarak 400-1000 kg/da arasında olabilmektedir. Hasat edilen otlar yeşil veya kuru ot, ya da silaj olarak değerlendirilebilmektedir. ABD ve Avrupa ülkelerinde ıslah edilen Empire, Viking gibi varyeteler yılda 2-3 biçim vermektedir.

8.5. ÜÇGÜL (Trifolium L) CİNSİ

Üçgül cinsi içerisinde bazıları tek, bazıları da çok yıllık olmak üzere 300 kadar tür yer almaktadır .Bu türlerin çoğunluğunun anavatanı Anadolu ve Güney-Doğu Avrupa'dır. Anadolu'da 94 üçgül türünün doğal olarak yetiştiği belirlenmiştir. Ilıman kuşağın serin ve nemli bölgelerine yayılmış olan üçgül türleri, ince saplı ve bol yapraklı olduklarından, hayvanlar için çok değerli ve kaliteli kaba yem üretirler. Bazı üçgül türleri çayır mera bitkisi, yeşil alan bitkisi ve toprak ve su koruma amaçlarıyla da kullanılabilmektedirler. Kültürü yapılan önemli üçgül türleri ve bazı özellikleri Çizelge 12'de görülmektedir.

 Çizelge 12: Kültürü Yapılan Önemli Üçgül Türleri ve Bazı Özellikleri
Türkçe adı Üçgül türü Ömrü Anavatanı
Çayır üçgülü Trifolium pralense L. Çok yıllık Anadolu
Ak üçgül Trifolium repens L. Çok yıllık Anadolu -Akdeniz Havzası
Çilek üçgülü Trifolium fragiferum L. Çok yıllık Anadolu
Kafkas üçgülü Trifolium ambigum L. Çok yıllık Kafkaslar
Melez üçgül Trifolium hybridunt L. Çok yıllık isveç
Anadolu üçgülü Trifolium resupinatum L. Tek yıllık Anadolu-Iran
Gelemen üçgülü Trifolium meneghiniamim Clem. Tek yıllık Anadolu
Kırmızı üçgül Trifolium incarnatum L. Tek yıllık Ispanya-Fransa
İskenderiye üçgülü Trifolium alexandrinum L. Tek yıllık Anadolu
Yer altı üçgülü Trifolium subterraneum L. Tek yıllık Anadolu

8.5.1. Üçgüllerin İklim ve Toprak İstekleri

Çayır üçgülü, havası nemli serin yerleri sevmektedir. Suya karşı aşın istekli olduğundan, yaz sıcaklarına ve kuraklığa dayanmaz. Deniz seviyesinden başlayarak yükseltisi 3000 m olan yerlere kadar yetişmektedir. Çayır üçgülü gölgeye oldukça toleranslıdır. Çayır üçgülleri fotosentetik ışık doyumuna 16 000 lükste ulaşmaktadır. Ak üçgül Kuzey Kutbu'ndan başlamak üzere dünyanın bütün serin iklim kuşağına, Gulf Coast gibi bazı tipleri subtropik bölgelere yayılmıştır. Kolombiya'da Ekvator'a yalan bölgelerde 1600-3000 m yükseltilerde ak üçgül türlerine rastlanmıştır. Ak üçgül, sıcaklık ve kuraklıkların fazla olduğu çöllerde, sıcaklık ve bitki rekabetinin fazla olduğu taban arazilerde yetişememektedir. Ak üçgül, Yeni Zelanda ve Kuzey Batı Avrupa'nın nemli, ılıman bölgelerindeki meralarda çok iyi gelişmektedir.

 Melez üçgülde serin iklimlere iyi uyum sağlayan bir baklagil yembitkisidir. Kış soğuklarına toleranslıdır.

 Kırmızı üçgül ılıman iklim bitkisidir. Kışa toleranslı değildir. Ancak, ıslah yoluyla soğuğa toleranslı varyeteleri ortaya çıkarılmıştır.

 Akdeniz bölgesinin kısa gün bitkisi olan iskenderiye üçgülü, aşın derecede sıcak olmayan ılıman iklimleri sever. Şiddetli donlara toleranslı değildir. Çimlenme sırasında kısa bir süre -4, -6 °C arasındaki soğuklara dayanabildiği görülmüştür. Yıllık yağışı 400 mm'den fazla olan yerlerde iyi yetişir.

 Anadolu üçgülü, soğuğa karşı duyarlıdır. Kar altında canlılığını koruyabilmesine karşın, kar eriyince büyük zarar görmektedir. Anadolu üçgülü de genellikle ılıman bölgelerin bitkisi olarak bilinir. Yağışı 450 mm'nin üstünde olan yerlerde iyi yetişir.

 Kışlan ılık ve hatta oldukça sıcak ve nemli olan bölgelerde, yer altı üçgülü başarıyla yetiştirilebilmektedir.

 Çilek üçgülü ıhman bölgelerin bitkisi olmasına karşın, serin, nemli ve yayla iklimi olan yörelerin çayırlarında da fazla miktarda bulunmaktadır. Bu bitkinin kışa dayanma gücü yüksektir. Sıcak ve oldukça kurak şartlara uyum sağlayabilirse de, bu koşullarda verimi önemli ölçüde azalır.

 Gelemen üçgülü serin ve ıhman iklimleri sever. Ancak, kurağa dayanma gücü de oldukça yüksektir.

 Kafkas üçgülü, deniz seviyesinden Alp sınırına (3000 m) kadar çeşitli l yüksekliklerde yetişen, kurağa, soğuğa toleranslı bir türdür.

 Çayır üçgülü en iyi gelişmesini su tutma kapasitesi yüksek, iyi drene edilmiş verimli topraklarda yapar. Tınlı, siltli-tınlı ve hatta orta derecede ağır yapılı topraklan, kumlu hafif topraklara tercih eder. Çayır üçgülü hafif asit topraklara toleranslıdır. En uygun pH = 6.1-6.7'dir. toprakta birinci derecede fosfor, bazı arazilerde de K büyümeyi kısıtlayıcı faktör olabilmektedir. Çayır üçgülleri yaz aylan serin geçen yerlerde ve nemli topraklarda iyi gelişir. Düşük nem ve yüksek sıcaklık bitkinin gelişmesini kısıtlar.

 Melez üçgül, bol nemli oldukça ağır topraklarda iyi yetişir. Su baskınlarına karşı bir süre toleranslıdır. Çayır üçgülü için asitli gelen ( pH= 4) topraklarda iyi yetişebildiği gibi, alkaliliğe de diğer üçgüllerden fazla toleranslıdır.

 Ak üçgül, pH'si 6-7 olan killi, siltli-tınlı topraklarda en iyi şekilde gelişir. Ancak, yeterli miktarda verimli ve kumlu topraklarda da yetişebilmektedir. pH'si 4.5 olan asit topraklarda yetişebilen ak üçgüller, Kanada'da doğal seleksiyonla ortaya çıkmış ve kültüre alınmıştır. Ak üçgül tuzluluğa ve yüksek düzeyde alkaliliğe toleranslı değildir.

Anadolu üçgülü, derin, iyi drenajlı, kalkerli topraklan sever. Tuzluluğa ve su göllenmesine oldukça toleranslıdır.

 Kafkas üçgülü, değişik nemlilikteki çayırlık alanlarda, kurak yerlerde, zengin topraklarda, kullanılmayan arazilerde iyi yetişir. Kafkas üçgülü taban suyunu iyi kullanır.

 İskenderiye üçgülü fazla ağır olmayan, kireççe zengin, nötr veya hafif alkali topraklarda iyi yetişir. Hafif tuzluluğa toleranslıdır. Sert ve fakir topraklarda oldukça ağır gelişmektedir.

 Yer altı üçgülünün toprak seçiciliği yoktur. Ancak, toprağın çok yaş olmasını istemez. Sert ve fakir topraklarda gelişmesi yavaştır. Toprak kuru ve sertleşmişse, meyveler toprağa gömülememektedir. Alkali topraklara da toleranslıdır.

Bozuk drenajlı olup sulanan araziler ve taban suyunun sık sık yüzeye çıktığı yerler için, çilek üçgülü çok uygun bir baklagil yembitkisidir. Su göllenmelerine 2 ay kadar dayanabilmektedir. Karbonat, nitrat ve klorit bakımından zengin, ağır topraklarda kurulu veya kurulacak çayır ve meraların önemli bitkisidir. Nemli, tuzlu ve alkali topraklara toleranslıdır. Bu nedenle, deniz baskınlara uğrayan kıyı meralar için çilek üçgülü önerilmektedir.

 Kırmızı üçgül toprak isteği bakımından fazla seçici değildir. Fazla asitli olmamak koşuluyla, kumlu ve tinli topraklarda yetişebilmektedir. Çok nemli ve su ile doymuş topraklar uygun değildir. Kırmızı üçgül yetiştiriciliğine en uygun topraklar geçirgen tırılı topraklardır.

Gelemen üçgülü su tutma kapasitesi iyi, killi-tinli topraklan tercih eder. Kıyı kesimlerinde kumsal, çorak, nemli ve hatta kıraç meralarda gelemen üçgülünün doğal olarak yetiştiği görülmektedir. Toprak tuzluluğuna toleranslıdır.

8.5.2. Çayır Üçgülü-Trifolium pratense L.
8.5.2.1. Bitkinin Tanımı

Çayır üçgülünün fazla dallanan bir kazık kök sistemi vardır. Kökler genellikle ince ve yüzlektir. Ana kazık kök 50-60 cm kadar derinlere inebilir. Bazı çeşitlerde sap ve yaprakların üzeri tüylü olduğu halde, bazılarında tüysüzdür. Çeşitlere göre sapın içi boş veya dolu olabilmektedir. Sap rengi yeşil ile kırmızı-kahverengi arasında değişen renk tonlarında olabilir. Yaprak, birbirine eşit ve kısa sapçıklarla bağlanmış üç yaprakçıktan oluşur. Yaprakçıklar 2-3 cm boyunda, yumurta şekilli ve kenarları düzdür. Yaprakçıkların üst yüzeyinde yarımay şeklinde, beyaz- kahverengi arasında değişen renklerde bir leke bulunur. Kulakçıklar oldukça iri, kenarları düz ve uç kısmı sivri yumurta şeklindedir. Kulakçıklar üzerinde bulunan kırmızı renkli damarlar, çayır üçgülüne özgüdür.

Çiçek topluluğu kömeç, durumu uçsaldır. Çiçek sapının uç kısmında kısa bir eksen boyunca, 60-120 çiçek birleşerek kömeç çiçek topluluğunu oluşturmuştur. Kömeç çapı yaklaşık 2 cm kadardır. Taç yapraklar genellikle kırmızı veya bordo, bazen pembe, nadiren beyaz renklidir. Taç borusu (Corolld) oldukça uzundur. Meyveler, küçük yumurta şeklindedir ve içlerinde tek tohum bulunur. Yüzeyleri düz ve parlak olan tohumların renkleri san-kahverengi arasındadır. 1000 tane ağırlığı 1.5-2.0 g kadardır.
 
 8.5.2.2. Çayır Üçgülünün Büyüme ve Gelişme Özellikleri
  • Normal koşullarda yılda 2-4 biçim yapılabilir.
  • Çiçeklenme ana gövdenin tepesinde başlar, aşağıya doğru yan dallarda bulunan tomurcuklarda devam eder.
  • Geççi çeşitler erkencilere göre soğuklara daha toleranslıdır.
  • Yedek besin maddelerini depolama mekanizmaları yoncaya benzemektedir (Yani çiçeklenme başlangıcından sonra yedek besin depolaması hızlanır).
  • Soğuk kış aylarında, çayır üçgülünün metabolik etkinliğinin yüksek olması, bitkinin kısa ömürlü (3-4 yıl) olmasına neden olmaktadır. Hastalık ve zararlılar da bitkinin ekonomik ömrünü kısaltmaktadır.
  • Çayır üçgülünün kendine katlanma gücü azdır.
8.5.2.3. Yararlanma ve Verim

Çayır üçgülünden çoğunlukla ot üretimi, yapay meraların kurulması, zayıflayan meraların yemlenmesi ve iyileştirilmesi amaçlarıyla yararlanılmaktadır. Ayrıca, bitkinin ekonomik ömrü 3-4 yıl olduğundan, 8-10 yıllık ekim nöbeti sistemleri içinde yer alabilecek ideal bir yembitkisidir. Zaten bitkinin kendine katlanma gücü az olduğundan, 3-4 yıl çayır üçgülü yetiştirilen bir tarlada üçgül yorgunluğu ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, çayır üçgülü tarladan kaldırıldıktan sonra, aynı tarlaya en az 2-3 yıl çayır üçgülü ekilmemelidir.

İlk yıl genellikle 2-3, diğer yıllar ise yılda 3-4 biçim yapılabilmektedir. İkinci yıldan başlayarak ilk biçimin çiçeklenme başlangıcı, diğer biçimlerin ise tam çiçeklenmeye yakın devrede yapılması önerilmektedir. Biçimlerden sonra yeniden büyümenin hızlı olması için, en az 8-10 cm yüksekliğinde bir anız bırakılmalıdır. Çayır üçgülü saplarının ince ve bol yapraklı olması nedeniyle, bitkiler daha geç devrelerde kartlaşmaktadır. Bu özellikten dolayı çayır üçgülünde ot hasadı, diğer birçok baklagil yembitkisine göre, daha geç devrelerde yapılabilmektedir. Hasat edilen ot silaja işlenecekse, biçim işlemi tam çiçeklenme devresinde yapılmalıdır.

Çayır üçgülü bitkileri ince gövdeli ve bol yapraklı olduklarından, otunun hem lezzetliliği, hem de besleme değeri yüksektir. Çünkü, kaba yem olarak değerlendirilen yembitkilerinde, en lezzetli ve besin içeriği yüksek olan kısımlar yapraklardır. Yapraklan dökülmeden kurutulmuş çayır üçgülü kuru otu, çok zengin bir kalsiyum ve fosfor kaynağıdır.

 Toprak ve iklim koşullan ile uygulanan bakım işlemlerine bağlı olarak, çayır üçgülünden yılda dekara 500-1000 kg kuru ot alınabilir. Kuru otunda yaklaşık % 14-18 ham protein bulunur. Proteinin kalitesi ve sindirilebilirlik oranı yüksektir. Ayrıca çayır üçgülü otu birçok mineral maddeler ve vitaminler yönünden de zengindir.

8.5.2.4. Tarım

 Özenle hazırlanmış tohum yatağına soğuk bölgelerde erken ilkbahar, ılıman kıyı bölgelerinde ise sonbaharda ekim yapılır. Çayır üçgülü fide devresinde yavaş geliştiğinden, yabancı otlara karşı rekabet gücü zayıftır. Bu nedenle, cayır üçgülü tek başına yetiştirilecekse, arkadaş bitki olarak küçük taneli bir tahılla ( arpa, yulaf, triticale vb.) birlikte ekilmesi önerilmektedir. Tahıllar, ekildikten sonra kısa sürede çimlenip hızla büyüyerek, diğer yabancı otların gelişmesini büyük ölçüde engellerler. Tahıllar çiçeklerime devresinde ota biçilerek tarladan çıkartıldıktan sonra, çayır üçgülü yabancı i otlardan temiz ve uygun bir ortamda daha iyi gelişme şansı bulmaktadır. Ancak, bu sistemde tahıl oranını çok iyi ayarlamak gerekir. Tahıl oranı gereğinden fazla olursa çayır üçgülünü boğar, az olursa diğer yabancı otların gelişmesini yeterince engelleyemez. Sulama olanağı olan yerlerde, kışlık tahılların hasadından sonra, yabancı otlardan temiz olan tarla hazırlanarak hemen çayır üçgülü ekimi yapılabilmektedir. Bu sistemde, yabancı ot rekabeti en aza indirilebildiği gibi, fideler yeterince gelişme olanağı bulacağından, kış soğuklarından fazla zarar görmezler.

Çayır üçgülü otlak olarak veya ot üretimi amacıyla yalnız ekilebileceği gibi, çayır salkım otu, domuz ayrığı, çok yıllık çim, kamışsı yumak, çayır köpekkuyruğu gibi buğdaygillerle ikili veya çoklu karışım şeklinde de ekilebilir. Buğdaygil+ çayır üçgülü karışımlarında, çayır üçgülü oranı % 40'ı geçmemelidir.

Ekim serpme olarak veya mibzerle yapılır. Mümkünse mibzerle ekim tercih edilmelidir. Ekim derinliği 1-2 cm, mibzerle ekimde uygun sıra aralığı 20-40 cm, dekara atılacak tohum miktarı 1.5-3.0kg'dır. Karışık ekimlerde, çayır üçgülünün karışımdaki oranına göre atılacak tohum miktarı azaltılır.

Ekimden önce bakteri aşılaması yapıldığında ve/veya toprakta yeterince etkili bakteri bulunuyorsa, ekim sırasında dekara verilecek 2.5-3 kg N dışında, azotlu gübrelemeye gerek yoktur. Ancak, çayır üçgülünün diğer baklagiller gibi fosfor, potasyum, kalsiyum ve magnezyum gereksinimi fazladır. Yapılan araştırmalar, iklim ve toprak koşullan, sulama durumu, birim alandan elde edilen verim gibi faktörlere bağlı olarak, 2-3 yılda bir dekara 15-20 kg P2O5 verilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Topraklarımız genellikle potasyum yönünden yeterli kabul edilmekle birlikte, kumlu, fakir topraklarda potasyumlu gübreleme gerekli olabilir. Toprak analiz sonuçlarına göre, makro ve mikro besin elementlerinin toprakta elverişli durumda bulunan miktarları, çayır üçgülünün gereksinimi karşılamıyor ise, yüksek verim alabilmek için, bu eksikliğin mutlaka giderilmesi gerekir. Ayrıca toprak pH'si düşük ise (pH<6.5) kireçleme yapılarak pH uygun düzeye çıkarılmalıdır.

Çayır üçgülü gelişme süresi uzun, büyümesi hızlı, bir mevsimde birkaç kez biçilen ve fazla vegetatif aksam oluşturan bir bitki olduğundan, su gereksinimi oldukça fazladır. Yapılan araştırmalar, topraktaki yararlı su oranı % 50 düzeyine düşünce, tarla kapasitesine gelinceye kadar sulama yapıldığında, çayır üçgülünden en yüksek ot veriminin alındığını ortaya koymuştur.

8.5.3. Ak Üçgül - Trifolium repens L.
8.5.3.1. Bitkinin Tanımı

Ak üçgül yatık büyüyen, stolon oluşturan, gövde ve yapraklan tüysüz, çok yıllık bir yembitkisidir. Türleri polimorfik olup, serin bölgelerde çok yıllıktan, sıcak bölgelerde kışlık tek yıllığa kadar değişir. Bitki ve organların büyüklüğü çok geniş sınırlar içinde değişkenlik gösterir. İlk yıl l m kadar uzayan bir ana kazık kök oluşur. Ancak, ikinci yılda bu kazık kök ölür. Bitki yaşamını sülükler üzerinde oluşan ikinci derece kökler yardımıyla sürdürür. Ana gövde kısadır ve çok sayıda boğum arasından oluşmuştur. Tohumun çimlenmesinden 6-8 hafta sonra, sülükler oluşmaya başlar. Bu aşamadan sonra, ana gövdenin büyümesi durur veya azalır. Yapraklar sülükler üzerine almaşık olarak dizilmişlerdir. Bir yaprak 3 yaprakçıktan oluşur. Yaprakçıklar çoğunlukla sapsız olup, şekilleri elipsten kalp şekline kadar değişir ve kenarları ince dişlidir. Çoğunlukla yaprakçıkların ortasında hilal şeklinde bir bant bulunur. Tomurcuğun açılmasından sonra, bir yaprağın ömrü uygun koşullarda yaklaşık 40 gün kadardır. Çiçek topluluğu kömeçtir. Kömecin üzerinde geliştiği çiçek topluluğu sapı, çoğunlukla yaprak sapından daha uzundur. 20-150 kadar çiçek, kısa bir eksen boyunca çoğunlukla sapsız olarak bağlanarak, kömeç çiçek topluluğunu oluşturur. Çiçekler çoğunlukla beyaz renklidir. Bazen açık pembe renkli de olabilir. Döllenen çiçeklerin rengi kahverengine dönmeye başlar ve döllenen çiçekler kömeçten aşağı doğru sarkar. Dar, uzun ve ince yapılı olan meyve içerisinde 1-7 arasında tohum bulunur. Oldukça küçük ve çoğunlukla san renkli olan tohumlar, oval ya da kalp şeklindedir. 1000 tane ağırlığı 0.5-0.6 g kadardır. Değişen oranlarda sert tohumluluk özelliği görülür.

8.5.3.2. Önemi ve Kullanılması

 Ak üçgül otlatma ve çiğnenmeye dayanıklıdır ve otunun besin değeri yüksektir. Bu nedenlerle otlakiye tesislerinde çok yaygın olarak kullanılmaktadır. Çiğnenmeye dayanıklı, sülük oluşturan ve toprak yüzeyini çok iyi kaplayan, kısa boylu ve güzel görünümlü bir bitki olduğundan, günümüzde çevrecilerin, park-bahçe ve oyun alanları düzenleyenlerin, en çok aradığı ve kullandığı bitkilerin başında gelmektedir. Gölgeye toleransı nedeniyle, ağaç altlan ve meyve bahçelerinde örtü bitkisi olarak veya ot üretimi amacıyla yetiştirilmektedir.

Ak üçgül, serin iklim bölgelerinde önemli bir mera (otlakiye) yembitkisidir. Genellikle çok yıllık çim, domuz ayrığı, çayır köpekkuyruğu, kırmızı yumak, kamışsı yumak vb. buğdaygillerle karışım şeklinde yetiştirilir. Ak üçgül, 16 temel aminoasit yönünden daha dengeli ve yüksek oranda protein içermektedir. Yonca, çayır üçgülü, gazal boynuzu ve daha birçok yembitkisi ile kıyaslandığında, ak üçgülün protein kalitesi ve besleme değerinin daha yüksek olduğu görülür.

Tüm bu üstün özelliklerinin yanaşıra, ak üçgülde olumsuz nitelik taşıyan iki özellikten söz edilebilir. Birincisi, yalnız yetiştirilen ak üçgül meralarında, özellikle çiyli ve nemli havalarda, aç karına aşın otlatma yapılırsa, düşük oranda da olsa hayvanlarda şişme görülebilir. Ancak, şişme riski hiçbir zaman yonca kadar yüksek değildir. İkincisi, ak üçgülün zaman zaman estrogenik etki göstermesidir. Ak üçgüldeki en önemli estrogen maddenin "coumestrol " olduğu belirlenmiştir. Bu madde aşın alındığında, özellikle gebe hayvanlarda yavru atmalara neden olmaktadır. Zarar görmüş hastalıklı yapraklarda estrogenik madde oranı artmaktadır. Soğuk iklimlerde ve yüksek bölgelerde estrogenik madde oranı yok denecek kadar azalırken, sıcak iklimlerde artmaktadır.

8.5.3.3. Tarımı

Ak üçgül çoğunlukla, buğdaygillerle ikili ya da çoklu karışımlar şeklinde yetiştirilmektedir. Karışımda domuz ayrığı, çok yıllık çim, çayır köpek kuyruğu, kamışsı yumak, kırmızı yumak gibi buğdaygiller kullanılır. Bu karışımlarda uygulanacak oran 2 buğdaygil: l ak üçgül şeklinde olmalıdır. Ak üçgül çok küçük tohumlu olduğu için, tohum yatağı çok özenle hazırlanmalıdır. Çok soğuk bölgeler dışında, ekim işlemi genellikle erken sonbaharda yapılır. Ak üçgül yalnız ekildiğinde, dekara 0.2-0.4 kg tohum kullanılır. Karışımlarda bu miktar karışımdaki ak üçgül oranına göre azaltılır. Ekim derinliği 0.5-1 cm, sıra aralığı 20-30 cm olmalıdır.

Ak üçgül + buğdaygil karışımlarına azotlu gübre uygulanmasında çok dikkatli olunmalıdır. Buğdaygiller verilen azottan çok iyi yararlandıkları için, uygulanacak fazla azot buğdaygilleri baskın duruma getirir. Karışımdaki ak üçgül oranı hızla azalır. Ak üçgül Ca, P ve K'a fazlaca gereksinim duyduğundan, toprakta bu maddeler yetersiz ise mutlaka gübreleme yoluyla verilmelidir. Ak üçgül her ne kadar kuraklığa toleranslı olsa da, yüksek verim ve sürekli bir yeşil örtü oluşturabilmek için sulama gereklidir. Ot için hasat ya da otlatma çiçeklerime başlangıcı devresinde yapılmalıdır. Dekardan yılda 500-600 kg kadar kuru ot verimi alınabilmektedir.

8.5.4. Diğer Üçgül Türleri

Çayır üçgülü ve ak üçgül dışında; melez üçgül, anadolu üçgülü, gelemen üçgülü, yer altı üçgülü, iskenderiye üçgülü, kırmızı üçgül, çilek üçgülü ve kafkas üçgülünün dünyanın değişik bölgelerinde az-çok tarımları yapılmaktadır. Bunlardan iskenderiye üçgülü dışında kalanlar, soğuklara belli ölçülerde toleranslı olduklarından, ılıman iklime sahip kıyı bölgelerinde sonbaharda ekilebilirler. Kış aylan çok soğuk geçen iç bölgelerde, erken ilkbahar ekimi tercih edilmelidir. Tohumlan küçük olduğundan, yoncada olduğu gibi tohum yatağı özenle hazırlanmalıdır. Türlere göre değişmek üzere, dekara 0.5-3.0 kg tohum atılır. Uygun sıra aralığı 20-40, ekim derinliği ise 1-3 cm'dir. Bu türler de, yalnız olarak yetiştirilebilecekleri gibi, buğdaygiller ve diğer baklagillerle karışıma da girebilirler.

Yeraltı üçgülü, çilek üçgülü ve kafkas üçgülü çoğunlukla mera karışımlarında yeralırken, diğerleri esas olarak ot üretimi amacıyla yetiştirilmektedir. Türlere göre değişmek üzere, kuraklığa belirli düzeylerde tolerans gösterseler bile, suya karşı verdikleri tepki yüksektir. Bu nedenle yüksek verim almak için olanaklar ölçüsünde sulama yapılmalıdır. Özellikle çok yıllık olan melez üçgül ve çilek üçgülü ve çoğunlukla yazlık olarak yetiştirilen iskenderiye üçgülünde, başarılı yetiştiricilik için mutlaka sulama yapılmalıdır.

Üçgüller baklagjl oldukları için, ekilmeden önce tohumlar uygun bakteri kültürü ile aşılanmalıdır. Aşılama yapılınca, ekim sırasında dekara uygulanacak 2-4 kg kadar başlangıç azotu yeterlidir. Aşılama yapılmadıysa ve tarlada ilk kez üçgül yetiştirilecekse, 2 veya 3 parça halinde dekara 8-10 kg N verilebilir. Toprakta elverişli durumdaki fosfor, potasyum, kalsiyum ve diğer besin elementlerinin durumuna göre, gerekli ise gübreleme yapılmalıdır. Toprak pH'si yetiştirilecek üçgül türünün gelişimini sınırlayacak kadar düşük ise, kireçleme yapılarak uygun düzeye çıkarılmalıdır.

Üçgüllerde türlere göre değişmek üzere, uygun hasat zamanı çiçeklenme başlangıcı ile % 50 çiçeklerime devresi arasıdır, Melez üçgülden yılda 2-3 biçim alınabilmektedir. Melez üçgülün yıllık kuru ot verimi 700-800 kg/da iken, diğer türlerin verimi 250-600 kg/da arasında değişmektedir.

8.6. FİĞ ( Vicia L ) CİNSİ

Bu cins içerisinde yaklaşık 150 tür yeralmaktadır. Ülkemizde ise 59 fiğ türünün doğal olarak yetiştiği belirlenmiştir. Fiğlerin anavatanı Orta Asya'dan Akdeniz havzasına kadar uzanan bölgedir. Fiğler tek yıllık baklagil yembitkileri içerisinde en çok tarımı yapılan türlerdir. Günümüzde 14 fiğ türünün kültürü yapılmaktadır. Bunların önemli olardan şunlardır:
  • Yaygın fiğ Vicia sativa L
  • Tüylü fiğ Vicia villosa Roth
  • Macar fiği Vicia pannonnica Cranys
  • Koca fiğ Vicia narbonensis L.
  • Burçak Vicia ervilia L.
  • Bakla Vicia faba L.
  • Dar yapraklı fiğ Vicia angustifolia Reic
  • Meyvesi tüylü fiğ Vicia dasycarpa Ter
  • Bozlar fiği Vicia montana Rotz
  • Kara mercimek fiği Vicia articulata L.
1996 yılı verilerine göre ülkemizde yaklaşık 260.000 ha alana fiğ ekimi yapılmıştır. Bu değer, aynı yıl yonca ekili olan alanlardan daha geniştir. Mısın dikkate almazsak, ülkemizde yembitkisi olarak en çok fiğlerin tarımı yapılmaktadır. Gerek dünyada, gerekse ülkemizde en çok tarımı yapılan fiğ türü Vicia sativa L.'dır. Bu tür aynı zamanda ilk kültüre alman fiğ türüdür. Ancak son yıllarda soğuklara ve topraktaki fazla neme daha toleranslı olması ve daha az yatma özelliği göstermesi nedeniyle, macar fiğinin tarımı hızla yaygınlaşmaktadır.

8.6.1. Fiğ Türlerinin Bitkisel Tanımı

Fiğler kazık köklü olmasına karşın, yonca, korunga, çayır üçgülü gibi baklagil yembitkileri ile kıyaslanınca, kök sistemi daha zayıf ve yüzlektir. Kazık kök fazlaca dallanma özelliğindedir. Gövdeleri genel olarak zayıftır ve yatma özelliği gösterir. Bu nedenle birçok fiğ türünde gövdenin ucunda sarılıcı sülükler oluşmuştur. Ancak, yem baklası ve koca fiğin gövdeleri, diğer fiğ türlerine göre, daha kalındır ve genellikle dik gelişir. Fiğ türlerinde gövdenin enine kesiti dört köşelidir. Gövde türlere ve çevre koşullarına göre değişmek üzere, 60-150 cm arasında boylanır. Yapraklar, yaprak sapı üzerine karşılıklı olarak dizilen birçok yaprakçıktan oluşmuştur. Türlerin çoğunda, yaprakların uç kısmında bulunan birkaç yaprakçık sülük şekline dönüşmüştür. Yem baklası ve burçak da sülük yoktur. Bu iki türde yaprak ekseni sonunda kısa çıkıntılar vardır. Macar fiğinde gövde ve yaprakların üzeri, gümüş rengini andıran açık gri tüylerle kaplıdır. Macar fiği, yaygın fiğ ve tüylü fiğe göre daha az yatma özelliğindedir. Yaygın fiğde yaprakçıkların uç kısmı basıktır ve yaprakçık ekseni sonunda "mucronate uç" adı verilen bir çıkıntı vardır. Tüylü fiğde yaprak, dal, meyve vb. organların üzerinde, genellikle, ince tüyler bulunur.

Çiçek toplulukları, bazı türlerde doğrudan yaprak koltuklarından çıkan bir yada iki çiçek, bazı türlerde de yaprak koltuklarından çıkan salkımlar şeklindedir. Yaygın fiğde çiçekler yaprak koltuklarında 1-2 tane bulunurken, tüylü fiğ ve macar fiğinde salkım şeklindedir. Macar fiğinde salkımlarda 1-4 adet, tüylü fiğde ise salkım eksenine tek yönlü olarak sıralanmış çok sayıda çiçek bulunur. Çiçek rengi türlere göre değişkenlik gösterebilmektedir. örneğin, yaygın fiğ ve tüylü fiğde menekşe renginde iken, macar fiğinde çoğunlukla gri veya kirli san, bazen de menekşe rengindedir. Meyve ve tohum özellikleri türler arasında çok değişkenlik gösterir. Ancak tüm türlerde meyveler bakla olup, uzun silindir ya da yassı şekillidir. Tohumlar, türlere göre yuvarlak veya oval şekillidir. Tohumların bin tane ağırlığı türlere göre 20-310 g arasında değişir.

8.6.2. Fiğlerin İklim ve Toprak İstekleri

 Fiğlerin tümü serin iklim bitkisidir. Ilıman bölgelerde gelişmelerini sonbahar, kış ve ilkbahar aylarında yaparlar. Soğuklara en toleranslı olan, tüylü fiğdir. Bunu macar fiği izlemektedir. Fiğlerin tümü orta ağırlıkta, tınlı, derin yapılı ve verimli topraklarda iyi gelişme gösterirler. Ancak, tüylü fiğ, kara mercimek fiği ve meyvesi tüylü fiğ fakir, kumlu topraklarda, diğer fiğ türlerinden daha iyi gelişme gösterirler. Buna karşın, ağır ve nemli topraklarda macar fiği daha iyi gelişir. Fiğler pH 6 civarındaki toprak asitliğine de tolerans gösterirler. Tüylü fiğ kuraklığa da oldukça toleranslıdır. Diğer türler kuraklığa belirli düzeye kadar tolerans gösterseler bile, verimleri önemli ölçüde azalır.

8.6.3. Fiğlerin Önemi ve Kullanılması

Fiğ türlerinin gerek otlan, gerekse tohumlan iyi bir hayvan yemidir. Türlerin çoğunluğu ince saplı, bol yapraklı ve hayvanların severek yedikleri besin maddelerince zengin ot verirler. Fiğ otu hayvanlarda şişme yapmaz. Besin içeriği ve sindirilebilirlik oranı oldukça yüksektir. Çiçeklerime başlangıcı devresinde biçilmiş fiğ kuru orunda yaklaşık olarak % 12-20 ham protein, % 6-10 ham kül, % 25-26 ham selüloz, % 45-46 azotsuz öz madde bulunur. Bazı fiğ türlerinin taneleri yaklaşık % 25 ham protein oranına sahiptir ve kırılarak yoğun ( kesif) yem olarak kullanılırlar. Fiğ tohumları kırılarak ve /veya ıslatılıp şişirilerek, saman gibi hayvanların fazla sevmediği kaba yemleri yedirebilmek için katık olarak kullanılırlar.

Fiğler, kısa süreli rotasyon meralarında tahıllarla veya tek yıllık çimlerle karışım yapılarak kullanılır. Bu karışımlar aynı zamanda, çiçeklerime sonu veya meyve bağlama döneminde biçilerek silaj yapmaya çok uygundur. Fiğler yalnız veya karışım halinde yetiştirilerek yüksek kaliteli kuru ot yapmaya da çok uygundur. Bazı fiğ türleri nadas alanlarını daraltmada, nadas yerine ekilebilme özelliğine sahiptirler. Yine bazı fiğ türleri ekim nöbetinde veya iki ana ürün arasındaki boş devreleri doldurmada, ara ürün olarak kullanılmaya çok uygundurlar. Fiğler hızlı gelişip yüksek verim sağladıklarından ve toprakta kısa sürede çürüdüklerinden, yeşil gübre amacıyla en çok tercih edilen bitkilerdir. Toprağın fiziksel yapısını düzeltmede ve organik maddesini artırmada önemli rol oynarlar.

8.6.4. Fiğ Tarımı

 Fiğler görece iri tohumlu olduklarından, yonca ve üçgüllere göre daha az özenle hazırlanmış topraklara rahatlıkla ekilebilirler. Ülkemizin hemen her yöresinde tüylü fiğ, bir ölçüde de macar fiği erken sonbaharda ekilebilmektedir. Tarımı yaygın olan diğer türler ise kıyı bölgelerimizde sonbaharda, iklimin çok sert olduğu iç ve doğu bölgelerimizde erken ilkbaharda ekilmektedir. Ekim mibzerle veya serpme olarak yapılır. Fiğ tohumlarının ekiminde tahıl mibzerleri rahatlıkla kullanılabilmektedir. Mibzerle ekimde uygulanacak sıra aralığı, türlere ve çevre koşullarına göre değişmek üzere, genellikle 20-40 cm arasındadır.

Çizelge 13: Önemli fiğ türlerinde bin tane ağırlığı, dekara atılacak Tohum miktarı ve ekim derinliği değerleri
Fiğ türü Bin tane ağırlığı(g) Atılacak tohum miktarı (kg/da) Ekim derinliği(cm)
Yaygın fiğ 40 7 - 10 5 - 8
Macar fiği 40 - 60 7 - 10 5 - 8
Tüylü fiğ 20 - 40 3 - 5 4 - 7
Koca fiğ 180 - 310 15 - 20 8 - 10
Burçak 20 - 40 6 - 9 4 - 7

 Çizelge 13'de görüldüğü gibi, önemli fiğ türlerinin bin tane ağırlıktan 20-310 g, dekara atılacak tohum miktarı 3-20 kg ve ekim derinliği 4-10 cm arasında değişmektedir. En çok tarımı yapılan yaygın fiğ ve macar fiğinde, uygulanacak kültürel işlemler hemen hemen aynıdır.

 Atılacak tohum miktarı için verilen değerler, fiğler yalnız ekildiği zaman geçerlidir. Oysa fiğler ot üretimi amacıyla çoğunlukla yulaf, arpa, triticale gibi tek yıllık tahıllarla karışık ekilmektedir. Karışımda fiğ oranı genellikle % 50-70 arasında değişir. Bu durumda, atılacak fiğ tohumu miktarı % 30-50 oranında azaltılmalıdır.

 Tarlada daha önce fiğ yetiştirildiyse ya da tohumlar aşılanarak ekilirse, 2-4 kg/da kadar başlangıç azotu verilir. Bu iki durumda söz konusu değilse, verilecek azot miktarı 2-3 parça halinde 8-10 kg/da 'a kadar artırılır. Toprak analiz sonuçlarına göre fosfor, potasyum ve diğer besin elementlerinin eksikliği varsa, eksikliği görülen besin elementlerini içeren gübrelerden yeteri kadar verilir. Fiğler genellikle ilkbahar aylarında geliştiğinden sulama yapılmaz.

 Fiğlerde ot için hasat genellikle çiçeklerime başlangıcı dönemlerinde yapılmaktadır. Bu dönemde hasat edilen fiğlerin kuru otunda, türlere ve çevre koşullarına göre değişmek üzere, % 14-24 arasında ham protein bulunmaktadır. Kuru ot verimi ise, yine türlere ve çevre koşullarına göre değişmek üzere 250-900 kg/da arasında olabilmektedir. Tek yıllık tahıllarla karışık ekimde hasat zamanı, fiğin çiçeklerime başlangıcı dönemine göre ayarlanır. Karışımdan elde edilecek kuru ot verimi, iklim ve toprak koşullarının uygun olduğu yıllarda dekara l tonun üzerine çıkabilmektedir. Tohum için hasat türlere göre alt baklaların % 50-80'inin koyulaştığı devrede yapılır. Hasat, bakla çatlatıp kolay tohum dökenlerde biraz erken, fazla tohum dökme özelliği göstermeyenlerde daha geç yapılır. Tohum hasat ve harmanı iki şekilde yapılabilmektedir. (1) Yaprak dökücü veya kurutucular uygulanarak, doğrudan biçerdöverle hasat ve harman, (2) bitkiler biçilerek, namlular halinde arazi üzerinde bir süre kurutulduktan sonra, biçerdöverle veya batöz gibi harman makineleri ile harman yapılır. Fiğ türleri yatık geliştiklerinden, doğrudan biçerdöverle hasat ve harman zor olmaktadır. Bu nedenle, ikinci yöntem daha çok uygulanmaktadır. Fiğlerde dekara tane verimi genellikle, 80-300 kg arasındadır. Son yıllara kadar ülkemizde fiğ tanım tohum üretimi için yapılmaktaydı. Ancak, ot üretimi amacıyla yetiştiricilik her yıl daha çok yaygınlaşmaktadır. Tohum hasat ve harmanından sonra kalan sap, yaprak ve diğer artıklar, saman haline getirilip yine hayvan yemi olarak değerlendirilmektedir. Fiğ samanının lezzetliliği, besin içeriği ve sindirilebilirliği tahıl samanlarından çok yüksektir.

8.7. BEZELYE (Pistim L.) CİNSİ

Bezelye cinsine bağlı morfolojik yönden birbirine çok benzeyen, birkaç tür bulunmaktadır. Yemlik bezelye ile yemeklik bezelye birbirine çok benzemesine karşın, aralarında bazı farklılıklar vardır. Bunlar: Yem bezelyesi mor, yemeklik bezelye beyaz çiçeklidir., yem bezelyesi kahverengi veya siyah tohumlu, yemeklik bezelye san veya yeşil tohumludur., yem bezelyesinde yaprakçıkların kenarları dişli, yemeklik bezelyede düzdür., yem bezelyesinde kulakçıkların gövdeye bağlandığı yerde mor bir leke olmasına karşın, yemeklik bezelyede yoktur. Orta Avrupa ile Akdeniz çevresinden, Anadolu ve Orta Asya'ya kadar uzanan bölge, bezelye türlerinin anavatanı kabul edilmektedir.

8.7.1. Yem Bezelyesi-Pisum sativum ssp. Arvense L.
8.7.1. Bitkinin Tanımı

Tek yıllık bir serin iklim bitkisidir. Oldukça kuvvetli bir ana kazık kökü ve bu kökten çıkan yan kökleri vardır. Kökler toprakta 80-110 cm derinliğe kadar inebilmektedir. Gövde genellikle köşeli, bazen de yuvarlağa yakındır. Gövdenin içi boştur ve fiğlerde olduğu gibi yatma özelliğindedir. Ancak, bitkinin boyu kısa iken dik, uzayınca yatık ve tırmanıcı gelişme gösterir. Gövde ince ve hafif mumsu bir tabaka ile kaplıdır. Yapraklan karşılıklı olarak yaprak eksenine bağlanmış 1-3 çift yaprakçıktan oluşur. Yaprakçık kenarları ince dişlidir. Yaprak ekseni çok dallı bir sülükle sonuçlanır. Yaprak sapının dibinde yaprakçıklardan daha büyük, iri kulak şeklinde bir çift kulakçık vardır. Kulakçıkların alt kenarları yaklaşık 1/3 oranında dişlidir. Kulakçıkların gövdeye bağlandığı yerde mor renkli bir leke vardır.

 Yaprak koltuğundan çıkan uzun, ince çiçek saplan üzerinde çoğunlukla 1-2, bazen daha fazla çiçek bulunur. Çiçek rengi mor veya erguvandır. Kanatçıklar, diğer taç yapraklara göre daha koyu renklidir. Meyvesi bakla şeklindedir. Meyve içinde birden çok sayıda tohum bulunur. Yuvarlağa yakın şekilli olan tohumların rengi gri ile kahverengi arasındadır. Bin tane ağırlığı ortalama 130-240 g arasındadır.

8.7.2. İklim ve Toprak İstekleri

Yem Bezelyesi sıcak ve kuraklığa fazla toleranslı olmayan bir serin iklim bitkisidir. Kar örtüsü olmadan -8 °C kadar olan soğuklara dayanabildiği belirlenmiştir. Yıllık yağışı 500-550 mm ve üzerinde olan yerlerde çok iyi gelişmektedir. Yem bezelyesi genelde, fazla toprak seçiciliği olan bir bitki değildir. Ancak, kuru kumlu topraklar ile ağır ve kireç içeriği yetersiz topraklan pek sevmez. Nötr ve hafif asit karakterli topraklarda iyi yetişir. En uygunu, killi, kireç içeriği yüksek nötr ya da hafif asidik ve nemli topraklardır.

8.7.3. Önemi ve Kullanılması

Yem bezelyesi çok yönlü olarak yararlanılabilen bir bitkidir. Ilıman bölgelerde kışlık ara ürün olarak yetiştirilmeye çok uygundur. Gelişme süresi kısa olduğundan, ekim nöbetlerinde tercih edilmekte ve diğer bitkiler için çok iyi ön bitki özelliği taşımaktadır. Yeşil ot, kuru ot ve silaja işlenerek değerlendirilebilmektedir. Yeşil gübre olarak değerlendirilmeye de çok uygundur. Veriminin yüksek olması ve toprakta kolayca parçalanabilmesi, yeşil gübre şeklinde kullanılma şansım artırmaktadır. Kıyı bölgelerinde yazlık ana ürünlerin araziyi boş bıraktığı sonbahar, kış ve erken ilkbahar aylarında, tahıllarla karışık yetiştirilerek, yoğun bir otlatma yapmak amacıyla kısa süreli mera olarak kullanılmaktadır. Tanelerinden de doğrudan yoğun yem şeklinde yararlanılır. Tane hasadından sonra kalan sap ve yapraklar, saman haline getirilerek hayvanlara yedirilmektedir. Bu şekilde elde edilen samanın besin içeriği ve sindirilebilirliği, tahıl samanlarına göre oldukça iyidir.

Kuru ot amacıyla çiçeklerime başlangıcı ile % 50 çiçeklerime devresi arasında biçim yapılır. Ürün silaja işlenecekse biçim zamanı biraz daha geciktirilir. % 50 çiçeklerime devresinde yapılan biçimlerde, yaklaşık % 20-22 ham protein içeren, 500-1000 kg/da kuru ot verimi alınabilir. Uygun koşullarda tane verimi 150-300 kg/da arasındadır. Taneler % 20-30 ham protein içerir. Proteinin kalitesi, özellikle lisin içeriği, oldukça iyidir. Bazı Avrupa ülkelerinde hayvan beslemede, yem bezelyesi taneleri soya yerine kullanılmaktadır. Yem bezelyesi taneleri ile beslenen ineklerin süt verimi ve kalitesinin yükseldiği belirlenmiştir.

8.7.4. Tarımı

İklim koşullan ve yetiştirme amacına göre ekim, erken sonbahar veya erken ilkbaharda yapılır. Gerek sonbahar, gerekse ilkbahar ekimlerinde, ekim zamanı geciktirildikçe verimde önemli azalmalar olmaktadır. Ekim mibzerle, mümkün olmazsa serpme olarak da yapılabilir. Mibzerle ekimde, ot üretimi için 15-20, tohum üretimi için 12-15 kg/da tohum atılır. Serpme ekimlerde dekara ot üretimi için 20-25, tohum üretimi için 15-20 kg tohum kullanılır. Uygun sıra aralığı 20-40 cm'dir. Tahıllarla karışık ekimde daha sağlam saplı olması nedeniyle arpa tercih edilmekte ve dekara 7-9 kg arpa, 8-10 kg yem bezelyesi tohumunun ekilmesi önerilmektedir. Aşılama yapıldıysa ya da toprakta yeterli yoğunlukta bakterinin olduğu biliniyorsa, ekim sırasında dekara verilecek 2-5 kg kadar başlangıç azotu yeterlidir. Yem bezelyesinin fosfor gereksinimi fazladır. Bu nedenle, özellikle kumlu-fakir topraklarda, sulanan alanlarda ve yağışlı bölgelerde, dekara 5-10 kg civarında fosfor verilmesi önerilmektedir. Toprak analiz sonuçlarına göre, diğer besin elementlerinin eksikliği sözkonusu olduğunda giderilme yoluna gidilir.

 Özellikle nemli kıyı bölgelerinde tohum üretiminde, baklagil tohum böcekleri (bruchus) önemli zararlar yapmaktadır. Bu böcekler, tane verimi ve kalitesinin yanısıra, tohumun çimlenme gücünü de önemli ölçüde düşürmektedir. Zararlıların görüldüğü bölgelerde, çiçeklerime döneminde baklagil tohum böceklerine karşı kimyasal mücadele yapılmalıdır.

9. Buğdaygil yembitkileri genel yapısal özellikler

9.1. Vegetatif Özellikler
9.1.1. Kök (Radix)

 Buğdaygil yembitkilerinde kökler "püskül" şeklindedir ve "saçak kök" olarak adlandırılır. Saçak kökler, genellikle, kazık kökler kadar derinlere gitmemekle birlikte, çok fazla dallanıp yayılarak topraktan geniş oranda yararlanırlar. Yapılan nedeniyle çim kapağı oluşturarak, toprak taneciklerini sıkı bir şekilde tutan buğdaygil yembitkisi kökleri, toprağın erozyona karşı korunmasında büyük önem taşırlar. Kurak yörelerde ve kurağa dayanıklı türlerde, kökler bitkiye su sağlamak için çok geniş alanlara yayılırlar. Bazı kılaç (Stipa) türlerinde köklerin çıkış noktasından 6-7 m uzaklığa kadar yayılabildiği gözlenmiştir.

Genel olarak buğdaygillerde iki tip kök oluşmaktadır. Bunlardan birincisi, tohumun çimlenmesiyle gelişen birincil (primer) kökler veya çim kökleri adı verilen köklerdir. Bu köklerin görevi, asıl kökler oluşuncaya kadar bitkiye su ve besin maddeleri sağlamaktır. Önceleri asıl kökler oluştuktan sonra çim köklerinin kaybolduğu sanılmaktaydı. Fakat daha sonra yapılan araştırmalarda , çim köklerinin kaybolmayıp bitkinin yaşamı boyunca görev yaptığı anlaşılmıştır. Sapçık toprak yüzüne çıktıktan sonra, sapın toprak yüzeyine en yakın olan boğumundan asal, ikincil (sekonder) veya adventif kökler adı verilen kök sistemi oluşmaktadır. Bu dönemden sonra, bitkinin su ve besin maddeleri alımını esas olarak bu kökler sağlamaktadır. Ayrıca, kök-sap (rhizome) ve sülük (stolon) oluşturan bitkilerin, toprak yüzeyine paralel uzanan gövdeleri üzerindeki boğumlardan ikincil kökler oluşur. Mısır gibi, toprak üzerinde kalın ve yüksek boylu gövde oluşturan bazı buğdaygillerde, sapın toprak üstü boğumlarından destek kökler çıkabilir. Bu kökler bitkiyi destekleyerek gövdenin devrilmesini önler.

9.1.2. Gövde (Culmus)

Buğdaygiller familyasındaki bitkilerin büyük çoğunluğu otsu yapıdadırlar. Yembitkisi olanların ise tümü otsu yapıdadır. Buğdaygillerde gövde boğum ve boğum aralarından oluşmaktadır. Boğum aralarında gövdenin içi boş, boğumlarda ise süngerimsi bir madde ile doludur. Fakat mısır ve koca darıda olduğu gibi, bazı buğdaygillerde boğum aralarında da gövdenin içi doludur. Gövdenin enine kesiti yuvarlak veya yuvarlağa yakındır. Buğdaygillerde gövde boğumlardan dallanır. Yeni oluşan dal ile gövde arasındaki V şekilli bağlantı çok zayıf olduğundan, ince bir zar (prophyllum) oluşmuştur.

Poa bulbosa, Poa pratensis, Hordeum nodosum gibi bazı buğdaygillerin kök boğazlarında soğancık, yumru gibi şişkin oluşumlar bulunur. Bu kısımlarda yedek besin maddeleri depolanmaktadır. Ayrıca soğancıklı olanlarda her bir soğancıktan yeni bir bitki oluşabilmektedir. Bu tip bitkiler kuraklığa ve aşın otlatmaya karşı oldukça toleranslıdırlar. Bitkinin toprak üstü kısımları kuraklık, aşın otlatma ve çiğnemeden büyük ölçüde zarar görmesine karşın, yumru ve soğancıklar daha az etkilenmektedir.

Toprakta çimlenen buğdaygil yembitkisi tohumundan ilkönce bir yaprak sürgünü oluşur. Üçüncü ve dördüncü yaprak sürgünlerinin oluşumundan sonra zincirleme kardeşlenmeler başlar. Bu kardeşlenmeler bitkinin tabanında, sıkça birbiri üzerine yığılmış boğumlarda gerçekleşir.

 Çimlenme sırasında oluşan fideler, her buğdaygil yembitkisi cinsine göre tipik görünüştedir.

 Buğdaygillerde büyüme şekline göre üç gövde tipi vardır. Bunlar; kök-sap, sülük ve yumaktır.

9.1.2.1. Kök-sap (Rhizome)

Bu gövde şeklinde, gövdenin toprak altı boğumlarından oluşan yeni sürgünler, toprak içinde yanlara doğru uzarken, sürgünlerin üzerinde bulunan boğumlardan aşağıya doğru kökler, yukarıya doğru da saplar oluşur. Bu gövde tipinin görüldüğü bitkilerden bazıları; Bromus inermis, Agropyron repens, Andropogon gerardi, Poa pratensis' dir.

9.1.2.2. Sülük (Stolon)

 Bu gövde şekli, ana sapın alt boğumlarından çıkan sürgünlerin toprak üzerinde sürünerek uzamaları sonucu oluşur. Yanlara doğru toprak yüzeyinde uzanan bu sürgünlerin üzerinde bulunan boğumların, toprağa dokunduğu yerlerde aşağıya doğru kökler, yukarıya doğru da saplar oluşur. Örneğin; Cynodon dactylon, Agrostis palustris, Chloris gayana, Buchloe dactyloides bitkilerinde sülük gövde tipi görülür.

9.1.2.3. Yumak

 Gövde toprağa yakın boğumlardan fazla miktarda kardeşlenerek yumak oluşturur. Bu gövde tipi Festuca, Agropyron, Lolium türleri gibi çok sayıda bitkide görülmektedir.

 Bazı buğdaygil yembitkileri iki farklı gövde şekli oluşturabilmektedirler. Örneğin; Festuca rubra ve Agropyron intermedium hem kök-sap, hem de yumak gövde oluşturmaktadırlar. Kök-sap, sülük ve yumak gövde yapılan toprak ve su koruma açısından çok önemlidirler.

 Gövdeleri dik olarak büyüyen buğdaygillerin boyları, birkaç cm ile 1-2 m arasında değişmektedir. Tropik bölgelerde ağaç şeklinde büyüyen bambu bitkileri 35 m kadar boylanabilmektedir.

9.1.3. Yaprak (Folia)

 Buğdaygil yembitkilerinde yapraklar her boğumdan bir tane çıkarak, sap boyunca almaşıklı olarak dizilirler ve gövdeye sapsız olarak bağlanırlar. Buğdaygil yapraklan boyuna paralel damarlıdır. Bir buğdaygil yaprağı genel olarak aşağıdaki kısımlardan oluşur.

9.1.3.1. Yaprak Ayası (Lamına)

Yaprağın saptan yan tarafa doğru açılmış olan uzun, dar ve şerit şeklinde olan bölümüdür. Bazı türlerde orta damar çok belirgindir. Yaprak ayası uca doğru incelir. Türlere göre yaprak ayası ucu sivri, küt veya kayık şeklinde olabilmektedir. Örneğin; yaprak ayası ucu Agropyron, Lolium, Bromus ve Festuca türlerinde sivri, Poa ve Puccinellia türlerinde küt veya kayık şeklindedir. Buğdaygil yembitkilerinin vegetatif dönemde tanınmalarında, yaprak ayasının enine kesitinden de geniş oranda yararlanılmaktadır. Kurak bölgelere uyum sağlamış Festuca ovina ve Nardus stricta gibi türlerde, yaprak ayası su tüketimini en düşük düzeye indirgemek amacıyla orta damar boyunca katlanmış, oluklu ve ince tel şeklini almıştır. Agropyron intermedium, Bromus inermis, Agropyron cristatum ve Phleum pratense'de yaprak ayası kesiti düz veya düze yakın hafifçe katlanmış bir görünümdedir. Buna karşılık, Dactylis glomerata ve Poa pratensis 'de yaprak ayası kesiti V şeklinde katlanmış bir görünümdedir.
 
9.1.3.2. Yaprak Kını (Vagina)

 Yaprağın boğumlardan çıkan ve sapı bir boru gibi saran kısmıdır. Genellikle boğum arasının büyük bir bölümünü sarmaktadır. Yaprak ayasından daha açık renkli, üzeri tüylü veya çıplak olabilmektedir. Yaprak kını da şekil olarak türlere göre farklılık gösterir.

9.1.3.3. Yakacık=Dilcik (Ligula)

 Yaprak kını ile yaprak ayasının birleştiği yerde, yaprak kınının yukarıya doğru bir uzantısı olan yakacık, zarımsı bir yapıdadır. Yakacık kın ile gövde arasına toz, hastalık-zararlı etmenleri ve diğer yabancı maddelerin girmesini engellemektedir. Milimetrik boyutlarda olan yakacığın olup-olmaması, şekil ve büyüklüğü ve diğer özellikleri buğdaygil yembitkilerinin tanınmasında yararlanılan önemli bir özelliktir.

9.1.3.4. Kulakçık (Auricula)

 Yaprak ayası tabanının her iki yanında, bir çift sapı saracak biçimde uzanmış çıkıntı vardır. Bunlara kulakçık adı verilir. Şekilleri, tüylü veya tüysüz oluşları, bulunup bulunmamaları buğdaygil yembitkilerinin tanınmasında önemli ölçütler olarak kullanılmaktadır.

9.1.3.5. Yaprak Ayası Tabanı

Yaprak ayası ile kının birleştiği düzlemde bulunan ve meristematik dokular içeren büyüme yüzeylerinden oluşan kısımdır. Bu kısım açık yeşil rengi ile aya ve kından ayrılır.

9.2. Generatif Özellikler
9.2.1. Çiçek (Floş)

Buğdaygil yembitkilerinde en küçük generatif organ çiçektir. Bu nedenle gözle izlenmeleri oldukça güçtür. Buğdaygillerde çiçek, iki iç kavuz arasında kalan erkek ve dişi organlar topluluğudur. Bir buğdaygil çiçeği aşağıdaki kısımlardan oluşur.

9.2.1.1. Dişi Organ (Gynoecium)

Her buğdaygil çiçeğinde, yumurtalık (ovarium), dişicik başı (stigma) ve dişicik borusundan (style) oluşan bir tane dişicik (pistillum) vardır. Yani dişi organ üç parçadan oluşmuştur. Yumurtalık içerisinde tek yumurta hücresi (ovule) bulunur. Yumurta hücresinin çiçek tozlan ile döllenmesi ve gelişmesi sonucunda tohum-meyve (caryopsis) oluşur. Püskül benzeri bir yapıda olan tepecik, genellikle iki parçalıdır ve üzerinde uzun veya kısa tüyler yeralır. Dişicik borusu ise tepecik ile yumurtalığı birbirine bağlayan bölümdür. Buğdaygil çiçeklerinde taç ve çanak yapraklar dumura uğrayarak, genellikle iki adet pulcuk (lodicula) şekline dönüşmüştür. Pulcukların asıl görevi çiçeklenme sırasında turgor duruma geçerek, erkek ve dişi organın iç kavuz ve kapçık arasından dışarı çıkmasını sağlamaktır. Tilki kuyruğu, kıl otu ve koku otu gibi bazı türlerde pulcuk yoktur.

9.2.1.2. Erkek Organlar (Androecium)

Buğdaygillerde genellikle üç tane erkek organ (ercik=stamen) bulunur. Ancak, farklı sayıda erkek organ bulunduran buğdaygil türleri de vardır. Örneğin, çeltikte 6, Bambuceae türlerinde 120 kadar erkek organ vardır. Erkek organ, ercik başı (anther) ve ercik sapı (flament) olmak üzere iki kısımdan oluşur. Ercik başı iki bölmelidir. Bölmelerin her birine teka (theca) denir. Tekaların içerisinde çiçek tozları (polen) oluşur.

Buğdaygil yembitkilerinin çoğunda hem erkek, hem de dişi organ aynı çiçekte bulunur. Böyle çiçeklere "normal çiçek" denir. Bazı çiçeklerde erkek veya dişi organlardan yalnızca birisi vardır. Kısır çiçek adı verilen bu tip çiçeklerde, yalnızca dişi organ bulunuyorsa pistilli (pistillate), yalnızca erkek organ bulunuyorsa staminli (staminate) çiçek adı verilir.

Normal çiçek bulunduran bitkilere hermofrodit bitki denir. Bazı türlerde erkek ve dişi çiçekler aynı bitki üzerinde farklı yerlerde bulunur. Bu bitkilere tek evcildi (monoecious) bitki adı verilir. Örneğin, mısır ve manda otu tek evciklidir. Bazı türlerde ise erkek ve dişi çiçekler farklı bitkilerde bulunur. Bu bitkilere de iki evcikli (dioecious) bitkiler denir.

9.2.2.3. İç Kavuz ve Kapçık (Palea inferior ve Palea superior)

Çiçekte, eşey organlarım koruyan kavuzlardan alttan bağlanana iç kavuz, üstten bağlanana ise kapçık adı verilir. İç kavuz ve kapçık buğdaygillerin tanısının yapılmasında gözönüne alınacak önemli özelliklerdendir. İç kavuz kayık şeklinde olup, dişi organı ve erkek organları içine almıştır. Kapçıktan daha kalın yapıdadır. Bazı buğdaygil yembitkilerinde, iç kavuzun sırtındaki orta damar fazla gelişerek omurga oluşturmuştur. Kapçık taneyi karın kısmından sarar. Çoğunlukla iç kavuzdan biraz kısa veya eşit uzunlukta ve daha ince yapıdadır. Bazı türlerde kapçık çok küçülmüş veya tümüyle kaybolmuştur.

9.2.2.4. Kılçık (Aristo)

Kılçık genellikle iç kavuzda bulunur. Cins ve türlere göre değişmek üzere, kılçık iç kavuzun ucundan, sırtından veya tabanından çıkabilmektedir. Kılçık şekli de türlere göre değişmek üzere düz, burulmuş, çıkıntılı, dişli veya dirsekli olabilmektedir. Çok ender rastlanan bir durum olarak, köpek kuyruğu (Phleum) cinsinde kılçıklar sivri uçlar şeklinde dış kavuzlardan çıkmaktadır.

Olgunluk zamanında veya harman sırasında, başakçık ekseni boğumlardan kolayca koparak her boğum bir çiçeğin üzerinde kalır. Bu kısma "başakçık ekseni kalıntısı" adı verilir. Bazı bitkilerde başakçık ekseni dış kavuzların üzerinden ve çiçekler arasından kırılır. Bazılarında ise kırılma dış kavuzların altodan olur ve başakçık dış kavuzlarla birlikte düşer. Kırılmanın dış kavuzların altından veya üzerinden oluşu kalıcı bir özelliktir. Çok çiçekli başakçıklarda en uçta bulunan bir veya birkaç çiçek, genellikle kısır olup tohum tutmazlar.

9.2.3. Çiçek Durumu (inflorescentia) = Başakçık Toplulukları

Buğdaygillerde çiçek durumu esas olarak uçsal (terminal)'dır. Buğdaygillerde başakçıkların eksene bağlanış şekli ve durumuna göre, üç farklı çiçek topluluğu görülmektedir. Bunlar; başak, başağımsı salkım ve salkımdır.

9.2.3.1. Başak (Spica)

Başakçıkların başak eksenine (rachis) sapsız olarak bağlandığı başakçık topluluğu tipine başak denir. Örnek: Triticum, Hordeum, Lolium, Agropyron, Elymus cinsleri içerisinde yeralan türlerde görülür.

9.2.3.2. Başağımsı Salkım (Raceme)

Başakçıklar eşit uzunlukta saplar ile eksene bağlanmışlardır. Bu nedenle şekilleri başağa benzer. Başakçıklar saplı olduğu için de salkıma benzer. Alopecums ve Phleum türlerinde görülür.

9.2.3.3. Salkım (Panicula)

Bu başakçık topluluğu tipinde, başakçıklar birbirine eşit uzunlukta olmayan saplarla salkım eksenine birleşmişlerdir. Örneğin; Bromus, Dactylis, Festuca, Agrostis, Avena, Poa, Fesîuca cinslerine giren türlerde görülür.

9.2.4. Tohum ve Meyve

Buğdaygillerde meyveye genel olarak tohum denmektedir. Yumurtalığın döllenmesi ile gelişen meyvede, meyve kabuğu (pericarp) ile tohum kabuğu (testa) bitişik durumdadır. Bu yapıya "karyopsis" adı verilir. Buğdaygil yembitkilerinde karyopsisin çevresi çoğunlukla kavuzlarla çevrilidir. Bir buğdaygil tohumu üç kısımdan oluşur.

9.2.4.1. Kabuk

Tohumu en dıştan saran, tohum ve meyve kabuklarının birleşmesinden oluşan kısımdır.

9.2.4.2. Besi Doku (Endosperm)

Tanenin en büyük kısmını oluşturur. Yedek besin maddelerinin depo organıdır. Çimlenme sırasında, fideciğin gelişmesi için gerekli olan besin maddeleri buradan sağlanır.

9.2.4.3. Cücük (Embriyo)

Tohumun sırt kısmında ve alt uçta yeralır. Tohumdan yeni bir bitkinin oluşmasını ve böylece neslin sürekliliğini sağlayan kısımdır. Kalkancık (scutellum), tomurcuk (plumula) ve kökçük (radicula) kısımlarından oluşur.

9.3. ÇİM (Lolium L.) CİNSİ

Lolium cinsi içerisinde yaklaşık 10 tür bulunmaktadır. Bunlardan özellikle iki tanesi ekonomik açıdan çok önemlidir. Bunlar;
  • Çok yıllık çim - Lolium perenne L.
  • Tek yıllık çim - Lolium multiflorum L.'dir.
  • Tek yıllık çimin L. multiflorum var. -westervoldicum adlı tek yıllık ve L. multiflorum var. italicum adlı iki yıllık iki alt varyetesi vardır.
Her iki çim türünün de anavatanı Anadolu, Avrupa ve Afrika'nın Akdeniz kıyıları, Asya ve Avrupa'nın ılıman bölgeleridir. Değişik çim türleri ülkemizin hemen her bölgesinde doğal olarak yetişmektedir. Buğdaygil yembitkisi türlerinden ilk kültüre alınan çok yıllık çimdir. On altıncı yüzyıldan beri Britanya adalarında çok yıllık çimin tarımı yapılmaktadır. Bu türün ekonomik ömrü genellikle 2-4 yıldır. Tek yıllık çim ilk olarak İtalya'nın ılıman ve nemli kuzey bölgelerinde kültüre alınmıştır.

9.3.1. Bitkilerin Tanımı

Çimler yumak gövde şekli oluşturan bitkilerdir. Çok yıllık çimler dik gelişirler ve 90 cm kadar boylanırlar. Yapraklar tüysüz, parlak yeşil renktedir ve genç sürgünlerde yaprak ayaları katlanmış durumdadır. Başakçık topluluğu yaklaşık 30 cm uzunluğunda bir başak oluşturur. Çok yıllık çimler genellikle kılçıksızdır. Tohumların bin tane ağırlığı 2 gram kadardır.

Tek yıllık çimin, tek yıllık ve iki yıllık iki alt varyetesi vardır. Tek yıllık çim, çok yıllık çime göre daha uzun boyludur. Gövde dik gelişir ve yaklaşık 130 cm kadar boylanır. Tek yıllık çimde de yapraklar tüysüzdür, fakat genç sürgünlerde yaprak ayaları katlanmamıştır. Başakçık topluluğu uzun boylu olmalarıyla ayırt edilir. Çimlerde başakçıklar, başak eksenine dar yüzeyleriyle bağlandıklarından, üst başakçık dışında kalan başakçıklarda yalnızca bir dış kavuz bulunur.

9.3.2. Çimlerin İklim ve Toprak İstekleri

Çimler ıhman ve nemli iklim koşullarına çok iyi uyum sağlarlar. Nemli ve ılıman iklim koşullarında kışın da gelişmelerini sürdürebilmelerine karşın, yaz aylarındaki yüksek sıcaklıklar büyümelerini engeller. Aşırı soğuklara ve kuraklığa fazla toleranslı değillerdir. Yağışlı ve nemli iklimleri severler. Su istekleri fazla olduğu için, kurak koşullarda ancak sulanarak yetiştirilebilirler. Gölgeye toleransları azdır. Bununla birlikte düşük sıcaklık, kuraklık ve toprak verimliliğinin az olduğu yerlerde, çimlerin başarılı olarak yetiştirilmesi zordur. Nemli, verimli ve drenajı iyi olan topraklarda yüksek verim sağlanır. Topraktaki durgun taban suyuna karşı fazla toleranslı değillerdir. Ancak, mevsimin belirli dönemlerinde ıslak olan ve diğer birçok yembitkisinin yetişemediği yerlerde, çimler başarıyla yetiştirilebilir. Çimler kısa süreli su basmalarından zarar görmez. En uygunu nötr ve hafif alkali reaksiyonlu topraklardır.

9.3.3. Çimlerin Önemi ve Kullanılması

Çimler otlatmaya dayanıklı olmaları, ılıman-nemli yerlerde gelişmelerini uzun süre devam ettirebilmeleri, otlarının lezzetli, verimlerinin yüksek olması ve güzel parlak görünümleri nedeniyle değişik amaçlarla kullanılmaktadırlar. Yembitkileri temeline oturtulmuş ekim nöbeti sistemlerinde, tek ve çok yıllık çimler geniş ölçüde kullanılır. Çimler çoğunlukla; otlak, kuru ot üretimi, silaj yapımı, toprak ve su koruma ve yeşil alan bitkisi olarak kullanılırlar. Çimler yalnız olarak yetiştirilebildiği gibi, diğer buğdaygil, baklagil ve tahıllarla karışık olarak da ekilebilirler. Kış aylarının fazla soğuk geçmediği bölgelerde, çimler kış merası olarak da kullanılmaktadırlar. Örneğin; ABD'nin güney bölgelerinde, tek yıllık çim eylül ayında bazı tek yıllık üçgüller ve çavdarla karışık ekilerek, yaklaşık 200 gün otlatma yapılabilen meralar oluşturulmaktadır.

Otlak ve mera kurmak amacıyla hazırlanan karışımlarda, genellikle çok yıllık çim kullanılmaktadır. Bazen, otlak amacıyla çok yıllık ve tek yıllık çimler birlikte ekilir. Tek yıllık çimler hızla gelişerek hem kısa sürede otlanmaya başlanmasını sağlarlar, hem de yabancı otların gelişmesi engellenir. Daha sonra çok yıllık çimler gelişerek ortamı kaplarlar. Çok yıllık çimlerin ekonomik ömrü 2-4 yıl arasındadır. Çimlerle kurulan meralar, karasal iklim bölgelerinde erken ilkbahar ve sonbahar, serin ve nemli bölgelerde erken ilkbahardan sonbahara kadar, ılıman iklim bölgelerinde koşullar uygunsa tüm yıl boyunca otlatılabilmektedir.

Çimler uygun koşullarda yılda birden çok biçim verirler. Ot için hasat çiçeklenme devresinde yapılır. İlk gelişme ota biçildikten sonra, ikinci ve olursa daha sonraki gelişmeler otlatılarak da değerlendirilebilir. Çimler bol yapraklı ve sulu gövdeli oldukları için yem nitelikleri çok yüksektir. Biçilen ot kurutulduğunda yapraklar dökülmez ve yeşil rengi fazla kaybolmaz. Bu nedenle kuru otun niteliği yüksek olur. Uygun koşullarda dekardan bir tondan fazla kuru ot alınabilir. Çok yıllık çim açık ve kapalı ahırlarda beslenen hayvanlar için, sıkıştırılmış (pelet) yem yapımında da kullanılmaktadır. Çok yıllık çimden üretilen sıkıştırılmış yemlerde yaklaşık %89-90 kuru madde, %12-14 ham protein ve %36-37 azotsuz öz madde bulunmaktadır.

Çok yıllık çim oyun sahaları, park ve bahçeler ve yeşil alanlarda kullanılan önemli bir bitkidir. Yapılan ıslah çalışmaları ile bu amaçlara uygun çok sayıda çim çeşidi geliştirilmiştir. Çok yıllık çimler, bitki örtüsü bozulan ve seyrekleşen yeşil alanlar, oyun sahaları, park ve bahçelerde üstten tohumlama yapılarak, bu alanların düzeltilmesi amacıyla da kullanılmaktadır. Sıcak bölgelerde köpek dişi, uganda çimi gibi sıcak mevsim bitkileri ile oluşturulan yeşil alanlar, sonbaharda sararıp kurumaya başlar. Bu devrede tırmık gibi aletlerle toprak yırtılarak çok yıllık çim tohumları serpilir. Çimlenen çim tohumlan sonbahar, kış ve erken ilkbahar aylarında yeşil örtü oluştururlar.

9.3.4. Çim Tarımı

Çimlerin ekim zamanı diğer yembitkilerinde olduğu gibi, bölgenin iklim özellikleri ve ekilecek çeşidin uyum yeteneğine bağlı olarak değişir. Kış aylan aşın soğuk olmayan bölgelerde sonbahar ekimi en uygunudur. Kış aylanın ılık geçtiği bölgelerde, kış merası amacıyla çim yetiştirilecekse, ekim işlemi erken sonbaharda yapılmalıdır. Kış aylarının çok soğuk olduğu bölgelerde erken ilkbaharda ekim yapılmalıdır. Ot üretimi amacıyla çimler ister yalnız, isterse diğer yembitkileriyle karışık yetiştirilsin, iyi hazırlanmış temiz bir tohum yatağına, çim ekiciler veya yembitkisi mibzeri ile ekilmelidir. Atılacak tohum miktarı üretim amacı, çevre koşullan gibi etkenlere bağlı olarak değişir. Ot üretimi için çimlerin yalnız ekiminde dekara 1.5-3.0 kg kadar tohum atılır. Toprak koruma amacıyla dekara 3-5 kg, yeşil alanlarda ise 25-40 kg kadar çim tohumu kullanılır. Karışık ekimlerde, önerilen tohum miktarları karışım içerisindeki çim oranına göre azaltılır. Uygun ekim derinliği 1-2, sıra aralığı 20-40 cm'dir.

En önemli bakım işlemleri gübreleme ve sulamadır. Çoğu buğdaygiller gibi, çimlerin azota karşı tepkileri çok yüksektir. Birim alandan yüksek kuru madde verimi sağlamaları ve yıl içerisinde birkaç kez gelişme göstermeleri nedenleriyle, topraktan yüksek miktarda azot kaldırırlar. Çimlerin yalnız yetiştirildiği sulanan alanlarda, her biçimden sonra iki parça halinde dekara 4-6 kg azot verilmesi önerilmektedir. Bu uygulama şekli, elde edilen ürünün verim ve niteliğini çok yükseltmektedir. Azot dışında kalan makro ve mikro besin elementleri daha az oranlarda kullanılmaktadır. Bu besin elementlerinin toprakta bulunan kullanılabilir durumdaki miktarları, çimlerin gelişimini sınırlayacak düzeyde ise, yetersiz olan besin elementi veya elementleri, uygun dozlarda gübreleme yoluyla toprağa verilmelidir. Özellikle verimsiz topraklarda, uygun bir gübreleme ile çimlerden sağlanan verim birkaç katına çıkarılabilir. Çimler suya karşı tepkileri yüksek, kuraklığa fazla toleranslı olmayan bitkilerdir. Çimlerden yüksek ve nitelikli ürün alabilmek için, topraktaki yararlı nem oranı %50-60 düzeyine düştüğünde sulama yapılmalı ve yararlı nem oranını tarla kapasitesine getirecek kadar su verilmelidir. Ekonomik zarar eşiğini aşacak düzeyde kayba neden olacak hastalık, zararlı veya yabancı ot sorunu olursa, uygun yöntemlerle savaşım yapılmalıdır.

9.4. AYRIK (Agropyron Gaertn.) CİNSİ

 Bu cins dünyanın serin iklim bölgelerine dağılmış, yaklaşık 150 kadar türü kapsamaktadır. Türlerin yaklaşık 2/3'ü Asya-Avrupa, 1/3'ü ise Kuzey Amerika kökenlidir. Önemli ayrık türleri aşağıdadır.
 
Bu türlerden batı ayrığı Amerika, diğerleri Asya ve Avrupa kökenlidir. Hepsi Anadolu'nun çayr-mera alanlarında, kurak ve dağlık bölgelerinde doğal olarak yetişmektedir. Yalnızca yüksek otlak ayrığı tuzlu step meralar ve denize yakın tuzlu çayırlardan kökenini almaktadır. Ayrık türlerinin hem şekil olarak birbirlerine çok benzemeleri, hem de kendi aralarında tozlaşmalar olduğundan, türleri ayırmak bazen zor olmaktadır. Bu bölümde ülkemiz için ekonomik yönden önem taşıyan otlak ayrığı, mavi ayrık ve yüksek otlak ayrığı üzerinde durulacaktır.

9.4.1. Ayrıkların Bitkisel Tanımları

Otlak ayrığı, mavi ayrık ve yüksek otlak ayrığı çok yıllık serin iklim bitkileridir. Otlak ayrığının ekonomik ömrü yaklaşık 20-30, diğerlerininki 4-5 yıldır. Aynk türlerinde yabancı tozlaşma oranı yüksek olduğundan, aynı tür içerisindeki bitkiler arasında önemli değişikler görülebilmektedir. Ayrıklarda derin ve yoğun bir saçak kök sistemi vardır. Özellikle otlak

Otlak ayrığında yumak gövde sistemi içinde, ince ve alttan dirsekli olan saplar 50-70 cm kadar boylanır. Yaprak ayaları düzdür. Başakçık topluluğu sık veya seyrek başaktır. Kılçıklı veya kılçıksız olabilen başakçiklar, başak eksenine dik açıyla bağlanmışlardır. Tohumların bin tane ağırlığı 2-3 gramdır. Hem yumak, hem de kök-sap gövde yapısı oluşturan mavi aynkta, gövde 90-120 cm kadar boylanır. Yapraklan kısa, başaklan uzun, kavuzlan kılçıksızdır. Tohumların bin tane ağırlığı 5 g kadardır. Yüksek otlak ayrığında gövde sistemi yumaktır ve 1-2 m kadar boylanır. Yapraklan mızrak şeklinde, belirgin damarlı ve oldukça serttir. Başakçık topluluğu 20 cm kadar uzunlukta seyrek başaktır. Kavuzları kılçıksızdır. Tohumların bin tane ağırlığı 5-7 g arasındadır.

9.4.2. İklim ve Toprak İstekleri

Soğuklara ve kuraklığa tolerans yönünden, en önde gelen yembitkileri ayrık türleridir. Özellikle otlak ayrığı, tarımı yapılan yembitkileri içerisinde soğuklara ve kuraklığa en toleranslı olan türdür. Orta Anadolu'nun yıllık yağışı 300 mm olan yerlerinde ve Doğu Anadolu'nun çok soğuk bölgelerinde bile, fazla zarar görmeden yetişebilmektedirler. Ancak yıllık yağışın 400 mm'nin altına düştüğü yerlerde, özellikle ot verimi ve niteliği yüksek olan mavi ayrığın verimi önemli ölçüde azalmaktadır.

Ayrıklar toprak isteği yönünden de seçici değillerdir. Asitli olmamak koşulu ile hafif kumlu-tinh topraklardan, ağır killi topraklara kadar her çeşit toprakta yetişebilmektedirler. Yüksek otlak ayrığı, kültürü yapılan bitkiler içerisinde tuzluluğa en çok tolerans gösteren türdür. Bu tür, diğer bitkilerin yetişemediği alkali veya tuzlu, taban suyu yüksek yerlerde veya çok kurak bölgelerde rahatlıkla yetişebilir. Güney Avustralya'da yıllık yağışın 200 mm olduğu yerlerde bile yetiştiği bildirilmektedir.

9.4.3. Ayrıkların Önemi ve Kullanılması

Ülkemizde olduğu gibi, erken ve aşırı otlatma sonucu özelliğini yitirmiş veya sürüldükten bir süre sonra ürün vermediği için terk edilen alanların yeniden bitki örtüsüne kavuşturulmasında, en çok kullanılan bitkilerin başında ayrık türleri gelmektedir. Çünkü, ayrık türleri yeterli nem olduğunda diğer bitkiler için uygun olmayan yoksul, kıraç ve yüzlek topraklarda ve düşük sıcaklıklarda bile çimlenip gelişebilmektedirler. Mibzerle ekimleri kolaydır. Çoğunun otu lezzetlidir ve otlatmaya oldukça toleranslıdırlar. Özellikle otlak ayrığı ve mavi ayrığın sindirilebilme oranı ve besleme değeri yüksektir. Otlak ayrığı ilkbaharda erken gelişmesine karşın, mavi ayrık ve yüksek otlak ayrığı geç gelişmektedir. Başaklanma devresinden sonra ayrık türleri hızla kartlaşarak sindirilebilirlikleri azalmaktadır. Bu nedenle, en uygun hasat zamanı başaklanma başlangıcı devresidir. Bu devrede otların besin maddeleri içerikleri ve sindirilme oranı yüksektir. Sulanmadıklarında yılda genellikle tek biçim alınır. Sulanan koşullarda, özellikle mavi ayrıkta, birden çok biçim yapılabilir.

9.4.4. Ayrık Tarımı

Ayrık türleri ülkemizin hemen her yerinde gerek sonbaharda, gerekse erken ilkbaharda rahatlıkla ekilebilirler. Ayrık türleri çok yıllık, otlatmaya ve çiğnenmeye toleranslı oldukları için, çoğunlukla engebeli ve kıraç alanlarda meraların yenilenmesi, üstten tohumlama ile bitki örtüsünün sıklaştırılması, toprak ve su koruma amaçlarıyla kullanılırlar. Doğrudan ot üretimi için en çok yetiştirilen tür mavi ayrıktır. Tarımı yaygın olan üç ayrık türünün bazı tarımsal özellikleri Çizelge 14'de görülmektedir.

Çizelge 14: En çok tanmi yapılan üç ayrık türünün bazı tarımsal özellikleri
Ayrık Türü Atılacak Tohum Miktarı (kg/da) Sıra Aralığı (cm) Ekim Derinliği (cm) Kuru Ot Verimi (kg/da) Ekonomik Ömrü (yıl)
Otlak Ayrığı 1-2 20-60 2-4 400-600 20-30
Mavi Ayrık 2-3 20-30 4-5 1000-1200 4-5
Yüksek Otlak Ayrığı 2-3 40-60 4-5 800-900 4-5

Verilen değerler yalnız ekimler için geçerlidir. Oysa, özellikle meralarda ayrık türleri yalnız değil, diğer buğdaygil ve baklagil türleri ile karışık olarak ekilmektedir.

Ayrık türlerinde en önemli bakım işlemi fide devresinde yabancı ot savaşımı ve gübrelemedir. Özellikle otlak ayrığı fide devresinde zayıf ve yavaş geliştiğinden, yabancı otlara karşı rekabet gücü zayıftır. Bu nedenle, fide devresinde yabancı ot kontrolü yapılmalıdır. Ayrık türlerine uygulanan azotlu gübre hem ot verimini, hem de otun niteliğini önemli ölçüde yükseltir. Türlere göre değişmek üzere, genellikle 2-3 parça halinde dekara 8-15 kg azot uygulanır. Ayrık türleri çoğunlukla, diğer türlerin gelişmesini sınırlayan kıraç alanlarda yetiştirildikleri için sulama yapılmaz. Diğer birçok yembitkisi kadar olmasa bile, sulamaya tepki verirler. Sulamaya en çok tepki veren, sulama ile ot verimi ve niteliği önemli ölçüde yükselen mavi ayrıktır.

9.5. TİLKİ KUYRUĞU (Alopecurus L.) CİNSİ

Tilki kuyruğu cinsi içerisinde, Asya ve Avrupa'nın serin ve nemli bölgelerinden kökenini alan yaklaşık 25 kadar tür yeralmaktadır. Bunlar içerisinde tarımsal açıdan önemli olan tek tür, çayır tilki kuyruğudur. Çayır tilki kuyruğunun 1750 yılından beri Avrupa'da tarımı yapılmaktadır.

9.5.1. Çayır Tilki Kuyruğu - Alopecurus pratensis L.
9.5.1.1. Bitkinin Tanımı

Çok yıllık, 30-120 cm arasında boylanan, kısa kök-saplar ve yumak oluşturan bir serin iklim buğdaygil yembitkisidir. Erken ilkbaharda gelişmeye başlayan bitki, özellikle alt kısımlarında bolca yaprak oluşturmaktadır. Yaprak ayaları uzun ve yaprak kını açıktır. Yaprak ayası tabanında kısa, fakat belirgin bir yakacık vardır. Kulakçıklar pek belirgin değildir. Çiçek topluluğu silindir şeklinde, yaklaşık 10 cm uzunluk ve l cm genişliğinde bir başağımsı salkım oluşturur. Başağımsı salkımın orta kısmı kalın, iki yana doğru incelmiş yapıdadır. İç kavuzun sırt kısmında dirsekli bir kılçık vardır. Tohumların üzeri tüylü, açık renkli ve kaba görünümlüdür.

Tohumların mibzerle ekilebilmesi için, tüylerin ve kılçıkların temizlenmesi gerekir. Ancak, bu işlem çok zordur. Tohumların bin tane ağırlığı 0.7 gram kadardır. Tohumların içinde çimlenme gücünde olmayan ve temizlenemeyen çok sayıda kör tane bulunur. Bu nedenle, çayır tilki kuyruğu tohumlarında safiyet ancak % 60-75 kadar olabilmektedir. Tohumlar, normal koşullarda, çimlenme gücünü 3 yıl kadar koruyabilirler.

9.5.1.2. İklim ve Toprak İstekleri

Çayır tilki kuyruğu serin ve nemli bölgelerin bitkisidir. Düşük sıcaklıklara toleranslı olmasına karşın, yüksek sıcaklıklar yetişmesi için uygun değildir. Gölgeye orta derecede toleranslıdır. Nemli, killi ve tınlı topraklar çayır tilki kuyruğu tarımı için çok uygundur. Alkaliliğe tolerans göstermesine karşın, toprak asilliğine toleransı yoktur. Çok uzun süreli olmamak koşuluyla, su baskınlarından fazla zarar görmemektedir. Kurak topraklar yetişmesi için uygun değildir. Uyum sağladığı iklim ve toprak koşullarında uzun ömürlüdür.

9.5.1.3. Önemi ve Kullanılması

Çayır tilki kuyruğu yüksek taban suyu ve alkaliliğe (pH=8-8.5) çok toleranslıdır. Taban suyu yüksek ve ıslak arazilerde kullanılabilecek önemli bir bitkidir. Asıl kullanım yeri taban meralar ve ıslak çayırlardır. Otlatmaya toleranslıdır. Uygun koşullarda yılda 3-4 biçim alınabilir. Ülkemizde taban suyu yüksek veya sulanan yerlerde, doğal olarak yetişen bitkilerden genellikle 2 biçim alınmaktadır. Bu bitkinin baskın olduğu nemli çayırlarda, çoğunlukla ilk gelişme ota biçilmekte, geri kalan dönemde ise hayvan otlatılmaktadır.

Ot üretimi için en uygun hasat zamanı salkım gösterme devresidir. Bu devreden sonra verim bir miktar artmasına karşın, otun besleme değeri, özellikle ham protein oranı, hızla azalmaktadır. Dekardan 600-900 kg kadar kuru ot verimi alınabilir. Baklagillerle karışık ekimde, hasat zamanı baklagillere göre ayarlanmalıdır.

9.5.1.4. Tarımı

Tohumlarında, kavuzlar tüylü ve kılçıklı olduğundan makine ile ekim zordur. Çayır tilki kuyruğu soğuklara toleranslı olduğu için, ekimi erken sonbahar veya erken ilkbaharda yapılabilir. Ülkemizde tarımı yaygın değildir. Tarımı yaygın olan ülkelerde iri gazal boynuzu, melez üçgül, çayir köpek kuyruğu, çayır yumağı gibi nemli ortamları seven bitkilerle birlikte yetiştirilmektedir. Ekim genellikle serpme yapılmaktadır. Tohumun safiyeti ve çimlenme gücü düşük olduğundan, dekara 3-4 kg kadar tohum atılmaktadır.

Eğer taban suyu yüksek, nemli taban arazilerde yetiştirilmiyorsa, yeterli verim alabilmek için mutlaka sulama yapılmalıdır. Ayrıca, çayır tilki kuyruğu baklagillerle birlikte yetiştirilmiyorsa, dekara 8-10 kg kadar azot düşecek şekilde, birkaç parça halinde azotlu gübreleme yapılmalıdır.

9.6. Köpek kuyruğu (phleum) cinsi

 Köpek kuyruğu cinsi içerisinde, Asya ve Avrupa'nın serin ve ılıman bölgelerinden kaynağını alan, bazıları çok, bazıları da tek yıllık olmak üzere 10 kadar tür yeralmaktadır. Bu türlerden, yalnızca çayır köpek kuyruğu ve yumrulu köpek kuyruğu tarımsal açıdan önemlidir. Özellikle çayır köpek kuyruğu, yembitkisi olarak oldukça önemlidir. Uzun yıllardan beri dünyanın değişik ülkelerinde, serin ve nemli bölgelerde tarımı yapılmaktadır.

9.6.1. Çayır Köpek Kuyruğu - (Phleum pratense L.)
9.6.1.1. Bitkinin Tanımı

Çayır köpek kuyruğu çok yıllık, dik gelişen, yumak oluşturan ve 60-120 cm arasında boylanan bir serin iklim buğdaygil yembitkisidir. Bazen kısa kök-sap gövde yapılan da görülür. Sık çim örtüsü ve çim kapağı oluşturmaya uygun değildir. Yaprak ayası geniş, düz ve uzundur. Sap ve yapraklar tüysüzdür. Kulakçıklar gelişmemiştir. İyi gelişmiş, beyaz renkli, zar şeklinde ve uç kısmı düz olmayan bir yakacık vardır. Çiçek topluluğu silindir şeklinde bir başağımsı salkımdır. Başağımsı salkım yaklaşık l cm çapında ve genellikle 10 cm'den uzundur. Çayır tilki kuyruğunda olduğu gibi, iki uca doğru daralmaz. Başakçıklar tek çiçeklidir. İç kavuz kılçıksızdır. Dış kavuzlar altta birleşik yapıda, uç tasımlan sivri ve belirgin çıkıntılıdır. Karyopsis olgunlaşınca dış kavuzların yukarısından kırılır. Kavuzlu tanelerin bin tane ağırlığı 0.5 g kadardır.

9.6.1.2. İklim ve Toprak İstekleri

Çayır köpek kuyruğu nemli, serin ve ılıman bölgelere çok iyi uyum sağlamaktadır. Sıcaklık ve kuraklığa pek toleranslı değildir. Soğuklara oldukça toleranslıdır. Çayır köpek kuyruğu için en uygun sıcaklık 18-20 °C arasıdır. Ağır, derin yapılı, nemli ve ıslak topraklarda çok iyi gelişir. Kurak, kıraç ve kumlu topraklar bu bitki için uygun değildir. Tuzluluğa bir miktar tolerans gösterebilmesine karşın, asidik topraklarda gelişememektedir.

9.6.1.3. Önemi ve Kullanılması

Çok yıllık bir bitki olan çayır köpek kuyruğundan, uygun koşullarda yılda iki biçim alınabilmektedir. Genellikle ilk biçim ot üretimi amacıyla yapılmakta, ikinci gelişme ise otlatılarak değerlendirilmektedir. Ot üretimi için çayır köpek kuyruğu çoğunlukla çayır üçgülü, melez üçgül, ak üçgül, yonca ve gazal boynuzu gibi baklagillerle karışık olarak yetiştirilir.

Çayır köpek kuyruğu otu yumuşak ve lezzetlidir. Enerji değeri yüksek olduğundan, çeki hayvanları ve atlar için iyi bir yem kabul edilmektedir. Ülkemizde çayır köpek kuyruğunun tarımı pek yapılmamaktadır. Tarımının yaygın olduğu ABD, Kanada, Kuzey ve Batı Avrupa ülkelerinde ekim alanı giderek azalmaktadır. Bunun en önemli nedeni at, katır ve diğer çeki hayvanlarının sayısının azalmasıdır. Diğer bir neden de, özellikle meralarda sıcak ve kurak koşullar, çayır köpek kuyruğunu diğer buğdaygillere göre daha fazla etkilediğinden, zayıf gelişmesi ve veriminin önemli ölçüde azalmasıdır.

Ot için en uygun hasat zamanı çiçeklenme başlangıcı devresidir. Bu devrede yapılan hasatta, % 8-9 ham protein içeren 500-800 kg/da kadar kuru ot verimi alınabilmektedir. Baklagillerle karışık ekimde ot için hasat, baklagillere göre ayarlanmalıdır.

9.6.1.4. Tarımı

Tohumları çok küçük olduğu için, tohum yatağı özenle hazırlanmalıdır. Bitki soğuklara oldukça toleranslı olduğundan, en uygun ekim zamanı erken sonbahardır. Baklagillerle karışık yetiştirilecekse, ekim zamanı baklagillere göre ayarlanmalıdır. Yalnız ekimde bir dekar için 1.5-2.0 kg tohum yeterlidir. Ekim derinliği 1-2, sıra aralığı 20-40 cm arasında olmalıdır. Uygun koşullarda genellikle 2 biçim alınabilmektedir. Ekonomik ömrü 3-5 yıl arasındadır.

Çayır köpek kuyruğu sulama ve gübrelemeye karşı çok duyarlıdır. Gelişme devresi kurak geçen bölgelerde ekonomik yetiştiricilik için mutlaka sulama yapılmalıdır. Bitki ot üretimi amacıyla yalnız yetiştiriliyorsa, dekara 8-10 kg azot düşecek şekilde 2 veya 3 parça halinde azotlu gübre verilmelidir.

9.7. Domuz ayrığı (Dactylis L.) cinsi

Domuz ayrığı cinsi içerisinde Akdeniz çevresi, Avrupa ve Yakın Doğu'nun yerlisi olan bükaç tür bulunmasına karşın, Dactylis glomerata L. türü dışında kalanların tarımı yapılmamaktadır. Diğer türlerin yembitkisi olarak da pek önemleri yoktur.

9.7.1. Domuz Ayrığı - Dactylis glomerata L.

Anadolu, Akdeniz havzası ve Avrupa'nın yerli bitkisi olan domuz ayrığı, buğdaygil yembitkileri içerisinde en çok tarımı yapılan türlerden birisidir. Ülkemizin çoğu yörelerinde doğal çayır-meralarda yaygın olarak yetişmektedir.

9.7.1.1. Bitkinin Tanımı

Domuz ayrığı, çim formunda ve kümeler halinde yetişen bir serin mevsim buğdaygil yembitkisidir. Başakçıkları ve çiçek topluluğu tabanda şekillenir ve daha sonra boğumların uzaması ile yukarı taşınır. Çevre koşullan, uygulanan bakım işlemleri ve varyetelere bağlı olarak, çiçekli saplar 60-200 cm arasında boylanır. Kök boğazı bölgesinden çok sayıda yaprak çıkmasına karşın, gövdenin yukarı kısımlarında ancak birkaç yaprak vardır. Başakçık topluluğu 8-15 cm uzunluğunda bir salkım oluşturur. Her başakçıkta 2-5 arasında çiçek bulunur. Yeni sürgünlerde yapraklar katlanmış durumdadır. Gövde dip kısımlara doğru yassılaşır. Yaprak ayasının enine kesiti V şeklindedir. Yaprak ayası tabanında uzun, zar yapısında ve beyaz renkli bir yakacık olmasına karşın, kulakçıklar gelişmemiştir. Yaprak ayası dar ve oldukça uzundur. Kavuzlu tohumlar üç köşeli ve sivri uçludur, fakat uçları biraz büküktür. Tohumların bin tane ağırlığı l g kadardır. Normal koşullarda tohumlar çimlenme güçlerini 4 yıl koruyabilirler.

9.7.1.2. İklim ve Toprak İstekleri

Domuz ayrığı serin ve nemli iklimlere çok iyi uyum sağlamaktadır. Bunun yanısıra, kuraklığa ve soğuklara da oldukça toleranslıdır. Bitkinin en önemli özelliklerinden birisi, gölgeye çok toleranslı olmasıdır. Diğer bir çok bitki için gerekli olan en az ışık yoğunluğunun, yaklaşık 1/3'ü ışık yoğunluğunda bile rahatlıkla yetişebilmektedir. Bu nedenle, meyve bahçeleri altlarında ve gölgelik yerlerde en çok yetiştirilen bitkilerin başında gelmektedir.

Besin maddelerince yoksul, kıraç topraklarda yetişebilmesine karşın, verimi önemli oranda azalmaktadır. Topraktaki besin maddelerine ve neme tepkisi en iyi olan bitkilerden birisidir. Verimsiz topraklarda yıllık verimin büyük çoğunluğu ilk biçimde alınırken, gübrelenip-sulanan verimli topraklarda, yıllık verimin mevsim içerisindeki dağılımı daha düzenlidir. Domuz ayrığı hafif asit ve nötr topraklan tercih etmektedir. Toprak tuzluluğuna toleranslı değildir. Drenajı zayıf, ağır ve nemli topraklarda da yetişebilmektedir.

9.7.1.3. Önemi ve Kullanılması

Domuz ayrığı önemli bir yembitkisidir. Bitkinin önemi aşağıda açıklanan özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Bunlar;
  1. Uyum yeteneği geniş olduğu için, farklı iklim ve toprak koşullarında yetiştirilebilir.
  2. Gölgeye toleranslı olduğundan, meyve bahçelerinde ve ağaçlık yerlerde yetiştirilebilir.
  3. Bitki hem besin maddeleri yönünden zengin, hem de bol yapraklı olduğundan, elde edilen yemin besin içeriği ve sindirilebilirliği yüksektir. Domuz ayrığında yaprak alan indeksi (YAİ) 3-8 arasındadır. Yani l m2 lik toprak alanı üzerinde 3-8 m2 yaprak alanı vardır. Bu değer bitkinin yaprak yönünden zengin olduğunu göstermektedir.
  4. Kök boğazından çok sayıda yaprak çıkardığı için, hem otlatmaya toleranslıdır, hem de toprak ve su korumada etkilidir.
  5. Mera, ot üretimi, toprak ve su koruma amaçlarıyla kullanılabilmektedir.
Ot üretimi amacıyla yalnız olarak yetiştirilen domuz ayrığı bitkileri için, en uygun hasat zamanı salkım gösterme devresidir. Baklagillerle karışık yetiştirildiğinde ise, hasat zamanı baklagillere göre belirlenmekte ve genellikle baklagillerin çiçeklenme başlangıcı devresinde hasat yapılmaktadır. Serin ve nemli bölgelerin sulanan ve gübrelenen alanlarında, yılda 2-3 biçim yapılabilir. Ancak, ikinci ve daha sonraki biçimlerde verim azalır. Sulanmayan yerlerde ise genellikle tek, iklimin uygun geçtiği yıllarda ve yerlerde 2 biçim alınabilmektedir. Sulanan ve gübrelenen koşullarda kuru ot verimi 800-900 kg/da kadardır. Samsun'da yürütülen bir araştırmada, sulanmaksızın tek biçim yapılabilmiş ve dekara kuru ot verimi 600-700 kg kadar olmuştur. Yine Samsun'da yürütülen araştırmalarda, domuz ayrığının çayır üçgülü ile karışık yetiştirilmeye çok uygun olduğu, besin maddelerince zengin, yüksek nitelikli kaba yem elde edildiği belirlenmiştir.

9.7.1.4. Tarımı

Tohumlan küçük olduğu için, toprak ve tohum yatağı hazırlığı özenli yapılmalıdır. Tohumların çimlenmesiyle oluşan fideler yavaş gelişir ve bu devrede çevre koşullarına duyarlılıkları daha fazladır. Ekim işlemi çok soğuk bölgelerde erken ilkbaharda, ılıman kıyı bölgelerinde ise erken sonbaharda, mümkünse mibzerle sıraya yapılmalıdır. Ekim derinliği 1-2 cm, atılacak tohum miktarı 2.5-3.0 kg/da'dır. Sıra aralığı 20-40 cm arasında olmalıdır. Ancak, domuz ayrığı çoğunlukla çayır üçgülü, ak üçgül ve yonca gibi baklagil yembitkileriyle karışık yetiştirilmektedir. Samsun'da yürütülen ve farklı çok yıllık baklagil ve buğdaygil yembitkilerinin kullanıldığı bir karışım denemesinde, bu koşullar için en uygun seçeneğin domuz ayrığı+çayır üçgülü karışımı olduğu gözlenmiştir. Domuz ayrığı zayıflamış meraların yenilenmesinde veya üstten tohumlama yoluyla, bitki örtüsünün sıklaştırılması amacıyla yararlanılan bitkilerin başında gelmektedir. En önemli bakım işlemleri gübreleme ve sulamadır. Bitkinin sulamaya ve gübrelemeye, özellikle azota, karşı tepkisi çok iyidir. En uygunu her biçimden sonra 3-5 kg/da azot verilmeli ve sulama yapılmalıdır. Diğer besin elementlerinin toprakta yarayışlı durumda bulunan miktarları, bitkinin gereksinimini karşılamaya yetmiyorsa gübreleme yoluyla verilmelidir.

9.8. Brom (Bromus l) cinsi

Brom cinsinin dünyanın serin ve ıhman bölgelerine dağılmış, çok ve tek yıllık 100 kadar türü bulunmaktadır. Orta Avrupa'dan Çin ve Moğolistan'a kadar uzanan bölge, brom türlerinin çoğunluğunun doğal yayılma alanını oluşturmaktadır. Tür zenginliğine karşın, çok yıllık olanlardan kılçıksız brom, dağ bromu, dik brom; tek yıllıklardan tarla bromu, parlak brom ve çayır bromu tarımsal açıdan önemlidir.

Bromlar uyum özellikleri ve kullanım alanları yönünden geniş bir değişim gösterirler. Bazıları yembitkisi olarak, bazıları mera alanlarında, bazıları da her iki amaca yönelik olarak kullanılabilmektedir. Kendi kendilerini tohumlamaları ve kök-saplarıyla çoğalmaları, bir yandan bromların iyi bir toprak ve su koruyucu bitki olmalarını sağlarken, diğer yandan bazı türleri yabancı ot şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Tarımda en yaygın kullanılan tür kılçıksız bromdur.

9.8.1. Kılçıksız Brom - Bromus inermis Leyss.

Kılçıksız brom Kuzey-Batı Asya ve Doğu Avrupa'dan kökenini almaktadır. İlk olarak Macaristan'da kültüre alınmıştır. Çok yıllık ve uzun ömürlü olan bitki, yumak ve kök-sap gövde yapısı oluşturmaktadır. Kılçıksız brom yetiştirilen alanların ekonomik ömrü sulanmayan koşullarda 3-6 yıl, sulanan yerlerde ise 15-20 yıl kadardır.

9.8.1. Bitkinin Tanımı

Kılçıksız brom çok yıllık, uzun ömürlü, kök-sap oluşturan ve bir metre kadar boylanabilen bir serin iklim buğdaygil yembitkisidir. Çok sayıda yaprak sürgünü ürettiğinden, yaprak yönünden oldukça zengindir. Yaprak kını kapalı ve tüysüz, yakacık (dilcik) kısa, ancak belirgindir.

Çiçek topluluğu karışık salkımdır. Başakçıklar iridir ve her başakçıkta altıdan çok çiçek bulunur. Başakçıklar salkım eksenine kümeler halinde bağlanmıştır. Bitki büyük ölçüde yabancı döllenme özelliğindedir. Bin tane ağırlığı 3-4 g kadardır.

9.8.2. İklim ve Toprak İstekleri

Kılçıksız brom serin iklim bitkisidir. Ancak, yapılan seleksiyon çalışmaları sonucu, sıcak iklimlere uyum sağlayan varyeteleri de geliştirilmiştir. Bitki kuraklığa da toleranslı olmasına karşın, en iyi gelişmesini serin ve nemli iklimlerde yapmaktadır. Toprak seçiciliği yoktur. Kumlu-tınlı topraklardan ağır killi topraklara kadar, hemen her tip toprakta yetişebilir. Ancak, en iyi gelişmesini killi-tınlı, iyi drene edilmiş, derin ve verimli topraklarda yapar. Çok verimli ve ağır topraklarda yetiştirilen kılçıksız bromun verimi, birkaç yıl içerisinde keçeleşme (çim fakirliği) nedeniyle azalır. Keçeleşen bitki kök-sapları ile toprakta yayılır, fakat boylanma olmaz. Toprak tuzluluğu ve asitliğine toleransı orta derecededir. En uygun toprak reaksiyonu pH'nın 6.5-7.5 olduğu ortamlardır.

9.8.3. Önemi ve Kullanılması

Ot veriminin yüksek ve otunun besin maddeleri yönünden zengin olması nedeniyle, çok iyi bir kuru ot ve silaj bitkisidir. Gelişme mevsiminin erken ve geç devrelerinde bol yeşil ot üreterek, yeşil yem devresini genişletir. Hem kendi kendini tohumlaması, hem de kök-sap gövde yapısı oluşturması nedenleriyle, çiğneme ve koparmaya toleranslıdır. Bu özellikleri ile iyi bir mera ve toprak koruma bitkisidir. Kılçıksız bromun bazı uygun varyeteleri, dik ve meyilli yol kenarlarının yeşillendirilmesinde kullanılmaktadır. Sulu ve kıraç koşullarda kurulan çayır ve mera karışımlarında, kullanılabilecek buğdaygil yembitkilerinin başında gelmektedir. Ekolojik koşullar, uygulanan bakım işlemleri ve yararlanma şekline göre, kılçıksız brom tesislerinin ortalama ekonomik ömrü kıraç koşullarda 3-6, suluda ise 15-20 yıl kadardır.

Ot için hasat genellikle salkım gösterme devresinde yapılmaktadır. Özellikle sulanmayan yerlerde, yaz sıcakları ve kurak devre başlamadan ikinci bir biçim daha yapabilmek için, ilk biçimin biraz erken, yani salkım göstermeye başlama devresinde yapılması önerilmektedir. Yılda 1-3 biçim yapılabilir. Elde edilen kuru ot verimi, dış ve iç etkenlere bağlı olarak, genellikle 500-900 kg/da arasında değişir. Elde edilen ot yaprak yönünden zengindir ve besleme değeri yüksektir.

9.8.4. Tarımı

Kılçıksız brom soğuklara çok toleranslı olduğu için, yalnız yetiştirildiğinde ülkemizin her yerinde hem ilkbaharda, hem de sonbaharda ekilebilmektedir. Eğer baklagil veya diğer buğdaygillerle karışık yetiştirilecekse, ekim zamanını karışıma giren diğer bitkilerin (özellikle baklagiller) durumu belirler. Bitki küçük tohumlu olduğu için tohum yatağı çok iyi hazırlanmalıdır. Ekim işlemi mibzerle veya serpme olarak yapılabilir. Ancak, tohumlar çok kavuzlu olduğundan mibzerle ekim zor olmaktadır. Kaba kavuzlar kırılarak çıkarıldığı zaman mibzerle ekim kolaylaşmaktadır. Mibzerle yalnız ekimlerde 1-2 kg/da tohum yeterlidir. Ekim derinliği 2 cm, ot için yetiştiricilikte uygulanacak sıra aralığı 20-40 cm olmalıdır.

Bakım işlemi olarak, fide devresinde yabancı otlarla savaşım, gübreleme ve olanaklar ölçüsünde sulama yapılmalıdır. Fide devresinde yavaş geliştiğinden, yabancı otlara karşı rekabet gücü zayıftır. Özellikle sonbahar ekimlerinde, fide devresinde yabancı ot sorunu varsa savaşım yapılmalıdır. Bir buğdaygil yembitkisi olan kılçıksız bromun, azot gereksinimi ve azota karşı tepkisi yüksektir. Çevre koşulları ve elde edilen verime bağlı olarak, yılda bir dekar alana 8-15 kg arasında azota karşılık gelecek gübre verilmelidir. Toprak analiz sonuçlarına göre diğer besin elementlerinin eksikliği varsa, eksik olan kısım gübreleme yoluyla verilmelidir. Kılçıksız brom kuraklığa toleranslı olsa da, sulandığında veriminde önemli artışlar olmaktadır. Bu nedenle uygun olan yerlerde mutlaka sulama yapılmalıdır.

9.9. Salkım otu (Poa l.) cinsi

Salkım otu cinsi içerisinde, dünyanın serin ve nemli bölgelerine yayılmış 200-250 kadar tür bulunmaktadır. Türlerin bazıları Orta Asya, bazıları Avrupa ve bir kısmı da Kuzey Amerika kökenlidir. Salkım otu cinsine bağlı türlerin çokluğu ve geniş yayılma alanı nedeniyle, aynı tür içerisinde çok sayıda form ve biyotip görülebilmektedir. Salkım otu türlerinin büyük çoğunluğu doğal meralarda yer almasına karşın, bazıları yem üretimi amacıyla, bazıları da yeşil alanlarda kullanılmaktadır. Bazı salkım otu türlerinin morfolojik yönden ayırımları çok güçtür. Birkaçı dışında tüm Poa türlerinin otu lezzetli ve besleyicidir. Türlerin bazıları çok yıllık, çoğunluğu ise tek yıllıktır. Türlerden bazıları yumak, sülük ve kök-saplarıyla toprak yüzeyinde sıkı bir çim kapağı oluşturduklarından, özellikle eğimi çok olan meralar ve doğal alanlarda, toprak ve su kaynaklarının korunmasında çok önemlidirler. Gölgeye toleranslı olan salkım otu türleri, orman içi meralar, meyve bahçeleri ve fındıklıklar için önemlidir.

Poa cinsi içerisinde en çok tarımı yapılan ve önem taşıyan tür, çayır salkım otudur.

9.9. 1. Çayır Salkım Otu - Poa pratensis L.
9.9.1.1. Bitkinin Tanımı

Çayır salkım otu çok yıllık, uzun ömürlü bir serin mevsim buğdaygil yembitkisidir. Uygun koşullarda ömrü 25-50 yıl arasındadır. Yumak ve kök-sap gövde yapısı oluşturur. Yapraklan tüysüz, yumuşak, yaprak ayası orta damardan katlanmış hafif V şekilli ve ucu kayık biçimindedir. Yaprak kını açık, kulakçık yok, yakacık (dilcik) zarımsı yapıda ve yarım ay şeklindedir. Gövde dik gelişir ve çoğunlukla 30-75 cm arasında boylanır.

Başakçık topluluğu açık salkım oluşturur. Salkımlar yukarıya doğru daralan piramit görünümünde ve yanlara doğru dallanmış olup, dallar yatay veya sarkıktır. Başakçık içerisinde 2-5 çiçek bulunur. Başakçık ekseninin en ucunda bulunan çiçek dumura uğramıştır. İç ve dış kavuzların ucu sivridir, fakat kılçık yoktur. İç kavuzun yapısı zar şeklindedir. Çiçekte iç kavuzun tabanında bulunan ve ovalayınca açığa çıkan tüy demeti, bitkiyi tanımaya yarayan en belirgin özelliklerden birisidir. Tohumlar kavuzlu ve 2-3 mm boyundadır. Bin tane ağırlığı 0.25 g kadardır.

9.9.1.2. İklim ve Toprak İstekleri

Çayır salkım otu aşın sıcak ve soğuklardan hoşlanmaz. En uygun sıcaklıklar 15-25 °C arasıdır. Sıcaklık 30 °C'nin üzerine çıkınca bitki gelişmesini durdurarak, uyku devresine geçmektedir. Sıcaklık 35 °C'nin üzerinde uzun süre kalacak olursa, çayır salkım otu bitkilerinin büyük çoğunluğu ölmektedir. Ayrıca, kar örtüsü olmayan yerlerde aşırı soğuklardan da zarar görmektedir.

Çayır salkım otu çok değişik topraklara uyum sağlayabilirse de, en iyi gelişmesini kireç taşı orijinli, yüksek verimli, iyi drene edilmiş, pH'nin 5-8 arasında olduğu topraklarda yapar. Bitki düzenli yağış alan yörelerin hafif eğimli ve taban meralarına çok iyi uyum sağlamaktadır.
 
9.9.1.3. Önemi ve Kullanılması

Çayır salkım otunun besleme değeri yüksek, otlatma, çiğneme ve gölgeye toleranslı olmasına karşın; yaz aylarında gelişmesinin kısıtlı olması sonucu veriminin azalması, verimli ve düzenli olarak sulanabilen topraklar istemesi, fazla miktarda gübreye gereksinim duyması, tohum üretiminin zor ve tohumları küçük ve tüylü olduğundan ekiminin güçlükle yapılabilmesi, ayrıca tohumlarının çimlenme gücünün düşük olması gibi etkenler, bitkinin mera veya yembitkisi olarak önemini azaltmaktadır. Ancak, çayır salkım otu özellikle güneşlenmesi az olan, gölgelik ve serin yerlerde kurulacak yeşil alanlarda ve toprak ve su koruma amacıyla oluşturulacak yeşil örtülerde, karışıma girebilecek en iyi buğdaygil yembitkilerinden birisidir.

Biçim işlemi salkım gösterme devresinde yapılmalıdır. Dekardan elde edilebilecek kuru ot verimi 300-500 kg arasındadır. Baklagillerle karışık ekimde hasat zamanı baklagile göre ayarlanmalıdır. Çayır salkım otu kök-sap oluşturduğundan, erken ve derinden biçim ve otlatmaya toleranslı olsa da, yine de bir miktar zarar görmektedir. Bu nedenle biçim veya otlatma zamanında yapılmalı ve 5-10 cm kadar bir anız bırakılmalıdır.

9.9.1.4. Tarımı

Çayır salkım orunun ekimi, iklimi ılıman olan kıyı bölgelerde erken sonbahar, iklimi sert olan iç bölgelerde ise erken ilkbaharda bir arkadaş bitkiyle birlikte yapılmalıdır. Arkadaş bitki olarak çoğunlukla küçük taneli tahıllar kullanılır. Çayır salkım otu fideleri yavaş geliştiğinden, toprağı tümüyle kaplayıncaya kadar arkadaş bitki örtü görevi yapmakta ve aynı zamanda, gelişmenin belirli bir devresinde arkadaş bitki biçilerek kuru ot sağlanmaktadır. Bitki ot üretimi amacıyla veya mera karışımlarında çoğunlukla, uygun baklagil veya buğdaygil yembitkileriyle birlikte yetiştirilmektedir. Çayır salkım otu ile karışıma girebilecek en uygun baklagil yembitkileri ak üçgül, melez üçgül, çayır üçgülü, gazal boynuzu vb. bitkilerdir.

Bitki ot üretimi veya otlak amacıyla yalnız ekildiğinde, dekara 1-2 kg kadar tohum atılmaktadır. Uygun sıra aralığı 20-40, ekim derinliği 1.0-1.5 cm kadardır. Bir yılda, iklim ve toprak koşullarına göre değişmek üzere, 1-3 biçim yapılabilir. Kök-saplarıyla kendisini yenileyebildiğinden, ekonomik ömrü 25-50 yıla kadar uzayabilmektedir. Çayır salkım otu, yeşil alan veya örtü bitkisi olarak yalnız yetiştirilecekse, dekara 5-10 kg arasında tohum atılmalıdır.

En önemli bakım işlemi sulama ve gübrelemedir. Azotlu gübreleme ve sulamaya karşı çok iyi tepki vermektedir. Tohumlar çimlendikten sonra, fideler 5-6 cm boylanıncaya kadar toprak sürekli nemli tutulmalıdır. Yoksa fideler hemen ölmektedir. Sulama ve gübreleme işlemleri düzenli yapılmazsa, bitki örtüsü hızla seyrekleşmektedir. Yalnız ekimde verilecek azot miktarı, parçalar halinde olmak üzere, 8-15 kg/da arasında olmalıdır.

9.10. Yumak otu (Festuca l.) cinsi

Bu cins içerisinde, dünyanın serin ve ılıman bölgelerinden kökenini alan, yaklaşık 100 kadar tür yeralmaktadır. Türlerin bir kısmı çok yıllık, çoğunluğu tek yıllıktır. Tek yıllık olanlar, genellikle yabancı ot özelliğindedirler ve tarımsal açıdan önemleri yoktur. Çok yıllık olan bazı yumak otu türleri çayır-mera, tarla yembitkisi ve yeşil alan bitkisi olarak yaygın bir şekilde kullanılmaktadırlar.

Tarımsal açıdan önemli olan bazı yumak otu türleri aşağıdadır.
  • Kamışsı yumak - Festuca arundinacea Schreb.
  • Yüksek çayır yumağı
  • Çayır yumağı - Festuca pratensis Huds.
  • Kırmızı yumak - Festuca rubra L.
  • Koyun yumağı - Festuca ovina L.
Bu dört türden çayır yumağının anavatanı Britanya Adaları, diğerlerininki ise Asya ve Avrupa'nın serin ve ılıman bölgeleridir. Yüksek çayır yumağı ve çayır yumağı daha çok tarla yembitkisi; kırmızı yumak yeşil alan, mera ve tarla yembitkisi; koyun yumağı yükseltisi fazla, soğuk ve kurak bölgelerde mera, yeşil alan ve tarla yembitkisi olarak kullanılmaktadır. Ancak, yüksek çayır yumağı ve çayır yumağı yüksek verimli taban arazilerde kurulan otlaklarda, bazı baklagil ve buğdaygil yembitkileri ile karışıma girmektedirler.
 
9.10.1. Yumak Otlarının Bitkisel Tanımı

Tarımı yapılan önemli yumak otu türlerinin tümü çok yıllıktır. Morfolojik yönden yüksek çayır yumağı ve çayır yumağı birbirine çok benzemektedir. Çayır yumağı 40-100, yüksek çayır yumağı 120-150 cm kadar boylanır. Her ikisi de yumak, yüksek çayır yumağı sürekli, çayır yumağı ise bazen kısa kök-saplar oluşturur. Yaprak ayaları sürgün içerisinde kendi üzerine kıvrılmış durumdadır. Yaprak ayası geniş ve kın açıktır. Çiçek topluluğu salkımdır. Her başakçıkta 5 veya daha çok çiçek vardır. Tohumların bin tane ağırlığı 2 g kadardır.

Kırmızı yumak 40-100 cm arasında boylanan, gevşek yumak ve çoğunlukla kök-sap oluşturan, uzun ömürlü bir serin iklim bitkisidir.

Yapraklan kıl gibi ince ve parlak yeşil renklidir. Kırmızı yumağın ıslah edilmiş bazı varyeteleri kök-sap oluşturmaz. Yakacık çok kısadır ve kulakçık yoktur. Çiçek topluluğu sık salkım oluşturur. Başakçıklar 4-6 çiçekli ve kısa kılçıklıdır. Tohumların bin tane ağırlığı l .2 g kadardır.

Koyun yumağı 10-60 cm arasında boylanan ve çok sıkı yumak oluşturan, genellikle iki boğumlu olan saplan dik gelişen bir bitkidir. Görüntüsü mavimsi veya gri-yeşildir. Çok sıkı veya kapalı olan yumak, hem bitkinin kök boğazından çokça kardeşlenmesinden, hem de ince ve sivri uçlu çok sayıda yaprak oluşturmasından ileri gelmektedir. Yakacık ve kulakçık belirsizdir. Çiçek topluluğu gri renkli bir salkım oluşturur. Her başakçıkta 4-5 çiçek vardır. Tohumların bin tane ağırlığı 0.7 gramdır.

9.10.2. İklim ve Toprak İstekleri

Yumak otlarının doğal yayılma alanları, dünyanın serin ve ılıman bölgeleridir. Yüksek çayır yumağı, çayır yumağı ve kırmızı yumak en iyi gelişmelerini serin ve nemli bölgelerde yaparken, koyun yumağı kurak ve soğuk iklimlerin bitkisidir. Koyun yumağının soğuk ve kuraklığa tolerans özelliği otlak ayrığına yakındır. Yüksek çayır yumağı hem taban suyuna, hem kuraklığa, hem soğuklara, hem de sıcaklığa çok iyi tolerans gösteren,ender yembitkilerinden birisidir. Bu bitki her türlü toprakta yetişebilmektedir. pH'si 4-10 arasında değişen topraklarda yetişebildiği bildirilmektedir. Ancak, en iyi gelişmesini nemli ve ağır topraklarda yapmaktadır. Çayır yumağı ve kırmızı yumak kuraklığa, taban suyuna, toprak asitliği ve alkaliliğine, yüksek çayır yumağı kadar tolerans göstermezler. Koyun yumağı çoğu bitkinin gelişemediği kıraç, yüzlek, taşlık ve sert yapılı topraklarda rahatlıkla gelişebilmektedir.

9.10.3.Tarımları

Yembitkisi olarak yüksek çayır yumağı, çayır yumağı ve kırmızı yumak, çok az da koyun yumağının tarımı yapılmaktadır. Koyun yumağının verimi çok düşük, otu lezzetsiz ve sert yapılı, yeniden büyüme özelliği zayıf olduğundan, yembitkisi olarak tarımı ancak ekstrem bölgelerde yapılır. Buna karşın, yüksek yerlerde sert yapılı, verimsiz, taşlık ve erozyona uğramış alanlarda mera veya erozyon kontrolü amacıyla örtü bitkisi olarak kullanılmaktadır. Bu nedenle, yembitkisi olarak önem taşıyan yüksek çayır yumağı, çayır yumağı ve kırmızı yumağın tarımından söz edilecektir.

Çok soğuk bölgeler dışında, yumak otlan hem sonbaharda, hem de ilkbaharda ekilebilmektedirler. Tohumlan küçük olduğundan, tohum yatağı çok iyi hazırlanmalıdır. Yalnız ekimlerde atılacak tohum miktarı, toprak ve çevre koşullarına bağlı olarak, 1-3 kg/da arasında değişmektedir. Ekim derinliği 1-2 cm olmalıdır. Uygulanacak sıra aralığı, iklim ve çevre koşullarına bağlı olarak, yüksek çayır yumağında 20-70, diğerlerinde 20-40 cm arasında değişmektedir. Sulanmayan kurak koşullarda genellikle l veya 2 biçim alınırken, sulanan serin bölgeler ve yaz aylan serin ve yağışlı geçen yerlerde, biçim sayısı 4'e kadar çıkabilmektedir. OMÜ Ziraat Fakültesi deneme alanlarında yürütülen bir araştırmada, sulanmayan yüksek çayır yumağı ve kırmızı yumaktan, yılda ancak tek biçim alınabilmiştir. Bitkilerin ekonomik ömrü yüksek çayır yumağında 5-10, çayır yumağında 3-5 ve kırmızı yumakta 5-7 yıl arasında değişmektedir.

Yumak otlan ot üretimi amacıyla yalnız olarak yetiştirilebilseler bile, çoğunlukla baklagillerle karışık ekilmektedirler. Toprak ve iklim koşullarına göre değişmek üzere, yumak otlan ile karışıma girebilecek uygun baklagil türleri yonca, çayır üçgülü, melez üçgül, ak üçgül, gazal boynuzu vb. bitkilerdir.

Yumak otlan kuraklığa belirli düzeyde tolerans göstermelerine karşın, su yetersizliğinin görüldüğü dönemlerde yapılacak uygun sulamalar ile, elde edilecek ürünün verim ve niteliğinde çok önemli artışlar olmaktadır. Yumak otlan yalnız yetiştirildiklerinde, türlere göre yılda dekara 8-20 kg azot verilmelidir. Verilecek toplam azot, her gelişmede iki kez olmak üzere, parçalar halinde uygulanmalıdır. Toprak analiz sonuçlarına göre, eksikliği görülen diğer makro ve mikro besin elementlerinden de yeterli miktarda verilmelidir.

Yalnız ekimlerde ot için hasat çoğunlukla, salkım göstermeye başlama devresinde yapılmaktadır. Baklagillerle karışık yetiştirildiklerinde, hasat zamanı baklagillerin çiçeklenmeye başlama devresi olarak kabul edilmektedir. Özellikle yalnız ekildiklerinde, hasat zamanı geciktirilecek olursa, bitkiler hızla kartlaşmakta ve lezzetlilikleri azalmaktadır. Dekardan elde edilen kuru ot verimi yüksek çayır yumağında 1-2 ton, çayır yumağı ve kırmızı yumakta 600-800 kg arasındadır. Elde edilen ürün yeşil ot, kuru ot veya silaja işlenerek değerlendirilebilmektedir. OMÜ Ziraat Fakültesi'nde yürütülen bir araştırmada, yüksek çayır yumağından % 6.81 ham protein içeren 1020 kg, kırmızı yumaktan ise %6.58 ham protein kapsayan 720 kg/da kuru ot verimi alınmıştır. Diğer buğdaygil yembitkileri ile kıyaslandığı zaman, yumak otlarının kalitesi ve besleme değeri biraz düşüktür.

Özellikle yüksek çayır yumağının verimi çok yüksek olmasına karşın, içerdiği bazı alkaloidler ve zararlı maddeler nedeniyle, tarımı fazla yaygınlaşamamıştır. Yüksek çayır yumağı otunda başta "perloline" olmak üzere, 9 tane alkaloid bulunduğu saptanmıştır. Bu alkaloidler hem hayvanların rumenlerinde bulunan mikrofloranın işlevini engeller, hem de hayvana doğrudan zehir etkisi yapar. Ayrıca, yüksek çayır yumağı üzerinde gelişen Fusarium nivale adlı küf mantarı bazı toksinler üretmektedir.

Özellikle ılık ve nemli bölgeler, bu mantarın gelişimi için çok uygundur. Fusarium nivale mantarı ile bulaşık olan otlar hayvanlar tarafından fazlaca tüketilirse, "yumak ayağı topallığı" adı verilen hastalık ortaya çıkmaktadır.

DEVAMI

Youtube Kanalı

Etkinlik Takvimi

Foto Galeri

  • ZARARLILAR
  • HASTALIKLAR
  • MİRZAN TARIM
  • ZİRAİ İLAÇ

Reklam Alanı

# #

Nöbetçi Eczaneler

buraya tıklayınız
whatsapp