Mirzan Tarım

SERALARDA BİTKİSEL ÜRETİM

Tarla Bitkileri

1. SERALARDA İKLİM ETMENLERİ VE BUNLARIN AYARLANMASI

1.1.Işık

Mevsim dışı bir yetiştiricilik olan sera yetiştiriciliğinin, gün uzunluğunun ve ışıklanmanın azaldığı aylarda yapılması, ışıktan en yüksek düzeyde yararlanmayı sağlayacak önlemlerin alınmasını gerektirmektedir. Işıklanmaya; iskelet malzemesi kalınlığı, ser konumu, çatı açısı, örtü malzemesi kalite ve temizliği, bitki sıralarının konumu ve sıklığı etki etmektedir. Yetiştirme devresinde ışıklanmanın sınırlı olması, ayrıca iyi bir ekim dikim planının yapılmasını da gerektirmektedir.

 Işık ve sıcaklığın bitkilerin gelişmesi üzerine birlikte etkile) vardır. Kuşkusuz diğer gelişme etmenlerinin de bunlara uydurul zorunludur. Dengeli bir gelişme için, bitkiler artan ışık şiddeti ile birlikte artan sıcaklık derecelerini de isterler. Bunun aksi. olarak düşük ışık şiddetinde ise, sıcaklığın düşürülmesi gerekir. ' yapılmadığı zaman şu sakıncalar doğar;

 — Az ışık, yüksek sıcaklıkta bitkiler uzun ve gevşek dökül gelişir.
 — Çok ışık, düşük sıcaklıkta gelişme hızı yavaşlar ve bitkiler bodur kalır.

 Yaz aylarında artan ışıklanma ile sıcaklık çok yükselir. Seranın havalandırma sistemi, sıcaklığı istenilen dereceye düşürme için yeterli olmayabilir. Bu durumda mutlaka gölgeleme yapılmalı ve ileride söz edeceğimiz diğer önlemler alınmalıdır.

 Bitkilerin günlük ışıklanma süresi sonunda karanlığa da gereksinmeleri vardır. Genel olarak, bitkiler her 24 saat içinde en az 8 saat sürekli karanlıkta kalmayınca gelişemez. Gün uzunluğunun (= Fotoperiyod) sera yetiştiriciliğinde ana etkisi çiçek tomurcuğu oluşumu üzerindedir. Fotoperiyod'dan bazı süs bitkilerinin çiçeklenmesi için yararlanılmaktadır. Bir kısa gün bitkisi olan krizantem sonbaharda çiçeklenir. Uzun günlü mevsimlerde çiçeklenmesi isteniyorsa, seralarda siyah örtülerle karartma yapılmalıdır.

1.2. Sıcaklık

 Seraların doğal ısınmaları kısa dalgalı güneş ışınlarının cam yüzey üzerinde uzun dalgalı ısı ışınlan haline dönüşmesi sonucunda oluşur. Buna "sera etkisi" denilmektedir. Güneş ışınının çatı üzerindeki açısı 90 C ise, refleksiyon ve absorbsiyon kaybı % 10 dolayındadır. Bu açı 20 ise kayıp % 32 'dir. Güneş ışınları yazın kışa oranla 10 kat daha fazladır. Uygun koşullarda yazın güneş ışınının % 7080'i sera içine geçebilir. Kış aylarında ise bu değer  % 50'nin üzerine pek çıkamaz.

 Bitkiler hiçbir zaman sürekli, sabit kalan sıcaklıkları istemezler. Yetiştirici sera sıcaklığının sabit bir değer olmadığını, bunun havanın açık kapalılık durumuna bağlı olduğunu bilmelidir. Işık şiddeti zayıf olduğunda bitkiler alçak sıcaklıkları, kuvvetli olduğunda yüksek sıcaklıkları isterler. Gündüzleri bitki bünyesinde oluşmuş özümleme maddelerinin ışık şiddetinin düşük olduğu zamanlardaki istenmeyen solunumlara engel olmak için gece sıcaklığının düşürülmesinde kesin zorunluluk vardır.

 Kış aylarında dış sıcaklık en düşük gelişme koşullarının altında olduğundan, bitki gelişmesinin daha iyi olabilmesi için seraların ısıtılması zorunludur. Seranın cam örtüsü aracılığıyla sıcaklık sürekli olarak dışarıya verilir. Dışarıya verilen bu ısı miktarının sürekli olarak sınırlandırılması gerekir. İç ve dış sıcaklık farkı ne kadar çok ise seranın ısı kaybı da o kadar çok olur. örneğin; kış aylarında en düşük sıcaklık — 20°C olduğunda, eğer serada 25°C sıcaklığı gerektiren hıyar yetiştiriliyorsa aradaki sıcaklık farkının kapatılması için 45°C ye gereksinim vardır. Isı ihtiyacının hesaplanmasında en uygun sıcaklıklar kadar en düşük sıcaklıklar da önemlidir.

Rüzgarın da dış sıcaklık gibi ısı kaybına etkisi vardır. Cam veya plastik örtü aracılığıyla ısı kaybı, rüzgârlı havada durgun havaya oranla daha büyüktür. Sıcaklığın — 5 °C olduğu rüzgârlı bir hava, sıcaklığın — 10°C olduğu durgun havadan daha tehlikeli olur. Bundan da anlaşılıyor ki, sera kurulacak yerin rüzgâr etkisinden korunmuş olması gerekir. Rüzgâr kıranlar yüksekliklerinin 10-12 kat alanı koruyabilmelerine karşın seraya gölge yapmayacak durumda olmalıdırlar.

1.3. Oransal Nem

İyi bir iklim ayarlaması için uygun bir havalandırmaya da gerek vardır. Sıcak hava, soğuk havaya oranla daha fazla nem tutabilme özelliğine sahip olduğu için artan ısınma ile hava kuru hale geçer, yani serada oransal nem azalır. Alçalan sıcaklık derecelerinde ise, oransal hava nemi giderek yükselir. Doyma noktasına gelince kondansasyon (= yoğunlaşma) başlar. Bu istenmeyen olaya ilk ve sonbahar aylarında soğuk seralarda sık sık rastlanır. Yere yakın bitkiler tümüyle ıslanır ve kolayca mantari hastalık salgınına uğrarlar. Domatesin alt döllerinde polen tozlarının dağılması zorlaşır ve bunun sonucu olarak meyve oluşumu istendiği gibi olmaz.

Havalandırma ile sera oransal nemi değiştirilebilir ve seraya temiz hava gönderilir. Yüksek sıcaklıklar havanın kurumasına neden olduğundan, bunun sonucu olarak bitkinin su gereksinimi de artar. Bu durumda bitkilere yeteri kadar su verilmiyorsa özümleme işleri duraklar. Daha ileri durumlarda ise yaprak ve meyvelerde zararlanmalar görülür.

Geceleri özümleme maddelerinin respirasyon (= solunum) nedeniyle parçalanmalarını kısıtlamak için sera sıcaklığı havalandırma ile düşürülmelidir. Genel olarak oransal nemin % 6080 olması uygundur. Sabit tutmak gerekmez. Fizyolojik olaylar nedeniyle gün boyunca değişir. Ancak aşırı alçalma ve yükselmelerden kaçınılmalıdır. % 3040 hava oransal nemi çok azdır. Bu durumda transprasyon (= terleme) çok şiddetlenir, solma tehlikesi doğar. Bitkilerin çiçek ve meyvelerinde zararlanmalar başlar. Diğer taraftan, çok kuvvetli gelişmiş bitkilere zaman zaman kuru hava verilerek nem ayarlanmalıdır. Oransal hava nemi % 90-100 ise, çok yüksektir, bitkiler terleme yapamazlar. Bu koşullarda yetişen bitkilerde dokular kaba ve sulu olur, hastalıklara duyarlılık artar, kök gelişmesi geriler. Öyle ki bitkiler ani güneşli periyotlarda terlemeye yanıt veremez. Bu nedenle yaprak ve meyve kararlanmadan olur. Zayıf gelişmiş bitkiler, yükseltilen hava nemi yardımıyla kuvvetli gelişme gösterirler.

1.4. Havalandırma Sistemleri

Seralarda havalandırma, bitkilere temiz hava sağlanması, oransal nemi ve sıcaklığı düşürmek ve yükseltmek için kullanılan önemli bir işlemdir. Çatı ve yan havalandırmaların her ikisi de gereklidir. Yan havalandırma pencereleri temiz havanın içeriye alınmasını, çatı havalandırma pencereleri ise, ısınan, nemi artan ve kirlenen havanın dışarıya atılmasını sağlarlar.

l.Yeterli bir havalandırma için, bölgelere göre çatı havalandırma alanı, sera üretim alanının yaklaşık %16-20'i kadar olmalıdır.

Örneğin, 500 m2‘lik bir serada 80-100 m2 lif çatı havalandırmış alanı gerekmektedir. Yan havalandırma alanı ise, bunun en az yarısı kadar olmalıdır.

Yan pencereler genellikle yazın kullanılır. Kışın kullanıldığı takdirde soğuk hava doğrudan bitkilerin üzerine gelerek öldürücü etki yapmaktadır. Yan havalandırma pencereleri üstten menteşeli olup, dış yukarıya doğru açılırlar.

Bütün kış boyunca seraların havalandırılması çatı havalandırma pencereleri ile yapılmalıdır. Bu pencereler omurgaya menteşeli olup, çerçeve üzerindeki kol demiri ile aşağıya doğru sıkıca kapanabilir veya istendiği kadar açılabilir. Sıcak hava doğal olarak yükselince pencereden atılır ve taze serin hava fazla bir akıma neden olmadan içeriye girer. Çatı havalandırma pencerelerinin oldukça dar ve seranın tüm uzunluğu boyunca yapılmasına gereksinim vardır. Geniş ve ayrı çatı pencereleri fazla soğuk hava akımına neden olmaktadır.

Seranın zorunlu hava değişimi şu formülle hesaplanabilir:
m3 /Dakika = Sera alam x Faktör 2

örnek; 500 m2 x Faktör 2 = 1000 m3 /Dakika

Seralarda iyi bir havalandırma için alınabilecek önlemler:

— Yüksek yapılı, hacimli seralarda hava hareketi daha iyi olduğundan yan yükseklikler 1.80 m., mahya yüksekliği 3,54 m den az olmamalıdır.

— Durgun havalarda da sera içinde iyi bir hava hareketi sağlamak için ön ve arka cephelere de yan havalandırma pencereleri konulmalıdır. Özellikle sıcak bölgeler için bu, çok zorunlu olmaktadır.

— Özellikle sıcak bölgeler için yan havalandırma pencerelerinin mümkün olduğu kadar toprak yüzeyine yakın yapılmasına özen gösterilmelidir. Bu durumda temiz havanın bitki aralarına daha iyi hareket etmesi sağlanmış olur.

— Plastik seralara çatı havalandırmasını mümkün kılacak hava bacaları konulmalıdır.

— Çatı havalandırmasının cam seralara göre daha zor ve kısıtlı olduğu plastik seralarda iyi bir havalandırma için yan cepheler tümüyle açılabilmeli ve sera genişliği 20 m den, sera büyüklüğü l 1,5 dönümden fazla olmamalıdır.

1.5. Gölgeleme ve Gölgeleme Sistemleri

Sera ikliminin ayarlanmasında, bazı ekstrem durumlarda özel önemlerle iklimi yönlendirme zorunluluğu vardır. Özellikle çatı havalandırmasının kısıtlı olduğu cam seralarda, sera sıcaklığının 35°C nine üzerine çıktığı durumlarda, bu sıcaklığı havalandırma ile düşürme olanağı yoktur. Böyle zamanlarda havalandırmaya yardımcı olacak gölgeleme işlemi kaçınılmaz olur.

Sera yapımcıları kültür bitkilerinin güneş den en yüksek düzeyde yararlanacağı şekilde konstrüksiyonlar üzerinde çalışmışlardır. Günümüzde de bu çalışmalar sürdürülmektedir. Fakat sağlanan yüksek ışık yoğunluğu bitkilere ancak belirli zamanlar için gereklidir. Başlangıçta havalandırmalarla sera sıcaklığı istenilen değerde tutulabilir. Fakat, özellikle yaz aylarında ışıklanma, sera sıcaklığı ve bitkinin sıcaklığı sık sık istenen optimum değerin üzerinde bulunur. Işık şiddetinin artmasıyla özümleme orantılı şekilde artmaz. Belirli bir sınırdan sonra özümleme duraklar. Daha yüksek değerde ise zararlanmalar olur. Yaprak sıcaklığı, şiddetli ışıklanma nedeniyle önemli derecede sera sıcaklığının üzerinde bulunur. Gölgeleme yapılmayan bir serada yaprak sıcaklığı sera sıcaklığının 1014°C üzerinde bulunur. Bunun sonucu, nekroz şeklinde görülen yanmalardır. Gölgeleme vasıtasıyla ışığın bir kısmı tutulursa, yaprak sıcaklığı da düşürülebilir. Son yıllardaki çalışmalar sonucunda güneş ışığının % 50 sinin sera içine girmemesi başarılmıştır.

Gölgelendirme materyalinin, yüksek ışık şiddetini ve ışıklanmanın belirli spektral alanını zayıflatması gerekir. Gölgeleme materyali dış etkenlere dayanıklı olmalı, gerektiğinde kolay kaldırılabilmelidir.

1.5.1. Mekanik gölgeleme

Mekanik gölgeleme için hasır, kamış, kağıt, keten ve yapay maddelerden yapılan jaluziler kullanılabilir. Bu materyallerle iç veya dış gölgeleme yapılabilirse de daha çok sera konstrüksiyonuna ve sera içindeki donanıma bağlıdır. Cam lifi ile dayanıklılığı arttırılmış, polyester, plexiglas, sert PVC ise sürekli gölgelemeye uygundur. Ancak sürekli gölgelemeden kaçınılmalıdır. En uygun sistem, ışık şiddeti yükseldiğinde gölgeleme materyalinin örtülmesi, ışık şiddeti azaldığında kolayca kaldırılmasıdır. Ancak bu sistem çok pahalı olup, bazı özel bitkilerde kullanılabilir. Buzlu cam ve yukarıda belirtilen diğer sürekli örtü materyalinde yüzeye dikey olarak düşen güneş ışığı dağılarak sera içine girer ve bitki için düzenli ışıklanma sağlanmış olur. Fakat ışık şiddetinin düşük olduğu devrelerde ve bazı bölgelerde sakıncaları vardır.

1.5.2. Gölgeleme boyaları ile

Sürekli gölgeleme için un, kireç, kaba üstübeç, kırmızı toprak kullanılabilir. Fakat sürekli gölgelemenin sakıncaları artık bilinmektedir. Sakıncalardan dolayı yabancı ülkelerde değişik preparatlar üretilmiştir. Sürekli gölgelemeyi gerektiren durumlarda yapıştırıcı maddesi çok, kısa devreli gölgeleme için yapıştırıcı maddesi çok az olan preparatlar kullanılmaktadır.

Kireç m2 ye 1020 gr önerilir. 10 litre suya l kg kireç karışımı 50100 m2 yüzey için uygundur. Veya 10 litre suya l kg un karışımı 70 m2 yüzey için kullanılabilir. Akdeniz Bölgesi gibi güneşlenmenin fazla olduğu sıcak bölgelerde l teneke suya 2 kg kireç, l kg kaba üstübeç ve l kg kırmızı toprak karışımından iyi sonuçlar alınmıştır. Böyle bir gölgeleme ile sera sıcaklığı 56°C düşürülebilmektedir.

1.6. Sera Sıcaklığını Düşürücü Diğer Sistemler

Bazı bitkiler veya bazı sıcak bölgeler için sera sıcaklığını salt havalandırma ve gölgeleme ile düşürmek olanaksızdır. Bunun için bazı sistemler geliştirilmiştir.

1.6.1. Su pülverizeli aspirasyon

Su pülverizeli aspirasyon sisteminde suyun buharlaşmam esnasında oluşan ısı kaybından yararlanılmaktadır. Seraların kuzey cephesindeki cam yüzeyin 2 m yükseklikteki kısmı bırakılarak buraya hasır veya iki kümes teli arasına konmuş talaş tabakası yerleştirilir. Karşı cepheye ise aspiratör monte edilir. Sera sıcaklığını düşürmek gerektiği zaman talaşlı örtü tabakasının üzerim yerleştirilmiş borulardan su pülverize edilerek talaş ıslatılır ve aspiratör çalıştırılır. Yüksek sıcaklık ve aspirasyon dolayısıyla talaş üzerindeki su buharlaştıkça geçen havanın sıcaklığı 5-6°C düşmektedir. İtalya'da, sera sebzeciliğinde kullanılan bu sistem, Hollanda'da sebzecilikten ziyade çiçekçilikte fazla serinletme isteyen türlerde (örneğin fresialarda) kullanılmaktadır.

1.6.2. Yağmurlama sistemli sıcaklık düşürme

Sera omurgası üzerine, üzerinde yağmurlama memeleri bulunan boru döşenir. Güneşlenmenin fazla olduğu sıcak günlerde çatıya yağmurlama şeklinde su uygulanarak sera sıcaklığı 45°C kadar düşürülebilir. Yağmurlama sırasında çatı üzerinde ince su tabı kası ve bunun üzerinde de nemli bir tabaka oluşmakta, işte bu b baka şiddetli güneş ışınlarını zayıflatmaktadır (Bu sistem aynı zamanda kışın bitkileri dondan korumada da kullanılmaktadır).

Sera içi yağmurlama sistemi de sera sıcaklığını düşürme oldukça etkili olmaktadır.

Yazın sera sıcaklığını düşürmede ve kışın bitkileri dondan korumada kullanılan çatı yağmurlama sistemi

1.7. Isıtma Sistemleri

Genel olarak sera yetiştiriciliğinde en yüksek girdi ısıtma masrafıdır. Amortisman ve işçilik masrafları da oldukça yüksektir. Fakat bunlar bölgelere göre büyük farklılıklar göstermezler. Ancak ısıtma masrafları bölgelere göre büyük farklılıklar gösterir. Bu nedenledir ki ısıtma masraflarının az olduğu güney kıyı bölgelerimizde sera yetiştiriciliği yoğunlaşmıştır.

Seralarımızda en uygun ısıtmanın, güney kıyı bölgelerimiz dahil, ekonomik olamayacağını araştırmalar ve pratikteki gözlemler göstermiştir. Örneğin, l dekar seranın Ekim ayından Nisan ayına kadar 7 ay süreyle 15°C de tutulması için yapılacak ısıtmalarda;

Antalya'da 22 ton Fuel- Oil'e (1.760.000.TL.) Yalova'da 46 ton Fuel Oel'e (3.680.000.TL.) Ankara'da 86 ton Fuel oil'e (6.880.000. TL.) gereksinim vardır. Bu nedenledir ki seralarımızda bitkileri sadece dondan koruyucu ısıtma yapılabilmektedir. Bu şekildeki ısıtmada bile güney kıyı bölgelerimizde dekara yaklaşık olarak 500-1000 litre mazot kullanılmaktadır (65125.000.— TL.)

Sera yetiştiriciliğinde başlıca iki ısı kaynağından yararlanılır. Bunlar güneş ve yapay ısıtma vasıtalarıdır. Bu iki ısı kaynağına göre de seraları iki gruba ayırmak mümkündür:

1.7.1. Doğrudan doğruya güneş enerjisinden yararlanmak amacıyla kurulan seralar (= soğuk seralar)

Güneş enerjisinden yararlanma yoluyla yapılan seracılık, yetiştirme mevsimi olan kış aylarında sıcaklığın sıfırın altına düşmediği, hatta çoğunlukla sıfırın üzerinde bulunduğu uygun iklimler için önerilir.

Antalya Bölgesinde son 20-25 yıl öncesine dek serada domates yetiştiriciliği, seraların bir çoğunda yalnız güneş enerjisinden yararlanılarak yapılırdı. Fakat tam turfandacılık için bunun yeterli olmadığı anlaşılmış ve seralarda soba gibi basit ısıtma araçları kullanılmaya başlanmıştır.

Yalnız güneş enerjisinden yararlanılarak yapılan sera yetiştiriciliğinde sera konumu ile çatı eğimi önemli olmaktadır. Çatıya gelen güneş ışınının tümü içeri girmez, bir kısmı yansıma ile kaybolur. Bu kayıp ışın yönünün açısı ile orantılıdır. Eğer güneş ışını çatı üzerine dik bir açı ile geliyorsa, yansıma çok az veya hiç kayıp yoktur. Fakat dar açı ile düştüğü zaman güneş ışını ile yansıma ışını yönü arasındaki açının büyümesi ısı kaybını da çoğaltmaktadır. Örneğin, ışın 30° bir açı yaparsa kayıp % 11.2, 60° bir açı yapıyorsa kayıp % 2,7 olur. Çatıyı dik yapmak, yani çatı açısını büyütmekle güneş ışınının dik gelmesini sağlamak mümkün ise de böyle dik bir çatının kurulması çok pahalıya mal olmaktadır.

Bugün gerek sadece güneş enerjisinden yararlanılan, gerekse ısıtma araçları kullanılarak ısıtılan seralarda çatı eğim açısı 27-35° arasında yapılmaktadır.

Güneş enerjisi dışında, seracılıkta kullanılabilir diğer bir doğal enerji çeşidi de jeotermal enerjidir. Ülkemizde son yıllarda birkaç örnek ortaya konmuştur. Ancak jeotermal enerjinin kullanımındaki bazı sorunların çözümlenmesi gerekmektedir. Bu sorunlar çözümlense bile jeotermal enerjinin kullanımının iyi bir ekonomik analizi yapılmalıdır. Ancak, ekonomik sera yetiştiriciliği için yalnız jeotermal enerji varlığı yeterli değildir. Sıcaklığın dışında diğer ekolojik etmenler de göz önüne alınmalıdır. Kârlılık görüldüğü takdirde yalnız belirli ekolojilerin dar alanlarında geliştirilebilir.

1.7.2. Yapay araçlarla ısıtılan seralar

Seralarda kullanılacak ısıtma vasıtalarının yetiştirilecek ürüne göre istenen ısıyı sağlayacak güçte olması gerekir. Aynı zamanda gece, gündüz ve havanın açık veya kapalı oluşuna göre sıcaklık bitkiler için istenen derecede ayarlanabilme olanaklarına sa1hip olması gerekir.

Kuzey cephesi taş duvar, doğu-batı doğrultusunda, geniş çatı yüzeyi güneye eğimli bir güneş serası. Antalya Sebzecilik Araştırma Enstitüsü tarafından geliştirilen bu güneş serasında ısıtma yapmaksızın dış sıcaklık — 2 , — 3 oC ye düştüğünde sera içi sıcaklığı + l oC civarında olmakta ve bitkiler dondan zarar görmemektedir.

Isıtma araçları başlıca iki grupta toplanır:
 a) Merkezi ısıtma sistemi,
 b) Bağımsız ısıtıcılar

Sera yetiştiriciliğinde en uygun ısıtma sistemi kalorifer düzeni ile yapılanıdır. Bu sistem ile daha düzenli bir ısıtma sağlanabildiği gibi, diğer ısıtma sistemlerinde görülen ve bitkilerin gelişmesine olumsuz etki yapan duman, gaz gibi artık maddeler söz konusu değildir. Ayni zamanda sabit sistem olduklarından kurulup kaldırılması ve temizlenmesi gibi işleri de yoktur (Bayraktar, 1979).

Seralarda kullanılan bağımsız ısıtıcılar ise şunlardır; sıcak hava veren mazotlu ısıtıcılar, mazot sobaları, odun kömür sobaları talaş sobaları, fırın tipi sobalar.

Güney sahil bölgemizdeki seralarda, bitkileri don tehlikesinden korumak amacıyla beher 50-400 m2 üretim alanı için l adet mazot veya odun sobası yeterli olmaktadır. Kış mevsiminde sobaların yakıldığı don tehlikeli gün sayısı 10-20 arasında değişmekte ve dönüme 500-1000 litre mazot yakılmaktadır.

1.8. Seralarda Isıtma Masraflarını Azalma ve Bitkilerin Soğuktan Korunma Önlemleri

Enerjinin hızla pahalılaştığı çağımızda, yapay ısıtma araçlarına başvurmadan seraların güneş enerjisi ile ısıtılma çalışmaları son yıllarda yoğunluk kazanmaktadır. Bu uzun vadeli çalışmaların sonuçlarını beklerken, bir yandan da şimdiye kadar edinilen teorik ve pratik bilgilerimizi değerlendirmeliyiz. Isıtma ekonomisi açısından alınabilecek önlemler şunlardır;

Yetiştirme sistemi seçimi: Isıtma tasarrufu ihtiyacından doğmaktadır. Çift ürün, yani Sonbahar ve İlkbahar yetiştiriciliği bunun bir sonucudur.
Tek ürün yetiştiriciliğine göre daha az yakıt gereksinimi olmaktadır.

Çeşit seçiminin de ısıtma tasarrufu ile ilişkisi olmalıdır. Düşük sıcaklık koşullarında iyi gelişen ve meyve büyüten çeşitler seçilmelidir.
  • Seradaki bitkileri dondan korumak, dolayısıyla sera içi sıcaklığını korumak için omurga üzerine yerleştirilen delikli borularla yağmurlama yapılması yararlı olmaktadır. Aynı sistem yazın sera içi sıcaklığının düşürülmesinde de etkili olmaktadır.
  • Donlu günlerde seranın yan cephelerinin içten plastikle örtülmesi ile 34°C ye kadar sıcaklık farkı elde edilebilmektedir. (Cam ile plastik arasında 10 cm kadar hava boşluğu kalmalıdır).
  • İlkbahar yetiştiriciliğinde geç donlar nedeniyle serada sıcaklık l2°C ye düştüğü durumlarda dar veya geniş bitki aralarının sulanması yararlı olmaktadır. Sıcaklık dışarıda — 2, — 3 C ye düşünce cam seralarda, — l, — 2 C ye düşünce plastik seralarda bu sulamalar bitkiyi dondan korumaktadır (Çetin, 1982).
  • Su plastik şiltelere doldurularak bitkiler — 2, — 3°C ye kadar korunabilir. Bu yöntem bitkileri korumakla kalmaz, verim ve gelirin artmasında da yardımcı olur. Bu iş için 0,40 lık 50 cm genişliğinde plastik hortumlar dar aralara yerleştirilir, içleri su ile doldurularak uçları bağlanır. Gündüz şiltelerde ısınan su, gece sera sıcaklığı düştükçe bünyesindeki ısıyı ortama sürekli vermeye başlar (Keresteci, 1976).
  • Sera içi sıcaklığını muhafaza etme ve bitkileri dondan korumak için çok etkili bir sistem de sera içine tünel sistemidir. Alçak tünel fideler üzerine kullanıldığı gibi dikimi yapılmış bitkilerde de kullanılabilir. Sıcaklık serada 0°C iken, sera içine kurulmuş tünelde 35°C olmaktadır. Gündüzleri sulama yapıldığı takdirde geceleri tünelde sıcaklık daha da artmaktadır.

1.9. Seralarda Isı Gereksiniminin Saptanması

 Seranın ısı gereksinimi ısı kaybına eşittir. Isı kaybı; seranın cam yüzeyi, sıcaklık geçim sayısı, sera içindeki sıcaklık ile coğrafi koşullara göre değişen dış sıcaklık arasındaki sıcaklık farkından hesaplanır.

 Örnek: 10 m genişlikte, 50 m uzunlukta, 4,5 m çatı yüksekliği, 2 m yan yüksekliği olan bir seranın ısı gereksinimi en düşük dış sıcaklık — 3°C, serada istenen sıcaklık 20°C olsun,
 M = FG.k. (t, ta)
 M = Seranın maksi mal ısı gereksinimi (Kal/saat)
 FG Cam alanı (m2)
 k = Sıcaklık geçim sayısı (Kal/m2/saat)
 j = Seranın iç sıcaklığı (C°)
 ta = Sera dışındaki sıcaklık (C°)
 M = 870 x 6,5 x 20 = 113.100
 Seranın ısı gereksinimi = 113.100 Kal/Saat

1.10. Bazı Sebze Türlerinde İklim Ayarlama
1.10.1. Sıcaklık:

Tohum ekiminde: Domates tohumunun çimlenmesinde en uygun hava ve toprak sıcaklığı 20-22°C dir. Tohum ekiminden sonra ekim yatağının üzeri başlangıçta karanlık tutulmalıdır. En iyisi siyah plastikle örtülmesidir. Çimlenme başladığında örtü alınmalıdır. Tohumlar 50-60 saatte çimleniyorsa ileride iyi ürün getirirler. Ekimden kotiledon yaprakların (= çim yaprakların) birbirinden ayrılmasına kadar yaklaşık 10 gün geçmektedir. Bu süre içinde hava ve toprak sıcaklığı 20-22°C de sabit tutulmalıdır. Bunu izleyen günlerde toprak sıcaklığı 15°C, hava sıcaklığı gündüz 18-20°C, geceleri 12-14°C olmalıdır, ilk çiçek salkımı taslağı oluşumu bu safhada olmaktadır. Onun için bu safhada gece sıcaklık düşüşünün 6°C dolayında bulunması zorunlu olmaktadır. Çok sıcak koşullarda fide üretimi yapılıyor ve gece sıcaklık düşürülmüyor ise çiçek salkımı oluşumu zarar görür. Fide devresinde iklim ayarlama, fidenin salt dış görünüm ve kalitesini düzeltmek için yapılmamalı, aynı zamanda fidenin iç yapısına, örneğin çiçek salkı, mı oluşumuna olanak verecek şekilde yapılmalıdır.

 Hava oransal nemi çimlenme anında % 60-70 olmalıdır.

 Şaşırtmada: Şaşırtmadan sonra toprak sıcaklığı 15-16 C ye düşürülmelidir. Aksi halde kuvvetli vejetatif gelişme olur. Toprak sıcaklığının 15-16°C nine altına da düşürülmemesine özen gösterilmelidir. Düşük toprak sıcaklıklarında fosfor alımı zorlaşır veya tümüyle olanaksızdır. Bu nedenle geç ve kötü çiçek salkımı oluşumu görülür.

 Şaşırtmadan sonra hava sıcaklıkları gündüzleri 15-18°C, geceleri 12-15 C olarak ayarlanmalıdır.

 Yüksek gece sıcaklıkları ve çok bulutlu, kapalı günlerde yüksek sıcaklıklar bitkilerin respirasyonundu (= solunumunu) arttırır. Bu nedenle özümleme maddeleri çok çabuk parçalanır, fideler zayıflar ve yıkılır. Çok fazla ısıtılan fideliklerde buna çok rastlanır. Fideler küçükken gece-gündüz sıcaklık farkı küçük olmalı, fideler büyüdükçe bu fark büyütülmelidir. özümleme maddelerinin parçalanmasına neden olmamak için gece sıcaklıklarının gündüz sıcaklıklarından 67°C daha düşük tutulması tavsiye edilmektedir. Örneğin çok bulutlu, kapalı kış aylarında gece sıcaklıkları 12-13 C ye kadar düşürülmelidir.

 Dikimden sonra: Domates sıcaklığı ve ışığı seven bir bitkidir. Işıklanmanın iyi olduğu devrelerde sıcaklık optimumu 27-30°C dir. Bu sıcaklıklarda özümleme madde oluşumu fazladır. Bu nedenle bitki en iyi şekilde gelişir ve en uygun döllenme gerçekleşir. Fakat kış aylarında çoğu günler sera içinde ışık miktarı açık yaz günlerinde bulunanın 1/10 kadarıdır. Bu durumda domatesin sıcaklık isteği de aşağılara kayar. Kış aylarında fazla ısıtma yapılırsa bitkiler zayıf kalır, uzun gevşek büyüme gösterirler, çiçek salkımları iyi oluşamaz.

 Sıcaklık dengesinin yerine getirilebilmesi için kural şu olmalıdır:

 "Çok ışık, çok sıcaklık" "Az ışık, az sıcaklık"

 Sonbahar ve kış aylarını kapsayan Sonbahar ve tek ürün yetiştiriciliklerinde sık gerçekleşen ışık şiddeti azalmalarında yüksek sıcaklıklardan kaçınılmalıdır. Aksi halde bitkiler zayıf gelişir.

 Gündüz sıcaklıkları yanında, gece-gündüz sıcaklık farklarının fide yetiştirme devresinde olduğu gibi, dikimden sonra da önemli rolü vardır. Gece sıcaklıkları gündüz sıcaklıklarından düşük olmalıdır. Fakat gece sıcaklıklarını çok fazla düşürmek de sakıncalıdır. Bitkiyi geç ürün vermeye yönlendirir. Çok düşük gece sıcaklıkları geç, fakat yüksek; çok yüksek gece sıcaklıkları ise çok erken, fakat düşük ürüne neden olur. Oldukça erken ve yüksek verim amaçlayabilmek için gündüz-gece sıcaklık farkının 6°C civarında olması uygundur.

 Domateste en düşük sıcaklığın hıyar bitkisinde olduğu gibi pek öyle katı sınırlan yoktur. Domates bitkisi çok kısa bir müddet donma noktası civarına kadar dayanırsa da, en düşük sıcaklık 10 C° nine pek altına düşürülmemelidir. Uzun süre bu sınırın altına düşerse gelişmede duraklama olur. Ancak bu koşullar bazı kural dışı durumlarda çiçeklenmeyi kamçılayıcı olarak fide üşütmede kullanılmaktadır. Örneğin; kotiledon yapraklan gelişmiş fideler 10-20 gün arasında 10°C civarında tutulursa, böyle fidelerin ileriki gelişme safhalarında çiçek sayılan artar, erken ve bol ürün verirler.

 Domates için sıcaklık programı:

 — En kapalı günlerde, örneğin 20 Aralık — 15 Ocak'a kadar gündüz sıcaklığı 16-17°C, gece 12°C olmalıdır.
 — 15 Ocak'tan sonra en uygun sıcaklık gündüz 17-19, gece 13°C
 — Mart'tan itibaren 20-24°C, gece 14-16°C
 — Nisan ayında gündüz 24-26°C, gece 16-18°C
 — Sonraları yükselen ışık şiddetine göre, gündüz sıcaklıkları 27-28°C ve hatta 32°C de tutulabilir. Bu yüksek sıcaklıklar olgunluğu hızlandırır, tek düze kızarmayı sağlar. 32°Canin üzerindeki sıcaklıklar ise meyvenin homojen kızarmasına engel olur.

 Domateste en uygun döllenme sıcaklığı 17-27°C dereceler arasındadır. 10°Canin altında ve 38°Canin üzerinde döllenme güçleşir, çoğu zaman döllenme olmaz. En iyi döllenme üst sıcaklık sının ise 30°C dir. Bunun üzerindeki sıcaklıklarda çiçek tozu zarar görür. Ye döllenme olmaz veya yanlış, noksan döllenmiş meyveler oluşur, çiçek dökülmeleri görülür. Kural olarak, yazın sıcaklığın 32 C üzerine çıkmamasına özen gösterilmelidir.

1.10.2. Havalandırma ve oransal nem:

Havalandırma bitkilere temiz hava temini, oransal nemi, sıcaklığı düşürmek ve yükseltmek için çok önemli bir işlemdir. Döllerin oluşumundan sonra özümleme yüzeyi çoğaldığı için havalandırmaların da fazlalaştırılması gerekir. Yine, sıcaklık ve ışık şiddeti yükseldiğinde bitkilerin özümleme gücü de artacağından havalandırma da arttırılmalıdır. Serada domates yetiştiriciliğinde hava oransal neminin özel bir önemi vardır. Hava oransal neminin % 70 olması domates için çok uygundur. Bu düzeydeki oransal nemin bulunduğu bir ortamda domatesin yeşil aksam gelişmesi ve meyve oluşumu uyum içinde olur. Günlük sapmalar göz önüne alınırsa % 50-80 arası da uygundur.

Soğuk, yani ısıtılmayan seralarda oransal nem çok yüksektir. Uygun hava nemini düzenlemek çok zordur. Bitkilerin gençlik devrelerinde ekseri uzun zaman yüksek hava nemi hüküm sürer. Toprak suyu kolay buharlaşmaz, havalandırma fazla yapılmazsa bitkilerde uzun gelişmeler meydana gelir.

Serada sıcaklık düştükçe oransal nem yükselir. Daha düşük sıcaklıklarda su damlaları oluşur. Bunun sonucu olarak da çiçek tozlan hareket edemez ve döllenme olmaz.

Sıcak seralarda ise hava oransal nemi genellikle düşüktür. Bu durumda bitkilerin su kullanımı artar, solma tehlikesi doğar, çiçek silkmeleri görülür.

Hava oransal neminin havalandırma, ısıtma, sulama, su pülverize ve gölgeleme ile bitkilere uydurulması gerekir.

Çiçeklenme sırasında hava oransal neminin ayarlanması da özel bir önem taşır. Çiçek tozlarının dölleme yapabilmeleri için hava oransal neminin % 50-80 arasında, sera sıcaklığının ise ÎT 270 C arasında olması zorunludur.

Domateste döllenme; % 70-80 oransal nemde, çok iyi % 50-70 oransal nemde, orta % 50 nine altında kötüdür.

Çiçek tozlarının dölleme yapabilmesi için toprağa yakın hava tabakasının havalandırılması, çatı altı hava tabakasının havalandırılmasından daha uygundur. Çiçeklenme zamanı yapılan çatı havalandırmasında istenen nemli hava çok çabuk yukarı çekilip, dışarıya atılmaktadır. Bu nedenle de çiçek yanıkları görülmektedir. Çiçeklenme devresinde yan havalandırma kullanılmalı, gerekirse çatı havalandırmaları az açılmalıdır. Böylece dölleme için istenen nemli hava korunmuş olur.

Çok kuru havalarda, özellikle cam seralarda su püskürtülerek hava nemi yükseltilirse dölleme teşvik edilir.

Çok yüksek hava nemi de, çiçek tozunun serbest hale gedemeyeceği ve döllenmeyi engellemesi nedeniyle tehlikelidir.

1.10.2. Hıyarın iklim istekleri
1.10.2.1. Sıcaklık:

Hıyarın anavatanının Güney Asya olması, onun yüksek sıcaklığı ve ışığı seven bir sebze türü olduğunu göstermektedir.

Tohumlan 12° C sıcaklıkta çimlenmeye başlar. Fakat en uygun çimlenme sıcaklığı 22-24°C dir. (Toprak sıcaklığı 20-22°C).

Fide devresinde en uygun gündüz hava sıcaklığı, ışık şiddetine göre 20-24°C, gece sıcaklığı ise 18-20°C dir (Toprak sıcaklığı 18-20°C). Hıyarlarda gece-gündüz sıcaklık farklarının fide yetiştirme devresinde çok büyük olması ve bu koşullara uzun süre bırakılması aşırı miktarda dişi çiçek oluşumunu teşvik etmektedir. Hıyar fideleri 56 yaprak devresinde 8-10 gün süre ile 8-10°C gibi düşük sıcaklıklara tabi tutulduklarında dişi çiçekler erken ve fazla sayıda oluşmaktadır. Fide devresindeki bu üşütme işlemi verimi olumlu yönde etkilemektedir. Bu işlem yapılmadığı takdirde, dikimden birkaç gün önce pişkinleştirme için sıcaklığın 18-20°C ye düşürülmesi yararlı olmaktadır.

Diğer sebze türlerinde olduğu gibi hıyar yetiştiriciliğinde de sıcaklık ışık şiddetine göre ayarlanmalıdır. Erken ürünlerde hıyar fidelerinin seraya dikilmesinden sonra, başlangıçta gündüz hava sıcaklığı 20-22° C olarak ayarlanmalı, sonraları 24-28° C ye çıkarılmalıdır. Hava sıcaklığının 30-35°C üzerinde uzun süreler seyretmesi halinde gelişme durgunlukları ve meyve zararlanmaları olur. Gölgeleme, bitkiler üzerine kısa süreli su püskürtme veya cam yüzey üzerinden yağmurlama işlemi ile sıcaklık düşürme mümkün olabilir. Gölgeleme, ayni zamanda acılaşmaya karşı da yararlı olmaktadır. Sıcaklığın düşürülmesi yoluyla kırmızı örümcek salgını da baskı altında tutulabilir. Bu önlemlerden önce kuşkusuz, yan ve çatı havalandırma pencerelerinin açılarak mahyada birikmiş olan nemli sıcak havanın dışarıya atılması gerekir. Aksi halde bitkilerin topraktan su alma ve terlemesi dengelenemez. Bunun sonucu; yapraklar kıvrılır, tepe sürgünde de kıvrılmalar görülür. Fizyolojik hastalık denen bu arazlarla birlikte mantari ve bakteriyel hastalıklar serada yaygınlaşır. Özellikle Dere hıyarı gibi yerli çeşitlerde acılaşma başlar.

Başlangıçtaki yüksek sıcaklıklar dişi çiçek oluşumuna zararlı etki yapmaktadır. Daha düşük sıcaklıklarda ise dişi çiçek oluşumu daha iyi olmaktadır. Bulutsuz günler, uzun günlerle birlikte serin geçen geceler verimlilik için çok uygundur. Hızlı ve güçlü gelişen hıyar bitkilerinde, hızlı gelişme bitkiyi uzun meyve vermeye teşvik etmektedir.

Hıyar bitkisinin gece sıcaklık isteği çeşitlere göre değişmekle birlikte 17-20°C dir. Gece sıcaklıkları gündüz sıcaklıklarına göre en az 24°C düşük olmalıdır. Bu farkın 46°C olması daha uygundur. Gece sıcaklıklarının 17°C nine altında bulunması ve gövde üzerinde çok erken meyve oluşumuna izin verilmesi halinde meyve uzunluğu azalmaktadır. Bazen ilk meyvelerin masuraların hemen üzerinde oluştuğu görülür. Bunun sonucu olarak yukarılarda çok kısa meyveler oluşur. Eğer ilk meyveler 8 inci yapraktan itibaren bırakılırsa normal meyve uzunluğu ve meyvelerde iyi bir sıralama görülür.

Toplam verimin yüksek olması isteniyorsa gündüz sıcaklıkları 21° C, gece sıcaklıkları 15°C olarak ayarlanmalıdır. Erkenci verimin yüksek olması isteniyorsa, gündüz sıcaklıklarının 25 C, gece sıcaklıklarının ise 18°C olarak ayarlanması gerekmektedir.

Hıyar yetiştiriciliğinde toprak sıcaklığının 18-20 C olması çok uygundur. Hatta erken ürünler için 22-25°C önerilir. Toprak ısıtmasının hıyar yetiştiriciliğinde özel önemi vardır. Hıyar bitkisi toprak sıcaklığı sapmalarına karşı çok duyarlıdır. Gece-gündüz toprak sıcaklığı sapmalarını dengelemesi bakımından, uygun çiftlik gübresi verme ve masuraların, sap, samanla örtülmesi özellikle kış kültüründe çok yararlı olmaktadır. Bu yapılmadığı takdirde kök gelişmesi iyi olmamakta, su ve besin maddelerinin alınması zorlaşmaktadır. Bunun içindir ki özellikle erken yetiştiricilikte 18-22°C ılıtılmış su ile sulama önerilmektedir.

1.10.2.2. Işık

Işığı seven hıyar bitkisinin ışık isteği domatesinki kadar yüksek değildir. Fakat yine de serada gölgeleme arttıkça ve ışık şiddeti düştükçe ürün miktarının azalacağı unutulmamalıdır. Hıyar bitkisi hem ışık azlığından, hem de fazlı ışık şiddetinden etkilenmektedir.

Işık şiddetinin düşük olduğu devrelerde camların temiz tutulması ve budama önlemleri ile bitkinin her tarafının eşit şekilde ışıklanması sağlanabilir. Yazın çok yüksek ışık şiddeti nedeniyle sera sıcaklığının 30-35°C üzerine çıktığı görülür. Bu koşullarda hıyar bitkisi artık gelişemez. Gölgeleme kaçınılmaz olur.

Hıyar yetiştiriciliğinde genç bitkilerde kısa gün erken dişi çiçek, uzun gün ise erkek çiçek oluşumunu hızlandırmaktadır.

1.10.2.3. Hava nemi

Tohum ekiminde hava oransal nemi % 70-80 tutulmalıdır. Şaşırtmadan sonra birkaç gün süreyle hava oransal neminin % 80-90 olarak tutulması, daha sonra biraz düşürülmesi uygundur.

 Dikimden sonra en uygun hava oransal nemi ise % 70-80 dir. Günlük nem sapmaları göz-önüne alındığında % 50-90 normaldir. Ancak uzun süre devam eden çok düşük ve yüksek oransal hava neminden kaçınılmalıdır. % 40 oransal nemi olan çok kuru hava, kısa sürelerle tekrarlanan su püskürtmeleri ile dengelenebilir. Aksi halde çok kuru hava bitkilerin zayıflamasına, solmasına, meyvelerin kıvrılmasına ve kırmızı Örümcek salgınına neden olur. Çok kuru hava, fazla hava akımından da kaynaklanabilir. Hıyar bitkisi iyi ve yumuşak yapraklı olması nedeniyle hava akımlarından korunmalıdır. Hatta kapı civarında şiddetli hava akımına engel olmak için kapılara naylon perdeler gerilmelidir.

 Hafif hava hareketi, gelişmeyi teşvik edici olduğundan hıyar için arzu edilir. Yağmurlama sulamalardan sonra hafif hava hareketi ıslanan yapraklan kuruttuğu için mantari hastalıklardan bitkiyi korur. Ancak bu, normal bir hava hareketi olmalıdır.

 Çok kuru hava kıvrık, küçük, sivri meyve oluşumuna ve meyve ölmelerine neden olmaktadır.

 Durucu yüksek hava nemi de tehlikelidir. Bitkilerin yumuşak ve kaba dokulu gelişmesine neden olur. Hava nemi, ısıtma ve havalandırmalar ile bitkiye uydurulmalıdır. Yollara sap, saman gibi malzeme serildiğinde homojen hava ve toprak nemi sağlanabilir.

1.10.2.4. Su

 Hıyar bitkisinde köklerin az su alma özelliğine karşın, yaprakların su tüketimi yüksektir. Bu yüzden hıyar bitkileri nemli ve kısmen sıcak iklimlerde yayılmışlardır. Yüksek hava nemi yaprakların fazla su kaybını önleyici etkiye sahiptir. Bitkilerin su kaybı toprakta fazla su bulundurmakla giderilemez. Toprakta fazla su bulunsa bile, hava nemi çok düşükse, kökler bu suyu hızlı bir tempo ile alamaz.

 Hıyar bitkilerine su azar, fakat kısa zaman aralıkları ile verilmelidir. Yüksek ışık ve sıcaklık koşullarında m2 den günde 2,54 litre su kullanımı olmaktadır. Kapalı hava ve düşük sıcaklıklarda buharlaşma az olduğundan böyle zamanlarda fazla sulamalardan kaçınılmalıdır. Aksi halde kaba, sulu yapılı gelişme olur ve bitkiler hastalıklara kolayca yakalanırlar.

 Dikimden sonra biraz az su verildiğinde (ki bu kök gelişmesini teşvik eder) bundan dolayı bitkiler hafif azot noksanlığı belirtisi gösterirse de dişi çiçek ve meyve oluşumu bol olur. Başlangıçta fazla sulamalar verimliliğe olumsuz yönde etki eder. Daha sonraki fazla sulamaların verime etkisi olumludur.

1.10.3. Patlıcanın iklim istekleri
1.10.3.1. Sıcaklık

 Patlıcanın anavatanının Güney Asya olması, onun yüksek sıcaklıkları seven bir sebze türü olduğunu göstermektedir.

 Patlıcan tohumlan en düşük 10-12°C de çimlenebilirse de, en uygun çimlenme sıcaklığı 20-25°C dir. Şaşırtmadan sonra sıcaklık 18-22°PC’ye düşürülmelidir. Seraya dikimden sonra iyi bir gelişme için hava sıcaklığının gündüzleri 22-30°C, geceleri 16-18°C olması çok uygundur.

 Yüksek sıcaklığı seven patlıcan bitkisi 35-40 C sıcaklıklara dayanabilir. Bunun üzerindeki sıcaklıklarda, hava da kuru ise bu büyüme durur. Ancak oransal nemin % 60-65 olduğu bir ortamda 50°C sıcaklığa bile dayandığı görülmektedir.

 Çiçeklenme ve döllenmenin en uygun olduğu sıcaklık derecesi 25-30°C dir. 15°C nine altında ve 35°C nine üzerinde çiçeklenme ve döllenme iyi olmaz.

 Bitki hayatsal işlevlerini 8°C nine üzerinde sürdürür. Ancak bu derecenin altında, bitkide durgun bir dönem başlar. 0°C nine altında donma görülür. Bitkinin genç devresinde düşük sıcaklıklara dayanma gücü daha azdır. Gövdenin odunlaşması ile düşük sıcaklıklara dayanıklılık artar.

 özellikle sıcaklığın düşük olduğu dönemlerde patlıcan meyvelerinde renk açılmalarına ç okça rastlanır. Bu durumda bitkilere demirli preparat pülverize edilmesi iyi bir önlemdir (% 0.025 lif Fetrilon veya Sequestrin).

1.10.3.2. Işık

Patlıcanın sıcaklık isteği gibi, ışık isteği de fazladır. Uygun bir gelişme için 14-16 saatlik güneşlenmeye ihtiyaç gösterir. Gün uzunluğunun ve ışık şiddetinin azalmasıyla gelişme kısıtlanır, çiçek oluşumu zayıflar, çiçekler daha uzun sürede oluşur ve meyve tutumu azalır. Ayni durum çok fazla ışık şiddetinde de geçerlidir. Işık şiddetinin, sıcaklığın artması ve nemin azalması ile meyvelerde sertleşme ve acılaşmalar olur. Bu durumda, şiddetli güneş ışınlarının zayıflatılması için gölgeleme zorunlu hale gelir.

1.10.3.3. Hava ve nem

 Sıcak ve nemli havadan hoşlanan patlıcan bitkisi için hava oransal neminin % 6070 olması uygundur. Havalandırma, gölgeleme ve sulamalarla bu oransal hava nemi bitkiye uydurulmalıdır.

 Sera sıcaklığı arttıkça hava kuru hale geçer, yani hava oransal nemi azalır. Gölgeleme, sulama ve havalandırma ile hava oransal nemi patlıcan bitkisinin isteğine göre uy durulmalıdır.. Hava oransal nemi çok düştüğünde, çiçeklerden başlamak üzere meyve ve yapraklarda zararlanmalar görülür.

 Alçalan sera sıcaklıklarında ise, oransal hava nemi giderek yükselir. Hava doyma noktasına geldiğinde seranın iç çeperi ve bitkiler üzerinde su damlaları oluşur. Oransal hava neminin % 100 olduğu böyle durumlarda mantari hastalıklar artar, döllenme bozuklukları olur, dal ve yapraklar kaba ve sulu do kulu olarak gelişir kök gelişmesi geri kalır.

 Patlıcan bitkisi, seradaki hava neminin durgun olmamasını, yani serada sürekli hafif hava hareketinin bulunmasını ister.

 Hava neminden hoşlanan patlıcan bitkileri, toprak nemine de oldukça isteklidir. Toprakta nem % 6070 civarında bulunmalıdır.

 Toprak suyunun ani azalma ve çoğalmaları gelişmeyi büyük ölçüde etkiler, çiçek dökülmeleri meydana gelir. Ayrıca suyun ve azotlu gübrelerin fazla verilmesi nedeniyle dallanma ve yapraklanması hızlandırılmış patlıcan bitkileri kolay döl vermeye yöneltilemez. Toprak suyu % 40'in altına düşürülmemelidir.

1.10.4. Biberin iklim istekleri

 Biber yüksek ışığa gereksinim gösterir. Erken kültürde camların temiz olmasına özen gösterilmelidir. Gündüz sıcaklığı domatesin kinden biraz daha yüksek (22-28°C) ayarlanmalı, geceleri 18 °C’ye düşürülmelidir.

 Sonbaharda gündüz sıcaklıkları birkaç derece aşağı tutulur. Gece sıcaklıkları 12° C nine altına düşmemelidir.

 Dikimden sonra başlangıçta bitki oldukça kuru tutulmalıdır. Ancak dol başlangıcında bitkinin su ihtiyacı yükselir. Su noksanlığı çiçeklerin kolayca dökülmesine neden olur. Hava oransal nemi % 70 civarında olmalıdır. Kuru hava yaprak biti salgınına uygun bir ortam hazırlar. Çok nemli hava ise Botrytis ve Sclerotinia'yi teşvik eder.

2. SERADA YETİŞTİRME DEVRELERİ, ÜRÜNÜN SEÇİMİ

2.1. Yetiştirme devreleri

 810 yıl öncesine kadar seralardan salt bir kez ürün alınırdı. Ancak ısıtma masraflarının artması yetiştiricileri daha az ısıtmayı gerektiren çift ürün yetiştiriciliğine zorlamıştır.

2.1.1. Tek ürün yetiştiriciliği:

 Tek ürün yetiştiriciliği, bir seradan bir yılda bir kez ürün alınmasıdır. Bu yetiştiricilik, sıcak olmaları, ısıyı daha iyi absorbe ve muhafaza etmelerinden dolayı genellikle cam seralarda yapılmaktadır. Ancak bazı mikroklimalarda plastik seralarda da tek ürün yetiştiriciliği yapılabilmektedir.

 Akdeniz kıyı şeridinde, tek ürün yetiştiriciliğinde domatesin en uygun ekim tarihi Eylül ayı ortalandır. Bu durumda seraya dikim Kasım ortalarında yapılır, hasada Mart başında başlanır. Hasat tarla domatesinin bollaştığı ve fiyatların düşmeye başladığı 1530 Hazirana dek devam eder.

2.1.2. Çift ürün yetiştiriciliği:

 Çift ürün yetiştiriciliği cam seralarda da yapılırsa da, genellikle plastik seralarda uygulanan sistemdir. Fazla ısıtma masrafı yapılmadan bir yılda aynı seradan iki ürün amaçlanabilmektedir. Çift ürün yetiştiriciliğinin ilk ürün devresi sonbahar yetiştiriciliği veya birinci ürün, bunu izleyen ikinci ürün devresi ise ilkbahar yetiştiriciliği veya ikinci ürün olarak adlandırılır.

 Sonbahar ürününde hasat başlayana kadar hava koşullan iyidir. Ancak hasat başlayınca havalar soğur ve ürün olgunluğu yavaşlar. Bu yavaşlama fiyatların yükselmesine paralel olduğu için yetiştiricinin yararınadır, ürünle yüklenen bitkiler soğuktan fazla zarar görmezler. Ancak don tehlikeli gecelerde, sera sıcaklığı 23°C ye düştüğünde sobalar yakılır.

ilkbahar yetiştiriciliğine, sonbahar yetiştiriciliğinin sona erdiği Şubat ortalarında başlanır. Dikimle birlikte hava sıcaklıkları da giderek artacağından yine fazla ısıtma gerekmez. Ancak don tehlikeli gecelerde sobalar yakılır.

 Çift ürün yetiştiriciliğinde bir yılda ara arda iki kez aynı tür yetiştirilebilirse de, iki farklı tür de yetiştirilebilir.

2.2. Seralarda Yetiştirilen Sebze Tür ve Çeşitleri:
2.2.1. Domates çeşitleri

Ülkemizde 3540 yıl önce seracılık başladığında yetiştiricilikte kullanılan ilk domates çeşidi Süpermarmande idi. Uzun yıllar kullanılan bu çeşidi Patontate, Linda FJ , Paola Fİ izlemiştir. Daha sonraları Montfavet 63/5 F1 ve Lucy F1 Hibridler uzun yıllar bunların yerini almıştır. Bu F1 hibridler halen sera yetiştiriciliğinde kullanılmakla birlikte topraktan gelen solgunluk hastalıklarına dayanıklı olarak geliştirilen F1 hibridler ön plana geçmiş tir. Toprak ilaçlamasının çok pahalı ve zor olması nedeniyle bu hastalıklara dayanıklı F! kibritler sera yetiştiricileri tarafından tercih edilmektedir.

 Montfavet 63/5 lf1 hibrid Sonbahar ve İlkbahar yetiştiriciliğine uygundur, solgunluk hastalıklarına dayanıklılığı yoktur. Meyveleri hafif basık yuvarlak, loblu, hafif yeşil yakalıdır.

 Lucy Tmv F1 Hibrid kuvvetli gelişen erkenci bir çeşittir. Çift ürün ve tek ürün yetiştiriciliklerine uygundur. Tütün mozayik virüsüna dayanıklı olan bu çeşit Fusarium, Verticillium gibi toprak solgunluk hastalıklarına ve Nematoda karşı dayanıklı değildir. Yeni kurulan seralara halen önerilmektedir. Meyveleri hafif basık yuvarlak, hafif lobludur. Meyve ortalama ağırlığı 90-130 gr.dır.

 Noria Tmv VFN F. Hibrid Sonbahar yetiştiriciliği için uygun orta geççi bir çeşittir. Meyveleri yuvarlak düzgün olup 110140 gr. ağırlıkta, çok hafif yeşil yakalıdır. Fusarium, Verticillium Nematod ve Tütün Mozayik Virüsüne karşı dayanıklıdır.

 Diego Tmv VFN F1 Hibrid Sonbahar yetiştiriciliğine uygun orta erken, orta geççi, Noria gibi dört hastalığa dayanıklı bir çeşittir. Meyveleri 90140 gr. ağırlıkta yuvarlak, düzgün, yeşil yakasızdır. Yüksek hormon dozlarına duyarlıdır.

 Son yıllarda geliştirilen sera yetiştiriciliği için uygun bazı Fİ Hibridler ise şunlardır;

2.2.2. Hıyar çeşitleri:

 Sera yetiştiriciliğinde ilk kullanılan yerli hıyar çeşitleri Dere ve Çengelköy'dür. Çengelköy büyümesi orta kuvvette erkenci bir çeşittir. Meyve uzunluğu yaklaşık 20 cm. dir. Dere çeşidi düşük sıcaklıkta Çengelköy'e göre daha kuvvetli büyüyen yerli sera çeşididir. Meyve uzunluğu 1820 cm. kadardır. Bu yerli çeşitler dönümünden 810 ton ürün vermektedirler. 56 yıldan bu yana yerli çeşitlerin yerini yabancı kökenli, yüksek verimli partenokarp çeşitler almıştır.

 Pandex F1 ve Pepinex F! Hibridler: Kuvvetli büyüyen, partenokarp, acılaşmayan verimli sera çeşitleridir. Meyve uzunluğu 3035 cm. olup, iç piyasada böyle uzun hıyarlar fazla tutunmamaktadırlar. Dönüme verimleri 1520 ton dolayındadır.

 Maram F1 : iç pazar isteklerine uygun, ortalama 16 cm. uzunlukta, acılaşmayan partenokarp bir hibriddir. Düşük sıcaklıkta çok iyi büyüme gösterdiği için tek ürün ve ilkbahar yetiştiriciliği için çok uygundur. Dönümden 1520 ton kadar ürün alınabilmektedir. En uygun sera çeşididir.

 Petita F1: Düşük sıcaklıklarda Meram’dan daha iyi gelişen iç pazar isteklerine uygun, acılaşmayan, partenokarp verimli bir çeşittir.

2.2.3. Patlıcan çeşitleri:

 Seralarda patlıcan yetiştiriciliğine ancak 78 yıl Önce başlanmıştır. O zamanlar Antalya Kemer, Halep, Göl patlıcanı gibi yerli çeşitler kullanılmaktaydı. Ancak bu çeşitlerin meyveleri düşük ışık ve sıcaklık koşullarında açık renkli ve sert dokulu oluşuyordu. Son yıllarda geliştirilen yabancı kökenli bazı çeşitler düşük ışık ve sıcaklık koşullarında iyi çiçek oluşumu ve koyu meyve rengi nedeniyle yerli çeşitlerin yerini almışlardır. Bu çeşitler;

Prelane F1: Çok erkenci, verimli, koyu mor-siyah renkli, meyve uzunluğu 2530 cm. meyve ağırlığı 150200 gr. olan yabancı kökenli bir çeşittir. Az çekirdekli, yumuşak dokulu olup, hasat sonuna kadar renk açılması olmaz. Düşük ışık ve sıcaklık koşullarında çiçek açma özelliğine sahip olduğu için özellikle tek ürün yetiştiriciliği için önerilmektedir. Hıyar ve Tütün Mozayik virüsüne dayalıdır.
Baluro F1: Çok erkenci, verimli, Prelane F1 çeşidine göre meyveler daha kaliteli, biraz daha kısa ve kalın ve yola dayanıklıdır. Çiçeklenme için biraz daha fazla sıcaklık ve ışık şiddetine gereksinimi vardır. Mikroklimalar dışında tek ürün yetiştiriciliğinde dikkat edilmelidir, özellikle ilkbaharda ikinci ürün için önerilir.
 Bonica F1: Topan tipi yabancı kökenli bir hibriddir. Tek ürün yetiştiriciliği için uygun bir çeşittir.

2.2.4. Biber çeşitleri:
 İnce Sivri35, Ege Acı Sivri (484), Dolmalık Doru16 ve Demce Sivrisi sera yetiştiriciliği için önerilen çeşitlerdir.

3. SERAYA DİKİLECEK FİDELERİN YETİŞTİRİLMESİ

3.1. Fide Harcı Hazırlanması
 Başarılı sera yetiştiriciliği her şeyden önce uygun çeşit tohum seçimi, kuvvetli ve sağlıklı fide üretimine bağlıdır. Bunun için de uygun fide harcı ve iklim koşullarına gereksinim vardır.

 Fide harcında kullanılacak çiftlik gübresi en azından 23 ay önce (mümkünse daha önce) sağlanmalı, kuru ise nemlendirilerek fermantasyona bırakılmalıdır. Yeknesak bir fermantasyon için birkaç kez aktarılmalıdır. Yanmış gübre harç hazırlığından önce elenmelidir.

 Uygun fide harcı oranı, çiftlik gübresi, toprak ve kumun kalitesine bağlı ise de, şu karışımlar önerilmektedir. 2 kısım çiftlik gübresi, 2 kısım orman toprağı, bir kısım dişli dere kumu. Veya 4 kısım çiftlik gübresi, 2 kısım bahçe toprağı, l kısım dişli dere kumu. Bu karışımların l m3 'üne 2 kg. Süper fosfat (% 18 lif) verilmelidir.

3.2. Fide Harcının Dezenfeksiyonu

 Fide harcının yalnız uygun bir karışım olması yeterli değildir. Harç aynı zamanda mantari, bakteriyel hastalıklardan, nematod ve diğer zararlılarla bulaşık olmamalıdır. Bitkilerin hastalıklara en duyarlı olduğu devre tohumun çimlenme devresidir.

 Harç dezenfeksiyonu için çeşitli uygulamalar arasında 2025 dakika bekletildiğinde tüm hastalık etmenleri ve ot tohumları öldürülebilmektedir. Ancak güç ve pahalı bir uygulamadır.

 Kimyasal dezenfeksiyon buharlı kadar etkili olmamakla birlikte daha pratik ve ucuz bir yöntemdir. Bu amaçla MethylBromide, Formalin, Çaptan ve Thiram bileşimli fungusidler kullanılabilir.

 Methyl Bromide uygulamasında 22,5 m3 harca l kutu yeterlidir. Harç 3040 cm. yükseklikte yayılır, üzerine polietilen örtülerek ilaçlanır. 2 gün sonra örtü kaldırılarak bir hafta havalandırılır. Bu zaman içinde harç 23 kez aktarılmalıdır.

 Formalinle harç dezenfeksiyonunda, fide harcı 2530 cm. kalınlıkta yayılır. % 2 lik olarak hazırlanan formalinli sudan beher m2 ye 10 litre verilerek polietilenle kapatılır. 2 gün bekletildikten sonra 45 gün havalandırılır (Başka bir anlatımla l m3 harca 0,71,0 litre Formalin).

Bu uygulamalar yapılamıyorsa fide harcının Çaptan veya Thiramh toz fungusidlerle ilaçlanmasında yarar vardır, l m3 fide harcı için 300400 gr. ilaç Önerilir.

3.3. Tohum Ekimi

 Dezenfekte edilmiş harcın kullanılmasından önce kontrol edilmesinde yarar vardır. Çiftlik gübresinde tuz gibi zararlı unsurlar olabilir ya da dezenfeksiyonda kullanılan MethylBromide, Formalin gibi ilaçların tümü uçmamış olabilir. Bunun için basit bir test yapmakta yarar vardır. Harçtan bir miktar örnek alınarak kavanoza veya bir naylon torbaya konur, üzerine tere veya marul tohumu ekildikten sonra üzeri kapatılır. Harçta zararlı unsurlar yoksa 23 gün içinde tohumlar çimlenir. Böyle bir harç artık korkusuzca kullanılabilir.

 Tohum ekimi 810 cm. derinlikteki taşınabilir boyutlardaki tahta kasalara yapılır, 40x60 cm. boyutlarındaki kasalar bu amaç için uygundur. Kasaların alt tahtaları suyu iyi sızdırması için biraz seyrek çakılmalıdır. Sterilize edilen harcın bir miktarı biraz ince elekten geçirilerek kasalar doldurulur. Baskı tahtası ile hafifçe bastırılır ve düzlenir. Domates, patlıcan, biber gibi şaşırtılması gereken sebze tohumları 0,51 cm. aralıklarla ekilir. Ekimden önce tohumun bir kavanoz içinde Captan'lı ilaçla sallanarak ilaçlanmasında yarar vardır. (45 gr. tohum için çakı ucu ile alınan az miktarda ilaç). 40x60 cm boyutlarındaki kasalara 45 gr. tohum yeterlidir. Böyle bir kasadan yaklaşık 15002000 adet fide elde edilebilir. Aksi halde, daha sık ekimlerde fideler çok zayıf çıkmaktadır. Ekimden sonra kasaların üzerine tohumlar görünmeyene kadar ince elenmiş harç serpilir, baskı tahtası ile hafifçe bastırıldıktan sonra sulama yapılır. Sulama suyunun 10 litresine silme bir kibrit kutusu kadar (810 gr.) Zinebli, Manebli veya Captanh ilaç karıştırmak yararlı olmaktadır. Kasalar sera içerisinde bir masa üzerine konulmalıdır. Böylece fare ve böcekler tohuma zarar veremezler. Ekimden sonra kasaların üzeri kağıt, cam yada plastik ile örtülür. Çimlenme başlayınca bu örtüler kaldırılır.

 Hıyar, kabak, kavun ve fasulye gibi şaşırtılmayan tohumlar doğrudan olarak plastik torbalara ekilir.

3.4. Şaşırtma

 Optimal çimlenme sıcaklıklarında, domates ekimden 1012, patlıcan ve biber 1520 gün sonra şaşırtmaya gelir. Domates fidelerinin en uygun şaşırtma zamanı kotiledon (= çim) yapraklarının tam olarak açıldığı ve yere paralel duruma geldiği zamandır, Patlıcan ve biberlerde ise, ilk gerçek yaprakların belirmeye başladığı zaman daha uygundur. Şaşırtmada ekim kasalarındaki fideciklerin seçimi çok önemlidir. Seçimde aranılan özellikler şunlardır:

 — Kotiledon yapraklar, geniş, yere paralel, parlak yeşil ve üzerinde herhangi bir leke olmamalıdır.
 — Kök ve gövdenin uzunluğu aşağı yukarı aynı olmalıdır.
 — Kökler beyaz renkte olmalı ve üzerlerinde leke bulunma malıdır.
 
Şaşırtmada 15x15 cm. lif naylon torbalar en uygunudur, 11 m3 harçla 1200 adet bu torbalardan doldurulabilir. Başlangıçta l m2 fide alanına 100 adet torba yerleştirilebilir. Fideler büyüdükçe aralamada göz önüne alınarak da 100 adet torba için 2 m2 alan ayrılmalıdır.

 Şaşırtma işleminden 23 gün önce harç doldurulmuş torbalar iyice sulanır ve harcın yerleşmesi sağlanır. Köklerin zedelenmeden çıkması için, ekim kasalarındaki fideler bir gün önceden sulanmalıdır. Fideleri gövdelerinden tutmayıp, kotiledon yapraklarından tutarak şaşırtma yapılmalıdır. Şaşırtmadan sonra süzgeçli kovalarla can suyu verilir. Bundan sonra bir kez de ilaçlı su ile sulamak yararlıdır, (l teneke suya silme bir kibrit kutusu kadar Zineb, Maneb veya Çaptan).

 Şaşırtma sonbahar mevsiminde günün geç saatlerinde yapılmalı ve fidelik gölgelenmelidir. Fideliğin çevresi de kesinlikle açık olmalıdır. Fidelerin konduğu toprak zemin sürekli olarak nemli tutulmalıdır.

3.5. Fidelere Bakım İşleri

 Sonbahar kültürü fidelerinin az, fakat sık sık sulanması önerilir. Fazla sulamalar fideleri çok çabuk ve ince yapılı geliştirir. Bazı durumlarda ölümlere neden olur.

 İlkbahar ve tek ürün fide yetiştiriciliklerinde ise, sulamalar daha seyrek yapılmalıdır. Fazla sulamalar kökleri havasız bırakacağından ve soğuk tutacağından sakıncalıdır.

 Fidelerin yaprakları birbirine değmeye başladığında, daha iyi ışıklanma ve hava dolaşımı için fideler arasında 510 cm. aralık kalacak şekilde aralama yapılmalıdır. Bu aralama işlemi, toprak zemine torba deliklerinden kök atan fidelerin köklerinin kopmasına ve daha pişkin yetişmelerine de yardımcı olmaktadır.

 Fidelere 810 günde bir kez mantari hastalıklara karşı koruyucu olarak fungusidlerle ilaçlanmalıdır.

 Virüs hastalığını bulaştırıcı, emici haşerelere karşı gerektiğinde insektisidlerle ilaçlamalar unutulmamalıdır.

 Fidelerin yavaş ve cılız geliştiği durumlarda, besin maddesi yetersizliği olasılığına karşı % 0,2'lik 15-15-15'lik kompoze gübreli su ile (l teneke suya 2025 gr.) sulanmalıdır. Fidelerde belirgin azot noksanlığı belirtisi görülüyor ise aynı dozda Amonyum sülfat uygulaması yapılmalıdır.

 Fide yetiştirme mevsimi ve sebze türüne göre, şaşırtmadan 48 hafta sonra fideler seraya dikim durumuna gelebilir.

4. SERA TOPRAĞININ HAZIRLANMASI VE GÜBRELEME

4.1. Organik Madde Miktarı

 Sera toprağındaki mikroorganizma faaliyeti, sıcaklık ve nem nedeniyle açık tarla koşullarına göre çok fazladır. Bu nedenle, sera toprağına organik madde çok ve çabuk tüketildiği için fazla verilmelidir. Topraktaki yüksek organik madde düzeyinin bitkilerde hastalığa dayanıklılığı arttırdığı da bir gerçektir.

Sera toprağında organik madde miktarının % 610 olması çok uygundur. Bu oranı korumak için her kültürden önce dönüme 810 ton çiftlik gübresi verilmelidir.

 Toprağın organik maddesi % 5 ise sera bitkileri % 0,2'lik tuz konsantrasyonuna dayanırlar. Organik madde düzeyi yükseldikçe, örneğin % 10 olduğunda bitkiler % 0,3'lük tuz konsantrasyonuna dayanırlar. Artan organik madde tuz tok sitesini azaltmaktadır.

4.2. Yeşil Gübreleme ve Toprak İşlemesi

 Çiftlik gübresi, toprağın organik madde düzeyini ve toprağın bitki besleme gücünün yükselmesi için en uygun materyaldir. Ancak çiftlik gübresi fiyatlarının son yıllardaki artışları kullanımı sınırlandırmaktadır.

 Sera toprağının organik madde düzeyinin bu materyalle yükseltilmesi pahalı bir yoldur. Yapılan araştırmalar ve pratikteki uygulamalar, organik madde düzeyinin yükseltilmesinde yeşil gübrelemenin yeterli olduğunu göstermektedir. Mısır bitkisinin kullanıldığı yeşil gübreleme toprağın organik madde düzeyini % 35 artırmaktadır.

Bu amaç için, sera ürünü son bulunca toprak bolca sulanır. Sürüm tavına gelince dönüme 50 kg. Amonyum sülfat ve 50 kg. süper fosfat verilerek sürülür. Dönüme 30 kg. mısır tohumu isabet edecek şekilde sıkça serpilerek çapa ile tohumlar kapatılır. Mısırın gelişme devresinde 45 defa bolca sulanmalıdır. Mısırlar püskül göstermeye başladığında ufak parçalar halinde biçilerek birkaç gün pörsümeye bırakılır. Daha sonra sürülerek toprağa kapatılır ve çürümesi sağlanır.

 Mısırın organik madde miktarını yükseltmesi yanında şu yararlan da vardır:
  • Mısır aynı zamanda münavebe bitkileri yerine gedmektedir.
  • Mısırın gelişme devresinde yapılan göllendirme şeklindeki sulamalar, seracılıkta fazla kullanılan kimyasal gübrelerin neden olduğu toprak tuzlarının yıkanmasını sağlamaktadır.
  • Mısır derin kök sistemine sahip olduğu için alt tabakalardaki besin maddelerini yukarılara çekmektedir.
  • Sera toprağında, kimyasal maddelerle mücadele olanağı bulunmayan Sclerotinia (= beyaz çürüklük) gibi hastalık etmenleri varsa mısırın göllendirme şeklindeki sulamaları ile bu hastalıkla da mücadele yapılmış olur.
4.3. Sera Toprağının Sterilizasyonu

 Uygun sıcaklık ve nem nedeniyle sera toprağında yararlı mikroorganizmalar açık tarla koşullarına göre daha etkin oldukları gibi, serada yetiştirilen bitkilerde hastalık yapan mantar, bakteri ve nematodların etkinlikleri de fazladır. Kültürel ve sağlık önlemlerinin alınmadığı durumlarda bu hastalık etmenlerinin çoğalmaları, yayılmaları daha fazla olmaktadır.

 Bitkilerin toprak üstü aksamındaki hastalıkların denetimi kolay ve ucuzdur. Ancak, toprak altı hastalıkların kontrolü çok güç ve pahalıdır. Seralarda belirli birkaç sebze türünün pazar isteğine göre üretim zorunluluğu nedeniyle fazla ünavebe yapılmaması hastalık yoğunluğunu yıldan yıla arttırmaktadır. Baştan başlangıçta yeni sera toprağında toprak hastalıkları sorun olmamakla birlikte, 35 yıl sonra toprağın ilaçlanması kaçınılmaz olur.

 Pahalı ve zor bir işlem olan toprak ilaçlanmasından kaçınmak amacıyla, topraktan gelen solgunluk hastalıklarına ve nematodlara dayanıklı domates çeşitleri geliştirilmiştir. Ancak serada yetiştiriciliği yapılan hıyar ve patlıcan gibi sebze türlerinde halen böyle bir dayanıklılık söz konusu değildir.

 Diğer sebze türlerinde de solgunluk hastalıklarına dayanıklı çeşitler geliştirilene kadar toprak ilaçlaması veya sterilizasyonu geçerliliğini koruyacaktır.

 Sera toprağının sterilizasyonu üç şekilde yapılabilir: Buharlı, kimyasal maddelerle, güneş enerjisi ile.

4.3.1. Buharlı Sterilizasyon

 En etkili ve uygun toprak sterilizasyonu buhar ile yapılanıdır. Fakat uygulama pahalı ve güçtür. Buhar tesisini gerektirir. Buharlı sterilizasyon iki şekilde uygulanır. Birincisi toprağın 3540 cm. altına yerleştirilen delikli demir borulara buhar vermek yoluyla, ikincisi yüzeysel buhar verme şeklinde yapılır. Yüzeysel uygulamada kabartılan sera toprağı üzerine yüksek sıcaklıklara dayanıklı plastik örtü serilerek bu örtü altına buhar verilir. Toprak sıcaklığı 90°C ye yükseldiğinde, bu sıcaklıkta 2025 dakika tutulur. Böyle bir uygulamada virüs hastalıkları dahil bütün patojenler kontrol edilebilir. Ancak pahalı ve güç bir sistem olduğu için uygulamada yaygın olarak kullanılmamaktadır.

4.3.2. Kimyasal İlaçlarla Toprak Dezenfeksiyonu

 Bu amaç için pratikte kullanılan birçok ilaç vardır. Ancak bunların kullanım şekli ve koşulları farklıdır. Sera yetiştiricisi bunların en uygununu kendisi seçmelidir. Bu preparatların etki alanı, dozu ve bekleme süreleri aşağıda gösterilmektedir.

 Basamid (Dazomet): Pythium, Rhizoctonia, Sclerotinia, Verticillium, Nematod toprak haşerelerini ve ot tohumlarını öldürür. Granül halde olduğu için kullanımı kolay olan bu preparatlara m2 'ye 4050 gr. serpilerek, 2025 cm. derinliğe kadar toprağa karıştırılır. 15°C toprak sıcaklığı üzerinde 3 hafta bekletildikten sonra sürülerek havalandırılır.
Methylbromide: Pythium, Rhizoctonia, Sclerotinia, Didymella, Fusarium, Verticillium, Nematod toprak zararlılarını ve yabancı ot tohumlarını öldürür. Kullanma dozu m2 ye 5070 gr. dır. Toprak sıcaklığı 25 cm. derinlikte 8°C'nin altında olmamalıdır. Uygulama plastik örtü altında yapılır. Bir hafta bekletildikten sonra sürülerek havalandırılır.

Vapam, DiTrapox de etkili toprak dezenfeksiyon ilaçlandır. Kimyasal preparat uygulamalarından sonra, ekim veya dikim öncesi toprak örneği kavanozlara konarak mutlaka tere testi yapılmalıdır.

4.3.3. Güneş Enerjisi İle Toprak Sterilizasyonu

Seralarda yaz mevsimi başlangıcında ürün sona erdiğinde, sera toprağı sulanır, tavına gelince sürülür ve toprak üzerine plastik örtü serilir. Seranın bütün havalandırma pencereleri ve kapılan kapatılarak içeride yüksek sıcaklıklar oluşması sağlanır. Böylelikle toprak sıcaklığı da (4050°C) yükseldiğinden kısmi bir toprak Sterilizasyonu sağlanır, Bu sıcaklıklar sterilize sıcaklığı olmasa bile toprak uzun süre bu sıcaklıklar etkisinde kaldığından oldukça iyi sonuçlar alınabilmektedir.

4.4. Gübreleme

Seracılık yoğun bir tarım koludur. Turfanda ürün ile birlikte yüksek verim ve kalite amaçlanmaktadır. Bunun içindir ki, sera koşullarında gübreleme açık tarla koşullarına göre daha yoğun yapılmalıdır. Seracılıkta kullanılacak gübre miktar ve çeşidi yetiştirilecek ürüne bağlı olduğu gibi, yetiştirme sistemi, yani çift ve tek ürün yetiştiriciliği de etkili olmaktadır. Kuşkusuz, tek ürün yetiştiriciliğinde daha uzun bir vejetasyonla birlikte daha fazla ürün alınacağından, gübreleme çift ürün yetiştiriciliklerine göre daha yoğun yapılmalıdır.

Sera yetiştiriciliğinde önemli bazı sebze türlerine ilişkin gübreleme miktar ve şekilleri aşağıda gösterilmiştir.

4.4.1. Domates Yetiştiriciliğinde Gübreleme Azot İhtiyacı:

 Azotlu gübreler fide yetiştirme devresinde az miktarda verilmelidir. Fazla azot hızlı vejetatif gelişmeye neden olur, bitkiler ince kalır, hastalıklara dayanıklılık artar, geç çiçek oluşumuna neden olur. Olgunlaşmayı geciktirdiği gibi, ayrıca meyve normal rengini alamaz. Sert, yeşil lekeli meyveler tek taraflı azotla gübrelemenin etkisiyle oluşmaktadır.

 Araştırma sonuçlarına göre; bir domates bitkisi için optimum azot miktarı 12 gr. dır. l kg. domates meyvesi için 2,5 gr. saf azota ihtiyaç vardır. 10 ton/K. domates ürünü için 25 kg. N/K. hesap etmek gerekir. Yıkanma ve parçalanma kayıpları göz önüne alındığında 30 kg. N/K. hesap edilir.

 Fosfor İhtiyacı:

 l kg. domates meyvesi için 2,5 gr. P2O5'e gereksinim vardır. 10 ton/K. domates ürünü için fosfor ihtiyacı 25 kg. dır. Hepsinin kullanılamayacağı dikkate alındığında 35 kg. P2O5 /K. hesap edilir.

 Potas İhtiyacı:

 l kg. domates meyvesi için 5 gr. K2O'ya gereksinim vardır. Yine 10 ton ürün için, kayıplar da göz önüne alındığında 75 kg. K20/K. hesap edilir. N/K 1: 2 oranı olarak düşünülmelidir.

 O halde, dekara verilecek 810 ton çiftlik gübresindeki NPK miktarları da göz önüne alındığında domates için önerilebilecek kimyasal gübre miktarları şöyle olmalıdır:

 Amonyum sülfat: 100 120 kg/Dk.
 Süperfosfat (% 18): 140 150 kg/Dk.
 Potasyum sülfat: 120 130 kg/Dk.

 Fosforlu gübrenin tümü ile potasyum gübrenin yarısı toprak hazırlanması sırasında temel gübre olarak verilmelidir. Yukarıda miktarı belirtilen azotlu gübre meyveler ceviz büyüklüğüne geldikten sonra dekara 1520 KGK’lik partiler halinde 56 seferde verilmelidir. Potasyum gübrenin diğer yarısı ise 34 seferde azotlu gübrelerle birlikte sulama sırasında verilir.

 Toprakta organik madde az ise çiftlik gübresinin tümü toprak hazırlığında verilmeli, aksi halde bir kısmı muhafaza edilerek ileride sulama suyu ile şerbet halinde uygulanmalıdır.

4.4.2. Hıyar Yetiştiriciliğinde Gübreleme

 Hıyar domatesten daha fazla toprak organik maddesine ihtiyaç gösterir ve topraktan daha fazla besin maddeleri kaldırır. Hafif asit topraklan sevdiği için gübre çeşidi seçimine özen gösterilmelidir.

 Hıyar, tuza çok duyarlı bitkiler grubundan olduğu için gübre dozlarına da çok özen gösterilmelidir. Bunun için gübreleme küçük dozlarda yapılmalı, hasat başlangıcından itibaren 2 haftada bir m2 ye 30 gramı gedmemelidir.

 Hıyar bitkisi azot ve potasa, fosfordan daha fazla ihtiyaç gösterir. Gübreleme dozu verime göre ayarlanmalıdır. Dekara 20 ton ürün veren Fİ melezlerin yetiştirilmesinde gübre dozları da yüksek olmaktadır, l dekarlık hıyar serasına 10 ton çiftlik gübresi verildiğinde, bitkilerin yararlandığı etkili besin madde miktarları şöyledir: 15 kg. N, 5 kg. P2O5, 20 kg. K2O ve 20 kg. CAD. Çiftlik gübresinin sağladığı bu besin maddeleri dikkate alınarak önerilen kimyasal gübre dozları saf madde olarak şöyledir:

25 45 kg. N/K.
1520 kg. P2O5/K.
6080 kg. K2O/K.
2040 kg..CAD/K.

4.4.3. Patlıcan Yetiştiriciliğinde Gübreleme Tek Ürün Yetiştiriciliğinde:

 Toprak hazırlığı sırasında dekara 810 ton çiftlik gübresi ile 5070 kg. 15-15-15 kompoze gübre temel gübre olarak verilmelidir. Çiftlik gübresi az veriliyor ise, kompoze gübre 80-100 kg.'a çıkartılmalıdır. Meyveye yattıktan sonra sulama suyu ile çiftlik gübresini şerbet şeklinde vermek patlıcan için çok yararlıdır. Üst gübreleme olarak dekara 80100 kg. Amonyum sülfat 34 seferde verilmelidir.

 İlkbahar Yetiştiriciliğinde:

 Seraya sonbahar kültüründe çiftlik gübresi verilmiş ise, bu dönemde toprak hazırlığı sırasında dekara 4.050 kg. 15-15-15 kompoze gübre verilmelidir. Meyveye yattıktan sonra çiftlik gübresi 12 sefer sulama suyu ile şerbet şeklinde verilir. Aynca üst gübreleme olarak dekara 80.100 kg. Amonyum sülfat 23 seferde verilmelidir.

4.4. Biber Yetiştiriciliğinde Gübreleme

Toprak hazırlığı sırasında dekara 810 ton çiftlik gübresi ile 7080 kg. süper fosfat, 4050 kg. potasyum sülfat temel gübre olarak verilir. Meyveye yattıktan sonra üst gübreleme olarak 80100 kg. Amonyum sülfat ve 2025 kg. Potasyum sülfat 34 seferde uygulanmalıdır. Biber tuza çok duyarlı olduğundan gübreler küçük dozlarda verilmelidir.

4.5. Yaprak Gübrelemesi

 Yaprak gübrelemesinin 20 yıllık bir geçmişi vardır, îlk çalışmalarda özellikle besin maddelerince zayıf topraklarda iyi sonuçlar alınmıştır, iz element pülverizasyonlarında basan daha fazla olmuştur. Demirli preparatların yapraklara kloroza karşı önemli rol oynadığı görülmüştür. Ani olarak meydana gelen beslenme bozukluklarına karşı suda çözündürülerek pülverize edilen kompoze gübreler de etkili olmuştur. Ancak amonyak formlu azotlu gübrelerin bu amaçla kullanımından kaçınılması önerilmektedir.

 Yapraklara üre pülverizasyonu ile başarılı sonuçlar alınmıştır, ürenin bitkilerin yeşil aksamını yakıcı etkisi diğer azotlu gübrelerden daha azdır. Yaprak üzerine pülverize edilen üre, yaprak tarafından çok çabuk emilebilmektedir. Hollanda'da yapılan denemelere göre; uygulamadan 2 saat sonra ürenin % 42'si, 6 saat sonra % 66'sı ve 24 saat sonra % 85'i absorbe edilmektedir. Sıcaklık ve ışık şiddetinin bu absorbsiyona herhangi bir önemli etkisi olmamaktadır.

 Domateste % 0,5'lik üre pülverizasyonu 5 kez tekrarlandığında verimde % 8 artış saptanmıştır. İyi kök oluşturamamış sera hıyarları azot çözeltili pülverizasyonları çok iyi değerlendirmektedir. Bu uygulama son döllerde de verimi olumlu yönde etkilemektedir. Hıyar için % 0,40,6 konsantrasyonları uygundur.

 Süs bitkilerinde de % 0,30,5'lik üre konsantrasyonları çok iyi sonuçlar vermiştir.

Son yıllarda makro ve mikro elementleri içeren birçok ticari patentli yaprak gübreleri uygulamaya geçmiş durumdadır. Vejetasyon boyunca 35 uygulamanın yeterli olduğu bu yaprak gübreleri, mücadele ilaçlan ile birlikte kullanılabilmektedir.

4.6. Beslenme Noksanlıkları

 Beslenme noksanlıklarının belirtileri tüm sebze türlerinde aşağı yukarı aynı olmakla birlikte, belirgin ayrıcalıklar göstermeleri de olasıdır. Özellikle özel bir yetiştirme tekniği isteyen, yetiştirme alanı açık tarla koşullarında ve örtü altında oldukça geniş olan domates kültüründe sık sık renk açılmaları, nekrozlar, bazen şekil bozuklukları görülebilir. Bunlar görünüş bakımından mantari, hatta virüs hastalıkları ile karıştırılabilir.

 Element noksanlıklarının belirtileri, nedenleri ve alınabilecek pratik önlemler aşağıda gösterilmektedir.

 Azot Noksanlığı:

 Bitki yapraklarında genel bir renk açılması ile kendini belli eder. Alt yapraklar san, ortadaki yapraklar sarı-yeşil, tepe yapraklan mat yeşil renk alır. Bir yandan da, özellikle alt yaprakların damarlarında yoğun antosiyanin oluşur. Kısa zaman sonra diğer yaprak damarlarına da yayılır. Renk açılması, sararma, kuruma alt yapraklardan yukarıya doğru ilerler ve bej-kahverengi olarak kuruyan yapraklar gövde üzerinde kalır, hafif dokunma ile düşerler. Bitki boyu kısa, yapraklar küçük ve dar; gövde ince, sert ve odunlaşmış durumdadır. Azot noksanlığı çiçek ve meyve oluşumuna da olumsuz etki yapmaktadır. Domateste ilk döllerdeki çiçeklerin tümü meyve tutmakla birlikte, çok küçük kalıp, normal büyüklüklerini tamamlayamadan kızarırlar. Açık kırmızı olan meyveler ekşi ve yavan lezzetlidir, üstteki çiçek salkımları oluşmakta, ancak meyve bağlamadan çoğunluğu kuruyup dökülmektedir. Meyve bağlayan birkaç tanesi de normal olarak büyüyememektedir.

 Azot fazlalığında ise bitki fazla dallanma eğiliminde olup, su ihtiyacı artar, mantarı hastalıklara ve özellikle virüse karşı dayanıklılığı azalır.

 Azot noksanlığının nedenleri; azotlu gübrelerin verilmemesi, yıkanmanın neden olduğu kayıplar ve fazla organik madde içeren topraklarda azotun mikroorganizmalar tarafından kuvvetli olarak tutulmasıdır.

 önlem:
  • m2 'ye 20 gr. saf azot uygulaması.
  • Fide yetiştirme devresinde bitkiye 50-100 MGK. saf azot gelecek şekilde sulanması.
  • Hafif azot belirtilerinde bitkiye % 0,5'lik üre pülverizasyonu.

 Fosfor Noksanlığı:

 İlk dikkati çeken fosfor noksanlığı belirtisi, yaprakların koyu yeşil, hatta mavimsi yeşil renk almasıdır. Daha sonra yaprak altlarında antasiyanin oluşumu, bitki boyu kısalması, yapraklarda daralma, gövdenin incelmesi, gövde üzerinde çok sayıda adventif kök uçları oluşumu ve çiçeklerin küçüklüğü dikkati çeker.

 Domateste meyvelerdeki belirtisi de çok tipik olup, büyümesini nisbeten tamamlamış olan ilk döllerin meyveleri kızardıklarında cıvık, yumuşak bir yapı kazanır. Meyvelerin uçlarında siyahlaşma başlar ve siyah dairesel leke meyve sapına doğru ilerler. Yeşil meyveler haşlanmış görünüşlüdür. Siyah leke tüm meyve yüzeyine yayıldıktan sonra hafif dokunma ile meyveler düşer. Daha ileri devrelerde büyüme noktası kurur. Büyüme noktası altındaki yaprakların kenarları kirli sarı renkle çevrilir ve üzerlerinde küçük, kahverengi lekecikler oluşur. Böyle yapraklar kısa bir süre sonra uçtan itibaren kurumaya başlar. Alt yaşlı yaprakların kenarlarından içeriye doğru yeşilimsi-kahverengi oval kurumalar görülür. Noksanlığın ilerlediği yaprak sapları hafif bir bükme ile gövdeden ayrılır.

 Hıyar yapraklarında antosiyanin oluşmamakta, ancak şekil bozuklukları ve kurumalar görülmektedir. Daha şiddetli noksanlıklarda nekrozlar veya bronz renk oluşmaktadır.

 Fosfor noksanlığının nedenleri; fosforlu gübrelerin yeterli verilmemesi, topraktaki fosforun aktif olmayan formlara dönüşmesi, 15°C altındaki toprak sıcaklıkları ve toprağın fazla asitli olması.

 önlem:
  • m2 'ye 50 gr. P2 O5 gelecek şekilde bol sulama ile süperfosfat verilmesi.
  • Fide yetiştirme devresinde bir bitkiye 100-200 MGK. P2O5 .düşecek şekilde % 5'lik süper fosfat ile sulanması.

 Potasyum Noksanlığı:

 Potasyum noksanlığı, alt ve özellikle orta yapraklarda soluk yeşil renk açılması ile kendini belli eder. Gövde çok ince, bitki boyu kısa, yapraklar küçük kalır ve yaprak dokusu yumuşak, sulu bir hal alır. Alt ve orta yapraklarda başlayan renk açılmasıyla birlikte özellikle yaprak kenarlarında daha yoğun olan l mm. çapında ve daha küçük ölü olmayan klorotik lekeler oluşur, bunlar daha sonra kurur. Sararma yaprak kenarlarından içeriye doğru yayılır ve bu renk üzerinde küçük kahverengi klorotik lekeler daha iyi farkedilir. Sonunda sararma bütün yaprak yüzeyine yaprak damarları da dahil homojen olacak yayılır, bej açık kahverengi olarak kuruma başlar. Yaprağın tümüyle sararmasına, hatta kurumasına karşın yaprak sapı uzun süre yeşil kalır, çok yavaş kurur ve gövdeden düşmez. En alt yapraklarda ise sararma damar aralarında başlar, damar etrafı uzun süre yeşil kalır.

 Alt ve orta yapraklar tamamen veya kısmen sararmış, kurumuş olmasına karşın, bitkilerin alt yapraklarında bulunan potasyum, kısmen yukarı yapraklara taşınmış olduğundan, tepe yapraklan uzun süre canlı, yeşil kalır. Kıvrılma ve bükülmeler görüldükten sonra büyüme noktası da ölür.

 Domateste potasyum noksanlığının gövde ve yaprak sapı üzerindeki belirtileri, sonraları birleşen koyu kahverengi, uzunluğuna lekelerdir. Bunlar çift virüslü çizgi hastalığı ile karıştırılabilir. Ancak potasyum noksanlığı belirtileri koyu kahverengi olduğu halde, virüsünkiler daha çok siyaha yakındır.

 Potasyum noksanlığından etkilenmiş bitkilerin soğuklara ve mantari hastalıklara dayanıklılıkları azalır. Böyle bitkilerin meyveleri de taşıma ve bekletmeye dayanıklı değildir.

 Potasyum noksanlığının nedenleri; potasyumun yeterli miktarda ve zamanında verilmemesi, özellikle fazla kireç nedeniyle fikse olma veya yıkanma kayıplarıdır.

 önlem:
  • Şiddetli noksanlık belirtilerinde m2'ye 100 gr. K20 düşecek şekilde gübreleme.
  • % 2'lik potasyum sülfat eriyiği ile pülverize etme.

Magnezyum Noksanlığı:

 Magnezyum klorofilin yapı taşlarından biridir, onsuz yeşil renk oluşamaz, dolayısıyla özümleme de olamaz.

 Magnezyum noksanlığı belirtileri bitkinin ilk yarı yüksekliğindeki yapraklarda sarımsı açık yeşil renk açılmaları ile kendini belli eder. Bu sarımsı yeşil renk, tipik olarak yaprak kenarları ile ana damar arasındaki bölgede başlar ve kısa zaman sonra yaprak damarları yeşil kalacak şekilde yayılır (Potas noksanlığında ise damarlar da sararmaktadır). Yaprak kenarları yukarıya doğru kıvrılır. Böyle yapraklar tümüyle sararmadan önce üzerlerinde sınırlı, mat yeşil solmuş dokular görülür. Bunlar birkaç gün içinde kahverenginin çeşitli tonlarında irili, ufaklı, yuvarlak, oval hatta şekilli, şekilsiz, dağınık kuru lekeler haline dönüşür. Çoğunlukla yaprak kenarlarında oluşan bu nekrozlar sonraları birleşir. Domateste aynı nekrozları gövde, yaprak ve meyve saplarında da görmek olasıdır. Noksanlık belirtilerinin bitki üzerindeki dağılımı orta yapraklardan büyüme noktasına doğru olmakta ve hızla ilerlemektedir (Potas noksanlığında ise alt yapraklardan büyüme noktasına doğru). Nekrozların yoğunlaşması sonunda yaprak tümüyle kurur, yaprak sapı bir süre daha yeşil ve canlı kalır. Sonunda hafif bir dokunma ile düşerler (Potasyum noksanlığındakinin aksine). Bu anda alt yaşlı yapraklar uzun süre yeşil rengini korur, sonuçta damar aralarında sararmalar başlar, yukarı yapraklardaki gibi kuru, kırmızımsı kahverengi nekrozlar oluşur. Bu nekrozlar üst yapraklarda kısmen dağınık olmasına karşın alt yaşlı yapraklarda ana damar etrafında toplanmış durumdadır. Büyüme noktası öldükten sonra da alt yaşlı yapraklar nekrozlu olarak canlılıklarını uzun süre korurlar. Yaprak kenarları yukarıya doğru kıvrılır.

 Magnezyum noksanlığının nedenleri:
  • Toprağın H değerinin düşük olması (hafif topraklarda H 5,5 6,0 ise).
  • Toprağın potasyum kapsamının fazla oluşu.
  • Islak ve soğuk toprak koşulları.
  • Tek yönlü azotlu gübrelemeler.
  • Kuvvetli yağışlarla 24 kg/Dekar MGK yıkanması.
 önlem:
  • Şiddetli durumlarda 3040 gr/m2 MGK düşecek şekilde magnezyum sülfat ile gübreleme (90120 gr/m2 MGK SO4).
  • Yine şiddetli durumlarda domates için % 2'lik MGK SO4 çözeltisini bitkiye pülverize etmek ve tekrarlamak. Hıyar için %0,5'lik.
  • 250 300 mm. lık kaynak suyu dekara 56 kg. MGK bırakabilir.
 Kalsiyum Noksanlığı:

Sebze türlerinde kalsiyum noksanlığı çok seyrek görülür. Noksanlığın ilk belirtileri şunlardır; kısa bitki boyu, küçük ve dar yapraklar, küçük meyve, domates ve biberde meyve ucu çürüklüğü, daha büyük meyvelerin zamanından önce kızarması ve dökülmesi. Bu belirtilerden kısa zaman sonra sürgün uçları ile büyüme noktalan kurur. Büyüme noktasının altındaki küçük yaprakların kenarları çepeçevre filizi renk alır. Bu renk açılması gösteren yerlerde, yeşilimsi kahverengi küçük klorotik lekelerin birleşmesiyle kuru lekeler oluşur. Bu anda diğer bütün alt ve orta yapraklarda, kenarlar yukarı kalkmış durumda şiddetli yaprak kıvrılmaları görülür. Yaprak kenarları san renk ile çevrelenir. Böyle san renk ile çevrelenmiş yaprak kenarlarında giderek yer yer lokal turuncu renk oluştuktan sonra kahverengi olarak kurur. Kurumalar tipik olarak yaprak kenarlarından içeriye doğru çok yavaş ilerler. Yapraklar tümüyle kurumasına karşın, yaprak sapı uzun süre yeşil kalır. En alttaki yaşlı yapraklar ise daha uzun zaman yeşil kaldıktan sonra yukarıdaki belirtileri gösterirler. Kalsiyum noksanlık belirtileri, potasyumun tersine yukarıdan aşağıya doğru seyretmektedir.

 Kalsiyum noksanlığından etkilenen bitkilerin kök gelişmeleri zayıf olup, kahverengidir. Sıcak günlerde böyle bitkiler solgunluk belirtileri gösterirler.

 Kalsiyum noksanlığının nedenleri:
  • Toprağın azot, potasyum ve magnezyum düzeyinin yüksekliği nedeniyle kalsiyum alımı ve depolamasının durması.
  • Seradaki yüksek hava nemi nedeniyle terleme şiddetinin azalması.
 önlem:
  • Çiftlik gübresi veya turba ile hazırlanmış fide harcının beher m3 'üne 4 kg. CaCO3 karıştırmak.
  • Bitkiye % 0,75'lik kalsiyum nitrat çözeltisi pülverize etmek.
  • Meyve çürüklüğünün önlenmesi veya azaltılması için haftada 2 kez % 0,15'lik kalsiyum klorid, kalsiyum asetat veya % 0,25'lik kalsiyum nitrat pülverize edilmesi.

 Demir Noksanlığı:

 ilk belirtiler üst yapraklarda yoğunluk kazanan genel renk açılmasıdır. Yapraklar küçük, gövde incedir. Daha ileri devrelerde büyüme noktası etrafındaki genç yapraklar sarı-beyaz renk alır. Damarlar bir süre yeşil kaldıklarından yapraklar file görünüşündedir. Daha sonra damarlar da sararır. Renk açılma seyri yaprak dibinden uca doğrudur. Daha ileri devrelerde yaprak kenarlarında küçük kahverengi nekrozlar belirir.

Demir noksanlığının nedenleri:
  • Toprağın H değerinin yüksek, yani alkali oluşu.
  • Toprakta fazla miktarda fosfat bulunması, önlem:
  • ilk belirtiler görüldüğünde % 0,025'lik Fetrilon çözeltisinin bitkilere pülverizasyonu, 810 gün sonra bitkiyi tümüyle sağlığa kavuşturur.
 Mangan Noksanlığı:

 Mangan noksanlığının açık belirtileri, genç ve orta yaşlı yapraklarda damar aralarının gri-sarı'dan açık yeşile kadar değişen klorotik renk açılmalarıdır. Daha sonra damar araları gri-kahverengi olarak kurur, damar etrafı yeşil kalır.

 Mangan noksanlığının nedenleri:

Bitkiler için gerekli mangan toprakta yeterli ölçüde bulunmaktadır. Genel olarak kültür bitkileri yılda dekardan yalnız 3050 gr. mangan kaldırırlar. Ancak alınmasını zorlaştıracak nedenler vardır.
  • pH değeri yüksek kireçli topraklarda ve pH değeri düşük humusça zengin kumlu topraklarda manganın tutulması.
  • Toprakta çok fazla fosfor asidi bulunması.
  • Gübrelemenin harmonik yapılmaması.
  • Fazla ve tek taraflı amonyum sülfat uygulamasının fizyolojik asit etkisi de alımı zorlaştırır.
 Önlem:
  • Zorunlu hallerde 510 kg Mn SO4/Dk. toprağa verilir.
  • Veya % 0,1 0,2'lik Mn SO4 çözeltisi 10 gün aralarla bitkilere pülverize edilir. Manebli fungusidlerin % 0,2'lik olarak pülverize edilmesi de uygundur.
 Bor Noksanlığı:

 Bor; bitkinin su temini, terlemesi, karbonhidratların dağıtımı ve polen çimlenmesi üzerine etkisi olan bir iz elementtir. Bor noksanlığının ilk belirtisi büyüme noktası etrafındaki küçük yaprakların açık filizi renk alması ve kahverengi siyah olarak kurumasıyla başlar. Daha yaşlı yapraklarda ise yaprak kenarları filizi renk ile çevrelenir, bazı yapraklarda bu filizi renk açılması damar aralarına kadar ilerler. Aynı zamanda bazı yapraklarda virüs arazına benzeyen şekil bozuklukları görülür. Yaprakların ipliksi hal alması kıvrılması gibi. Bu kıvrılmalar karbonhidratların yapraklarda kümelenmesinden, bor noksanlığı nedeniyle diğer organlara dağıtılamamasından ileri gelmektedir. Belirtiler ilerledikçe büyüme noktası da ölmektedir. Virüs görünüşlü genç yaprakların kenarlarında antosiyanin oluşmaktadır. Bitki gövdesi kısa fakat kalındır, kökler kısa kalmış ve kahverengi durumdadır.

 Bor noksanlığının çok tipik bir belirtisi de; dokuların çok gevrek, çabuk kırılır körpe bir yapı kazanmasıdır.

 Bor noksanlığında çiçek tomurcuklarının birçoğu açılmadan dökülmektedir. Domateste bitki üzerinde kalmış fındık büyüklüğündeki meyveler üzerinde oluşan parlak kahverengi lekeler, tüm meyve yüzeyine yayılır, meyveler sıkı durumda meyve salkımı üzerinde kalır ve kururlar. Daha büyük meyvelerde ise, kahverengi lekeler tüm meyve yüzeyine yayılmaz, serpilmiş olarak kalır ve yara kabuğu gibi bir görünüm alır. Böyle meyveler şekilsiz olarak büyümelerini sürdürürler. Hatta bazı meyveler bu nekrozlardan çatlar ve içerde tohumlar görülebilir. Bunlar çürümeden kızarırlar.

 Bor noksanlığının nedenleri:
  • Toprağın alkali olması (pH'nin 7,5 üzerinde).
  • Kirecin toprakta fazla bulunması.
  • Asit topraklarda kolay yıkanması. Önlem:
  • Toprak tahliline göre 12 kg Borax/Dk. ile gübreleme (Bu miktar 3 yıl yeterli olabilir).
  • Hafif durumlarda % 0,2 0,3'lük Borax pülverize edilmesi (Akut hallerde Bor gübrelemesi kadar etkili olamaz).

 Çinko Noksanlığı:

 Çinko, klorofilin ve karbonhidratların oluşumunda rolü olan önemli bir iz elementtir. Domates ve fasulyelerde nadiren görülebilir. Noksanlığında klorofilin parçalanması ile renk açılmaları beyaza kadar varabilir. Önce yaşlı yapraklarda başlayan, daha sonra tüm bitkiye yayılan hafif renk açılmaları ile damar aralarında kahverengi, kuru lekeler oluşur. Yapraklar kalın, küçük; boğum araları kısadır. Büyüme noktasında çalılaşma görülür.

 Çinko noksanlığının nedenleri:
  • Toprağın yüksek H derecesinde olması.
  • Aşırı fosforlu gübreleme.

 Önlem:
  • İz elementli kompoze gübrelerle gübreleme.
  • Zinebli fungisidlerin kullanılması.
Bakır Noksanlığı:

 Bakır bir iz element olarak klorofilin oluşumunda rolü vardır. Demir alımını güçlendirir ve çeşitli fermentlerin oluşumuna katılır.

 Genel olarak kültür bitkileri için yıllık ihtiyaç 58 gr/Dk. dır.

 Bakır noksanlığı yapraklarda bronz renginde renk açılmaları yapar. Klorofilin parçalanması ile damar aralarında ve yaprak kenarlarında açık kahverengi kuru nekrozlar oluşur. Yeni sürgünlerde çalılaşma, yapraklarda rulolaşma diğer belirtileridir.

 Bakır noksanlığının nedenleri:
  • Toprak analizlerine göre 100 gr. toprakta 0,2 4 MGK. altında bakır bulunması.
  • Bakır ihtiyacı özellikle bataklıktan ıslah edilmiş topraklarda ve humuslu topraklarda yüksektir. Hafif kumlu topraklarda da aynı tehlike söz konusudur.
 önlem:
  • Turba topraklı kültürlerde kural olarak bakır verilmelidir.
  • 1 dekar için 45 kg. bakır sülfat/K. ile gübreleme. Bu miktar yıllarca yeterli olabilir.
  • Akut hallerde bitkiye % 0,5'lik bakır sülfat çözeltisi pülverize etmek.
  • ilaçlamalarda bakirli fungisidler kullanmak.

5. DİKİM VE BAKIM İŞLERİ
5.1. Dikim

 Sera toprağının dikim tavına erişmesi için son sulama zamanı iyi saptanmalıdır. İlkbahar ve tek ürün yetiştiriciliğinde toprak normal tavda olmalıdır. Sonbahar yetiştiriciliğinde ise, özellikle kumlu hafif bünyeli topraklarda biraz ağırca tavda iken toprak işlenip dikime geçilmezidir. İlk sürümde çiftlik gübresi, son sürümden önce temel yapay gübreler verilmelidir. Dikim ve dikimden sonra özen gösterilmesi gereken noktalar şunlardır:
  • Bitkilerin ışıktan en iyi yararlanabilmeleri için dikim sıraları Kuzey-Güney doğrultusunda yapılmalıdır.
  • Çift sıra dikim sistemi uygulanmalıdır. Bu sistemde bitkiler eşit olarak ışık almakta, meyveler daha erken olgunlaşmakta ve domateste kızarmalar daha tekdüze olmaktadır. Hava dolaşımının da daha iyi olduğu bu sistemde budama, ilaçlama, hasat v.b. işler daha rahat yapılmaktadır. Çift ürün yetiştiriciliklerinde ışıklanma iyi olduğu için dikim ölçüsü domateste 90 x 50 x 40 tutulur. Tek ürün yetiştiriciliğinde ise, 100 x 50 x 40, 100 x 50 x 45 cm. olarak tutulmalıdır.

 Çift sıra dikim sisteminde dekara düşen bitki sayısı daha az gibi görünürse de, gerçek öyle olmayıp tek sıra dikim sistemindeki kadardır, örneğin; domateste çift ürün yetiştiriciliğinde;

 90 x 50 x 40 cm. çift sıra dikim sisteminde 3571 Bitki/K.
 
70 x 40 cm. tek sıra dikim sisteminde 3571 Bitki/K. düşmektedir.

 Dikimde uygulanacak aralıklar, serada yetiştirilen sebze türlerine göre, aynı türün çeşitlerine göre de farklılıklar göstermektedir.
 
Serada patlıcan yetiştiriciliğinde tek üründe tek sıra dikim sistemi 100 x 60 cm, çift sıra dikim sistemi 100 x 60 x 60 cm. (veya 100x50x50 cm.); çift ürün yetiştiriciliğinde çift sıra dikim sistemi 80x50x50 cm. uygundur.

 Çift ve tek ürün hıyar yetiştiriciliğinde 100 x 50 x 50 cm., biber yetiştiriciliğinde 80 x 50 x 35 40 cm. önerilmektedir.
  • Dikim sonbaharda düze yapılmalıdır. Çünkü bu mevsimde toprak yeteri kadar havadar ve sıcaktır. Tek ürün ve ilkbahar yetiştiriciliğinde bitki köklerinin askıya alınarak dikilmesinde büyük yararlar vardır. Toprak yüzeyi genişler, toprağın ısınması çabuklaşır, fidelerin derin dikilmesi önlenir, nemin fazlası toprak altına iner, kökler daha iyi havalanır. Bu yararlan nedeniyle bitki toprağa daha iyi uyum gösterir.
  • Fideler dikim için torbalarından (= tüplerden) çıkarılırken kök balyaları dağıtılmamalıdır. Bunun için fideler l gün Önceden sulanmalıdır. Hatta % 0,1'lik Çaptan, Zineb v.b. bileşimli fungusidli su ile sulanması daha yararlıdır.
  • Dikimde kullanılacak fideler kalın gövdeli 46 gerçek yapraklı, koyu yeşil ve hastalıklardan arınmış olmalıdır. Kotiledon yaprakların da üzerinde bulunmasına ayrıca dikkat edilmelidir. Fidelerde çiçeklenme görülmemelidir.
  • Dikim yapılıp can suyu verildikten sonra toprak çapa ile hafifçe çekilip çift sıralarda tava meydana getirilmelidir. Sonbahar yetiştiriciliğinde bu tavalara hemen su verilmeli, ilkbahar ve tek ürün yetiştiriciliğinde ise bu sulama 35 gün sonra yapılmalıdır.
  • Birinci salma sulamadan sonra toprak çapa tavına gelince çapalama yapılarak dar arada sulama arkı, yani masura oluşturulmalıdır. Çift sıralar arası da aynı işleme tabi tutularak masura oluşturulur.
5.2. Çapalama

 Sera toprağında organik madde yüksek düzeyde olduğundan, serada bitki için gerekli iklim koşullan sağlandığından sera toprağının fiziksel yapısı gevşek, havadar, nemli ve sıcaktır. Sera toprağındaki yüksek mikroorganizma etkinliğinin de bunda rolü vardır. Tüm bu koşullar seralarda fazla çapa işlemi gerektirmeyen uygun bir toprak ortamı hazırlamaktadır. Ancak çapa işlemi yalnız sulama karıklarının açılması, hafif boğaz dolgusu ve ot temizliği için yapılmalıdır. Uygun sera iklimi nedeniyle, sera toprağında kök oluşumu tarla koşullarına göre daha yukarıda yüzmek olarak oluşmaktadır. Gereksiz ve derin çapalama işlemi yüzmek gelişmiş saçak kökleri yaraladığından yarar yerine zarar getirir. Derin çapalama gelişmeyi yavaşlattığı gibi hastalık etmenlerinin zedelenen köklerden bitki bünyesine girmesine, böylece hastalanmalarına neden olur.

 Dikimden 15 gün kadar sonra, bitkileri ipe veya hereğe almadan önce otlar sıyırma şeklinde çapa ile alınabilir, daha sonraları otlar elle alınmalıdır.

 Domates, hıyar ve patlıcan yetiştiriciliğinde çapalama, hafif boğaz doldurma ve sulama karıklarının açılması için sonbahar yetiştiriciliğinde dikimden hemen sonra, tek ürün ve ilkbahar yetiştiriciliğinde ise bir hafta sonra yapılmalıdır. Yol olarak kullanılan geniş araların sertleşmesi nedeniyle daha derince çapalanmamda yarar vardır. Boğaz dolgusundan sonra yol olarak kullanılan geniş aralara buğday sapı veya diğer bitki artıkları serilip malalama yapılırsa toprağın sertleşmesi kısmen önlenmiş, toprak sıcak ve nemli tutulmuş ve ayrıca ileriki yılların için de organik madde kaynağı sağlanmış olur. Ancak malalamadan hemen sonra geniş araların insektisidle ilaçlanmasında yarar vardır.

 Biber bitkisi serada yetiştirilen diğer sebze türlerinden daha yüzmek saçak kök yaptığından boğaz dolgusundan kaçınmalıdır. Bunun için, önceden hazırlanmış masuralar üzerine dikim yapılmalı, otların çapa ile hafif sıyrılması sırasında sadece birkaç santim toprak diplerine çekilmelidir. Aksi halde, solgunluk etmeni Phytophtera capsici çapa ile zedelenen köklerden bulaşmaktadır.

5.3. İpe Alma

 Domates, hıyar, kavun ve fasulye gibi sebze türlerinin serada yetiştirilmesinde en uygun destekleme materyali iptir. Kargı çok yıllar kullanıldığından hastalık etmenlerini taşır, bitkileri bunlara bağlama ve çözme zorunluluğu nedeniyle işçilik artar. Aynı zamanda gölgeleme yapar ve dikilirken köklere zarar verirler. Her 2530 cm. de bağlamayı gerektirir, ipli sistemde ise sardırma yapılır.

 Boğaz dolgusu ve ark oluşumundan sonra ipe alma işlemine başlanır. Çift sıralar üzerinden 22,5 m. yükseklikte 3'lük galvaniz tel geçirilir. Bu tellerden geçirilen iplerle bitkiler kök boğazlarının 56 cm. üzerinden gevşek olarak bağlanır. En ucuz ve uygun destekleme materyali el’lik plastik iplerdir, l Dekar için 67 kg, yeterlidir. Hasat sonu kesilerek bitki ile atılır. Böylece işçilikten tasarruf da sağlanır.

 Yaygın büyüyen biber ve patlıcan türlerinde genellikle ipe alınmaları gerekmemektedir. Ancak patlıcanda bazı dalların ayrı ayrı iple desteklenmesi gerekebilir. Biber yetiştiriciliğinde çift sıraların baş ve sonlarına çakılan kazıklara tel gerilerek dalların dağılması, kırılması önlenebilir.

 Fasulye yetiştiriciliğinde ise kök boğazının biraz üzerinden geçirilen tele ipler bağlanır.

5.4. Budama
5.4.1. Domateste Budama

 Budama, koltuk alma, yaprak alma ve tepe alma şeklinde yapılmaktadır.

 Koltuk alma, yaprak sapı ile gövde arasındaki sürgünlerin alınmasıdır. Bunlar bitkiden besin maddeleri çekip zayıflattıkları için koparılmaları geciktirilmemelidir. 2,5 3 cm. uzayınca alınmalıdır. Koltuk alma için en uygun zaman sürgünlerin sulu ve gevrek oldukları sabah saatleridir.

 Yaprak alma zamanı iyi saptanıp yapıldığında yararlı bir işlemdir. Aksi halde yararlı olmaktan çıkar. Bilindiği gibi, bitkinin yaprak organı özümleme maddeleri üretme ve bunları meyvelere gönderme görevini üstlenmiştir.

 Ancak fizyolojik olarak yaşlanmış, sararmış ve hastalık lekelerini taşıyan yaprakların aşağıdan yukarıya doğru kademeli olarak alınması yararlı olmaktadır. Böylelikle bitkilerin altlarında daha iyi hava dolaşımı, daha iyi ışıklanma sağlanmakta ve hasat da kolaylaşmaktadır. Özellikle sonbahar yetiştiriciliğinde yoğun yaprak seyreltmesi ilkbahar ürününün dikim tarihi olan Şubat ortalarına kadar hasadın sona erdirilmesi açısından yararlı olmaktadır. 45'inci döller normal büyüklüklerine yaklaşınca, yaklaşık Ocak ayının ilk haftasında üstten 34 yaprak bırakılarak yoğun yaprak seyreltmesi yapılmalı, yaşlanan alt yaprakların gövde ile birleştikleri yerden koparılmaları kolay olmaktadır. Ancak üst yaprakların diplerinden koparılmaları olanaksızdır. Zorlama yapıldığında gövde zarar görmektedir. Bu nedenle daha genç yapraklar bıçakla dipten kesilmelidir.

 Tepe alma ile bitkinin gelişmesi durdurulur. Bu işlem iki amaç için yapılmaktadır. Birincisi, meyvelerin daha iri ve daha çabuk olgunlaşması, ikincisi bir yıl içinde çift ürün yetiştiriciliği yapılabilmesi. Sonbahar yetiştiriciliğinde hasadın Şubat ilk haftasında sona erme zorunluluğu olduğundan, bu tarihten 60 65 gün geriye gidilerek (Kasım ortaları) tepe alınır. Tepe alınırken son döl (muhtemelen 7'nci döl) üzerinden 2 yaprak bırakılır ve üstteki koltuklar da koparılır.

 İlkbahar yetiştiriciliğinde fiyatların düşebileceği zaman tahmin edilerek tepe alınır.

 Tek ürün yetiştiriciliğinde ise, tepe alma önerilmez. Tek ürün yetiştirilen cam seralarda domates bitkileri 1012 ve hatta daha fazla döl verebilir.

5.4.2. Hıyarda Budama

 Hıyar yetiştiriciliğinde budama, çiçek, yaprak, meyve ve koltuk budamaları şeklinde yapılır.

Çift ürün yetiştiriciliğinde toprak yüzeyinden 2030 cm’ce kadar ana gövdedeki tüm çiçek ve yan dallar koparılmalıdır. Tek ürün yetiştiriciliğinde ise bu uzaklık 3050 cm. olmalıdır. Ancak yapraklar alınmamalıdır. Bundan sonra bitki geliştikçe ana gövdedeki bütün meyveler bırakılır. Meydana gelen koltuklarda bir meyve, bir yaprak bırakılarak budama yapılır. Çok kuvvetli gelişme halinde l metreden sonra koltuklar 2 meyve üzerinden de budanabilir. Ancak aynı noktada oluşmuş birden fazla meyveler alınmalıdır.

 Bitkiler tele erişince ikinci bir tel üzerinden ana gövde yere doğru gelişmeye bırakılır. Bundan sonra uç alma yapılarak bitki iki yan dallı olarak geliştirilir. Yukarıdaki bu yoğun dallanma gölgeleme yaparak bitkilerin güneşten yanmalarını önler. Bu evrede eğri meyveler görüldüğünde, büyümeden koparılmalıdır.

 Yaşlanan, sararan ve hastalıklı yapraklar da zaman zaman bıçakla kesilerek alınmalıdır. Bu sayede ışıklanma ve hava dolaşımı arttırılır, mantari hastalıklar daha iyi kontrol edilir.

5.4.3. Patlıcanda Budama

 Tek ürün patlıcan yetiştiriciliğinde bitkilerin güneşten en iyi yararlanabileceği şekilde dal, yaprak ve sürgün budamaları gerekmektedir. İlkbahar yetiştiriciliğinde ise güneşlenmenin yeterliliği nedeniyle dal budamasına gerek yoktur.

 Tek ürün yetiştiriciliğinde 4 dal bırakılması uygundur. Kuvvetli dallar askı ipine alınmalıdır. Bırakılan dalların dışındaki yeni gelen sürgünler haftada bir kez temizlenmelidir. Dip sürgünlerin alınması da ihmal edilmemelidir.

 Patlıcanda yaprak seyreltilmesine dikimden 11,5 ay sonra başlanmalı ve 1015 günde bir yapılmalıdır. Böylece bitkilerin ışıktan yararlanmaları sağlanabileceği gibi mantari hastalıkların kontrolü de daha iyi yapılabilir.

 Patlıcanda diğer bir budama işlemi de çiçek seyreltmesidir. Salkım halinde oluşan çiçeklerin kalın saplıları bırakılarak ince saplı küçük çiçekler koparılmalıdır.

5.4.4. Biberde Budama

 Biberlerde, diğer kültürlerdeki gibi yoğun budamalara gereksinim yoktur. Ancak tek ürün yetiştiriciliğinde Aralık ayı ortalarına kadar alınan yüksek ürün devresinden sonra, Ocak ayında sıcaklığın düşmesiyle verim azalır ve hatta durur. Bu devrede ana gövde ve yan dallardaki yaşlı, sararmış ve küllemeye yakalanmış yaprakların alınması, meyveleri alınmış dalların uçlarının bıçakla hafifçe budanması önerilir. Böyle budanmış bitkiler kuvvetli yeni sürgünler oluşturarak havaların ısınmasıyla Nisan ayında bol ürün verirler.

5.5. Koruyucu İlaçlama

 Diğer önemli bakım işlerinden biri de koruyucu ilaçlamadır. Serada hastalık etmenlerinin optimal gelişme ortamları, kültür bitkilerinin optimal gelişme ortamı içerisinde olması nedeniyle hastalıkların çok sıkı bir şekilde kontrol altına alınma zorunluluğu vardır. Üretimin, çok pahalı bir tesis olan sera içinde yapılıyor olması da bu zorunluluğu kaçınılmaz kılmaktadır.

 Hastalığın görülmemesi için serada iklim kontrol, gübreleme, budama, dikim sıklığı, dikim yöneyi, çeşit seçimi, temizlik gibi yetiştirme tekniği ile ilgili bir dizi kültürel önleme karşın sera yetiştiriciliğinde koruyucu ilaçlamalar diğer bakım işleri gibi zorunlu olmaktadır. Bunun içindir ki fide yetiştirme devresinde olduğu gibi, seraya dikimden sonra hastalıkların görülmesini beklemeden koruyucu ilaçlamalara başlanmalıdır. Bitkiler her hafta değişik fungusidlerle (sistemik olursa 2 haftada bir) ilaçlanmalıdır. Bulaşmaları önlemek için koruyucu ilaçlamalar budamalardan hemen sonra yapılmalıdır. İlaçlamalar için şu bileşim uygundur: 10 kg. % 5'lik toz Malathiona, 2 kg. Morestan, l kg. Z. 78, l kg. Pomarsol Forte ve l kg. Benlate karıştırılarak bunun l kg.'ı ile l dekar alan ilaçlanmalıdır.

5.6. Sulama

 Sera yetiştiriciliği yapay olarak klimatize edilen ortamlarda bir yetiştiricilik olduğu için sulama işleminde açık tarla koşullarına göre daha fazla beceri ve özen ister. Aksi halde bitkiler vejetatif gelişmeye kaçar. Dengeli bir gelişme için bitkiler meyveye yatana kadar su az fakat sık verilmelidir. Döl tutumundan sonra sulama dozları arttırılmalıdır.

 Genel olarak sera yetiştiriciliğinde l m2 üretim alanının yıllık su ihtiyacı 11,5 m3'dür. Sulamada su miktarı ve aralığı, bitkilerin su istek belirtilerine, yetiştirme mevsimine, güneşlenmeye, sera sıcaklığına, bitki türü ve çeşidine, toprağın fiziki yapısına, sera oransal nemine ve drenaj durumuna göre ayarlanmalıdır.

 Dikimden sonraki fazla sulamalarda, bitkilerde ince uzun ve kaba yapılı büyümeler olur. Domateste ilk çiçek salkımları küçük kalır, meyve oluşmayabilir. Hıyar bitkilerinde ise başlangıçtaki fazla sulamalar meyvelerin küçükken sararmasına (boğulma), patlıcan ve biberlerde ise çiçeklerin dökülmesine neden olur.

 Su istek belirtileri, bitki uçlarında gövde incelmesi, gövde koyulaşması, yaprakların parlak yeşil görünümünü kaybederek donuk yeşil renk alması ile kendini belli eder. Domateste koltuklar esnek bir hal alarak kolay kırılmazlar. Hıyarlarda gövde ve yapraklarda dikenlilik (tüylülük) artar, yapraklar küçülür. Biberlerde gövde rengi koyulaşır, siyah-mor renk alır, dal uçlarındaki parlak fiziki renk kaybolur, dallanma artar, yapraklar küçülür.

 İlkbahar ve tek ürün dikimi sırasında toprak normal tavda, sonbahar dikiminde ise biraz fazlaca tavda olması uygundur. İlkbahar ve tek ürün yetiştiriciliğinde ağır tava dikim yapılırsa, ilk can suları da fazlaca verildiğinde, serada oluşan yüksek oransal nem ve az ışıklanma nedeniyle bitkilerde uzun, yumuşak büyümeler olur. Seranın oransal nemi ve toprağın fazlaca ıslaklığı nedeniyle kökler kuvvetli gelişme çabası gösteremezler, tembelleşirler. Ayrıca fazla toprak nemi toprağı soğuk tuttuğundan bitkilerin fosfor alımı da zorlaşır. Böyle durumlarda, ani güneşli günlerde bitkiler solgunluk belirtileri gösterirler. Zayıf gelişen kökler, güneşli günlerde terlemeye yanıt verememekte ve geçici solgunluğa neden olmaktadır. Böyle solgunluklar, nematod, diğer solgunluk etmenleri ve topraktaki yüksek tuz konsantrasyonundan da kaynaklanabilir.
İlkbahar ve tek ürün yetiştiriciliğinde dikimden sonra can suyu ve bunu izleyen ilk sulamalar, çok ölçülü olarak sadece dar aralara verilmelidir. Ancak ilk döllerin oluşumu ile döllerin biraz irileşmesinden sonra sulama dozu arttırılmalıdır. Ayrıca azot ve potasyum gübreleme de bu sulamalarla devreye sokulmalıdır, ürünün daha ileriki devrelerinde ise, hava ısındıkça geniş aralara da su verilmelidir. Başlangıçta 1015 günde bir yapılan küçük dozlu sulamalar, bitkilerin döle oturmasıyla ve sıcaklığın artmasıyla yerini daha yüksek dozlu haftalık sulamalara terk eder. Hatta hıyar yetiştiriciliğinde, bu devrede haftalık 2 sulama gerekebilir.

 Sonbahar yetiştiriciliğinde ise, yüksek sıcaklık, düşük oransal nem nedeniyle bitkiler daha fazla su kaybettiklerinden dar ve geniş araların daha sık ve yüksek dozlarda sulanması gerekir. Böylelikle sera oransal nemi de arttırılmış olur.

5.7. Hormon Kullanılması

 Kuvvetli gelişme gösteren domates, patlıcan bitkilerinde meyve oluşumu için çiçeklere hormon uygulaması kaçınılmaz olmaktadır. Yeşil aksamın kuvvetli gelişme nedenleri şöyle sıralanabilir: Besin maddelerince özellikle azot bakımından çok zengin toprak koşulları, hava ve toprağın çok nemli olması, çok yüksek gece sıcaklıkları, az ışıklanma, kısa gün ve bulutlu hava. Bu koşullarda çiçekler küçük oluştuğundan hormon kullanılması önerilmektedir.

 Çok güneşli ve çok sıcak havalarda oransal nem fazlaca düşer. Bu nedenle çiçek tozları kurur ve döllenme gerçekleşmez. Aynı zamanda çiçeklenme devresinde çok düşük sıcaklıklar çiçek tozlarının olgunlaşmasını durdurur. Yine döllenme olmaz. Çünkü 11°Canin altındaki sıcaklıklarda polen oluşamamaktadır.

 Çiçek gelişmesine olumsuz yönde etki eden tüm gelişme bozukluklarında hormon kullanılması yararlı olmaktadır.

 Domates ve patlıcanlar da meyve tutumunu sağlayan en uygun hormon 2,4D (2,4 dichlorophenoxy acetic acid) olup, geniş çapta pratikte kullanılmaktadır. Serada patlıcan üretiminde bu hormonun 2,5 ppm.'lik konsantrasyonu kullanılmaktadır. Domates üretiminde ise 22,5 ppm.'lik doz uygundur. Tek ürün domates yetiştiriciliğinde, kış aylarında doz 11,5 ppm.'e düşürülmeli ve her salkıma bir kez uygulanmalıdır. Sıcak hava koşullarında ise doz 22,5 ppm.'e çıkarılmalıdır.

 Uygulamaya küçük el pülverizatörleri kullanarak çiçek salkımlarına püskürtme ile, yada çiçek salkımlarının bir kaba içindeki hormonlu suya bandırılması ile yapılmalıdır. Hormon, bitkinin yapraklarına değmemelidir. Aksi halde yapraklarda virüs belirtisine benzer ipliksi gelişmeler görülür. Domatesin çiçek salkımlarında 34 çiçek açınca hormon uygulaması yapılabilir. Bu bir defalık uygulama çiçek salkımı üzerinde sonradan açacak olan çiçeklere de etkili olmaktadır. Yukarıda önerilen dozların üzerindeki uygulamalar domates meyvelerinde kofluk ve meme oluşumuna neden olduğundan meyve kalitesi bozulmaktadır.

 Hormon uygulamalarının sabahları 911 saatleri arasında yapılması daha uygundur.

 Hormon serin ve karanlık bir yerde saklanmalı ve kullanılacak miktarda sulandırılmalıdır. Buzdolabına konulmamalı, çocukların erişemeyeceği yerde bulundurulmalıdır.

6. SERA YETİŞTİRİCİLİĞİNDE ÖNEMLİ HASTALIKLAR, ZARARLILAR VE MÜCADELESİ


 Sera hem kültür bitkilerinin, hem de onlara zarar verebilecek hastalık etmenlerinin gelişebilmeleri için uygun iklim koşullarına sahip bir ortam olması dolayısıyla, sera yetiştiriciliğinde en çok önem verilmesi gereken konulardan biri de bitki korumadır.

 Sera koşullarında hastalıkların bulaşmasına engel olacak veya onların zararlarını en düşük düzeye indirecek genel önlemler aşağıda belirtilmektedir:
  • Hastalıklara dayanıklı çeşitlerin kullanılması.
  • Tohum ilaçlaması.
  • Fide harcı ve sera toprağının dezenfeksiyonu.
  • Sera toprağının drenajı, askıya alınması.
  • Toprak pH'nin sera kültürleri isteğine göre ayarlanması.
  • iyi bir toprak yapısının yaratılması.
  • Tek yönlü azotlu gübrelemelerden kaçınılması.
  • Koruyucu ilaçlamaların sistemli olarak yapılması.
  • Fidelerin dikim öncesi fungusidli suya bandırılması veya bu su ile sulanması.
  • Sulama aralarının ve dozunun iyi ayarlanması.
  • Yeterli havalandırma ve hava hareketi sağlanması.
  • Yüksek oransal nemin düşürülmesi.
  • Sık dikimlerden kaçınılması (m2 'ye 33,5 bitki).
  • Çift sıra dikim sisteminin uygulanması.
  • Sera boşaltıldığında 100 m3 hacim için l kg. kükürt yakılması.
  • Münavebeye özen gösterilmesi.
  • ürün kaldırıldıktan sonra seraya yeşil gübre olarak mısır ekilmesi ve göllendirme sulamaların yapılması.
  • Sera toprağında organik madde düzeyinin % 56'nın altına düşmemesine özen gösterilmesi.
  • Hasat sonu hastalıklı bitki artıklarının yakılması.
6.1. Seralarda Görülen Önemli Domates Hastalıkları, Zararlıları ve Mücadelesi
6.1.1. Domates Hastalıkları
6.1.1.1. Cladosporium fulvum (Yaprak Küfü)

 Yaşlı yaprakların üst yüzeyinde geniş sarı alanlar, alt yüzeyinde kadife görünüşlü zeytini kahverengi küf tabakası belirir. Yayılma çok çabuk olur ve yaprakları kurutur. Meyvelere nadiren yayılır.

 Serada belirli sıcaklıklarda yüksek oransal nem ve yaprakların fazla ıslak kalması hastalığı teşvik eder. 15°C de % 90100, 18°C de % 80 ve 2024°C de % 70 hava oransal nemi hastalığı teşvik eder. 24°C üzerinde enfeksiyon tehlikesi yoktur.

 Koruma: Dayanıklı çeşitlerin kullanılması, yüksek nemlerden kaçınma, serada hava hareketinin sağlanması, m2'ye 33,5 bitkiden fazla dikilmemesi, iyi hava hareketi için çift sıra dikim sistemi uygulanması, 810 günde bir Maneb, Zineb ve Mancozebli ilaçlarla pülverizasyon. % 1,5'luk Magnezyum sülfatın 2 haftalık aralarla pülverizasyonu da yaprakların hastalığa dayanıklılığını arttırmaktadır. Böyle bir uygulama ile Botrytis'e karşı önlem de alınmış olur.

6.1.1.2. Phytophthora infestans (Mildiyö, Geç Yanıklık veya Kahverengi Leke)

 Alt yapraklardan üst yapraklara doğru gri yeşilimsi ve sulanmış lekeler oluşur. Bu lekeler altında gri beyaz küf tabakası görülür. Lekeler hızla büyüyerek bazen yaprakların çoğunu öldürür. Daha sonra lekeler kahverengileşir. Hastalığın şiddetli seyrettiği durumlarda gövdede siyah lekeler oluşur. Meyveler üzerinde sulanmış lekeler oluşur, hızla büyüyüp meyvenin yansını kaplayabilir. Kahverengi görünüşlü olarak sertleşir, buruşur ve meyve etine işlemiş hafif çukurlaşmış duruma gelir, sınırları belirgindir. Leke etrafında meyve eti de sertleşir.

 Serada yaklaşık 20°C sıcaklık koşullarında, sürekli yüksek oransal nem ve yetersiz havalandırma hastalığı hızlandırır.

 Koruma: Serada hava hareketi sağlanarak yapraklar sürekli kuru tutulmalıdır. Bitkilerin genç devresinde Zinebli, Manebli preparatlarla organik fungusidler haftada bir kez pülverize edilmelidir. Bakirli preparatların kullanılması hasamdan biraz önce durdurulmalıdır.

6.1.1.3. Botrytis cinerea (Kurşuni Küf)

 Yaprak, gövde ve meyvelerde gri kahverengi lekeler üzerinde gri küf tabakası oluşur. Meyvelerde bulaşma daha çok meyve sapı etrafında başlar ve şiddetli döküme neden olur.

 Hastalık etmeni bitkinin yaralanan dokularından bulaşır. Bakırlı ilaçların fazlaca kullanılması, dokularda zedelenme yaptığından hastalığı teşvik edici rol oynar. Meyve tutucu hormonların kullanılması, aşırı ve tek yönlü azotlu gübreleme, Magnezyum alımını zorlaştıran yüksek Potasyum seviyesi de hastalığı teşvik eder. Bulutlu havalar, uzun süre devam eden % 85'in üzerindeki oransal nem hastalığın yayılması için uygun ortamdır.

 Koruma: Sık dikimlerden kaçınmak, özellikle toprağa yakın tabakanın bolca havalandırılarak yaprakların ıslak tutulmasına özen gösterilmelidir. Küflü meyve ve yapraklar toplanıp gömülme lif, yaprak alma güneşli havalarda yapılmalıdır. T M T D, Thiram ve Captanlı preparatlarla mücadele önerilir.

6.1.1.4. Sclerotinia sclerotiorum (Beyaz Çürüklük)

 Bütün sera kültürlerinde hastalık yapan bir etmendir. Kök boğazı, gövde ve dalların kabuğunda önce yumuşak çürüklük, üzerinde pamuk gibi mantar miselleri oluşur. Sonra iç çürümesi, boşalma ve bu boşluklar içinde fare pisliğine benzer Scleroti denilen üreme, yayılma organı oluşur. Bazen bunlar bezelye büyüklüğünde olabilir. Meyvede de yumuşak çürüklük yapabilir. Hastalığın ileri devrelerinde bitkiler solar.

 Soğuk ve ıslak sera toprağı, durucu yüksek hava nemi hastalığı teşvik eder.

 Koruma: İlk önlem olarak, scleroti'ler görülmeden, toprağa dökülmeden hastalıklı bitkiler sökülüp uzaklaştırılmalı ve yakılmalıdır. Kimyasal preparatlarla toprak ilaçlaması çare değildir. Ancak buharlı toprak sterilizasyonu etkindir. Hastalık hıyar, biber ve patlıcanda da zarar yaptığından bunlar arasında da bir münavebe programıyla da soruna çözüm getirilemez. Ancak, serada ürün sona erdiğinde toprağı 11,5 ay süreyle ardarda göllendirme sulamalar etkili olabilir.

 Hastalıklı bitkiler sökülüp atıldıktan sonra yan bulaşmaları önlemek için organik fungusidlerin, Zineb f Kükürt karışımının pülverize edilmesi önerilir. Biber ve patlıcan gibi dallı bitkilerde, dallarda hastalık görüldüğü hallerde çürüklüğün birkaç santim altından kesilerek, hazırlanan fungusidli bulamacından sürülmesi yayılmaları önler.

6.1.1.5. Didymella lycopersici (Domates Gövde Kanseri)

 Hasat başlangıcında solgunluk ile kendini belli eder. Böyle bitkilerin kök boğazının biraz üzerinde hafif içeri çekilmiş, siyah kahverengi doku görülür.

 Islak ve düşük toprak sıcaklıkları (913°C) hastalığı teşvik eder. Sulama suyu ile sporları dağılarak geniş enfeksiyonlara neden olabilir.

 Koruma: Koruyucu olarak, kök boğazının Manepli ilaçlarla pülverize edilmesi, ilk belirtiler görüldüğünde kök boğazına Captanlı, TMTD'li bulamaçlar sürülmesi. Mantar saprofit olarak humus içinde de yaşadığından, bitki artıkları ile hazırlanmış kompostların ilaçlanarak kullanılması önerilir.

6.1.1.6. Corynebacterium michiganense (Bakteri Solgunluğu, Bakteriyel Kanser)

 Soğuk seralarda görülür. İlk belirtiler ilk meyve salkımları solgunluğudur. Sonra yapraklar içe doğru kıvrılır, tek yanlı kurumalar başlar ve giderek tüm yapraklara ve büyüme noktasına yayılır. Yaprak saplan gövdede asılı kalır. Meyveler dökülür, üzerlerinde bazen kuş gözü lekeleri oluşur. Gövde kesitinde iletim demetlerinin kahverengileştiği görülür. Gövde ve yaprak saplarında uzun, derin, sulu ve siyah kahverengi çizgiler oluşur.

 Bakteri toprakta bulunur. İlk enfeksiyonlar kök yapraklarından olur. Su iletim borularında ürer, birikir, su iletimini engeller. İkinci enfeksiyonlar ise koltuk ve yaprak alma sırasında olur.

 Koruma: İlk önlem olarak, dikimden önce fidelerin % 0,5'lik civa bileşikli tohum ilacı çözeltisine bandırılması yararlı olmaktadır. Boğaz doldurma işlemi sırasında köklere zarar verecek derin çapalamalardan kaçınılmalı, yaprak ve koltuk almalar bıçakla değil, koparılarak yapılmalıdır. İkinci enfeksiyonlardan bitkileri korumak için, hastalıklı bitkiler erkenden uzaklaştırılarak yakılmalıdır. Bakırlı preparatlarla ilaçlama ikinci enfeksiyonları önleyebilir. 20 litre suya l gr. Streptomisin çözeltisinin pülverizasyonu, aralarda yapılırsa yararlı olmaktadır.

6.1.1.7. Pseudomonas solanacearum (Bakteriyel Solgunluk)

 Bu etmenin neden olduğu solgunluk bitkinin tümünde birdenbire olmaktadır. Herhangi bir renk açılması ve nekrozlar görülmemektedir. Bu bakteri iletim demetlerini değil, bitkinin öz tabakasını parçalamaktadır. Böyle bitkilerin gövdesi sıkıldığında, çok kolay ezilmektedir.

 Koruma: Bir önceki bakteriyel solgunluktaki önlemler alınmalıdır.

6.1.1.8. Fusarium oxysporum (Fusarium Solgunluğu)

 Hastalık belirtileri aşağıdan yukarıya doğru yavaş yavaş ilerleyerek yapraklarda sararma ile başlar, bunu solma ve ölüm izler. Gövdeden kesit alındığında, kabuk altındaki odun dokusunda koyu kahverengi renklenme görülür. Gövdede yumuşak çürüklüğe ve meyvelerde lekelenmeye neden olmaz, bazen su iletim boruları renklenir.

 Koruma: İlk önlem dayanıklı çeşitlerin kullanılması olmalıdır. Dikimden sonra kök boğazına aşağıda önerilen ilaç çözeltilerinden yarımşar litre kadar dökülmesi uygun olur. Bu işlem diğer toprak hastalıklarına karşı da yararlı olmaktadır. Sistemik fungusidlerden biri (Benlate, Derosal, Enovit Süper v.b.) 100 litre suya 50 60 gr. Çaptan veya DithaneM45 100 litre suya 150200 gr. Aynı suya 4050 gr. kadar Dursban25 ilave edilirse, danaburnu ve diğer toprak altı zararlıları ile de mücadele edilmiş olunur.

6.1.1.9. Verticillium albootrum (Verticillium Solgunluğu)

 Gün boyunca bitkilerde hafif solgunluk belirtisiyle başlar, daha sonra alt yapraklarda sarı kenarlı kahverengi lekeler oluşur, solar ve dökülürler. Bitkiler bodurlaşır, fakat genellikle mevsim boyu yaşarlar. Etmen toprak mantarı olup, bitkiye yaralanan köklerden girer, iletim demetlerini tıkar. Gövdeden kesit alındığında kabuk altındaki odun dokusunda kahverengileşme görülür. Bu kahverengileşme Fusarium solgunluğunda gövdenin her tarafında olup, Verticillium solgunluğunda gövdenin aşağı kısımlarındadır.

 Koruma: Toprak pH'nın çok yüksek ve toprak yapısının bozuk olması hastalığı teşvik etmektedir. Fusarium solgunluğundaki önlemler Verticillium solgunluğu için de geçerlidir.

6.1.1.10. Pyrenochaeta lycopersici (Kök Mantarlaşması)

 İlk belirti, gelişmenin sağlıklı bitkilere göre yavaş olmasıdır. Böyle bitkiler güneş ışınlarının kuvvetli olduğu saatlerde solgunluk belirtileri gösterir, ancak daha sonra düzelirler. Kök mantarlaşmasına yakalanmış bitkilerin verimleri, sağlıklı bitkilerinkinin 2/3'si kadardır, ölüm olma/.

 Bulaşık bitkiler söküldüğünde ana köklerin kalınlaşmış ve kahverengileşmiş ve mantarlaşmış olduğu görülür. İnce saçak kök oluşumu ise azdır. Mantarlaşmış kökler üzerinde önce dikine çatlaklar belirir ve çürürler. Bitkinin su ve besin maddesi alımı azaldığı için gelişme yavaş, verim az olur. Bu nedenle besin maddesi noksanlıkları da görülebilir.

 Uzun yıllar domates yetiştirilmiş seralarda fazla görülmektedir. Çok ıslak, çok soğuk ve bozuk toprak yapısına sahip seralar hastalığa uygun ortam hazırlarlar.

 Koruma: Fazlaca bulaşık topraklar Trapex, Vapam veya Methylbromide ile ilaçlanmalıdır. Sulama küçük dozlarda yapılmalıdır. Drenaj, münavebe hastalığın yayılmaması için önemli işlemlerdir. Hastalığa yakalanmış bitkilerde boğaz doldurma işleminin yüksekçe yapılması adventif kök (yeni yardımcı saçak kökler) oluşumunu arttıracağından yararlı olmaktadır.

6.1.1.11. Alternaria solani (Erken Yanıklık)

 önce yaşlı yapraklar görülür, sonra üst yapraklara da yayılır. Yapraklarda yaklaşık l cm. çapında gri-kahverengi, konsantrik (ortak merkezli) halkalar şeklinde yada damarlar tarafından sınırlanmış nekrozlar yapar. Kısmen yaprak dökümü olur. Gövde üzerinde merkezi yuvarlak veya uzunca siyah noktalar oluşur. Meyvenin sap ucu bölgesinde büyük, koyu ve derimsi lekeler oluşur. Böyle meyveler dökülür.

 Fide devresinde ise, toprak yüzeyindeki boğazlarını kısmen sarar.

Koruma: Hastalık tohum, herek ve askı ipleri ile taşındığından bunların ilaçlanmasına önem verilmelidir. Sistemim fungusidler ile Maneb, Zineb, Captanli ilaçlarla mücadele yapılabilir.

6.1.1.12. Septoria lycopersici (Septoria Yaprak Lekesi)

 Domatesin yaprağında zarar yapar. Yaprakta çok sayıda yuvarlak 13 mm. çapında kahverengi lekeler şeklinde görülür. Bu lekeler sarı renkle çevrelenmiştir. Yaprak tümüyle sararır ve kurur. Bitki şiddetli yaprak dökümüne uğradığından, hasattan önce ölür.

 Koruma: Bakır, Zineb ve Manebli ilaçlarla yapılan haftalık koruyucu ilaçlamalar mücadele için yeterlidir.

6.1.1.13. Xanthomonas vesicatoria (Bakteriyel Leke Hastalığı)

 Seralarda düşük sıcaklık, yüksek nem koşullarında domateste yaprak, çiçek salkımı, sap ve meyvelerde zarar yapan tehlikeli bakteriyel bir hastalıktır. Yaprak üzerinde başlangıçta 3 mm. çapında küçük, koyu. yağlı görünümdeki lekeler daha sonra siyahlaşır. Lekelerin çoğalmasıyla yapraklar sararır ve düşer.

 Hastalığın en tehlikeli bulaşması çiçek salkımlarında oluşur. Hormon uygulamasında çiçek salkımlarının uzun süre ıslak kalması bakterinin bulaşmasını kolaylaştırmaktadır.

 Yeşil meyvelerde de hastalık, kabarık, sulu lekeler şeklinde görülebilir. Sonraları hafifçe batık olarak kahverengileşir. Lekelerin üzeri pütürlüdür.

 Bakteri tohumla ve topraktaki hastalıklı bitki artıkları ile taşınır.

 Koruma: Tohum ilaçlanmalı, hastalıklı bitkiler uzaklaştırılıp yakılmalıdır. Hormon uygulaması, koltuk, yaprak alma işlemlerinden sonra sera iyi bir şekilde havalandırılmalıdır.

 İlaçlı mücadelede Streptomisin ve göztaşı karışımı iyi sonuç vermektedir. 20 litre suya 2 gr. Streptomisin ve 60 gr. bakır sülfat karışımı haftada bir kez pülverize edilmelidir.

6.1.1.14. Leveillula taurica (Külleme)

 Küllemeye özellikle sonbahar yetiştiriciliğinde çokça kullanır. Etmen domateste % 50-75 oransal nem ve 26° C sıcaklık koşullarında fazla zarar yapabilir. Hastalık önce alt yapraklarda san lekelerle faşlar. Bu san lekelere rastlayan yaprak alt yüzeyinde pudra serpilmiş gibi beyazlık oluşur, yaprak uçları hafif kıvrılır. Bu belirtiler yaprağa yaşlanmış görüntüsü verir. Sonraları tümüyle sararır ve kurur. Şiddetli durumlarda fazlaca yaprak dökülmesi görülür.

 Koruma: Dinocap (Karathane), Pyrazophes (Afugan), Morestan, Enovit süper ve kükürtlü preparatlarla 810 gün ara ile ilaçlama yapılmalıdır. Plastik seralar için dekara 12 kg. toz kükürt de önerilmektedir.

6.1.1.15. Phytophthora parazitica (Meyve Çürüklüğü)

Düz kenarlı, gri yeşil, sıralanmış lekeler genellikle domates meyvesinin yarısını kaplar. Toprağa değen meyvelerin birçoğunda görülebilir. Lekeler genellikle geniş, koyu kahverengi ortak merkezli (konsentrik) çizgiler halindedir.

 Mücadele mildiyöde olduğu gibidir. Colletotrichum phomoides (Antraknoz):

 Daha ziyade olgunlaşan meyveler üzerinde basık, yuvarlak, sulu lekelerle kendini gösterir. Lekeler çevresini saran dokulardan daha koyudur. Yaşlı lekeler 1012 mm. çapında ve ortak merkezli (konsentrik) kenarlıdır. Leke merkezi bazen koyu ve deri gibidir.

 Yaprakların toprağa yakın kısımlarında da görülebilir. Yapraklarda küçük, hafif çökük şeffaf lekeler genişleyerek koyu kahverengi olur. Lekelerin kenarları sarılaşır.

 Koruma: Zineb, Maneb, Captanlı ilaçlar önerilir.

6.1.1.16. Pseudomanas tomato (Bakteriyel Meyve Lekesi Hastalığı)

 Yeşil meyveler üzerinde siyah, belirgin sınırlı, l mm. çapında lekeler oluşur. Olgun meyvelerde ise bu lekeler yeşil renkle çevrelenmiştir.

 Koruma: Bakteriyel leke hastalığında olduğu gibidir.

6.1.1.17. Çökerten (Fide Kök Çürüklüğü ve Kök Boğazı Yanıklığı)

 Hastalık, çökerten, fide baygınlığı, erime ayna ve çökme gibi yöresel isimlerle adlandırılır.

 Çökerten hastalığına özellikle Pythium türleri neden olmakla birlikte, toprak fungusları adı verilen Rhizoctonia, Alternaria, Sclerotinia ve Fusarium türlerinin birlikte etkisi de neden olabilmektedir. Bu etmenler diğer sebze türlerinin fidelerinde de çökerten hastalığı yapabilir.

 Pythium türlerinin hastalık yapabilmeleri için en uygun toprak sıcaklığı 14-18°C dır. Belirtileri, fidelikte yer yer sararmaların veya pörsümelerin görülmesiyle başlar. Kısa zamanda böyle fideler toprak yüzeyine devrilir. Sonra kuruma ve yer yer boşalmış alanlar meydana gelir. Devrilen fidelerin kökleri kahverengileşmiş olup, kök boğazı incelmiş ve çürümüştür.

 Dezenfekte edilmemiş fide harcı kullanılması, sık dikim, havalandırma yetersizliği nedeniyle yüksek nem, fazla gölgeleme ve sulamalar çökerten hastalığını teşvik etmektedir.

 Koruma:
  • Dezenfekte edilmiş fide harcı kullanılması. Fide harcı daha önceden dezenfekte edilmemiş ise, l m2 ekim alanına 40 gr. Çaptan bileşimli ilaç serperek 1015 cm. derinliğe kadar karıştırılması

 Yada l m2 ekim alanına 4050 gr. Brassicol.
  • l litre suda 1213 gr. göztaşı (2 tatlı kaşığı) eriterek tülbent içine konan tohumların l saat kadar bandırılması, daha sonra kurutularak ekimin yapılması, l litre suya 5 gr. Captanlı veya 2 gr. Thiramlı ilaç karıştırılarak aynı şekilde tohum ilaçlaması yapılabilir. Veya bu ilaçlarla kavanoz içinde tonlama.
  • Çökerten görülmeden veya görüldükten sonra Çaptan, Manep veya Zinebli ilaçların % 0,2'lik dozu ile (100 litre suya 200 gr.) pülverizasyon. Şiddetli enfeksiyonlarda ise bakirli preparatların kullanılması.
  • Fideler plastik torbalara şaşırtıldıktan sonra Rhizoctonia gibi kök boğazı, Alternaria gibi yaprak yanıklıklarına karşı yukarıda belirtilen ilaçlarla koruyucu ilaçlama yapılması.
6.1.1.18. Domates Mozaik Virüsü

 Bu virüse yakalanmış domates bitkileri gelişmede durgunluk gösterir. Yapraklar açık yeşil veya sarı renklenir, kısalır. Çiçek dökümüne rastlanır. Polen çimlenmesi kesintiye uğrar. Hastalığın etmeni Lycopersicum Virüs 1. dir. İlk enfeksiyonlar tohumdandır. Hastalık etmeni çoğunlukla inaktiftir. Bulutlu hava, çok yüksek veya düşük sıcaklıklar hastalığı teşvik eder. Bazen gövdede uzunca enli kahverengi çizgiler, meyvede çökük, kahverengi lekeler görülebilir.

6.1.1.19. Domateste Hıyar Mozaik Virüsü

 Hastalık etmeni Cucumis Virüs l, bazende Lycopersicum 1. dir. Bitkide bodurlaşma ve çalılaşmaya neden olur. Yaprakların şekli bozulur, incelir ve hafif yeşil beneklenir. Az miktarda meyve bağlar.

6.1.1.20. Domateste Çift Virüslü Çizgi Hastalığı

 Lycopersicum Virüs l ile Solanum Virüs l (Patates virüsü) in ortak etkileri neden olur. Buna Nicotinia Virüs (Tütün mozaik virüsü) da katılabilir. Bitkilerde gelişme durgunluğu, gövde, yaprak sapı ve hatta çiçeklerde kahverengi çökük çizgiler görülür. Yapraklar üzerinde siyah kahverengi lekeler, meyveler üzerinde kahverengi şekilsiz yağ lekeleri oluşur.

6.1.1.21. Domates Tepe Kıvırcıklığı Virüsü

 Bitki sararır, bodurlaşır, gövdeden anormal sürgünler çıkar, yaprak kenarları yukarıya kıvrılır, damarlar erguvanı renk alır, yapraklar sert ve derimsi görünüştedir. Meyve çok az, yada hiç oluşmaz.

 Virüs Hastalıkları İçin Koruma:

 İyi hazırlanmamış toprak, ıslak toprak, aşın azot gübrelemesi, kök gelişmesinin olmadığı düşük toprak sıcaklıkları hafif virüs enfeksiyonlarının şiddetini arttırmaktadır.

 Potas noksanlığı da virüs konsantrasyonunu yükseltmektedir. Bunun için, virüs hastalıklarından bitkileri korumada kuvvetli potas gübrelemesi önerilmektedir.

 Domates bitkisi 5-6'cı çiçek salkımı durumuna geldiğinde, artık vejetatif gelişme yavaşlamıştır. Bu durumda bitki virüs enfeksiyonları için çok uygundur, özellikle bu aşamada bulaşmalara engel olmak için gereken çaba gösterilmelidir.

 Taze tohum kullanılmasında virüs enfeksiyonları fazla görüldüğünden en azından 2 yıllık tohum kullanma da bir önlem olabilir.

Budamalardan önce % 45'lik yağsız sütlü pülverizasyonlarda bitki üzerinde ince süt filmi oluştuğundan bulaşmalar önlenmektedir.

 Virüslü bitkilerin hemen seradan uzaklaştırılarak yakılması bulaşmaları önleyecek başlıca önlemlerden biridir. Hastalıklı bitkiler, bitki artıkları ile hazırlanan kompasta asla karıştırılmamalıdır.

Dikimde fide seçimini iyi yapmak, yaprak bitleri ve tripslerle mücadele etmek, sigara içenlerin ellerini sabunlu su ile yıkadıktan sonra serada çalıştırılması ve sera ikliminin iyi ayarlanması, virüs hastalıklarına karşı diğer önemli önlemlerdir.

 Kimyasal preparatlarla sera toprağının dezenfeksiyonu virüs hastalıkları için geçerli değildir. Ancak buharlı toprak sterilizasyonu ile virüslar yok edilebilmek-tedir.

6.1.2. Domateste Paraziter Olmayan Hastalıklar

 Domateste paraziter olmayan, fizyolojik hastalık denilen bazı hastalıklar da görülmektedir. Bu fizyolojik hastalıklara, sera ikliminin iyi ayarlanamaması, beslenme yetersizliği ve dengesizliği ile hormon uygulamasındaki hatalar neden olmaktadır. Besin noksanlıklarının ve hormon uygulamasının neden olduğu fizyolojik hastalıkların bir bölümü ilgili bölümlerde gösterilmiştir.

 Uygun olmayan iklim koşullarının ve diğer bazı etmenlerin neden olduğu önemli fizyolojik hastalıklar ise şunlardır:

 Yaprak kıvrılması, meyve kofluğu, çiçek burnu çürüklüğü, güneş yanıklığı, meyve çatlamaları, mühürlülük, yeşil yakalılık, san yakalılık, susuzluk lekesi, katlı domates, küçük meyvelilik, kabuk oluşumu.

6.1.2.1. Yaprak Kıvrılması

 Yaprak kenarları yukarıya kıvrılır, yaprağın altı görülür, yaprak dokusu gevrekleşir. Daha çok alt yapraklarda rastlanır. Bazen yukarı yapraklara da yayılabilir. Şiddetli budamalar sonucu yapraklarda özümleme maddelerinin birikmesi, aşırı potas gübrelemesi ve Bor noksanlığı neden olmaktadır. Şiddetli güneşlenme de kıvrılmayı teşvik etmektedir. Çeşitlerin kıvrılmaya tepkileri farklı olup, verim düşüklüğüne neden olmaz.

6.1.2.2. Meyve Kofluğu

 Fide yetiştirme devresinde fazla azot kullanılan bitkilerin meyvelerinde çok görülür. Alınabilir fosforun azlığı da bunda etkendir. Bu koşullarda yetişmiş bitkilerin çiçek tozlan yüksek oransal nemde serbest hale gedemez veya çok az geçer. Normal bir döllenme olmaz. Meyveler hafif basık ve çoğunlukla kalp veya erik şeklinde deforme olmuştur. Normal döllenmeme sonucu meyvelerde tohum yoktur veya çok azdır. Plasenta iyi gelişmediğinden meyve suyunu oluşturamaz. Bulutlu, kapalı havalarda çok düşük toprak sıcaklıktan ile çok yüksek hava sıcaklıklarında kof meyve oluşumu fazla olmaktadır.

 Hormonların yanlış kullanılmaları da kof meyve oluşumuna neden olmaktadır.

6.1.2.3. Çiçek Burnu (Ucu) Çürüklüğü

 Meyvenin uç tarafından beyaz renkten kahverengi siyaha dek değişen derimsi görünüşte yuvarlak, basık lekeler oluşur. Bazen meyvenin yansını kaplayabilir. Hastalığın nedeni; artan sıcaklık, azalan kireç alımı, humus noksanlığı, toprak tuzlanması ve önceleri su alımı iyi olan bitkilerde sonraları su alımının yetersizleşmesi olabilir. Hafif bünyeli, suyu kolay sızdıran topraklar ile ani taban suyu değişimi olan topraklarda zarar özellikle fazla görülür.

 İlk belirtiler görüldüğünde % 0,4'lük Kalsiyum klorid pülverizasyonundan iyi sonuç alınmaktadır. Sera toprağının dikimden önce iyi bir şekilde yıkanması ve organik madde takviye edilmesi çiçek burnu çürüklüğüne karşı etkin bir önlemdir.

6.1.2.4. Yeşil Yakalılık

 Yeşil yakalılık çeşit özelliğidir. Fakat iklim ve beslenme koşullarının uygun olmadığı durumlarda, koyu yeşil meyveli çeşitlerde kendini fazlaca gösterir. Potas ve fosfor noksanlığı varsa, azot ile fazla gübreleme yapılmışsa ve serada ışıklanma da çok fazla ise, yeşil yakalılık daha çok üst döllerde ortaya çıkar. Meyve sapı etrafında klorofil yoğunluğu yüksek sert dokulu bölgeler oluşur. Yeşil yakalılığa eğilimi olan koyu yeşil meyveli domates çeşitlerinde tepe alınmaması veya tepe alınırken üstte fazlaca yaprak bırakılması önerilmektedir.

6.1.2.5. Sarı Yakalılık

 Meyve sapı etrafında san renkli, sert dokulu bölgeler oluşur. Açık yeşil meyveli domates çeşitlerinde görülür. Yüksek nem, potas noksanlığının yanı sıra tek yönlü besleme, çok yüksek tuz konsantrasyonu, fazla kuraklık, şiddetli güneşlenme ve Molibden noksanlığı neden olmaktadır. Tepe alma işleminde, üstte fazlaca yaprak bırakılmalıdır.

6.1.2.6. Meyve Çatlamaları

 Meyve olgunluğu devresinde toprağı uzun süre kuru bırakıp, arkasından kuvvetli sulama yapılırsa meyve kabuğunun gerilmesi sonucu dikine veya dairesel çatlaklıklar görülür, ölçülü ve sistemli sulamalar ve malalama yoluyla toprakta sürekli homojen toprak nemi sağlanabilir. Uzun susuzluk devresinden sonra ilk su çok özenle ve az verilmelidir. Böyle zamanlarda kesinlikle azotlu gübreleme yapılmamalıdır. Seraların kötü havalandırılmasından kaynaklanan kuvvetli su kaybı da meyve çatlamalarına neden olmaktadır. Çok yüksek gece ve gündüz sıcaklıklarından da kaçınılmalıdır.

6.1.2.7. Güneş Yanıklığı

 Su noksanlığı, çok erken yaprak seyreltilmesi, gölgelemenin iyi olmaması, olgun meyveler üzerinde güneş yanıklığına uygun koşulları hazırlar. Şiddetli durumlarda yeşil meyveler de zarar görür. Özellikle kenar sıralardaki kızarmaya yüz tutmuş meyveler günün sıcak saatlerinde yanma tehlikesi geçirirler. Meyve kabuğu ve bunun altındaki meyve eti ölmektedir. Daha sonra beyaz, sarı-beyaz yanık yerlerde siyah renkli mantarlar gelişmektedir. Tepe alma işleminde, son çiçek salkımı üzerinde 12 yaprak bırakılmasına özen gösterilmelidir. Toprak neminin düzenli bir biçimde dağılımı için geniş sıra aralarına sap saman veya diğer bitki artıkları serilmesi yararlı olmaktadır.

6.1.2.8. Küçük Meyve Oluşumu

 Alt meyve salkımlarında üzüm büyüklüğünde meyveler oluşur. Bunlar verimi önemli ölçüde düşürürler. İlk gelişme devrelerinde az ışıklanma, yüksek sıcaklıklar, çiçeklenme devresinde 11°Canin altındaki sıcaklıklar, çok sık dikimler ve geniş yapraklı ara kültürleri küçük meyveliliği teşvik eder. Üst döllerde de küçük meyveler saptanırsa, nedenini yüksek sıcaklıklarda ve fide yetiştirme devresindeki fosfor noksanlığında aramak gerekir. Kuvvetli sıcaklık sapmaları da küçük meyve oluşumuna uygun ortam hazırlamaktadır. Düşük sıcaklıklarda düşük hormon dozu, yüksek sıcaklıklarda yüksek hormon dozu kullanılması etkin bir önlemdir.

6.1.3. Domates Zararlıları
6.1.3.1. Kök Ur Nematodu (Meloidogyne spp.)

 Etmen gözle fark edilmeyen l mm. boyunda ince kurtçuklardır. Köklerde yaşayan nematodlar irili ufaklı urlar oluştururlar. Kökler zarar gördüğü için bitkiler yeterli besin maddesi ve su alamazlar. Bu nedenle bitkilerde gelişme yavaşlar, bodurlaşma ve sararmalar görülür. Sıcaklığın yüksek olduğu saatlerde solgunluk belirtileri başlar.

 Her ur yaklaşık 400 yumurta kapsadığından hastalıklı bitkiler uzaklaştırılıp yakılmalıdır. Yüksek toprak sıcaklıklarında hızlı geliştiklerinden özellikle ilkbahar yetiştiriciliğinde fazla zarar verici olurlar. Dayanıklı çeşitler önerilir. Aksi halde Nematosit etkili ilaçlarla toprak dezenfeksiyonu yapılmalıdır (Telone, Trapex, Vapam, Corpam, DD, Nemagon, Metil Bromid ve Basamid gibi).

 Buharlı toprak sterilizasyonunda nematodlar 1020 dakikada 55°C de ölürler, bunun altındaki sıcaklıklarda ise daha uzun sürede ölürler. Serada ürün sona erdiğinde, seranın havalandırma pencereleri kapatılır, derin sürüm ve göllendirme sulamadan sonra toprak üzeri polietilenle uzun süre kapalı tutulursa, toprak sıcaklığının yükseltilmesi sonucu nematod yoğunluğu azaltılabilir.

6.1.3.2. Toprakaltı Zararlıları

 Serada domates yetiştiriciliğinde görülen önemli toprakaltı zararlıları danaburnu (Gryllotalpa) ve bozkurt (Agrotis) lardır.

 Danaburnu fidelikte ve dikim yerlerinde zarar yapar. Toprak içinde galeri açarak rastladıkları kökleri ve kök boğazlarını kemirirler.

 Bozkurtlar fide devresinde ve dikimden sonra kök boğazını kemirerek bitkilerin devrilmesine neden olurlar. İleriki devrelerde ise, geceleri toprak yüzeyine yakın büyük yapraklan, dallan ve bitki gövdesini yiyerek zarar yaparlar.

Her iki zararlı ile mücadele zehirli yemlerle yapılır. Dekara 56 kg. zehirli yem kullanılır. Zehirli yem hazırlamada 10 kg. buğday kepeğine 500 gr. şeker, Dursan % 25 WP 300 gr., Thiodan % 35 WP 100 gr. veya Dipterex % 80 SP 250 gr. karıştırılır. Bu karışımdan sonra su ilave edilerek sünger kıvamına getirilir. Hazır yem akşam üzeri bitki diplerine serpilir. Aynı preparatlar su ile karıştırılarak bitki ocaklarına da verilebilir (100 litre suya 2025 gr. ilaç).

6.1.3.3. Yaprak Bitleri (Aphis spp.)

 Toplu halde, en çok yaprak altlarında, taze sürgünlerde görülür. Yaprak öz suyunu emerek zarar yaparlar. Yapraklarda kıvrılma ve sararmalara neden olurlar. Primor, Thiodan, Malathion, Tedion, Metasistox, Decis vb. ilaçlarla mücadele edilebilir. Hasat devresinde, DDVP gibi kısa etki devreli ilaçlar kullanılmalıdır.

6.1.3.4. Beyaz Sinek (Bemisia tabaci)

 Yüksek sıcaklık koşullarında çok hızlı ve fazlaca üreyen beyaz sinekler yaprakların alt yüzeyinde öz su emerek zarar yaparlar. Gelişmeyi yavaşlatır ve verim düşmesine neden olurlar. Mücadelede yaprak bitleri için önerilen ilaçlar, Actellic ve Tamaron kullanılabilir. Sera çevresindeki yabancı otlar da ilaçlanmalıdır.

6.1.3.5. Kırmızı Örümcek (Tetranychus spp.)

 Sıcak ve düşük nem koşullarında sahip seralarda görülebilir. Yaprakların alt yüzeyinde bitki öz suyunu emerek zarar yaparlar. Şiddetli zarar görmüş yapraklar sararır ve kurur. Sera sıcaklığının düşürülmesi ve nemin arttırılması ile zararlının çoğalması önlenebilir. İlaçlı mücadelede, Mite, Plictran, Tedion, Basudin, Moreston, Morocid ve Kükürt kullanılabilir. Hasat döneminde etki süresi kısa olan ilaçlar (DDVP) kullanılmalıdır.

6.1.3.6. Yeşil Kurt (Heliothis armigera)

 Özellikle sonbahar yetiştiriciliğinde meyvelerde zarar yaparlar. Hektavin, Decis, imperator ve Thiodan ile mücadele yapılabilir.

6.2. Seralarda Görülen Önemli Hıyar Hastalıkları, Zararlıları ve Mücadelesi
6.2.1. Hıyar Hastalıkları
6.2.1.1. Fusarium Solgunluğu ve Kök Çürüklüğü

 Serada hıyar yetiştiriciliğinde en yaygın ve tehlikeli hastalıklardan biridir. Hastalık etmeni Fusarium oxysporum, kök boğazının kahverengileşmesine, çatlamasına ve köklerin çürümesine neden olur. Hastalık etmeni Fusarium solani ise kök boğazı dokusunda kuru çürüklük yapar.

 Hastalığa yakalanmış bitkiler solar, yapraklar şemsiye gibi kıvrılır, sonunda yeterli beslenememe nedeniyle yapraklar sararır ve bitki ölür. Hastalık etmeni çapa yaralarından ve yoğun gübrelemenin neden olduğu kökteki yanık dokulardan kolayca girebilir.

 Korunma:
  • Yoğun gübrelemeden kaçınmalı ve taze çiftlik gübresi kullanılmamalıdır.
  • Derin çapa yapılmamalıdır.
  • Nematoda karşı sera toprağı dezenfekte edilmelidir.
  • Solgunluk belirtileri görülür görülmez boğaz doldurularak yardımcı kök oluşumu teşvik edilmelidir.
  • Dikimden sonra Benlate veya Derosal ile hazırlanmış ilaçlı sudan (100 litre suya 50 gr. ilaç) her bitkiye birer litre dökülmeli, 20 gün sonra tekrarlanmalıdır.
  • Ekimden önce tohumlar cıvalı preparatlarla ılaçlanmalıdır.
  • Domates ile münavebe yapılmalıdır. Fusarium'a dayanıklı sera hıyar çeşitleri henüz geliştirilememiştir.
6.2.1.2. Külleme (Erysiphe cichoriaceaum)

 Hıyar yetiştiriciliğinde en yaygın hastalıklardan biridir. Genellikle vejetasyon sonlarında ortaya çıkar. Sıcak ve kuru hava hastalığı teşvik eder. Belirti, yapraklar üzerine un serpilmiş görüntüsündedir. Kuvvetli yakalanmış yapraklar zamanından önce kurur.

 Koruma:

 ilk önlem olarak sera sıcaklık ve oransal neminin gereken düzeyde tutulması, ilaçlı mücadelede, Karat hane, Afgan, Moreston, toz veya suda eriyebilen kükürtlü preparatlar önerilir. Kükürtlü preparatlar güneşli havalarda yaprak yanıklıkları yapabilir.

6.2.1.3. Hıyar Mildiyösü veya Yalancı Mildiyö (Pseudoperariospora cubensis)

 Hastalığın ilk belirtileri, yaprağın üst yüzeyinde yaprak damarları ile sınırlanmış köşeli san lekelerin oluşmasıdır. Daha sonra bu son lekeler altında gri, morumsu küf kitleleri oluşur. Hastalığın seyri alt yapraklardan üst yapraklara doğrudur. San lekeleri kahverengi kurumalar izler. Çok nemli koşullarda lekeler tüm yapraklan sarar ve meyve vermeden bitkiyi sarabilir.

 Hastalığın bulaşması ve yayılması, 1622°C sıcaklık ve yüksek oransal nemde çok hızlı olmaktadır.

 Koruma:
  • Hastalığın bulaşması ıslak yapraklarda olduğu için seranın çok iyi havalandırarak yapraklarda su damlaları oluşmasına engel olunmalıdır.
  • Yaşlı alt yapraklar kesilerek sıra aralarına iyi havalanmasına yardımcı olunmalıdır.
  • ilaçlı mücadelede bakirli (Cupravit, K.Bakir, H.Bakır, Bakır Sandoz) ve Manebli, Mancozebli (DithaneM22, Dithane M45, Poliram M) ilaçlar önerilir. Hastalık yaprak altlarından bulaştığından, özellikle yaprak altlarının ilaçlanmasına özen gösterilmelidir.

6.2.1.4. Bakteriyel Yaprak Lekesi (Pseudomonas lacrimans)

 Yapraklar üzerinde köşeli, başlangıçta sulu görünüşlü, sonradan gri kahverengi olarak kuruyan veya çürüyen lekeler oluşturur. Genellikle alt yapraklarda görülür, meyvelerin de hastalanması olasıdır. Nemli havalarda bu lekeler üzerinde bakterileri içeren sümüksü damlacıklar görülür. Bunlar kuruduğunda gümüşi deri görünümü alır.

 Hastalanan meyvelerde bakteri tohuma girebilir.

Koruma:
  • Topraktaki hastalıklı bitki kalıntılarında bakteri saprofit olarak uzun zaman yaşayabilir. Bunun için bitki artıkları toplanıp yakılmalıdır.
  • Hastalık tohumla da taşındığı için, tohumlar 5 dakika süreyle % 0,1'lik Sublimat içine bandırılmalı, kurutularak ekilmelidir.
  • Serada sıcaklık ve nem kontrolü iyi yapılmalıdır.
  • Hastalık görüldükten sonra herhangi bir ilaçlama programı mücadeleye yanıt vermemektedir. Ancak koruyucu olarak Manej, Metiram ve Bakırlı ilaçların kullanılması yararlı olabilir.

6.2.1.5. Antraknoz, Yaprak Yanıklığı (Colletotrichum lagenariurn)

 Hıyar yaprağında çevreleri sarı hale ile çevrili küçük, kahverengi yuvarlak lekelerle belirir. Bu lekeler çok çabuk birbirleri ile birleşir. Hastalık gövde ve meyvelere de bulaşabilir. Meyvelerde soluk, gri-yeşil lekeler oluşur. Bunları yumuşak çürüklük izler. Hastalık tohum ve topraktan bulaşmakta, sulama suyu ile yayılmaktadır.

 Koruma:
  • Civa klorid ile tohum ilaçlanmalıdır.
  • Bitkiler üzerinde su damlası oluşmasına izin verilmemelidir.
  • Sistemik fungusidler, Mancozeb, Maneb, Çaptan ve Zinebli preparatlar kullanılabilir.
6.2.1.6. Yaprak Yanıklığı (Corynespora melonis)

 Hastalık etmeni hıyar yaprak ve meyvelerinde, 2530°C sıcaklık koşullarında ve sıcaklık sapmalarının fazla olduğu durumlarda etkisini arttırır. Hastalığın bulaşması yapraktaki su damlalarından olur. Yaprak yüzeyinde çok sayıda gri-yeşil lekeler görülür. Bunlar büyük damarlar tarafından sınırlanır. Lekelerin iç kurumalarını çatlamalar izler. Büyüyen lekeler birleştiğinde yaprak tümüyle sarı renk alır. Kuruyan lekelerin çatlamasıyla yaprakta büyük delikler açılır. Şiddetli yaprak kaybı meyve oluşumunu önler. Mevcut meyvelerin ucu kütleşir ve kıvrılır.

 Koruma:

 Diğer yaprak yanıklığı hastalıklarında olduğu gibidir.

6.2.1.7. Kurşuni Küf (Botrytis cinerea)

 Hıyar yetiştiriciliğinde uygun olmayan iklim koşullarında daha çok meyvelerde zarar yapar.

 Serada nemin uzun süre yüksek tutulması, ışık şiddetinin az olduğu devrelerde düşük sera sıcaklığı hastalığı teşvik etmekte ve yayılmaları arttırmaktadır. Meyve uçlarında gri mantar tabakası oluşmakta ve bunu çürümeler izlemektedir.

 Koruma:
  • Budama anında hastalıklı tüm meyveler uzaklaştırılarak yakılmalıdır.
  • Oransal nemi düşürmek için sera iyi havalandırılmalı ve sıcaklık yükseltilmelidir.
  • Bulutlu havalarda bitkiler ıslak tutulmamalıdır.
  • Budamalarla bitki aralarının iyi havalanması sağlanmalıdır.
  • Budamadan sonra Thiram, Euparen ve Captanlı ilaçlarla pülverizasyon yapılmalıdır.
6.2.1.8. Beyaz Çürüklük veya Sap Çürüklüğü (Sclerotinia sclerotiorum)

 Hıyar bitkisinde özellikle gövde ve meyvelerde zararlanmaya neden olur. Bulaşma yerlerinde pamuk görünüşlü küf oluşur, altlarında çürüme başlar. Domates'de olduğu gibi bu çürükler içinde etmenin yayılma organı Scleroti'ler bulunur. Bitkiler çürümenin olduğu nokta üzerinden solgunluk gösterir.

 Özellikle toprak üstündeki hava tabakasındaki yüksek nem hava hareketi eksikliği, çok düşük sıcaklıklar, sık yaprak ve ışık azlığı hastalığı teşvik etmektedir.

 Koruma:

 Toprağa dökülen hastalık etmeninin yayılma organı sclerotileri kimyasal yolla öldürmek olanaksızdır.
  • Sera toprağının boş olduğu yaz aylarında, derin sürüm sonrası 11,5 ay süreyle ardarda göllendirme sulamalar sayesinde Sclerotiler çürütülerek öldürülebilmekte yada 12 göllendirme sulamadan sonra, havalandırma pencereleri kapatılarak toprağın polietilen ile örtülmesi iyi sonuçlar vermektedir. Polietilen altında yükselen sıcaklık hastalık etmenini öldürmektedir (Sclerotiler 60°C ölmektedirler). Daha derinlerdeki Sclerotiler ise yüksek nem nedeniyle çürüyerek ölmektedir.
  • Hastalıklı bitkiler olduğu gibi veya bulaşma yerlerinin altından kesilerek yakılmalıdır. Sclerotilerin toprağa dökülmelerine izin verilmemelidir.
  • Dikimden sonra bulaşmaları önlemek için koruyucu olarak Maneb, Çaptan ve Bakırlı ilaçlar pülverize edilmelidir. Nemli günlerde l kısım Zineb ve 3 kısım toz kükürt karışımlı yapılan toz ilaçlarca ile iyi sonuçlar alınabilmektedir.
  • Bulaşma noktalarının biraz altından kesildikten sonra, kesim yerlerine yukarıda önerilen ilaçların bulamaçları sürülmelidir.
  • Gövde çürüklükleri ilerlemeden bulaşma yerlerine göztaşı kireç karışımı sürülmesi yararlı olmaktadır.
6.2.1.9. Hıyar Uyuzu (Cladosporium cucumerinum)

 Daha çok meyvelerde zarar yapan bir hastalıktır. Meyvelerde oluşan derin lekeler, siyah-yeşil mantar sporunun çimi ile örtülür. Bu lekeler içinden damlacık halinde yapışkan bir sıvı çıkar. Erken yakalanan meyvelerin ucu incelir ve kıvrılır.

 Hastalık etmeni yapraklarda kahverengi lekelere ve kurumalara neden olur. Hıyarlardaki çeşitli yaprak yanıklıklarının aksine, uyuz hastalığı düşük sıcaklık koşullarında ortaya çıkmaktadır. 17°C dolayındaki sıcaklıklarda enfeksiyon fazla olmaktadır. Bu sıcaklık koşullarında, yüksek nem de bitkileri hastalığa uygun bir duruma getirir. Bu nedenle yere yakın meyvelerde uyuz hastalığı fazlaca görülmektedir.

 Koruma:

 Islak toprak koşullarından, yüksek oransal nemden, sık dikimlerden kaçınmalıdır. Budama yoğun biçimde yapılmalıdır. Sera sıcaklığının yükseltilmesi ve nemin düşürülmesi de önemli önlemlerdendir. Doğrudan ilaçlı mücadelesi zordur. Yabancı ülkelerde Bulbosan ile 810 günde bir kez toz ilaçlamadan iyi sonuçlar alınmaktadır. Koruyucu olarak Zinebli ilaçlar önerilir.

6.2.1.10. Hıyar Mozaik Virüsü (Cucumis Virüs 1)

 Sera hıyar yetiştiriciliğinde yaprak bitleri, temas ve tohumla bulaşan çok yaygın bir virüs hastalığıdır. Hastalıklı bitkilerin yapraklan açık-koyu yeşil mozaik görüntüsündedir. Ayanca yapraklarda kıvrılmalar da olur. Genç yapraklarda bu belirtiler yaşlı yapraklardan daha belirgindir. Bitkilerde çalılaşma ve sürgünlerde kısalmalar da dikkati çekmektedir.

 Hastalıklı meyveler beyaza yakın açık yeşil renklidir. Bu açık yeşil renk üzerinde koyu yeşil dokulu adacık şeklinde siğil ve kabarcıklar oluşur. Şiddetli durumlarda meyveler küçülür ve kütleşir.

 Koruma:
  • Bekletilmiş tohum kullanılmalıdır.
  • Dikim anında virüs şüpheli fideler ayrılmalıdır.
  • Hasta bitkiler ayrı bir bıçakla budanmalıdır.
  • Yaprak bitleri ve diğer emici zararlılara karşı yoğun ilaçlama yapılmalıdır.
  • Bulaşık bitkiler uzaklaştırılıp yakılmalıdır.
6.2.2. Paraziter Olmayan Hıyar Hastalıkları

 Hıyar bitkisi yetiştiricilikteki yanlışlıklara karşı reaksiyonunu çok çabuk göstermekte ve bu yanlışlıkların düzeltilmesi çoğu kez olanaksız olmaktadır. Bu kültür yanlışlıkları iklim koşullarının, su düzeninin iyi ayar edilememesi, besleme noksanlıkları, toprağın iyi hazırlanmaması ve uygun budama yapılmaması şeklinde sıralanabilir.

6.2.2.1. Meyvelerin Sararması ve ölmesi

 Meyvelerin henüz küçükken sararıp ölmesi şu yetiştiricilik yanlışlıklarından kaynaklanmaktadır: Toprağın iyi olmayan hava geçirgenliği, ıslak ve soğuk olması, çok yüksek hava nemi, gelişmenin çok kuvvetli olması, besin maddesi ve su noksanlığı, fazla meyve bırakılması, ana gövde üzerinde bırakılan ilk meyvelerin fazlaca büyütülmesi.

6.2.2.2. Meyvelerde Şekil Bozuklukları

 Çok kuru hava, çok yüksek sıcaklıklar, şiddetli sıcaklık sapmaları ile besleme noksanlıkları ince, kıvrık uçlu meyve oluşumuna neden olurlar.

 Partenokarp hıyar çeşitlerinde erkek çiçeklerin koparılmaması sonucu yan döllenmiş, ucu şişkin, karınlı meyveler oluşmaktadır.

6.2.2.3. Meyvelerin Acılaşması

 Hıyar meyvelerinde acılaşma çeşit özelliğidir. Son yıllarda acılaşmayan F1 melezler geliştirilmiştir. Acılaşma çeşit özelliği olmakla birlikte, bazı kültür yanlışlıkları acılaşmayı teşvik etmektedir. Bunlar; düşük nem, az sulamalar, toprak soğukluğu, şiddetli sıcaklık sapmaları, bulutlu havalardan sonra şiddetli güneşlenmedir.

6.2.3. Hıyar Yetiştiriciliğinde Önemli Zararlılar

 Kök ur nematodu, danaburnu, bozkurt, yaprak bitleri, Thirips, beyaz sinek ve kırmızı örümcekler hıyar kültürüne zarar vermektedirler. Mücadelesi domateste gösterildiği gibidir.

6.3. Seralarda Görülen Önemli Biber, Patlıcan Hastalıkları, Zararlıları ve Mücadelesi
6.3.1. Külleme (Levcilula melongena, L. taurica)

 Sıcak ve kurak mevsimlerde, 26°C civarındaki sıcaklık, % 5575 oransal nemde fazla zarar yapabilir. Patlıcan yapraklarının alt kısmında un gibi serpilmiş beyaz lekeler şeklinde görülür. Yaprağın üst yüzeyinde kuru kahverengi lekeler oluşur. Bunu sararma ve dökülme izler. Biberlerde özellikle sonbahar yetiştiriciliğinde yaprak altlarında grimsi beyaz lekeler halinde belirir, sonra yaprağı tümüyle kaplar. Bunu kuruma ve dökülme izler.

 Koruma:

 Hastalık yaprağın alt yüzeyinde olduğu için sistemik fungusidlerden Benlate, Enovit süper ve Derosal gibi ilaçlarla pülverizasyondan iyi sonuç alınır. Toz kükürt, Afugan, Karathane, Morestan ve Thiovit'm yaprak altlarına gelecek şeklide püskürtülmesi de yararlı olmaktadır.

6.3.2. Kök Boğazı Yanıklığı (Phytophtbora capsici)

 Son 15 yıldır biberlerde yüksek düzeyde zarar yapan bir hastalıktır. Daha çok hasat başlangıcında ani solgunluk ile belirir ve bitkiyi tümüyle öldürür. Böyle bitkilerin kök boğazlarında yeşilimsi-siyah ve daha sonra kahverengi yanıklıklar görülür. Bitkilerin solma ve ölmeleri grup halinde olmaktadır. Sulama anında suyun fazlaca göllendiği ve durduğu yerlerde yaygınlık kazandığı dikkati çekmektedir.

 Koruma:

 Biberlerdeki kök boğazı yanıklığının ilaçlarla kesin mücadele hemen olanaksızdır. Hastalıktan bitkileri korumakta kültürel önlemler daha etkindir, ilaçlı mücadele ile kültürel önlemler birlikte yürütüldüğünde kuşkusuz daha başarılı sonuçlar alınabilmektedir. Bitki korumadaki genel önlemlerle birlikte kök boğazı yanıklığı için aşağıda belirtilen bazı özel önlemlerin alınması gerekmektedir:
  • Gerek fide devresinde, gerekse seraya dikimden sonra biber bitkilerine suyu bol vermek yerine sık azar verilmelidir. Masuralar kök boğazına yükselecek kadar su ile doldurulmamalıdır. İlk sulamalarda bitkilere bir kaç gün susuzluk çektirilmelidir.
  • Dikimden bir gün önce fideler fungusidlerle hazırlanmış su ile sulanmalıdır. Fideler kesede ise aynı ilaçlı su içine bandırıl malidir (100 it. suya 100150 gr. Dithane M. 45 veya Ortocide).
  • Masuralar yüksek hazırlanmalı, dikim masura sırtlarına açılan ocaklara yapılmalıdır. Masura yanlarına dikimden kaçınılmalıdır.
  • Masura uzunlukları 56 m.'den uzun tutulmamalıdır.
  • Dikim fidenin keseden veya topraktan çıktığı derinlikte yapılmalıdır. Derin dikim hastalığa uygun ortam hazırlar.
  • İlk can suyunun Manejli, Zinebli veya Captanlı fungusidlerle verilmesinde yarar vardır.
  • Elden geldiğince boğaz dolgusu yapılmamalıdır. Yapılacaksa birkaç cm. yükseklikte olmalıdır.
  • Biber çok yüzlek köklü olduğu için derin çapadan kaçınılmalıdır. Aksi halde, yaralanan saçak köklerde hastalıklara giriş kapısı açılır.
6.3.3. Biber Kahverengi Leke Hastalığı (Cladosporium capsici)

 Yaprağın üst yüzeyinde sarı lekeler belirir. Yaprağın alt yüzeyinde bu san lekelere isabet eden kısım ise kahverengi mantar küfü ile örtülür. Böyle yapraklar zamanından önce kurur ve dökülür.
  • Çaptan, Maneb, Zineb ve Bakırlı ilaçlardan biri ile mücadele yapılabilir.

6.3.4. Tütün Mozaik Virüsü (Tabacco mosaic Virüs)

 Biber ve patlıcan yapraklarında sarı-yeşil mozaik lekeleri oluşturur. Biberlerde daha fazla zarar yapar. çalılaşma, kuvvetli dallanma, sürgünlerin kısalması, yaprakların daralması ve asimetrik bir görünüm alması diğer belirtilerdir, ilk meyveler normal oluşmasına karşın üstteki meyveler üzerinde mozaik lekeleri izlenir.

6.3.5. Tütün Halkalı Leke Virüsü (Tabacco ringspot Virüs)

 Biber ve patlıcan yapraklarında yoğun sararma ve lekelenmelere neden olur. Polen gelişmesini engellediğinden meyve verim ve kalitesini düşürür.

 Virüs hastalıklarından koruma domateste olduğu gibidir.

 Biber ve patlıcan yetiştiriciliğinde ortaya çıkan diğer önemli hastalıklar; Fusarium, Verticillium, Botrytis, Sclerotinia ve Alternaria'dir. Bunların biber ve patlıcanda yaptıkları zarar ve belirtiler domatesinkine benzer. Koruma da domateste olduğu gibidir.

 Genel zararlılardan danaburnu, bozkurt, yaprak bitleri, kırmızı örümcekler, beyaz sinek, yeşil kurt, prodenia ve nematodlar biber ve patlıcan yetiştiriciliğinde de zarar yaparlar. Bunlarla mücadele domates ve hıyar yetiştiriciliğinde olduğu gibidir.

KATEGORİDEKİ DİĞER DÖKÜMANLAR

ZEHİRLİ VE ZARARLI OLDUKLARI İÇİN GIDA AMAÇLI KULLANIMLARDA YASAKLANMASI GEREKEN BİTKİLER

ZEHİRLİ VE ZARARLI OLDUKLARI İÇİN GIDA AMAÇLI KULLANIMLARDA YASAKLANMASI GEREKEN BİTKİLER
 

Bitkinin Adı
(Latince)
Bitkinin Adı (Türkçe)
 
Bitkinin Kısmı (Türkçe) Bitkinin Kısmı (Latince) Bilgi
Aconitum sp. Kurtboğan, kaplanboğan Yumru ve tüm bitki Tuber, Herba  
Adonis sp. Keklikgözü otu Topraküstü kısmı Herba  
Amsickia hispida -- Tüm Bitki, Kök Radix, Herba Pirolizidin alkaloitleri taşır.
Anamirta cocculus Balık Otu Meyve Fructus  
Anchusa sp. Sığırdili, arıotu, güriz Tüm Bitki, Kök Radix, Herba Pirolizidin alkaloitleri taşır.
Aristolochia sp. Zeravent Kökü Tüm Bitki ve Kök Herba, Radix Aristolohik asit taşır.
Artemisia cina Horasani Tohum, Çiçek Semen, Flores Semen Contra adıyla satılmaktadır
Artemisia maritima - Çiçek, Topraküstü kısmı Flores, Herba  
Asarum sp. Azaron, Afşarotu Tüm Bitki ve Kök Herba, Root Aristolohik asit taşır.
Asperugo procumbens   Tüm Bitki ve Kök Herba, Radix Aristolohik asit taşır.
Atropa belladonna Güzelavrat Otu Tüm Bitki, Kök Radix, Herba  
Brachyglottis repens   Tüm Bitki, Kök Radix, Herba Pirolizidin alkaloitleri taşır.
Bryonia alba Şeytan Şalgamı, Bin Kulaç, Yaban Kabağı Kök Radix  
Caltha sp. Bataklık Nergisi Tüm Bitki, Kök Radix, Herba Pirolizidin alkaloitleri taşır.
Cannabis sativa Kenevir, Kendir Topraküstü kısmı ( tohumları hariç) Herba  
Catharanthus roseus Cezayir Menekşesi Tüm bitki ve kök Herba, Radix  
Chenopodium ambrosioides var.anthelminticum Kenopod, Kazayağı Uçucu Yağ Aether Oleum  
Chrysanthemum vulgare (Syn. Tanacetum vulgare) Solucanotu Topraküstü kısmı Herba  
Citrullus colocynthis Acıkarpuz, Ebu Cehil Karpuzu Meyve Fructus  
Clematis sp. Akasma, Filbahri, Fukaraotu, Yaban Sarmaşığı Yaprak Folia  
Colchicum autumnale Acı Çiğdem Tohum, Soğan Semen, Cormus  
Coniium maculatum Baldıran Topraküstü kısmı, Meyve Herba, Fructus  
Convallaria majalis Müge Topraküstü kısmı Herba  
Convolvulus scammonia Mahmude Kök, Reçine Radix, Resina  
Cordia sp. -- Tüm Bitki, Kök Radix, Herba Pirolizidin alkaloitleri taşır.
Coronilla sp. Akrepkuyruğu, Bahçetacı, Yalancı Burçak Topraküstü kısmı Herba  
Croton tiglium Kroton Tohum, Yağ Semen, Oleum  
Crotolaria sp.   Tüm Bitki, Kök Radix, Herba Pirolizidin alkaloitleri taşır.
Cynoglossum sp. Köpekdili Topraküstü kısmı ve Kök Herba, Root  
Cytisus sp.(syn. Laburnum sp.) Sarısalkım Tohumu Tohum Semen  
Datura sp. Tatula Kök, Çiçek, Tohum, Yaprak Radix, Flos, Semen, Folia  
Daphne sp. Dafne, Mezeryon, Yabani Taflan, Havadana, Develikotu, Kurtbağı, Sırımbağı Gövde kabuğu Cortex  
Delphinium staphisagria Kokarot, Mevzek, Hezâren, Bitotu Tohum Semen  
Digitalis sp. Yüksük otu Yaprak Folia  
Dryopteris filix-mas Erkek eğrelti otu Rizom Rhisoma  
Duboisia sp. Dubosia Tüm bitki ve Kök Herba, Radix  
Ecballium elaterium Eşekhıyarı, Cırtatan, Acıkavun, Acıdülek Meyve, Meyve Usaresi, Kök Fructus, Radix  
Echium sp. Engerekotu Tüm Bitki, Kök Radix, Herba Pirolizidin alkaloitleri taşır.
Ephedra sp. Şeytançamı, Deniz Üzümü, Alyanak Topraküstü Kısmı Herba  
Erechtites hieracifolia -- Tüm Bitki, Kök Radix, Herba Pirolizidin alkaloitleri taşır.
Eupatorium sp. Sıtmaotu Tüm Bitki, Kök Radix, Herba Pirolizidin alkaloitleri taşır.
Exogonium purga (Syn. Ipomoea purga) Ipomea Kök, Reçine Radix, Rezina  
Farfugium japonicum   Tüm Bitki, Kök Root, Herba Pirolizidin alkaloitleri taşır.
Genista tinctoria Genista Tüm bitki Herba  
Helleborus orientalis Çöpleme Rizom Rhizoma  
Heliotropium sp. Aygünçiçeği, Bozot, Siğilotu Tüm Bitki, Kök Radix, Herba Pirolizidin alkaloitleri taşır.
Hyoscyamus sp. Banotu Topraküstü Kısmı, Kök, Tohum Herba, Radix, Semen  
Ipomoea purga (Syn. Exogonium purga) Ipomea Kök, Reçine Radix, Rezina  
Juniperus sabina Kara ardıç Meyve, Dal Uçları Fructus, Summitates  
Laburnum sp. (Syn. Cytisus sp.) Sarısalkım Tohumu Tohum Semen  
Ledum palustre - Tüm Bitki Herba  
Lithospermium officinale Tıbbi taşkesenotu, İnciotu Tüm Bitki, Kök Radix, Herba Pirolizidin alkaloitleri taşır.
Lobelia inflata Lobelya Topraküstü Kısmı Herba  
Lycium sp. Tekedikeni, Sincandikeni, Yalancı Yasemin Topraküstü Kısmı, meyve Herba fructus  
Lycopus europaeus -- Tüm Bitki, Kök Herba, Radix  
Mandragora officinarum (syn:M.autumnale) Adam Otu, Adem otu Kök Radix  
Mallotus philipinensis (Syn.Rottlera tinctoria) Kamala, Mallotus Meyve ve üzerindeki salgı tüyleri Fructus, Glandulae  
Myosotis sp. Mine, Unutma beni, Boncukotu, Kuşgözü Tüm Bitki, Kök Radix, Herba Pirolizidin alkaloitleri taşır.
Nerium oleander Zakkum Yaprak, Kök, Tüm Bitki Folia, Radix, Herba  
Papaver somniferum Haşhaş Kelle, Tüm Bitki Fructus, Herba Tohumlar hariç.
Parsonia heterophylla -- Tüm Bitki ve Kök Herba, Radix Pirolizidin alkaloitleri taşır.
Petasites sp. -- Tüm Bitki ve Kök Herba, Radix Pirolizidin alkaloitleri taşır.
Physostigma venenosum Kalabar Baklası Tohum Semen  
Pilocarpus jaborandi Jaborandi Yaprak Folia  
Podophyllum sp. Podofilum Kök, reçine Radix,Rezina  
Pyrethrum sp. (Tanacetum sp.) Pire Otu Çiçek Flos  
Rauwolfia serpentina Yılanotu Kök Radix  
Ricinus communis Hint Yağı Bitkisi, Keneotu, Hintbaklası Meyve, Sabit Yağ Fructus, Oleum  
Rottlera tinctoria (Syn. Mallotus philipinensis) Kamala, Mallotus Meyve ve üzerindeki salgı tüyleri Fructus, Glandulae  
Ruta graveolens Sedef Otu Topraküstü Kısmı Herba  
Schoenocaulon officinale Bitotu Tohum Semen  
Scopolia carniolica, S. japonica Skopoliya Tüm Bitki, Kök Herba, Radix  
Secale Cornutum Çavdar Mahmuzu Sklerot Sklerotium  
Senecio sp. Senekiyo, Tilki Üzümü Çiçek,Tüm Bitki ve Kök Flos, Herba, Radix Pirolizidin alkaloitleri taşır.
Solanum dulcamara Yaban Yasemini, Kır Yasemini Tüm Bitki,Meyve Herba, Fructus  
Solanum nigrum İtüzümü, Bambilotu, Giritotu, Köpek Memesi Tüm Bitki, Meyve Herba, Fructus  
Stephania tetrandra Stefania Kök Radix  
Strophantus sp. Strofantus Tohum Semen  
Strychnos sp. Kargabüken, İnyas baklası Tohum Semen  
Symphytum sp. Karakafesotu Tüm Bitki ve Kök Herba, Radix Pirolizidin alkaloitleri taşır.
Tanacetum vulgare (Syn. Chrysanthemum vulgare) Solucanotu Topraküstü kısmı Herba  
Teucrium chamaedrys Kısamahmutotu Topraküstü kısmı, Yaprak Herba  
Tussilago sp. Öksürükotu Tüm Bitki ve Kök Herba, Radix Pirolizidin alkaloitleri taşır.
Uragoga ipecacuanha İpeka, Altın kökü Kök Radix  
Urginea maritima (Syn. Scilla maritima) Ada soğanı
 
Soğanı Bulbus  
Veratrum sp. Çöpleme, Kökenfiye, Suhutkökü Kök ve Topraküstü Kısmı Radix, Herba  
Vinca minor( syn:Vinca mayor) Cezayir Menekşesi Topraküstü Kısmı Herba  
Viscum album Ökseotu, Burc, Gökçe, Çekem Tüm Bitki Herba  
Xysmalobium undulatum Ksimalobiyum Kök Radix  

DEVAMI

YEM BİTKİLERİ

                          YEM BİTKİLERİ
1. Yem Bitkilerinin Tanımı Ve Önemi
1.1. Yembitkilerinin Tanımı
1.2. Yem Bitkileri Kültürünün Tarihçesi Ve Ülkemizdeki Yeri
1.3. Tarım Sistemi İçindeki Önemleri

2. Yembitkilerinin Sınıflandırılması
2.1. Botanik Yönden sınıflandırma
2.2. Sıcaklık İstekleri Yönünden Sınıflandırma
2.3. Ömür Uzunlukları Yönünden Sınıflandırma
2.4. Yetiştirme ve Değerlendirme Amacı Yönünden Sınıflandırma
2.5. Diğer Yönlerden Sınıflandırma

3. Türkiye'de Yembitkileri Tarımının Sorunları

4. Yembitkileri Tarımında Toprak Ve Tohum Yatağı Hazırlığı

5. Yetiştirme Tekniği
5.1. Tohumluk
5.2. Ekim Zamanı
5.3. Ekim Derinliği
5.4. Atılacak Tohum Miktarı
5.5. Yetiştirme Şekilleri
5.5.1. Ana Ürün Olarak Yetiştirme
5.5.2. Ara Ürün Olarak Yetiştirme
5.5.3. Alt Bitki Olarak Yetiştirme
5.6. Ekim Şekli
5.7. Baklagil Yembitkisi Tohumlarının Aşılanması

6. Yembitkileri Alanlarının Bakımı
6.1. Gübreleme
6.2. Sulama
6.3. Hastalık - Zararlı ve Yabancı Otlarla Savaşım
 
7. Yembitkilerinin Hasadı

8. Baklagil Yembitkileri
8.1. Genel Yapısal Özellikler
8.1.1. Vegetatif Özellikler
8.1.1.1. Kök (Zarfa)
8.1.1.2. Gövde (Caulis)
8.1.1.3. Yaprak (Folid)
8.1.2. Generatif Özellikler
8.1.2.1. Çiçek (F/os)
8.1.2.2. Baklagil Yembitkilerinde Görülen Çiçek Toplulukları
8.1.2.3. Meyve (Fructus)
8.1.2.4. Tohum (Semen)

8.2. YONCA (Medicago sp.) CİNSİ
8.2.1. Yaygın Yonca -Medicago sativa L.
8.2.1.1. Bitkinin Tanımı
8.2.1.2. İklim ve Toprak İstekleri
8.2.1.3. Yonca Tarımı
8.2.1.4. Yoncalığın Bakımı
8.2.1.5. Gübreleme
8.2.1.6. Sulama
8.2.1.7. Hastalık, Zararlı ve Yabancı Otlarla Savaşım
8.2.1.8. Ot İçin Hasat ve Yararlanma

8.3. KORUNGA (Onobrychis Lam) CİNSİ
8.3.1. Korunga-Onobrychis viciaefoha Scop.
8.3.1.1. Bitkinin Tanımı
8.3.1.2. İklim ve Toprak İstekleri
8.3.1.3. Önemi ve Kullanılması
8.3.1.4. Tarımı

8.4. GAZALBOYNUZU (Lotus L. ) CİNSİ
8.4.1. San Çiçekli Gazalboynuzu- L. corniculatus L
8.4.1.1. Bitkinin Tanımı
8.4.1.2. İklim ve Toprak İstekleri
8.4.1.3. Gazal Boynuzu Tarımı

8.5. ÜÇGÜL (Trifolium L) CİNSİ
8.5.1. Üçgüllerin İklim ve Toprak İstekleri
8.5.2. Çayır Üçgülü-Trifolium pratense L.
8.5.2.1. Bitkinin Tanımı
8.5.2.2. Çayır Üçgülünün Büyüme ve Gelişme Özellikleri
8.5.2.3. Yararlanma ve Verim
8.5.2.4. Tarım
8.5.3. Ak Üçgül - Trifolium repens L.
8.5.3.1. Bitkinin Tanımı
8.5.3.2. Önemi ve Kullanılması
8.5.3.3. Tarımı
8.5.4. Diğer Üçgül Türleri

8.6. FİĞ ( Vicia L ) CİNSİ
8.6.1. Fiğ Türlerinin Bitkisel Tanımı
8.6.2. Fiğlerin İklim ve Toprak İstekleri
8.6.3. Fiğlerin Önemi ve Kullanılması
8.6.4. Fiğ Tarımı

8.7. BEZELYE (Pistim L.) CİNSİ
8.7.1. Yem Bezelyesi-Pisum sativum ssp. Arvense L.
8.7.1. Bitkinin Tanımı
8.7.2. İklim ve Toprak İstekleri
8.7.3. Önemi ve Kullanılması
8.7.4. Tarımı

9. Buğdaygil Yembitkileri Genel Yapısal Özellikler
9.1. Vegetatif Özellikler
9.1.1. Kök (Radix)
9.1.2. Gövde (Culmus)
9.1.2.1. Kök-sap (Rhizome)
9.1.2.2. Sülük (Stolon)
9.1.2.3. Yumak
9.1.3. Yaprak (Folia)
9.1.3.1. Yaprak Ayası (Lamına)
9.1.3.2. Yaprak Kını (Vagina)
9.1.3.3. Yakacık=Dilcik (Ligula)
9.1.3.4. Kulakçık (Auricula)
9.1.3.5. Yaprak Ayası Tabanı

9.2. Generatif Özellikler
9.2.1. Çiçek (Floş)
9.2.1.1. Dişi Organ (Gynoecium)
9.2.1.2. Erkek Organlar (Androecium)
9.2.2.3. İç Kavuz ve Kapçık (Palea inferior ve Palea superior)
9.2.2.4. Kılçık (Aristo)
9.2.3. Çiçek Durumu (inflorescentia) = Başakçık Toplulukları
9.2.3.1. Başak (Spica)
9.2.3.2. Başağımsı Salkım (Raceme)
9.2.3.3. Salkım (Panicula)
9.2.4. Tohum ve Meyve
9.2.4.1. Kabuk
9.2.4.2. Besi Doku (Endosperm)
9.2.4.3. Cücük (Embriyo)

9.3. ÇİM (Lolium L.) CİNSİ
9.3.1. Bitkilerin Tanımı
9.3.2. Çimlerin İklim ve Toprak İstekleri
9.3.3. Çimlerin Önemi ve Kullanılması
9.3.4. Çim Tarımı

9.4. AYRIK (Agropyron Gaertn.) CİNSİ
9.4.1. Ayrıkların Bitkisel Tanımları
9.4.2. İklim ve Toprak İstekleri
9.4.3. Ayrıkların Önemi ve Kullanılması
9.4.4. Ayrık Tarımı

9.5. TİLKİ KUYRUĞU (Alopecurus L.) CİNSİ
9.5.1. Çayır Tilki Kuyruğu - Alopecurus pratensis L.
9.5.1.1. Bitkinin Tanımı
9.5.1.2. İklim ve Toprak İstekleri
9.5.1.3. Önemi ve Kullanılması
9.5.1.4. Tarımı

9.6. KÖPEK KUYRUĞU (Phleum) CİNSİ
9.6.1. Çayır Köpek Kuyruğu - (Phleum pratense L.)
9.6.1.1. Bitkinin Tanımı
9.6.1.2. İklim ve Toprak İstekleri
9.6.1.3. Önemi ve Kullanılması
9.6.1.4. Tarımı

9.7. DOMUZ AYRIĞI (Dactylis L.) CİNSİ
9.7.1. Domuz Ayrığı - Dactylis glomerata L.
9.7.1.1. Bitkinin Tanımı
9.7.1.2. İklim ve Toprak İstekleri
9.7.1.3. Önemi ve Kullanılması
9.7.1.4. Tarımı

9.8. BROM (Bromus l) CİNSİ
9.8.1. Kılçıksız Brom - Bromus inermis Leyss.
9.8.1. Bitkinin Tanımı
9.8.2. İklim ve Toprak İstekleri
9.8.3. Önemi ve Kullanılması
9.8.4. Tarımı

9.9. SALKIM OTU (Poa l.) CİNSİ
9.9. 1. Çayır Salkım Otu - Poa pratensis L.
9.9.1.1. Bitkinin Tanımı
9.9.1.2. İklim ve Toprak İstekleri
9.9.1.3. Önemi ve Kullanılması
9.9.1.4. Tarımı

9.10. YUMAK OTU (Festuca l.) CİNSİ
9.10.1. Yumak Otlarının Bitkisel Tanımı
9.10.2. İklim ve Toprak İstekleri
9.10.3.Tarımları
 
 
 

1. Yem Bitkilerinin Tanımı Ve Önemi

1.1. Yembitkilerinin Tanımı
Otobur hayvanların yaşayabilmeleri ve kendilerinden beklenen ürünleri verebilmeleri için, gereksinim duydukları unsurları bünyelerinde taşıyan ve belirli ölçülerde yedirildiklerinde hem hayvan sağlığına, hem de hayvansal ürünlere zarar vermeyen, gerek kültürü yapılan, gerekse doğada kendiliğinden yetişen bitkilere "yembitkileri" adı verilmektedir.

Yembitkilerinin tarım sistemi içerisinde ve hayvan beslemedeki önemleri, aşağıdaki özelliklerinden kaynaklanmaktadır.

1.2. Yem Bitkileri Kültürünün Tarihçesi Ve Ülkemizdeki Yeri
 
Yem bitkileri yetiştiriciliğine insanların göçebelikten yerleşik hayata geçtikleri dönemden itibaren başlanmıştır. Yem bitkileri yetiştiriciliği ile ilgili ilk kayıtlara Çin’de rastlanmıştır. M.Ö. 2800 yıllarında Çinlilerin koca baklayı tane yem amacıyla yetiştirdikleri bilinmektedir. Yaygın olarak kültüre alınan en eski yem bitkilerinden biri de yoncadır. Yoncanın M.Ö. 1350 yıllarında Anadolu’da Hititler tarafından yetiştirildiği ve hayvanlara kış mevsiminde kuru ot olarak yedirildiği Hitit kitabelerinde bildirilmektedir.

Yem bitkilerinin tarımsal açıdan öneminin bilinmesine karşın düzenli ve bilinçli bir şekilde tarımın yapılması ancak 17. Yüzyıldan sonra Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde başlanmıştır. Ülkemizde ise bu alandaki çalışmalara ancak içinde bulunduğumuz yüzyılda başlanmıştır.

Evcil hayvanların kuru ve yeşil ot, silo yemi, tane ve yumru yem ihtiyacını karşılamak üzere tarla topraklarında yetiştirilen bitkiler olarak tanımlayabileceğimiz yem bitkileri ülkemiz için oldukça önemlidir. 1989 istatistiklerine göre 27,8 milyon hektar olan ekim alanımızın yaklaşık 600.000 hektarında yem bitkileri tarımı yapılmaktadır. Bunun yaklaşık olarak %2,15’lik bir orana tekabül ettiği görülmektedir. Oysa zirai yönden ileri gitmiş ülkelerde bu oran %25-60 arasında değişmektedir. Örneğin Avustralya’da aynı oran %53,6, A.B.D.’de %38,8, İngiltere’de %38,4 ve Batı Almanya’da %30,2 civarındadır.

Bugün için yurdumuzda yaygın olarak “geleneksel dörtlü” adı verilen yonca, korunga, fiğ ve burçağın tarımı yapılmaktadır. Bu yem bitkileri içerisinde en geniş ekimin hızla azaldığı göze çarpmaktadır. 1989 istatistiklerine göre yurdumuzda halen 257000 ha fiğ, 184000 ha yonca, 92.000 ha korunga ve 12.000 ha burçak ekilmektedir.

Ülkemizde önceki özellikle hayvansal ürünlerin pazarlanmaması ve ucuz olmaları, mevcut yerli ırkların verimsiz olması, çiftçinin yem bitkilerini yeterince tanımaması nedeniyle önemini tam olarak idrak edememesi ve diğer bazı nedenler yem bitkileri tarımının gelişmesini önlemiştir. Ancak son yıllarda hayvansal ürünlerin iyi fiyatla Pazar bulması, kültür ırklarının hızla artışı ve yurt çapında hayvansal ürünleri işleyen işletmelerin çoğalması nedeniyle yem bitkileri tarımı da gelişmeye başlamıştır.
 
  1. Hayvan Besleme Yönünden Önemleri
  2. Yembitkileri günümüzün en ucuz yem üretim kaynağıdırlar. Yüksek verimli yonca, çayır üçgülü gibi bazı bitkilerden uygun koşullarda 2 ton/da kuru ot verimi alınabilirken, bazı mısır ve sorgum çeşitlerinden elde edilen verim 5 ton/da' a kadar çıkabilmektedir.
  3. Yembitkileri, çiftlik hayvanlarının mide mikrofloraları için gerekli olan besin maddelerini, yeterli ve dengeli bir oranda içermektedirler. Hayvanların sindirim sistemlerinin daha düzenli çalışmasına yardımcı olan ve özellikle selüloz gibi maddelerin kolay sindirilmesini sağlayan mikroorganizmalar için, gerekli besin maddelerini bünyelerinde bulundurmaktadırlar.
  4. Besicilikte en ucuz ve dengeli mineral ve vitamin kaynağını yembitkileri oluşturmaktadır.
  5. Yembitkileri ile yeterli ve dengeli beslenen hayvanların üreme güçleri artmaktadır.
  6. Yembitkileri ile beslenen hayvanlardan daha yüksek ve nitelikli hayvansal ürünler sağlanmaktadır. Günümüzde köy tavuğu ve yumurtasının, ya da merada otlayan hayvanların et ve sütünün tercih ediliyor olması, yembitkilerinin besicilikteki bu üstün özelliklerinden kaynaklanmaktadır.
 
1.4. Tarım Sistemi İçindeki Önemleri
  1. Özellikle baklagil yembitkileri derinlere inen kökleri ile buralarda bulunan besin maddelerinden yararlanabildikleri gibi, bu maddeleri toprağın üst katmanlarına taşırlar.
  2. Kuvvetli kök sistemleri ile toprağı gevşeterek, toprağın drenajını, havalanmasını ve fiziksel özelliklerini iyileştirirler.
  3. Kuvvetli kök ve gövde yapıları ile toprağı erozyona karşı koruyarak, toprak ve su kaybını önlerler.
  4. Bol miktarda kök artığı bıraktıklarından, toprağı organik madde yönünden zenginleştirirler.
  5. Gür ve sık yapıda olan toprak üstü akşamlan ile gölge tavı oluşturarak, topraktaki mikroorganizma etkinliğini artırırlar.
  6. Baklagil yembitkileri, köklerinde ortak yaşayan Rhizobium bakterileri yardımıyla, atmosfer havasında bulunan azotu bitkilerin yararlanabileceği forma dönüştürüp toprağa bağladıklarından, toprağın kimyasal özelliklerinin iyileşmesini sağlarlar.
  7. Bazı yembitkilerinin yetişme süreleri kısadır. Ekim nöbeti sistemleri içerisinde ana ürünlerin araziyi boş bıraktıkları devrelerde, yetişme süreleri kısa olan fiğ türleri, yem bezelyesi, mürdümük gibi yembitkileri yalnız veya yulaf, arpa, triticale gibi tahıllarla karışık ekilerek, hem önemli miktarda kaliteli kaba yem üretimi sağlanır, hem de arazi daha verimli kullanılmış olur.
  8. Yembitkileri tarıma yeni açılacak alanlarda, kuru tarımdan sulu tarıma geçilecek yerlerde ve herhangi bir nedenle üst toprak tabakası alınmış tarım arazilerinde öncü bitki olarak önem taşırlar. Bu tip alanlarda belirli bir süre uygun yembitkileri yetiştirilerek, toprağın diğer kültür bitkilerinin yetişmesi için uygun duruma gelmesi sağlanır.
  9. Bazı yembitkileri yeşil kuşak oluşturulmasında, park, bahçe, karayolu şevleri, göl, gölet, baraj çevreleri, futbol sahaları ve hava alanlarının yeşillendirilmesinde kullanılır.
  10. Bazı yembitkileri parfüm ve pastırma endüstrisinde, pelet ve hidrate yem yapımında kullanılır.
  11. Başta korunga, taş yoncaları ve ak üçgül olmak üzere, baklagil yembitkilerinin çiçekleri çok zengin balozu (nektar) ve polen taşıdıklarından, arıcılıkta kaliteli bal üretimi açısından çok önemlidirler.

2. Yembitkilerinin Sınıflandırılması

Tarla bitkileri olarak adlandırılan bitkiler, yetiştirilme ve kullanım amaçlarına göre; yembitkileri, tahıllar, endüstri bitkileri ve yemeklik tane baklagiller olmak üzere dört ana gruba ayrılmaktadır. Her bir grup da kendi içerisinde değişik şekillerde alt gruplara ayrılabilmektedir.

Örneğin; yembitkileri botanik yönden; baklagiller, buğdaygiller ve diğer familyalara giren bitkiler. Sıcaklık istekleri yönünden; serin mevsim, sıcak mevsim. Ömür uzunlukları yönünden; tek yıllık bitkiler, iki veya çok yıllık bitkiler. Yetiştirme ve değerlendirme amacı yönünden; kuru ot yembitkileri, yeşil yembitkileri, silaj bitkileri, tane yembitkileri, yeşil gübre bitkileri ve öz sulu yembitkileri şeklinde sınıflandırılabilir.

2.1. Botanik Yönden sınıflandırma
  1. Baklagil Yembitkileri: Baklagil (Leguminosae) familyası içerisinde yer alan bitkileri kapsar. Yonca (Medicago sp.), üçgül (Trifolium sp.), fiğ ( Vicia sp.), korunga (ünobrychis sp.), bezelye (Pisum sp.), gazal boynuzu (Lotus sp.), mürdümük (Latyrus sp.) ve acı bakla (Lupinus sp.) türleri, baklagiller familyasına giren en önemli yembitkileridir.
  2. Buğdaygil Yembitkileri: Buğdaygil (Gramineae) familyasına giren bitkileri ifade etmektedir. Bu gruba giren yembitkilerinin en önemlileri çim (Lolium sp.), ayrık (Agropyron sp.), salkım otu (Poa sp.), yumak otu (Festuca sp.), kanyaş (Sorghum sp.), tilki kuyruğu (Alopecurus sp.), köpek kuyruğu (Phleum sp.) ve köpek dişi (Cynodon sp.) türleridir.
  3. Diğer Familyalara Giren Yembitkileri: Bunların en önemlileri, hayvan pancarı (Beta vulgaris var. rapa), çayır düğmesi (Sanguisorba minör), yemlik horoz ibiği (Amaranthus sp.), hayvan havucu (Daucus carota ssp. sativus), yer elması (Helianthus tuberosus)'dur.
2.2. Sıcaklık İstekleri Yönünden Sınıflandırma
Yembitkileri sıcaklık istekleri yönünden iki gruba ayrılırlar.
  1. Serin mevsim yembitkileri
  2. Sıcak mevsim yembitkileri
Özellikle vegetatif gelişmesini serin ve nemli havalarda yapan yembitkilerine serin mevsim, sıcak havalarda tamamlayanlara ise sıcak mevsim yembitkisi adı verilmektedir. Bitkilerde büyüme ve gelişme, belirli dönemlerde gerekli optimum sıcaklığa bağlıdır.

Serin mevsim yembitkilerinin büyümeleri ve gelişmeleri için günlük ortalama sıcaklık en az + 4 °C olmalıdır. Bu bitkiler çoğunlukla sonbahar yağışlarıyla birlikte büyümeye başlarlar. Kışları soğuk geçen bölgelerde, günlük ortalama sıcaklık + 4 °C'nin altına düştüğünde büyümelerini durdurarak, kışı durgun halde geçirirler. İlkbaharda hava sıcaklığının artmasıyla birlikte yeniden büyümeye başlarlar. Yaz sıcaklıkları ve kuraklık başlamadan önce tohum oluşturarak, tekrar sonbahara kadar durgun döneme girerler. Çoğu serin mevsim yembitkileri kışlan ılık geçen Ege ve Akdeniz Bölgeleri kıyı şeridinde, kışın sürekli gelişme göstermektedirler. Bunlara; çok yıllık çim, domuz ayrığı, yumrum yem kanyaşı, yüksek otlak ayrığı ve otlak ayrığı gibi buğdaygil yembitkileri ile yaygın fiğ, tüylü fiğ, mürdümük ve peru kökenli yonca çeşitleri örnek olarak gösterilebilir. Ancak kayseri yoncası gibi bazı serin iklim yembitkileri, kışa girmeden önce rozet oluşturarak kışı durgun halde geçirmektedirler.

Sıcak mevsim yembitkileri, büyüme ve gelişmeleri için günlük ortalama sıcaklığın en az 10-12 °C olmasını isterler. İlkbaharda havaların ısınmasıyla birlikte gelişmeye başlarlar. Bu gelişme yaz boyunca devam eder. Sonbaharda havalar soğumaya başlamadan önce tohum oluşturarak gelişmelerini tamamlarlar. Kışı durgun halde geçirirler. Bazı sıcak mevsim yembitkileri Ege ve Akdeniz sahil kuşağında, kış aylarında günlük ortalama sıcaklık çok düşmediğinden, gelişme gösterebilmektedirler. Bunlara lüpen, adi pirinç otu, san ve yeşil sakal otu gibi yembitkileri örnek olarak gösterilebilir.

 Çizelge 1. Önemli Serin Mevsim Yembitkileri
Biçim Zamanı Kuru Madde Verimi (kg/da) Protein Oranı (%) Protein Verimi (kg/da) Selüloz Verimi (kg/da)
Tomurcuklanma 1053.25 21,6 227.88 277.88
%10 Çiçeklenme 1163.38 20,9 243.13 329.13
Tam Çiçeklenme 1133.13 18,7 212.25 372.50
 Çizelge 2. Önemli Sıcak Mevsim Yembitkileri
Baklagiller
Latince Adı Türkçe Adı
Glycine max Soya fasulyesi
Vigna sinensis Yem börülcesi
Lupinus albus Ak lüpen
Lupinus luteus Sarı lüpen
Lupinus angustifolius Mavi lüpen
Phaseolus mungo Maş fasulyesi
 
Buğdaygiller
Andropogon ischaemum Sarı sakal otu
Andropogon grylius Yeşil sakal otu
Cynodon dactylon Köpek dişi
Panicum spp. Darı türleri
Paspalum dilatatvm Adi yalancı darı
Echinocloa crus-galli Adi tavuk darısı, darıcan
Digitaria sanguinalis Kan parmak dansı, çatal otu
Seteria italica İtalyan cin darısı, cin dan
Sorghum bicolor Sorgum, kocadan
Sorghum sudanense Sudan otu
Sorghum halepense Halep otu, geliç, kanyaş
Buchleo dactyloides Manda otu
Chloris gayana Rodos otu

2.3. Ömür Uzunlukları Yönünden Sınıflandırma
Yembitkileri ömürleri yönünden üç grupta toplanabilir.

Yıllık Yembitkileri: Bir yıl içerisinde vejetatif ve generatif gelişmesini tamamlayan yembitkilerine tek yıllık yembitkileri denir. Tek yıllık yembitkilerinden her yıl ürün almak için, her yıl yeniden ekilmeleri gereklidir. Tarla koşullarında yetiştirilen tek yıllık yembitkileri sonbaharda veya ilkbaharda ekilirler ve aynı yıl içerisinde hasat edilerek tarlayı terkederler.

Tek yıllık yembitkileri kışlık tek yıllık ve yazlık tek yıllık yembitkileri olmak üzere ikiye ayrılırlar. Kışlık tek yıllık yembitkileri sonbaharda ekilirler. Kışı soğuk geçen bölgelerde kışı durgun halde geçirirler. İlkbaharda yeniden büyümeye ve gelişmeye başlarlar.

Çizelge 3. Tek, İki ve Çok Yıllık Bazı Yembitkileri
                        Tek Yıllık Yembitkileri
Latince Adı Türkçe Adı
Vicia ervilia Burçak
Vicia villosa Tüylü fiğ
Vicia narbonensis Koca fiğ
Vicia sativa Yaygın fiğ
Vicia pannonica Macar fiği
Pisum arvense Yem bezelyesi
Lathyrus sativus Mürdümük
Lupinus alba Aklüpen
Trifolium subterraneum Yer altı üçgülü
Trifolium alexandrinum İskenderiye üçgülü
Medicago scutellata Çanakvari yonca
Medicago hispida Sert tüylü yonca
Glydne max Soya fasulyesi
Vigna sinensis Yem börülcesi
Seteria italica İtalyan cmdansi, çından
Panicum müiaceum Kumdan
Sorghum bicolor Sorgum, Kocadan
Sorghum sudanense Sudan otu
Zea mays Mısır
İki Yıllık Yembitkileri
Melilotus alba Ak taşyoncasi
Melilotus offidnalis San taşyoncasi
Trifolium pratense Çayır üçgülü (bazı tipleri)
Beta vulgaris var. Rapacea Hayvan pancarı
Helianthus tuberosus Yer elması
 
Çok Yıllık Yembitkileri
Medicago sativa Yaygın yonca
Onobrychis sativa Korunga
Trifolium repens Aküçgül
Trifolium fragiferum Çilek üçgülü
Lotus comiculatus San çiçekli gazal boynuzu
Agropyron sp Ayrık türleri
Bromus inermis Kılçıksız brom
Dactylis glomerata Domuz aynği
Elymus junceus Yabani otlak arpası
Phleum pratense Çayır köpek kuyruğu
Poa pratensis Çayır salkım otu
Phalaris tuberosa Yumrulu yem kanyaşi
Phalaris arundinacea Bataklık yem kanyaşi
Festuca arundinacea Kamışsı yumak
Festuca ovina Koyun yumağı
Chloris gayana Rodos otu
Paspalum dilatatum Adi yalancı dan
Paspalum notatum Parlak yalancı dan
Sorghum rtalepense Halep otu (Geliç, Kanyaş)
 
Amaca göre uygun bir dönemde kuru ot veya tohum için hasat edilirler. Kışı aşın derecede soğuk geçen bölgelerde, kışlık tek yıllık yembitkileri ilkbaharda ekilirler. Yazlık tek yıllık yembitkileri kış soğuklarından zarar gördükleri için, hatta öldükleri için ilkbaharda ekilirler. Yaz boyunca gelişme gösterirler ve sonbahara kadar gelişmelerini tamamlarlar.

İki Yıllık Yembitkileri: Generatif gelişmelerini iki yılda tamamlayan yembitkilerine, iki yıllık yembitkileri denir. Bu bitkiler genellikle ilk yıl vejetatif, ikinci yılda generatif gelişmelerini tamamlarlar. Örnek olarak, hayvan pancarı ve yer elması gösterilebilir. 3. Çok Yıllık Yembitkileri: Ömürleri iki yıldan daha fazla olan yembitkileridir. Bir kısmı 3-5 yıl içinde ömürlerini tamamladığı halde, çoğu daha uzun yıllar yaşamını sürdürür. Örneğin korunga 3-5 yılda ölmesine karşın, yonca ve rodos otu elverişli koşullarda 30-40 yıl yaşamını sürdürebilmektedir. Ancak, uzun ömürlü yembitkilerinin verimleri yaşlandıkça azalmaktadır. Bu nedenle korungalık üçüncü, yoncalık sıcak bölgelerde 4-5'inci yılın sonunda sökülerek yerini diğer bitkilere bırakır.

2.4. Yetiştirme ve Değerlendirme Amacı Yönünden Sınıflandırma

Yembitkileri belirli amaçlar için yetiştirilmektedir. Bir yembitkisi silo yemi, yeşil ot, kuru veya tane amacıyla kullanılabilirse de, ekonomik ve yararlılık yönünden yetiştirme amaçlarından birine daha uygun, daha elverişlidir. Yembitkileri yetiştirme ve değerlendirme amaçlan yönünden şu alt gruplara ayrılmaktadır.

Yeşil Ot Yembitkileri: Yeşil ot elde etmek için yetiştirilen yembitkileridir. Bunlara aynı zamanda hasıl yembitkileri de denilmektedir. Yeşil iken bol, zengin bir kitleye sahiptirler. Su kapsamları çok yüksektir. Bu bitkiler kurutulduklarında hayvanlar tarafından istekle yenilmemektedir. Örnek olarak İskenderiye üçgülü, sudan otu ve sorgum-sudan otu melezi verilebilir.

Kuru Ot Yembitkileri: Kuru ot elde etmek amacıyla yetiştirilen yembitkileridir. Kuru ot amacıyla değerlendirmeye daha elverişlidirler. Bu yembitkileri daha çok kurutulup saklanarak kış aylarında değerlendirilmektedirler. Örnek olarak; yüksek çayır yulafı (Avena elatior L.), çayır tilki kuyruğu (Alopecurus pratensis L.), Rodos otu (Chloris gayana), Kırmızı üçgül (Trifolium incarnatum L.) ve yonca (Medicago sativa L.) gösterilebilir.

Tane Yembitkileri: Tane ürünü elde etmek amacıyla yetiştirilirler. Taneleri sap, yaprak gibi organlarından daha büyük önem taşımaktadır. Taneleri yoğun yem olarak kullanılmakta, kırılarak veya ezilerek hayvanlara verilmektedir. Bu bitkilerin hasat harman artıkları (kes, saman) da hayvanlar tarafından sevilerek yenmektedir. Örneğin burçak (Vicia ervilia (L.) Wild.), koca fiğ (Vicia narbonensis}, hayvan baklası (Vicia faba) gibi yembitkileri tane yem amacıyla yetiştirilmektedir.

Silo Yembitkileri: Silaj amacıyla yetiştirilen bu yembitkileri, kuvvetli ve zengin yeşil aksama sahiptirler. Yüksek boylu ve iri yapılı olmaları istenir. Yaprak, sap, gövde ve benzeri organlar bakımından da zengin olmaları gerekmektedir. Bu bitkiler genellikle silaj yapılarak, kış aylarında hayvanlara yedirilirler. Örneğin mısır (Zea mays), sorgum (Sorghum bicolor) çok iyi silaj yembitkileridir.

Yeşil Gübre Bitkileri: Toprağın organik maddesini artırmak için yetiştirilen yembitkileridir. Bu bitkiler belirli gelişme dönemlerinde toprağa karıştırılırlar. Yeşil gübreleme amacıyla en fazla lüpen türleri (Lupinus spp.), yaygın fiğ (Vicia sativa), koca fiğ (Vicia narbonensis), taş yoncası türleri (Melilotus spp.), yem bezelyesi (Pisum arvense L.) ve sudan otu (Sorghum sudanense (Piper) Stapf.) gibi yembitkileri kullanılmaktadır.

Özsulu Yembitkileri: Kök, kök-gövde, yumru ve benzeri organlarından yararlanılan yembitkileridir. Örneğin hayvan havucu (Daucus carota subsp. sativus) hayvan pancarı (Beta vulgaria var. rapeceaynm) yumrulan saklanarak kış aylarında hayvanlara yedirilmektedir.

2.5. Diğer Yönlerden Sınıflandırma
Tuzluluğa Tolerans Yönünden Sınıflandırma

Çizelge. 4. Tuzluluğa Tolerans Yönünden Bazı Yembitkilerinin Gruplandırılması
1 . Tuza Çok Toleranslı Yembitkileri
Latince adı Türkçe adı
Lotus comiculatus Sarı çiçekli gazal boynuzu
Agropyron elongatum Yüksek otlak ayrığı
Cynodon dactylon Köpek dişi
Chloris gayana Rodos otu
Festuca arundinacea Kamışsı yumak
Elymus canadensis Kanada otlak arpası
Hordeum vulgare Arpa
2. Tuza Orta Derecede Toleranslı Yembitkileri
Trifoliumfragiferum Çilek üçgülü
Medicago sativa Yonca
Lolium perenne Çok yıllık çim
Bromus inermis Kılçıksız brom
Dactylis glomerata Domuz ayrığı
3. Tuza Az Toleranslı Yembitkileri
Melilotus alba Ak taşyoncasi
Melilotus officinalis San taşyoncasi
Seteria italica İtalyan cindarisi, Cindari
Sorghum sudanense Sudanotu
4. Tuza Toleransı Olmayan Yembitkileri
Pisum arvense Yem bezelyesi
Vicia sativa Yaygın fiğ
Trifolium pratense Çayır üçgülü
Trifolium repens Ak ücgül
A lopecurus pratensis Çayır tilki kuyruğu
Phleum pratense Çayır köpek kuyruğu
Sanguisorba minör Küçük çayır düğmesi

Yembitkileri toprak tuzluluğuna karşı farklı tepki göstermektedirler. Herbir yembitkisi türü belirli tuzluluk derecelerinde gelişme göstermekte, tuzluluk arttıkça gelişmeleri durmaktadır. Bununla birlikte, bazı yembitkisi türleri diğer kültür bitkilerinin yetişemediği tuzlu topraklarda yetişmekte ve bu toprakların ıslahında kullanılmaktadırlar.

Toprak Asilliğine Tolerans Yönünden Sınıflandırma

 Toprak asitliği, bitki gelişimini kısıtlayıcı bir faktör olup, asitlik arttıkça, bitki gelişimini sınırlandırmaktadır. Yembitkileri toprak asitliğine diğer kültür bitkilerinden daha toleranslıdır. Yembitkileri toprak asitliğine tolerans yönünden dört gruba ayrılmaktadır.

 Çizelge 5. Toprak Asitliğine Tolerans Yönünden Bazı Yembitkilerinin Gruplandırılması
1 . Toprak Asitliğine Çok Toleranslı Olanlar (pH=5.0-5.5)
Latince Adı Türkçe Adı
Vigna sinensis Yem börülcesi
Agrostis alba Ak tavus otu
Festuca pratensis Çayır yumağı
2. Toprak Asitliğine Orta Derecede Toleranslı Olanlar (pH=5. 5-6.5)
Trifolium repens Ak üçgül
Vicia sativa Yaygın fiğ
Phleum pratense Çayır köpek kuyruğu
Poa pratensis Çayır salkım otu
Sorghum sudanense Sudan otu
3. Toprak Asitliğine Az Toleranslı Olanlar (pH=6.0-6.5)
Trifolium pratense Çayır üçgülü
Lolium perenne Çok yıllık çim
Bromus inermis Kılçıksız brom
Dactylis glomerata Domuz ayrığı
4. Toprak Asitliğine Toleransı Olmayanlar (pH=6. 5-7.0)
Medicago sativa Yonca
Melilotus officinalis San taşyoncasi
Onobrychis sativa Korunga
Cmoris gayana Rodos otu
 
Kurağa Tolerans Yönünden Sınıflandırma

 Yembitkileri kurağa tolerans yönünden farklılık göstermektedirler. Mevcut yağışı ve toprak nemini en iyi kullanıp, değerlendirebilmek için, yembitkilerinin su isteklerinin bilinmesi gereklidir. Kurağa tolerans yönünden yembitkileri üç gruba ayrılmaktadır. Yembitkilerinin gelişip ürün verebilmeleri için, gerekli olan en az yağış miktarları dikkate alınarak bu sınıflandırma yapılmıştır.

 Çizelge 6. Kuraklığa Tolerans Yönünden Bazı Önemli Yembitkilerinin Gruplandırılması
1. Kurağa Çok Toleranslı Olanlar (Yağış : 300-400 mm)
Latince Adı Türkçe Adı
Onobrychis sativa Korunga
Medicago sativa Yonca
Medicago scutellata Canakvari yonca
Agropyron cristatum Otlak aynği
Frestuca ovina Koyun yumağı
2. Kurağa Orta Derecede Toleranslı Olanlar (Yağış: 400-600 mm)
Trifolium alexandrinum İskenderiye üçgülü
Melilotus officinalis Sarı taşyoncasi
Vicia villosa Tüylü fiğ
Bromus inermis Kılçıksız brom
Dactylis glomerata Domuz aynği
Phalaris tuberosa Yumrulu yem kanyaşi
Sorghum sudanense Sudan otu
3. Kurağa Toleransı Olmayanlar (Yağış: 600 mm'den fazla)
Lotus comiculatus San çiçekli gazal boynuzu
Trifolium pratense Çayır üçgülü
Festuca arundinacea Kamışsı yumak
Lolium perenne Çok yıllık çim
Paspalum dilatatum Adi yalancı dan

 Süs ve Yeşil Alan Bitkisi Olarak Kullanım Yönünden Sınıflandırma

 Yembitkilerinin bazıları park, bahçe ve spor alanlarında süs ve yeşil alan bitkisi olarak kullanılmaktadırlar. Bu yönden yembitkileri iki gruba ayrılabilir.

 Çizelge 7. Başka Şekillerde Kullanım Durumuna Göre Bazı Yembitkilerinin Gruplandırılması
1. Süs Bitkisi Olarak Kullanılanlar
Latince Adı Türkçe Adı
Lathyrus odoratus Güzel kokulu mürdümük
Lupinus polyphyllus Çok yapraklı lüpen
Lotus tetragonolobus Dörtköşeli gazal boynuzu
Trifolium purpureum Erguvanı üçgul
Astragalus sp. Geven
2. Yeşil Alan Bitkisi Olarak Kullanılanlar
Agrostis alba Aktavus otu
Lolium perenne Çok yıllık çim
Milium multiflorum Tek yıllık çim
Cynodon dactylon Köpek dişi
Festuca rubra Kırmızı yumak
Bromus inermis Kılçıksız brom
Festuca ovina Koyun yumağı
Poa pratensis Çayır salkım otu
Festuca arundinacea Kamışsı yumak
Agropyron chstatum Otlak aynği
Trifolium repens Aküçgül
Trifoliu m fragiferum Çilek üçgülü
Phalaris arundinacea Bataklık yem kan yaşı
Phalaris ruberosa Yumrulu yem kanyaşi
Poa trivialis Adi salkım otu
Agrostis tenuis Narin tavus otu
 

3. Türkiye'de Yembitkileri Tarımının Sorunları

 Ülkemizde yembitkileri tarımı ile ilgili olarak birçok sorun vardır. Bu sorunlar çözümlenemediği için de, yembitkileri ekili alanların tüm tarla tarımına oram % 2.5 - 3 düzeyindedir. Çayır meralarımızın durumu, kaliteli kaba yem açığı, her yıl artan bir şekilde devam eden ve ülkemizi çölleşme tehlikesi ile karşı karşıya bırakan toprak ve su kayıpları, tarımda verimliliğin düşük olması, ülkemizdeki çoğrafik yapı ve yağış rejimi, ürün deseni gibi konular gözönüne alındığında, yembitkileri tarımına ayrılan alanın çok yetersiz olduğu ortaya çıkar. Oysa, tarımı gelişmiş ülkelerde tarla tarımı içerisinde yembitkilerine ayrılan alanın oranı % 20 - 40 düzeylerindedir. Ülkemizde yembitkileri ekim oranının, gelişmiş ülkeler düzeyine ulaşmasının önünde engel oluşturan en önemli sorunlara aşağıda değinilmiştir. Bunlar;

 1. Tarım İşletmeleri Çok Küçük ve Araziler Parçalı Yapıdadır.
 
Ülkemizde çiftçi ailesi başına düşen ortalama arazi miktarı çok azdır (yaklaşık 60 da). Mevcut arazilerde çoğunlukla birkaç parça (5-6 parça) halinde bulunduğundan, parseller oldukça küçüktür. Bu araziler her kuşakta miras yoluyla yeniden bölünmektedir. Oysa verimli bir işletmecilik ve uygun bir ekim nöbeti planlaması için, hem arazi hem de parsel büyüklüğünün belirli bir sınırın üzerinde olması gerekir. Köklü bir toprak ve tarım reformu yapılmadan, bu haliyle ülkemizdeki tarım işletmelerinin büyük çoğunluğunda, uygun bir ekim nöbeti uygulamak olanaksız gibi görünmektedir.

 Tarım işletmelerinde yembitkilerine ekim nöbeti sistemi içerisinde yer verilir. Ülkemizdeki tarım işletmelerinin büyük çoğunluğunda ekim nöbetine yer verilmediğinden, yembitkileri ekim alanı çok azdır. Nitekim, toprak ve tarım reformunu gerçekleştirmiş ve tarımı gelişmiş ülkelerde, tarla tarımı içerisinde her yıl yembitkilerine ayrılan alan ortalama % 20 -30 oranında iken, ülkemizde % 2-3 civarındadır. Çünkü, küçük çiftçi aileleri özellikle kendi gereksinmeleri için üretim yapmakta, arta kalan arazilerinde de hemen paraya dönüştürebileceği, kısa dönemde ticari değeri yüksek olan bitkisel ürünleri yetiştirmeyi tercih etmektedirler. Yani, arazi kıtlığı ve geçim sıkıntısı üreticilerin uzun dönemli plan yapmalarını engellemektedir.
 
 2. Tohumluk Sorunu Vardır.

 Ülkemizde yembitkileri tarımının önündeki en önemli sorunlardan birisi de, istenilen tür, çeşit ve nitelikte tohumluğun, uygun bedelle gerekli olduğu zamanda bulunamamasıdır. Yembitkileri tarımı yapılan alan çok yetersiz olduğundan, yembitkileri tohumculuğu sektörü ve buna bağlı olarak bir pazar gelişmemiştir. Son yıllara kadar birkaç devlet üretme çiftliği ve bir-iki özel kuruluş tarafından, az sayıda yembitkisi türünden sınırlı miktarda tohumluk üretimi yapılmaktaydı. Son yıllarda park, bahçe ve farklı amaçlarla kurulan yeşil alanların hızla çoğalması, 1998 yılı başlarında çıkan mera kanununa göre, mera ıslah çalışmalarında kullanılmak üzere, çok fazla miktarlarda değişik tür ve çeşitte yembitkileri tohumlarına duyulan gereksinimin artması, bu sektörde canlanmaya yol açmıştır. Yembitkileri tohumculuğu ile ilgilenen özel kuruluş sayısı çoğalmıştır. Ancak, bu kuruluşların çoğunluğu yurt dışından getirttikleri tohumlukların satış ve dağıtımını yapmaktadırlar.

 3. Değişik Ekolojik Bölgelere Uygun, Yüksek Verimli Çeşitler Islah Edilip Geliştirilememiştir.

 Ülkemizde 15 ana iklim görülmektedir. Ayrıca, coğrafik yapının özelliği nedeniyle, her ana iklim içerisinde birçok alt iklim yaşanmaktadır. Farklı iklim bölgelerinde bu koşullara uyum sağlayıp, nicelik ve nitelik yönünden üstün verim alınabilecek tür ve çeşitler de farklı olacaktır. Oysa alt iklim bölgelerini dikkate almasak bile, ana iklim bölgelerimize uygun çeşitlerimizin belirlenmesi ya da ıslah yoluyla geliştirilmesi çalışmaları çok yetersizdir.

 4. Yembitkilerinin Hayvan Besleme Açısından Önemleri Yeterince Bilinmemektedir.

 Çoğu üretici "besleme" ile "doyurma" arasındaki farklılığı tam anlamıyla bilmemektedir. Bu nedenle, çoğu zaman tahıl kes ve samanlarının yembitkilerinin yerini tutabileceği düşünülmektedir. Ülkemizin hemen her bölgesinde tahıl samanları bolca bulunduğundan, yembitkileri tarımı ihmal edilmektedir. Oysa hayvan beslemede saman hiçbir zaman yembitkilerinin yerini tutamaz. Saman bir dolgu maddesidir ve hayvanı sadece doyurur. Saman selülozik yapısı nedeniyle, rumende şişerek hayvana tokluk duygusu verir. Ancak, hayvanın samanı sindirebilmek için harcadığı enerji, samandan kazandığından daha fazladır. Yembitkilerinde selüloz oranı düşük olduğundan, kolay sindirilebilmeleri ve samanın bir kaç katı daha çok besin maddeleri içermeleri nedeniyle, çayır ve meralar ile birlikte hayvanların temel besin kaynağı durumundadır.

 5. Hayvansal Ürünlerin İşlenmesi, Satışı ve Dağıtımı Konusunda Çok Ciddi Sorunlar Vardır.

 Özellikle gelişmiş ülkeler başta olmak üzere çoğu ülkede üreticiler, kooperatifler ve birlikler oluşturarak sorunlarını çözmekte ve haklarını korumaktadırlar. Ülkemizde ise, birkaç sınırlı yöre dışında üreticiler örgütsüzdür. Üretici ve tüketicileri korumak ve sağlıklı, dengeli bir piyasanın oluşmasını sağlamak amacıyla kurulmuş olan Türkiye Süt Endüstrisi Kurumu, Et ve Balık Kurumu gibi devlet kuruluşlarının sahip olduğu işletmelerin bir kısmı özelleştirilmiş, geri kalanlarda çok az sayıda üreticiye hizmet verebilmektedir. Bu durumda üreticiler ürünlerini genellikle, kısa sürede çok para kazanma mantığıyla davranan tüccarlara ve özel kuruluşlara satmak zorunda kalmaktadırlar. Üreticiler ürünlerini ancak maliyet fiyatına veya zararına satabilmekte, tüketicilerde aynı ürünleri pahalı tüketmektedirler.

 Sonuçta üreticiler yeterli kazanç elde edemeyince, üretim maliyetlerini kısmaktadırlar. Hayvansal üretimde yem maliyeti % 70 gibi yüksek bir oranda olduğundan, ilk kısıntı burada yapılarak, hayvana kaliteli kaba yem yerine saman verilmektedir. Zaman içerisinde ortaya çıkan krizlerin de etkisiyle, büyük üreticiler piyasadan çekilmektedir. Küçük üreticiler de çoğunlukla olaya ticari bakmayıp, kendi gereksinimleri için hayvan beslediğinden, yembitkileri tarımı yerine, diğer tarla ve bahçe ürünleri artıkları ile besleme yapmaktadırlar. Hayvan yetiştiricileri yaptıkları işten yeterince kazanabilselerdi, mutlaka hayvansal ürünlerin nicelik ve niteliğini yükselten, kaliteli kaba yemleri üretmek için daha çok yembitkileri tarımı yaparlardı.

 6. Yembitkilerinin Hayvan Besleme Dışındaki Yararları Tam Olarak Bilinmemektedir.

 Yembitkilerinin hayvan yemi olma niteliği dışında, sağladığı daha birçok yarar vardır. Bu yararlar ilgili çoğu insan tarafından tam olarak anlaşılmış değildir. Yembitkileri, toprak üzerinde sürekli bir yeşil örtü ve halı gibi kuvvetli çim kapağı oluşturarak, yağmur damlalarının kinetik enerjisini kırmaları, yüzey akışını engellemeleri, toprağı organik madde yönünden zenginleştirmeleri ve suyun toprağın alt katmanlarına daha iyi süzülmesini sağlamaları nedenleriyle, toprak ve su korumada çok etkilidirler. Yembitkileri toprağa bol miktarda besin maddeleri ve organik madde kazandırırlar. Böylece tarım topraklarının verimliliğinin artarak sürmesini sağlarlar. Belirli bir bölgede aynı kültür bitkisinin uzun süreli ve düzenli yetiştiriciliği yapılırsa, o bitkiye özgü hastalık, zararlı ve yabancı ot yoğunluğu artar. Yembitkileri ekim nöbetine alındığında, bu etmenlerin yoğunluğunun artması engellenir. Sonuçta, hastalık, zararlı ve yabancı otlarla savaşım maliyetleri azalır, ürünün nitelik ve niceliği artar. Yembitkileri karbondioksit tüketip, oksijen üreterek ve toz parçacıklarını emerek, hava kalitesinin yükselmesine katkıda bulunurlar. Fotosentez yoluyla güneş enerjisinin kimyasal enerjiye (şeker, nişasta vb.) dönüşmesini sağlarlar. Bu konu ile ilgili daha ayrıntılı bilgi "Yem bitkilerinin Önemi" başlığı altında verilmiştir.

 7. Yembitkileri Tarımında Ekim, Bakım, Hasat, Harman ve Değerlendirme, gibi İşlemler Çok İyi Bilinmemektedir. Bu İşlemleri Gerçekleştirmek İçin Gerekli Olan Alet ve Ekipman Yetersizdir.

 Diğer birçok kültür bitkisi ile kıyaslanınca, yembitkileri tarımının başlangıcı oldukça yenidir. Aynı zamanda yembitkilerinde tür zenginliği hayli fazladır. Diğer yandan ülkemizde yembitkileri tarımı yapan üretici sayısı ve üretim alanı çok kısıtlıdır. Yukarıda sayılan nedenlerden dolayı ülkemizde farklı yembitkisi türlerinin tarımında, toprak ve tohum yatağı hazırlığı, ekim zamanı ve yöntemleri, gübreleme, sulama, hastalık ve zararlılarla savaşım, tohumluk üretimi, hasat, harman, kurutma, silaj yapma gibi değerlendirme işlemleri, depolama vb. konularda üreticilerin bilgi birikimi ve deneyim eksiklikleri vardır.

 Ayrıca, çoğu yembitkisi türlerinde tohumların küçük olması ve kullanım amacı farklılığı nedeniyle, kültürel işlemler yerine getirilirken, diğer bitkilerde kullanılanlardan farklı alet ve ekipmanlara gereksinim vardır. Gerek yembitkisi tarımı yapılan alanın azlığı, gerekse bu alet ve ekipmanların fiyatı küçük ve orta düzeyli üreticilerin satın alma gücünü aştığından sıkıntı yaşanmaktadır. Sonuçta, sayılan nedenler yembitkileri tarımının yaygınlaşmasının önünde engeller oluşturmaktadır.

 8. Yembitkileri Tarımında Başlangıçta Yapılan Harcamalar, Diğer Kültür Bitkilerine Göre Daha Çoktur.

Yembitkilerinin çoğunluğu küçük tohumlu olduklarından, toprak ve tohum yatağı hazırlığının çok özenle yapılması gerekir. Yembitkileri ekilecek toprağı ekime hazır duruma getirebilmek için, diğer kültür bitkilerinde yapılanlardan daha çok işlem uygulanır. Başlangıçta uygulanan fazla sayıdaki işlem üretim girdilerini artırır. Ayrıca türlere göre değişmek üzere, yembitkileri tohumlukları oldukça pahalıdır. Sayılan nedenlerle yembitkileri tarımında başlangıçta yapılan harcamalar, diğer kültür bitkileriyle kıyaslanınca daha yüksektir. Bu durum yembitkileri tarımının yaygınlaşmasını olumsuz yönde etkilemektedir.

 9. Yembitkileri Tarımında Üretilen Ürünler Daha Geç Paraya Dönüşür.

 Yembitkileri dışında hemen tüm kültür bitkilerinde, elde edilen ürün hasattan sonra bekletilmeden alım yerine ulaştırıldığı anda, çoğu zaman parasal karşılığı alınabilir. Yembitkilerinde ise, üretilen yemler bir yıla yayılan zaman içerisinde hayvana yedirilir. Elde edilen et, süt, yumurta ya doğrudan, ya da peynir, tereyağı, sucuk, salam, sosis, pastırma gibi ürünlere işlendikten sonra satılarak ancak paraya dönüştürülebilir.

 10. Yembitkilerinden Alınan Ürünlerin Hem Satış, Depolama ve Korunması Zordur, Hem de Çok Yer Kaplar.

 Tarımsal ürünlerin çoğunda kamu kuruluşları tarafından destekleme alımları yapılır. Böylece üretilen ürünler belirli bir taban fiyattan alınarak dengeli bir piyasa oluşumu sağlanır. Ya da teslim edilen ürünler için kilo başına prim verilerek, üretici belirli düzeyde korunmaya çalışılır. Hepsinden önemlisi de üretici ürününün hepsini satma şansına sahiptir. Yembitkilerinde ise böyle desteklemeler yoktur. "Yem Ofisi" veya "Yem Borsası" gibi, kaba yem alımı ve satışı yapan kuruluşlar da olmadığından, bu durum ticari olarak yembitkileri yetiştiriciliğini olumsuz etkilemektedir.

 Yembitkileri ot için hasat edildiklerinde, % 15 - 20 kuru madde, % 80 - 85 nem kapsar. Biçilen otlar kurutularak depolanacaksa, nem içeriği % 10-12 düzeylerine düşürülmelidir. Bu zor ve zaman alıcı bir uygulamadır. Ayrıca kurutma sırasında çevirme, toplama gibi işlemler yapılırken kırılma ve dökülme şeklinde ve yavaş kuruma nedeniyle solunum ve kızışma olayları sonucu önemli miktarlarda kayıp ortaya çıkar. Kurutulan otlar iyi havalanan, nem oram düşük depolarda saklanmazsa, yeniden nem alarak kızışma ve çürüme sonucu yem olma özelliğini yitirir.

 Biçilen otlar silaja işlenecekse, nem oranının % 60 - 65'e düşürülmesi, iyice sıkıştırılarak havasızlığın sağlanması, dışarıdan yağmur suyu girişinin önlenmesi, fare, keme gibi zararlıların örtüyü delerek zarar yapmasının engellenmesi, silaj çukuru tabanında sıvı birikmesinin önlenmesi gerekir. Ortam pH'si kısa sürede 4.0 - 4.5'e düşürülerek, bu düzeyin silaj bitinceye kadar korunması gerekir. Özellikle taneleri depolanan ürünlerle kıyaslanınca, yembitkilerinin ister kuru ot, isterse silaj şeklinde işleme ve depolanmaları zordur.

 Yembitkilerinden elde edilen ürünler depolarda çok yer kaplarlar. Örneğin tahıllarda l ton tane ürünü l - 1.5 m3 arası bir hacim kaplarken, gevşek bir tarzda yığılan kuru otlarda bu değer 20 - 22 m3 düzeyindedir. Ürünün depoda çok yer kaplaması depolama masraflarını artırmaktadır.

 11. Yüzyıllardır Süregelen Alışkanlıklar

 Türk toplumunda, Orta Asya'da göçebe veya yan göçebe olarak yaşarken ve göç edilen diğer coğrafyalarda, yerleşik yaşam düzenine geçtikten sonra bile, hayvancılık meraya dayalı olarak sürdürülmüştür. Yüzyıllar boyunca süren bu uygulama, insanlarımızda bazı alışkanlıklar ve düşünce kalıplarının oluşmasına yol açmıştır. "Ot değil mi canım, nasıl olsa her yerde bitiyor. Bir de tarlaya mı ekeceğiz" şeklinde değerlendirmeler yapılmaktadır. Bu anlayışa göre, hayvanın yiyeceği ot boş alanlarda ve meralarda biter. Tarlaya yembitkisi ekildiği zaman yazık edilmiş olur. Oysa, ot olmadan et olamayacağı, süt olamayacağı çok açıktır. Yalnızca üreticilerimizin bir kısmında değil, bazı aydınlarımız, hatta tarımın değişik kolları ile ilgili olan meslektaşlarımızda bile bulunan yukardaki anlayış, son yıllarda giderek azalmaktadır. Bu anlayışın ortadan kaldırılması ve yembitkilerinin sağladığı yararların anlaşılmaya başlanması, yembitkileri tarımını olumlu yönde etkileyecektir.

4. Yembitkileri Tarımında Toprak Ve Tohum Yatağı Hazırlığı

Toprak hazırlığında amaç, yembitkileri yetiştirilecek topraklarda, yembitkilerinin ekimine ve yetişmesine uygun ortam sağlamaktır. Yani, tohum yatağı hazırlığına başlamadan önce, arazi yembitkileri yetiştirilecek duruma getirilmelidir. Bu amaçla dikkate alman özellikler şunlardır:
  • Toprak reaksiyonunun ayarlanması,
  • Toprak neminin ayarlanması,
  • Topraktaki bitki besin maddeleri dengesinin ayarlanması,
  • Toprağın fiziksel yapısının düzeltilmesi ve tesviye edilmesi,
Toprakta uygulanan bu iyileştirici işlemlerden sonra, tohum yatağı hazırlığına geçilir. İyi bir tohum yatağında aranılan özellikler ve bu özellikleri gerçekleştirmek için uygulanan işlemler şöyle sıralanabilir.

 a) Toprak İstenilen Fiziksel Yapıda Olmalıdır: Bu özellik tarlanın sürülmesi, diskaro, tırmık, tapan veya bu aletlerin birleştirilmiş bir şekli olan kombikürüm çekilerek gerçekleştirilebilir. Sürüm sayısı ve derinliği yetiştirilecek bitki türüne, toprak tipine ve sürüm zamanına bağlı olarak değişir.

 b) Toprak Yüzeyi Ufalanmış Olmalıdır: Sürümden sonra tarlanın durumuna göre diskaro, tırmık veya tapan gibi aletler çekilerek bu özellik sağlanabilir. Toprak yüzeyinin ufalanmış olmasının yararlan şunlardır.
  • Bitki kökleri kolayca derinlere inebilir.
  • Toprak nemi daha iyi korunur.
  • Topraktaki bitki besin elementleri daha kolay alınabilir.
  • Toprak daha iyi havalanarak mikroorganizma etkinliği artar.
  • Ekim aletlerinin daha kolay çalışması sağlanır.
c) Tohum Yatağı Bastırılmış Olmalıdır: Başarılı bir yembitkileri yetiştiriciliği için, tohumun mutlaka bastırılmış tohum yatağına ekilmesi gerekir. Tohum yatağı, ekimden birkaç ay önce hazırlanıp kendi haline bırakılarak oturması sağlanır veya tapan, merdane gibi aletlerle bastırılır. Tohum yatağının bastırılmasıyla;
  • Toprağın alt ve üst katmanlarının birbiriyle teması sağlanır.
  • Bitkiler toprak neminden daha iyi yararlanır.
  • Tohumun toprakla daha iyi teması sağlanır.
  • İstenilen ekim derinliği daha kolay ayarlanabilir.
d) Tohum Yatağında Yeterli Nem Bulunmalıdır: Zamanında ekim yaparak veya sulama yoluyla ekimden önce tohum yatağında istenilen nem sağlanabilir. Tohum yatağında yeterli nemin bulunması çimlenme ve çıkışı kolaylaştırır, fidelerin daha iyi gelişmesini sağlar.

 e) Tohum Yatağında Yeterince Bitki Besin Elementleri Bulunmalıdır: Yembitkilerinin iyi gelişme gösterebilmeleri için, toprakta yeterince bitki besin elementi bulunmalıdır. Eksik olan bitki besin elementleri varsa, toprak hazırlığı sırasında verilmelidir. Toprakta bitkilerin gereksinim duydukları besin elementlerinden yeterli miktarda bulunması, yembitkilerinin kök ve gövdelerinin kuvvetli büyümesini ve dolayısıyla verimin artmasını ve elde edilen ürünün niteliğinin yükselmesini sağlar.

 f) Tohum Yatağı Organik Madde Yönünden Zengin Olmalıdır: Organik madde yönünden zayıf olan topraklara çiftlik gübresi veya yeşil gübre uygulanarak, tohum yatağında yeterince organik madde birikimi sağlanabilir. Organik madde; toprak yapısının iyileşmesini, toprağın su ve katyon tutma kapasitesinin yükselmesini ve mikroorganizma etkinliğinin artmasını sağlar. Ayrıca ileri ki yıllar için besin deposu görevi yapar.

 g) Tohum Yatağı Yabancı Otlardan Temiz Olmalıdır: Böylece yabancı otların yembitkileriyle su, ışık ve bitki besin elementleri yönünden rekabet etmesi önlenmiş olur. Yabancı otlan önlemek; yembitkileri yetiştirilecek tarlaya bir yıl önce tahıl ekerek, yembitkilerini koruyucu bitkilerle birlikte ekerek, ilkbaharda yabancı ot tohumlarının çimlenmesini izleyen günlerde yüzlek bir sürüm yaparak veya diskaro çekerek ya da çıkış öncesi yabancı ot ilaçlan kullanarak sağlanabilir. Yembitkisinin ve yabancı otların durumuna göre bu önlemlerden uygun olan biri veya daha fazlası alınabilir.

5. Yetiştirme Tekniği

Yeryüzünün değişik bölgelerinde oldukça fazla sayıda yembitkisi türü yetiştirilmektedir. Ayrıca, her bir türün farklı özellikler taşıyan çok sayıda çeşidi (varyete) geliştirilmiştir. Yetişme istekleri yönünden bu türler ve çeşitler arasında büyük farklılıklar vardır. Her yembitkisi türünün ve hatta aynı tür içerisindeki çeşitlerin iklim ve toprak istekleri farklı olduğu gibi; toprak hazırlığı, ekim, bakım, hasat ve harman gibi konular da da az -çok farklılık görülmektedir. Birçok yembitkisi türü, diğer kültür bitkilerinin ekonomik olarak yetiştirilemediği koşullarda yetiştirilebilir. Değişik yembitkisi türleri çok nemli bölgelerden, çok kurak bölgelere kadar geniş bir alanda yetiştirilebildiği gibi, fakir, kireçli, tuzlu, alkali ve asit karakterli topraklarda da başarıyla yetiştirilebilen yembitkisi türleri bulunmaktadır. Yembitküeri tarımında, yetiştiricilik yapılacak bölgeye uygun tür veya varyetelerin doğru olarak seçimi, başarıyı etkileyen en önemli faktörlerden birisidir.

5.1. Tohumluk

 Tüm kültür bitkilerinde olduğu gibi, yembitkileri tarımında da basan, kaliteli ve saf bir tohumluk kullanılması ile sağlanabilir. Tohumluğun safiyeti çok önemli bir özelliktir. Kullanılacak tohumluğun içerisinde taş, toprak, bitki artıkları gibi yabancı maddelerin yanında, yabancı ot tohumlarının da bulunmaması gerekir. Bu durum çok önemlidir. Bazı yembitkisi tohumlan çok küçüktür. Bu türlerden çok temiz tohum elde etmek mümkün değildir. Örneğin, sakal otlarında safiyet derecesi % 15-20'ye kadar indiği halde, baklagillerin çoğunda safiyetin % 99 olması istenir. Hatta, yonca tohumluğunda bir parazit olan küsküt yönünden safiyetin % 100 olması gerekir. Çünkü yonca tohumluğu içerisinde % l oranında bile küsküt tohumluğu bulunması, çok büyük zarara neden olmaktadır.

 Tohumluğun çimlenme gücü de önemli bir faktördür. Baklagil yembitkilen, buğdaygil yembitkilerine göre, çimlenme güçlerini genellikle daha uzun süre korurlar. Belirli bir süreden sonra, zaman geçtikçe tohumluğun çimlenme gücünde sürekli bir azalma olduğundan, kullanılan tohumluğun taze olması gerekir. Değinilen sakıncaları en aza indirmek veya tümüyle ortadan kaldırabilmek için, eğer mümkünse sertifikalı tohumluk kullanılmalıdır.

 Tohumlukta dikkat edilecek bir diğer özellik de sert tohumluluk oranıdır. Özellikle bazı baklagil yembitkilerinde, tohum kabuğu sert olduğundan, çimlenme için tüm çevresel koşullar uygun olsa bile, tohum beklenen sürede çimlenememektedir. Bu tohumlar toprakta uzun süre canlı kalarak sonradan çimlenebilmektedirler. Sert tohumluluk çayır meralarda istenmesine karşın, yembitkileri yetiştiriciliğinde istenmeyen bir özelliktir. Anadolu üçgülü, ak üçgül, san çiçekli gazal boynuzu, tüylü fiğ gibi bazı baklagil yembitkilerinde sert tohumluluk özelliği yaygındır.

5.2. Ekim Zamanı

 Sıcak mevsim yembitkileri ülkemizin her yerinde ilkbaharda ekilmesine karşın, serin mevsim yembitkileri kışları ılıman geçen kıyı bölgelerimizde sonbaharda, karasal iklimin etkisindeki iç bölgelerde ise ilkbaharda ekilmektedir. Ancak, çok yıllık serin mevsim yembitkileri ilkbaharda ekildiklerinde, ilk yıl çok az ürün alınabilir. Sonbahar ekimlerinde ise bitkiler sonbahar, kış ve erken ilkbaharda kök sistemlerini geliştirdiklerinden, ilkbaharda hızla gelişerek yüksek verim sağlarlar. Bu nedenle, mümkün olan yerlerde sonbahar ekimi tercih edilmelidir.Gerek sonbahar, gerekse ilkbahar ekimlerinde, olabildiğince erken ekim yapılmalıdır, ilkbahar ekimlerinde geç kalınacak olursa, genç fideler yaz kurakları ve sıcaklardan zarar görür. Sonbahar ekimleri gecikirse, fideler yeterince gelişemeden soğuklar başlayacağından, birçok genç fide ölür veya zarar görür. Erken ekim yapmayı gerektiren nedenlerden birisi de, bazı yembitkisi tohumlarının uygun koşullarda bile çimlenme sürelerinin uzun olmasıdır. Örneğin, yumrulu kanyaş tohumlan 28, domuz ayrığı, koyun yumağı ve çayır salkım otu tohumları 21, otlak ayrığı ve kılçıksız brom tohumları ise 14 günde çimlenmektedir.

5.3. Ekim Derinliği

 Ekim derinliği, toprak yapısına ve ekilecek tohum büyüklüğüne bağlı olarak değişir. Ağır topraklarda daha yüzlek, hafif topraklarda ise biraz daha derin ekim önerilir. Toprak yapısına bağlı olarak;
  • Küçük tohumlu yembitkileri : 0.5-2.5
  • Orta tohumlu yembitkileri : 1.5-3.0
  • İri tohumlu yembitkileri : 2.5-7.5 cm   toprak derinliğine ekilmelidir.
  • Küçük tohumlu yembitkileri denince ak üçgül, melez üçgül, aktavus otu, köpek kuyruğu, anadolu üçgülü,
  • Orta tohumlulara yonca, taş yoncası, çayır üçgülü, ayrıklar, kılçıksız brom, çimler,
  • İri tohumlulara fiğ türleri, mürdümük türleri, yem bezelyesi örnek verilebilir.
5.4. Atılacak Tohum Miktarı

 Dekara atılacak tohum miktarı tohumun büyüklüğüne, yağış durumu veya sulama olanaklarına ve üretim amacına (ot veya tohum için üretim) bağlı olarak değişmektedir. Bazı yembitkilerinden dekara atılacak tohum miktarları aşağıdadır.

 Çizelge 9. Bazı Buğdaygil ve Baklagil Yembitkilerinin l kg'inda Bulunan Tohum Sayıları ve Dekara Atılacak Tohum Miktarları
Aşılama Grubu Etkili Olan Rhizobium Türü Etkili Olduğu Baklagil Cinsleri
Yonca Rhizobium meliloti Medicago, Melilotus, Trigonella
Uçgül Rh. trifolii Trifolium
Bezelye Rh. leguminaosorum Vicia, Lathyrus, Lens, Pisum
Fasulye Rh. Phaseoli Phaseolus
Acı Bakla Rh. Lupini Lupirtus, Ornithopus
Soya Rh. japonicum Glycine
Börülce Rh. ssp. Vigna, Arachis, bazı tropik baklagil türleri
Özel Grup Rh. ssp. Lotus, Cicer, Coronilla, Onobrychis

5.5. Yetiştirme Şekilleri

 Yembitkileri ana ürün, ara ürün veya alt bitki şeklinde yetiştirilebilir.

5.5.1. Ana Ürün Olarak Yetiştirme

 Bu sistemde tarla arazisi bir mevsim, bir yıl veya daha uzun süre tek yıllık veya çok yıllık yembitkilerine ayrılmaktadır. Örneğin, Samsun yöresinde yetiştirilen ana ürünler mısır, tütün, buğday, yulaf, çeltik vb. bitkilerdir. Bu bitkilerin yetişme dönemlerinde, arazi herhangi bir yembitkisine ayrılır ve yembitkisi gelişmesini tamamlayıncaya kadar arazide kalmasına izin verilirse, ana ürün olarak yetiştirilmiş olur. Çok yıllık yembitkileri arazide birkaç yıl kaldıklarından, ana ürün şeklinde yetiştirildikleri varsayılabilir.

5.5.2. Ara Ürün Olarak Yetiştirme

 Yılda birden fazla ürünün alınabildiği kıyı bölgelerimizde, iki ana ürünün yetişme dönemleri arasında kalan sürede, arazide yembitkilerinin yetiştirilmesine ara ürün olarak yetiştirme adı verilir. Ara ürün olarak yembitkileri yetiştirildiğinde, hasat zamanı ana ürünleri sınırlamayacak şekilde ayarlanır. Yani, ana ürünün ekim zamanı geldiyse arazideki yembitkisi, hangi gelişme devresinde olursa olsun, biçilerek tarla ana ürün için hazırlanır. Ara ürün olarak yembitkileri yetiştiriciliği genellikle iki şekilde uygulanmaktadır.

 a) Kışlık Ara Ürün Olarak Yetiştirme: Sürekli olarak mısır, tütün, pamuk, ayçiçeği veya yazlık sebzeler gibi ürünlerin yetiştirildiği kıyı bölgelerimizde, bu ürünler hasat edildikten sonra, gelecek yıl tekrar ekilinceye kadar arazi genellikle boş kalmaktadır. Arazinin boş kaldığı bu dönemde uygun yembitkileri yetiştirilirse, bu kışlık ara ürün olarak yetiştirme adını alır. Örneğin, bölgemizde sürekli tütün yetiştirilen arazilerde, türün bitkisi haziran ayı içerisinde araziye şaşırtılmakta ve ekim ayında hasat işlemi bitmektedir. Bazı çiftçiler bu arazilere ekim sonu veya kasım ayı başlarında fiğ + yulaf veya arpa karışımı ekerek, mayıs ayı ortalarına doğru bitkiler hangi gelişme devresinde olursa olsun, biçip araziyi tekrar tütün için hazırlamaktadırlar.

 b) Yazlık Ara Ürün Olarak Yetiştirme: Buğday, arpa, yulaf, kolza vb. kışlık ana ürünlerin sürekli olarak yetiştirildikleri arazilerde, bu ürünler hasat edildikten sonra tekrar ekilinceye kadar arazi genellikle boş kalmaktadır. Yağışların uygun olduğu veya sulama olanağı olan yerlerde bu süre içerisinde, mısır, sorgum, sudan otu gibi bitkiler yetiştirilip, silaj ve hasıl ot amacıyla hasat edilmektedir. Örneğin, bölgemizde tahıllar temmuz ayı içerisinde hasat edildikten sonra, genellikle tarlaya mısır ekilmekte ve ekim ayı başlarında silajlık veya hasıl olarak hasat edilmektedir.

 Gerek yazlık, gerekse kışlık ara ürün olarak yetiştirilen ürünlere, ikinci ürün adı da verilmektedir.

5.5.3. Alt Bitki Olarak Yetiştirme

 Bu sistem daha çok bazı Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde uygulanmaktadır. Sonbaharda kışlık tahıllarla karışık olarak tek yıllık yonca ve üçgüller ekilmektedir. Tahıllar olgunlaşınca, biçerdöverin tablası kaldırılarak yüksekten hasat yapılmaktadır. Tahılların haşatından sonra, geride kalan yonca veya üçgüllerin bir süre daha gelişmesi beklenmekte, ardından koyun veya sığırlarla otlatılmaktadır. Burada tek yıllık yonca veya üçgüller, tahılların yanında alt bitki olarak yetiştirilmektedir.

 Ülkemizde böyle bir uygulama yoktur. Ancak, yeni kurulan meyve bahçeleri, fındıklıklar ve kavaklıkların altında, bitkiler gelişip toprağı tümüyle kapatıncaya kadar bazı yembitkileri yalın veya karışım halinde yetiştirilebilmektedir.

 Yembitkileri yalın olarak ya da ikili veya çoklu karışımlar şeklinde yetiştirilir. Buğdaygil yembitkilerinin çoğunluğu ve yonca, korunga, üçgül gibi baklagil yembitkileri tek başlarına yetiştirilebilmelerine karşın; sürünücü özellik gösteren fiğ türleri, yem bezelyesi ve mürdümük türleri gibi bitkilerin, dik gelişen bir arkadaş bitkiyle birlikte yetiştirilmesinde yarar vardır.
 
 
5.6. Ekim Şekli

 Ekim serpme olarak veya mibzerle yapılabilir. Serpme ekimde tohumlar elle veya dağıtıcı makinelerle toprak yüzeyine serpildikten sonra, diskaro, tırmık veya tapan gibi aletlerle üzeri kapatılır. En ilkel ekim yöntemidir. Sakıncaları;
  • Ekim derinliği ayarlanamaz
  • Bitkiler arasındaki açıklık ayarlanamaz.
  • Mekanik yollarla yabancı ot savaşımı yapılamaz
  • Gereğinden fazla tohum kullanılır
Mibzerle ekim, serpme ekime göre daha üstün bir yöntemdir. Yembitkilerinin ekiminde bu amaçla geliştirilmiş özel mibzerler kullanılır. Üstünlükleri;
  • Tohumlar istenilen derinliğe atılabildiğinden, çimlenme ve çıkış oranı yüksek olur.
  • Bitkiler arasındaki açıklık istenilen şekilde ayarlanabilir.
  • Mekanik yolla yabancı ot savaşımı yapılabilir.
  • Ekimle birlikte gübreleme de yapılabilir.
  • Daha sonra yapılacak sulama ve gübreleme işlemleri daha kolay uygulanabilir.
  • Tohumdan tasarruf sağlanır.
5.7. Baklagil Yembitkisi Tohumlarının Aşılanması

 Bitkisel üretimi sınırlayan en önemli faktörlerden birisi N yetersizliğidir. Bitki dokularındaki N oranı % l - 6 arasında değişmektedir. Bir dekar arazi üzerindeki atmosferde 9 ton kadar N bulunmasına karşın, bitkiler doğrudan bu azotu kullanamamaktadırlar. Toprağa bitkilerin yararlanabileceği formda azot aşağıdaki yollarla kazandırılabilir.
  • Toprağa karışan organik artıkların mineralizasyona uğraması ile.
  • Şimşek, yağmur vb. atmosferik olaylar sonucu toprağa bir miktar azot iner. Bunun yanında endüstriyel yanma ve ozonizasyon olayları da toprağa azot kazandırır.
  • Toprakta bulunan Azotobacter, Clostridium, Cyanobacteria, Rhizobium, Azotla, Actinomycetes gibi değişik organizmalar, serbest veya ortak yaşam yoluyla havanın azotunu toprağa bağlarlar.
  • Fabrikalarda kimyasal olarak, çoğunlukla Haber - Bosch yöntemi ile, üretilen azotlu gübrelerin toprağa verilmesiyle.
 Yapılan tahminlere göre, dünya topraklarına her yıl 260 milyon ton 'kadar N eklenmektedir. Bunun yaklaşık 90 - 175 milyon ton kadarı biyolojik azot fiksasyonu, 40 milyon tonu kimyasal gübreler, 20 milyon tonu endüstriyel gazlar, 15 milyon tonu ozonizasyon ve 10 milyon tonu da şimşek vb. atmosferik olaylarla toprağa kazandırılmaktadır.

 Çizelge 10. Rhizobium Aşılama Gaiplari ve Etkili Olduğu Baklagil Cinsleri
Latince Adı Türkçe Adı 1 kg'daki Tohum Sayısı Dekara Atılacak Tohum Miktarı (kg)
Buğdaygiller
Phalaris arundinacea Yem kanyaşi 1 175 265 0.6-1.1
Lolium perenne Çok yıllık çim 500 535 2.8-3.3
Agropyron cristatum Otlak ayrığı 385 875 0.9-1.8
Elymus canadensis Kanada otlak arpası 253 575 1.1-1.7
Elymusjunceus Rus otlak arpası 385 875 0.9-1.1
Alopecurus pratensis Çayır tilki kuyruğu 1 270 080 1.7-2.8
Phleum pratense Çayır köpek kuyruğu 2712150 0.7-1.3
Agrostis alba Ak tavus otu 1 1 002 950 0.6-1.3
Dactylis glomerata Domuz ayrığı 1 442 070 0.7-1.2
Bromus inennis Kılçıksız brom 299 880 1.1-2.2
Poa pratensis Çayır salkım otu 2712150 0.7-1.1
Festuca ovina Koyun yumağı 1 499 400 1.7-2.8
Baklagiller
Medicago sativa Yonca 441 000 1.7-2.2
Melüotus alba Ak taşyoncasi 573 340 1.1-1.7
Trifolium pratense Çayır üçgülü 606 375 0.4-1.3
Trifolium repens Aküçgül 1 764 000 0.2-0.5
Trifolium fragiferum Çilek üçgülü 661 500 0.7-1.1
Trifolium alcxandrinum iskenderiye üçgülü 441 000 1.7-2.2
Lotus coniiculatus San çiçekli gazal boynuzu 882 000 0.6-0.9
Onobrychis sativa Korunga 352 800 1.7-2.2
Vicia sativa Yaygın fiğ 15445 7.8-9.0
Vicia narbonensis Koca fiğ 6615 15.0-20.0
Vicia vülosa Tüylü fiğ 44100 4.5-5.5
Lupinus albus Ak acı bakla 3308 11.0-13.5
Lathyrus sativus Mürdümük 33075 5.6-6.7
Vigna smensis Börülce 6605 2.2-3.4

 Biyolojik azot fiksasyonu, toprakta serbest yaşayan bakteriler ve baklagil köklerinde ortak yaşayan Rhizobium bakterileri aracılığıyla olmaktadır. Yapılan tahminlere göre, biyolojik yolla kazanılan azotun çoğunluğu, baklagil-rhizobium ortak yaşamı yoluyla sağlanmaktadır.

 Herhangi bir tarlada ilk kez baklagil yetiştirilecekse, o baklagil türünde etkili olan bakteri ırkının toprakta yeterli yoğunlukta bulunmayacağı varsayılarak, aşılama yapılması önerilir. Çünkü her baklagil türünde etkili olabilen bakteri ırkı farklıdır.

 Bakteri aşılaması çoğunlukla tohuma yapılmaktadır. Ancak, tohumların ilaçlı olduğu durumlarda veya tohuma aşılama yapmayı engelleyecek başka nedenler varsa, doğrudan toprağa bakteri aşılaması da yapılabilmektedir. Hazır paketler halinde satılan aşılar, şekerli su ile nemlendirilen tohumların üzerine önerilen oranda dökülerek karıştırılır. Böylece bakteriler tohum yüzeyine yapışır. İyi bir yumrucuk oluşumu için, tohumun çevresinde yeterli sayıda bakterinin bulunması gerekir. Bu sayı, yonca, üçgül vb. küçük tohumlularda 1000 - 5000 bakteri/tohum, soya, fasulye, koca fiğ vb. iri tohumlularda 100 bin - l milyon bakteri / tohumdur.

 Aşılamanın Yararları:
  • Aşılama ile etkili yumrucukların bitkilerin erken devrelerinde gelişmeleri güvence altına alınır.
  • Çimlenme ve sürme devresinde tohumun besi dokusundaki (çenekler) N tükenince, bitki etkili yumrucuklardan azotlu bileşikleri kolayca alabilir. Bitki N fakirliği çekmez, doku ve organlarındaki protein oranı artar.
  • Aşılanan bitkilerin ot ve tohum verimi artar. Aşılama ile ortalama olarak % 10 -15 verim artışı sağlanabilir. Fakir topraklarda bu artış oranı % 25'e kadar çıkabilir.
 Aşılama ile toprağın N bütçesi iyileştirilir. Bir sonraki ürün için azot ve organik madde yönünden zengin, kolay işlenebilir bir toprak kalır.

6. Yembitkileri alanlarının bakımı

 Yembitkilerinde ilk kuruluş masrafları diğer tarla bitkilerine göre daha yüksektir. Çok yıllık yembrtkilen iyi t«sis edilip, gerekli bakım işlemleri yapıldığı zaman, uzun yıllar varlıklarını koruyarak ekonomik olarak ürün verebilirler. Bu nedenle yembitkileri alanlarından ekonomik ürün elde edebilmek için, ekildikleri yıl ve daha sonraki yıllarda bakım işlemleri yapılmalıdır. Yembitkileri alanlarında yapılacak bakım işlemleri; gübreleme, sulama, hastalık - zararlı ve yabancı otlarla savaşımdır.

6.1. Gübreleme

Yembitkilerinden beklenen verimin alınabilmesi için, gereksinim duydukları çeşit ve miktarlarda gübrelerle, uygun olan zamanda gübrelenmelidirler. İklim koşulları, toprak koşullan, yembitkisinin türü, yetiştirilme amacı, gübrenin uygulama zamanı, piyasada bulunan gübre türleri ve fiyatları, yabancı ot sorunu gibi etkenler gözönüne alınarak gübreleme yapılmalıdır. Buğdaygiller daha çok azotlu gübrelemeye ihtiyaç duydukları halde, baklagillerin P, K, Ca ve Mg ihtiyaçları daha fazladır. Yembitkilerinin uygun miktar, şekil ve zamanlarda gübrelenmesiyle, aşağıdaki kazanımlar sağlanabilir.
  • Daha çok ve kaliteli kaba yem sağlanır.
  • Yeşil yem dönemi genişler.
  • Topraktaki su daha etkili kullanılabilir.
  • Daha fazla kök ve gövde büyümesi sağlanabilir.
  • Sonuç olarak daha fazla miktarda ve üstün kalite de et, süt vb. hayvansal ürünler elde edilir.
6.2. Sulama

 Bitkilerden beklenen verimin alınabilmesi için, gereksinim duydukları fakat doğal yollarla karşılanamayan suyun, sulama yoluyla verilmesi gerekir. Su, tüm canlılarda yaşamın sürekliliği için mutlak gerekli maddelerin başında gelmektedir. Suyun bitkiler için önemini şöyle sıralayabiliriz.
  • Bitkilerde bir yapı maddesidir.
  • Bitkide turgoru sağlayan maddedir.
  • Hücre bölünmesi, genişlemesi ve bitkinin büyümesi için gereklidir.
  • Tuzların birçoğu için eritken bir ortamdır.
  • Fotosentezin ve bitkideki hidrolik olayların etkin maddesidir.
  • Bitki dokularında ısı dengesini sağlar.
  • Transpirasyon için gereklidir.

 Su eksikliği yalnızca yembitkilerinin verimini azaltmakla kalmaz, aynı zamanda bitkilerin büyüme modelini de değiştirir. Su eksikliği durumunda; köklerin toprak üstü aksama oranı yükselir, yaprak alanı azalır, buna karşılık yaprak kalınlığı artar. Ürünün kalitesi, çiçek oluşumu, ot ve tohum verimi su eksikliğinden büyük oranda etkilenmektedir. Bitki türü, iklim ve toprak koşullarına bağlı olmak üzere, genellikle topraktaki yararlı su % 40 -60 arasına düştüğünde sulama yapılmalıdır. Her sulamada, topraktaki yararlı suyu tarla kapasitesine getirecek kadar su verilmelidir.

6.3. Hastalık - Zararlı ve Yabancı Otlarla Savaşım

 Yembitkileri çok fazla tür ve çeşit zenginliği gösterdiğinden, bu bitkilerde etkili hastalık ve zararlı türü sayısı da oldukça fazladır. Tohum üretimi için yetiştirilen yembitkileri, ot için yetiştirilenlerden daha uzun süre tarlada kaldığından, hastalık ve zararlılar daha ciddi sorunlar yaratmaktadır.

 Yembitkilerinden yüksek verim ve kaliteli ürün alabilmek için, bu bitkilere zarar veren hastalık, zararlı ve yabancı otlarla zamanında ve etkili yöntemler kullanılarak savaşılmalıdır. Bitkiye zarar veren etmenin tür ve çeşidine göre, uygulanacak savaşım yöntem veya yöntemleri az-çok değişiklikler göstermektedir. Hastalık ve zararlılarla savaşımda genel olarak şu yöntemler uygulanmaktadır.
  • Hastalık ve zararlılara dayanıklı çeşitler kullanmak.
  • Uygun bir ekim nöbeti sistemi uygulamak.
  • Temiz tarlaya ekim yapmak.
  • Uygun ve etkili kimyasal ilaçlar kullanmak.
  • Anızları yakmak.
 Yabancı otlara karşı uygulanacak savaşım yöntemleri, yetiştirilen yembitkisi türüne, yabancı otun türüne ve ekolojik faktörlere bağlı olarak değişmektedir. Küçük, tek yıllık yabancı otlar, ekimden önce yapılacak yüzlek bir sürümle veya kazayağı, tırmık gibi aletlerle yokedilebilir.

 Yonca tarımında küsküt büyük bir sorundur. Parazit bir yabancı ot olan küsküt yoncalığa bulaştıktan sonra, mücadele etmek çok zor ve pahalıdır. Çoğu zaman da başarısız olunmaktadır. Bu nedenle yonca tarımında küskütten arındırılmış tohum ve tarla kullanılmalı, tarım aletleri ve daha değişik yollarla yoncalığa küsküt bulaşması önlenmelidir.

 Küsküt ve diğer yabancı otlar tohum verdikten sonra, o tarladan çıkarılmaları hemen hemen olanaksızdır. Bu nedenle yabancı otların tohum vermesine, sülük (stolon) ve kök-sap (rizom) oluşturmasına engel olucu önlemler alınmalıdır. Yembitkileri sağlıklı ve güçlü bir şekilde geliştikleri oranda hastalık, zararlı ve yabancı otlara karşı dirençleri ve rekabet güçleri artacağından, daha az zarar görmektedirler. Bu nedenle, yembitkilerinin sağlıklı ve güçlü bir şekilde gelişmelerine özen gösterilmelidir.

7. Yembitkilerinin hasadı


 Yembitkileri ot ve/veya tohum üretimi amacıyla hasat yapılır. Ot üretimi amacıyla hasat edilen bitkiler yeşil ot, kuru ot veya silaj olarak değerlendirilmektedir. Hasat edilecek bitkinin değerlendirilme şekli, biçim zamanının belirlenmesinde büyük önem taşımaktadır. Biçim zamanının belirlenmesinde diğer önemli bir etken de, yembitkisinin familyası ve türüdür.

 Baklagil yembitkilerinde kuru ot amacıyla hasat, genellikle % 10 ile tam çiçeklenme arasında yapılmaktadır. Daha erken ve geç yapılan hasatlarda hazmolunabilir besin elementleri miktarı azalmaktadır. Farklı olgunluk devrelerinde biçilen yoncanın kuru madde verimi, protein oranı, protein ve selüloz verimi aşağıdaki gibi belirlenmiştir.

 Çizelge 10. Farklı Gelişme Devrelerinde Biçilen Yoncadan Elde Edilen KM, Ham Protein ve Selüloz Verimi ve Ham Protein Oranı
Biçim Zamanı Kuru Madde Verimi (kg/da) Protein Oranı (%) Protein Verimi (kg/da) Selüloz Verimi (kg/da)
Tomurcuklanma 1053.25 21,6 227.88 277.88
%10 Çiçeklenme 1163.38 20,9 243.13 329.13
Tam Çiçeklenme 1133.13 18,7 212.25 372.50

 Buğdaygil yembitkileri yeşil ot olarak değerlendirilecekse başaklanma, kuru ot olarak değerlendirilecekse tam çiçeklenme, silaj olarak değerlendirilecekse hamur olum dönemlerinde biçilmelidirler.

 Ot üretimi amacıyla hasat orak, tırpan gibi aletler kullanılarak elle veya biçme makineleriyle yapılabilir. Biçme yöntemini, işletmenin büyüklüğü, çiftçinin ekonomik gücü ve ekonomik olanakları belirler.

 Hasat zamanı, tohum üretiminde de önemlidir. Baklagil yembitkilerinde tohum için hasat, genellikle alt baklalar kahverengi renk almaya başlayınca yapılır. Buğdaygil yembitkilerinde ise, tohumlar sert olum dönemine geldiğinde yapılmalıdır. Geciktirilirse, tane dökme nedeniyle tohum kaybı artabilir. Daha erken hasatlarda ise, olgunlaşmamış tanelerin oranı fazla olduğundan yine verim ve nitelik kaybı olur.

 Yılda birden çok biçim yapılan yembitkilerinde, biçim zamanı kadar biçim yüksekliği de önemlidir. Biçim yüksekliği yembitkisi türlerine göre değişmektedir. Biçim yüksekliği ayarlanırken, bitkilerin yeniden gelişmesi için, anız üzerinde yeterli düzeyde yeşil aksam ve yedek besin maddesi bırakma ilkesinden hareket edilmelidir.

8. Baklagil yembitkileri

8.1. Genel Yapısal Özellikler
8.1.1. Vegetatif Özellikler
8.1.1.1. Kök (/Zarfa)

 Baklagillerde kök sistemini, genellikle, kazık kök diye adlandırdığımız bir ana kök ile, ondan çıkan yan kökler oluşturmaktadır. Kuvvetli olan ve toprakta oldukça derinlere inebilen bu kök sisteminin gelişmesi, tohumların olgunlaşma devresine kadar sürebilmektedir. Özellikle çok yıllık baklagil yembitkilerinin kök sistemi, toprağın oldukça derinlerine inebilir. Örneğin, yaşlı yonca ve korunga kökleri 7-10 m derinlere kadar inebilmeleredir. Bazı yembitkilerinde, özellikle yonca ve taş yoncası, türlerinde ana kazık kök çok kalınlaşmıştır. Bu bitkilerde kök sisteminin büyük bir bölümü toprağın alt katmanlarına doğru yayılmıştır. Buna karşılık, sulu koşullarda yetiştirilen üçgül türleri, gazal boynuzu vb. bitkilerde kökler, tümüyle toprağın üst katmanlarına yayılmıştır. Örneğin, ak üçgül köklerinin en yoğun olduğu bölge toprağın üst 15-20 cm'lik katmanıdır. Tek yıllık baklagil yembitkilerinde kökler genellikle yüzlektir.

 Baklagil yembitkilerinin en önemli özelliklerinden birisi de , kökler üzerinde azot yumrucukları (nodulus) bulundurmalarıdır. Rhizobium türüne giren ve havanın elementel azotunu bağlama yeteneğinde olan bakterilerin, oluşturdukları yumrucukların şekil, büyüklük ve sayılan türlere göre değişmektedir. Genel olarak, tek yıllık bitkilerin köklerinde az sayıda fakat iri, çok yıllık bitkilerde ise küçük fakat çok sayıda yumrucuk bulunmaktadır.

8.1.1.2. Gövde (Caulis)

 Baklagil yembitkilerinde, genellikle, otsu (herbaceous) bir yapıda olan gövde, cins ve türlere göre önemli değişiklikler göstermektedir. Gövdenin içi boş veya dolu olabilir. Yonca ve korunga gibi bitkilerde gençken dolu olan gövde, gelişmenin ileri devrelerinde boşatabilir. Taşyoncalan gibi bazı baklagil yembitkilerinde, bitki yaşlandıkça fazla miktarda lignin ve selüloz birikmesi sonucu, otsu olan saplar odunsu yapıya dönüşmektedir.

 Gövde büyüklüğü yönünden cins ve türler, hatta aynı türün bireyleri arasında bile büyük değişimler görülebilir. Ülkemizde doğal olarak yetişen bazı taş yoncası ve mürdümük bitkileri 2.0-2.5 m kadar boylanabilmektedir. Buna karşın, bazı tek yıllık yonca türlerinin boyları, ancak 7-8 cm'ye ulaşabilir. Bitki boyu yetişme koşullan ile yakından ilişkilidir. Uygun ortamlarda bitkiler daha çok boylanırlar. Fazla boylanma özelliğinde olan bir tür, uygun olmayan koşullarda beklenen gelişmeyi gösteremez.

 Baklagil yembitkilerrnde kolaylıkla değişmeyen bir özellik olan gövdenin enine kesiti, cins ve türlere göre önemli farklılıklar göstermektedir, örneğin, korunga ve san çiçekli gazal boynuzunda gövdenin enine kesiti yuvarlak olmasına karşın, yonca, koca fiğ ve yem bezelyesinde köşeli, mürdümükte kanatlıdır.

 Baklagil yembitkilerinde üç gövde tipi görülür. Bazı bitkilerde kök tacından çıkarak gelişen saplar bir deste şeklindedir. Bu tip bitkilerde kök tacı belirgin şekilde görülebilir. Baklagil yembitkilerinin büyük çoğunluğunda bu gövde şekli görülür. Bunun yanısıra san çiçekli yonca, iri gazal boynuzu, nohut geveni gibi bazı bitkiler kök-sap (rizom); ak üçgül, çilek üçgülü gibi bazı bitkiler de sülük (stolon) gövde yapısı oluştururlar.

8.1.1.3. Yaprak (Folid)

 Bir baklagil yaprağı, çeşitli sayıdaki yaprakçık, yaprak sapı ve bir çift kulakçıktan oluşan bileşik yapraktır. Cins ve türler arasında yaprakçık sayısı, sap uzunluğu ve kulakçıkların şekli yönünden büyük farklılıklar vardır. Yaprakçıkların şekilleri türler arasında olduğu gibi, aynı tür içerisinde de önemli değişiklikler gösterir. Aynı şekilde, türlere göre yaprakçıkların kenarları tümüyle veya kısmen dişli ya da düz olabilir. Örneğin, taş yoncası türlerinde yaprakçıkların çevresi tümüyle, yonca türlerinde ise yalnızca uç kısımlar dişli olduğu halde, çayır üçgülünde düzdür.

 Yaprakçıkların birleşme durumlarına ve yaprakçık sayısına göre, baklagil yembitkilerinde görülen yaprak şekilleri aşağıdadır.
  1. Basit tek yaprak
  2. Üçlü yaprak
  3. Karşılıklı bileşik yaprak
  1. Yaprak ekseni yaprakçıkla bitenler
  2. Yaprak ekseni sülükle bitenler
  3. Yaprak ekseni dikenle bitenler
  4. Merkezde bileşik yaprak (ışınsal)
  5. Beşli yaprak
 Yaprakçıklar çeşitli şekillerde bir eksene bağlanmışlardır. Fiğ, bezelye, gazal boynuzu ve korunga türleri gibi bazı baklagil yembitkilerinde, yaprakçıklar yaprak eksenine sapsız olarak oturmuşlardır. Buna karşılık, yonca, taş yoncası ve üçgül türlerinde ise tüm yaprakçıklar eksene kısa veya uzun sapçıklarla bağlanmışlardır.

 Kulakçık (Stipuld): Baklagillerde yaprak sapının ana dalla birleştiği noktada, kulakçık adı verilen bir çift organ bulunur. Bu kulakçıklar baklagiller familyasına özgüdür. Kulakçıklar baklagillerin, özellikle çiçeklenmeden önceki devrelerde, tanılarının yapılabilmesi için yararlanılan önemli organlardandır. Türlere göre kulakçıkların şekil ve büyüklükleri önemli değişiklikler göstermektedir.

8.1.2. Generatif Özellikler
8.1.2.1. Çiçek (F/os)

 Baklagillerde çiçek dış görünüşü ile bir kelebeği andırır. Bu nedenle, baklagillerin yer aldığı alt familyaya kelebek çiçekliler (Papiiionoideae) adı verilmiştir. Baklagillerde çiçek, çanak yapraklar (Sepal), taç yapraklar (Petal), erkek organlar (Androecium) ve dişi organ (Gynoecium) olmak üzere 4 ana kısımdan oluşur.

 Çanak yapraklar çiçeğin en dışında yer alır. Bunlara "sepal" da denir. Uç kısmı sivri beş parçadan oluşan ve yeşil renkli olan çanak yapraklar, altta birleşerek "calyx" adı verilen çanak borusunu meydana getirirler. Çanak borusunun içinde yer alan taç yapraklar, beş parçalıdır ve değişik renklidir. Taç yapraklar da altta birleşerek taç borusunu (Corolla) oluştururlar. Taç yapraklar "petal" olarak da adlandırılır. Beş parçalı olan taç yapraklardan birisi bayrak yaprak (Vexillum), ikisi kanatçık (Alae) ve diğer ikisi de kayikçik (Carina)'dır. Her baklagil çiçeğinde bir tane bulunan ve geriye doğru hafifçe kıvrılmış olan bayrak yaprak, taç yaprakların en irisidir, îki tane olan kanatçıklar, bayrak yaprağın iç kısmına sağlı-sollu yerleşmişlerdir. Kayıkçık bayrak yaprağın tam karşısında yer alır ve iki parçadan oluşur. Dişi ve erkek organlar topluluğu genellikle, kayıkçık içerisine yerleşmiştir. Kayıkçık ve kanatçıkların diplerinde bulunan çıkıntılar, dişi ve erkek organlar topluluğunu gergin şekilde tutar. Baklagil yembitkilerinde genellikle 10 tane olan erkek organlar, başçık (anther) ve sapçık (flament) kısımlarından oluşur. Her çiçekte bir tane olan dişi organ, tepecik (stigma), dişicik borusu (style) ve yumurtalık (ovarium)'dan meydana gelir.

8.1.2.2. Baklagil Yembitkilerinde Görülen Çiçek Toplulukları

 Baklagil yembitkilerinde çiçekler çeşitli şekillerde birleşerek ya çiçek topluluğu eksenine, ya da doğrudan yaprak koltuklarına bağlanırlar. Birçok bitkide çiçekler, çiçek topluluğu ekseni (pedunculus) üzerine çiçek sapı (pediculus) ile bağlanır. Bu şekilde oluşan çiçek topluluğuna salkım (raceme) adı verilir. Örneğin, yonca, korunga, tüylü fiğ ve taş yoncalarında salkım çiçek topluluğu görülür. Üçgül türlerinde çiçekler çok kısa bir eksen boyunca bir araya gelerek, kömeç (capitatus) çiçek topluluğunu oluştururlar. Gazal boynuzu gibi bazı bitkilerde de, çiçekler bir eksenin ucunda birleşirler. Buna şemsiye (umbella) çiçek denir. Yaygın fiğde olduğu gibi, bazen çiçekler yalnız veya 2-3'lü gruplar halinde yaprak koltuklarına bağlanır. Bunlara da basit çiçek adı verilir. Çiçekler veya çiçek topluluğu ekseni, ana dal ya da yan dalların ucuna bağlanmışsa uçsal (terminal), yaprak koltuklarına bağlanmışsa koltuksal (axillary) çiçek adı verilir.

8.1.2.3. Meyve (Fructus)

 Çiçeğin döllenmesinden sonra yumurtalığın gelişmesiyle meyve oluşur. Meyve şekil ve büyüklüğü türlere göre değişkenlik gösterir. Meyve içerisinde bulunan tohum sayısı da türlere göre değişmektedir. Baklagil yembitkilerinde en çok fasulye, yumurta, sarmal, orak, uzun silindir ve yanlardan basılmış küre meyve şekilleri görülmektedir.

8.1.2.4. Tohum (Semen)

 Baklagil yembitkileri tohumlan büyüklük, şekil ve renk yönünden geniş bir değişim gösterirler. Bir baklagil tohumu , tohum kabuğu (testa), cücük (embriyo), çenek yapraklar (cotyledoneae) kısımlarından oluşur. Tohum kabuğu tohumun çevresini sarar. Tohum kabuğu üzerinde üç tane nokta bulunur. Ortada yer alan "hilum" tohumu meyve kabuğuna bağlayan göbek bağının kalıntısıdır. "Microphil" polen tozunun çimlenmesiyle oluşan çim borusunun yumurta hücresi içine girdiği noktadır. "Strophil"in görevi tam bilinmemekle birlikte, özellikle sert kabuklu tohumlarda, çimlenme sırasında gerekli suyun bu noktadan girdiği düşünülmektedir. Tohumda canlı olan ve yeni bir birey oluşturma yeteneği taşıyan kısım cücüktür. Cücük iki çenek yaprağın birleştiği yerde bulunur. Sapçık (plumula) ve kökçük (radicula) kısımlarından oluşur. Çimlenme sırasında sapçık yukarıya doğru gelişerek ilk sürgünü, kökçük de aşağıya doğru yönelerek ilk kökleri oluşturur. Baklagil tohumlarında yedek besin maddelerinin depolandığı yer çenek yapraklardır.

8.2. YONCA (Medicago sp.) CİNSİ

Yonca cinsi içerisine yaklaşık 60 kadar tür girmektedir. Bu türlerden çoğunluğu tek yıllık, birkaç tanesi de çok yıllıktır. Yonca, tür zenginliğinin yanısıra geniş bir yayılan alanına da sahiptir. Anavatanının Anadolu, Kafkaslar ve İran olduğu kabul edilmektedir. Ülkemizin hemen hemen her yerinde, yonca mera alanlarında doğal olarak yetişmektedir. Ancak, değişik bölgelerde rastlanan yonca türleri az-çok farklılıklar göstermektedir. Yonca, dünya üzerinde de geniş bir yayılım alanına sahiptir. Günlük sıcaklığın 50-60 °C'ye kadar çıktığı çöl bölgelerinden, Sibirya ve Alaska gibi çok soğuk yerlere, deniz seviyesinden 4000 m yüksekliğe kadar olan dağlık alanlarda değişik yonca tür ve ekoyiplerine rastlanabilmektedir. Ayrıca, pH'mn 6 olduğu hafif asit topraklardan pHmn 8-8.5'e çıktığı deniz kumullarına kadar, değişik topraklara uyum sağlamış yonca ekotipleri bulunmaktadır.
 
Önemli bazı yonca türleri şunlardır:
 
 8.2.1. Yaygın Yonca -Medicago sativa L.

 Yonca denince Medicago sativa türü anlaşılmaktadır. Eğer başka bir yonca türünden söz edilecekse, mutlaka açık adını belirtmek gerekir. Tüm dünyada yetiştirilen yoncaların %90-95'i bu türe girmektedir. Ayrıca, tüm yembitkileri içerisinde de en çok tarımı yapılan türdür. Yonca yembitkilerinin "kraliçesi" olarak adlandırılmaktadır. İyi uyum sağladığı yerlerde 30 yıl kadar yaşayabilmesine karşın, ekonomik ömrü 7-10 yıldır. Bir mevsimde birçok kez biçilebilir. İklim, toprak ve nem koşullarına göre değişik tarım bölgelerimizdeki biçim sayısı 3-10 arasında değişir.

 1996 yılı verilerine göre ülkemizde yonca ekili alan 229 051 ha'dir. Bu alandan l 935 087 ton kuru ot, l 444 468 ton yeşil ot ve l 962 ton tohum üretimi yapılmıştır.

8.2.1.1. Bitkinin Tanımı
 Yoncanın morfolojik özellikleri türden türe büyük değişiklik gösterir. Aynı tür içerisinde bile çeşitten çeşide morfolojik farklılıklara rastlanmaktadır. Bu nedenle, burada sadece yurdumuzda tarımsal yönden önemli bulunan yaygın yonca (Medicago sativa )'nın genel özellikleri verilmiştir.

 Kendini yenileme özelliği yüksek, genellikle 2-3 bazen 10 m kadar toprağın derinliklerine inebilen, silindirik yapılı kazık kökü vardır. Ana kök kuvvetli olup, 2-2.5 cm kadar kalınlaşabilir. Yan kökler ince, sayısı az fakat iyi gelişmiştir. Topraktaki besin maddeleri ve sulama rejimine bağlı olarak, toplam yonca kök ağırlığının % 56'sı 0-20 cm, % 32'si 20-50 cm ve geri kalanı toprağın daha derinlerine dağılmış bulunmaktadır.

Genellikle dik olarak gelişen sap, yetişme koşullarına ve çeşide bağlı olarak 30-120 cm kadar boylanır. Sap gelişmesi yan yatık olan yaygın yonca tiplerine de rastlanmaktadır. Genç bitkilerde sap ince ve yumuşak olmasına karşın, olgunlaştıkça odunlaşır. Sapın enine kesiti kareye yakın köşelidir. Dallanma genellikle dipten olmaktadır.

 Yoncada yaprak, uzunca ters kalp veya uzun yumurta biçiminde 3 adet yaprakçıktan oluşur. Yaprakçıkların üzeri lekesiz, kenarları uca doğru 1/3, bazı yeni ıslah edilmiş varyetelerde 1/2 oranında dişlidir. Orta yaprakçık sapı diğerlerinden belirgin biçimde uzundur. Her yaprakçığın orta daman 'mucronate' uç dediğimiz sivri bir uçla sonuçlanır. Kulakçıklar bir çift olup, kenarları dişli, uçları sivri mızrakvari ve yumurta biçimindedirler. Uzunlukları yaklaşık yaprak sapı uzunluğuna eşittir.

 Çiçekler, yaprak koltuğundan çıkan sapçıklar üzerinde bir araya gelerek gevşek bir salkım oluştururlar. Çiçek durumu koltuksal, renkleri menekşe ya da mordur. Çiçekler salkımın en alt kısmından başlayarak yukarı doğru açılırlar. Çiçeklerin uzunluğu 7-11 mm'dir.

 Meyveler sarmal (helezon) şekilli, 1-5 kez kendi üzerine kıvrılmış bir yapıdadır. İçlerinde 3-7 adet tohum bulunur. Tohum böbrek, yarım böbrek veya fasulye biçimindedir. Tohum rengi donuk sandan esmer kahverengine kadar değişir. Dış yüzeyleri düz ve parlak, 1000 tane ağırlığı 1.5-2.5 g arasındadır.

 Bitkinin döllenmesi allogamdır. Yabancı döllenme oranı % 80-90'a kadar çıkar.

8.2.1.2. İklim ve Toprak İstekleri

 Çok değişik iklim ve toprak koşullarına uyabilen yonca ekotipleri bulunmaktadır. İklim istekleri ve yetişme koşullan yönünden yoncalar genel olarak, sahil ekotipi ve karasal ekotip olmak üzere iki kısımda incelenebilir. Yonca üzerinde yapılan çalışmalar, çok değişik iklim ve toprak koşullarına uyabilen tip ve çeşitler ortaya çıkarmıştır. Kış soğuklarının -50 °C 'ye ulaştığı Alaska ve Sibirya gibi soğuk bölgelerde ve yaz sıcaklığının 60 °C 'ye çıktığı Kaliforniya'nın ölüm vadisi gibi yerlerde yetişebilen yonca çeşitleri vardır. Deniz seviyesi ile 3000-3500 m yüksekliğe kadar olan alanlarda yetiştirilebilen yonca çeşitleri bulunmaktadır. Karasal ekotipe giren yoncalar soğuklara ve kuraklığa çok toleranslıdırlar. Ancak bunların ot verimleri ve bir mevsimdeki biçim sayılan daha azdır. Sahil ekotipine giren yoncalar ise, soğuk ve kuraklara fazla toleranslı olmamalarına karşın, biçim sayısı ve ot verimleri yüksektir. Ülkemizin yerli ekotipleri olan Kayseri, Karaağaç, Bayındır ve Doğu Anadolu yoncaları karasal ekotipe girmektedir. Bunlar aşın kurak ve sıcaklarda uyku devresine girmeleri ve kuvvetli gelişen kök sistemleri aracılığıyla bu koşullara dayanabilmektedirler.

 Yonca alkali topraklara bir miktar toleranslıdır. Ancak, yüksek alkali topraklarda iyi gelişemez. Yüksek verim almak için en uygun toprak reaksiyonu pH"nın 6.5-7.5 arasında olduğu ortamlardır. PH sı 5.5-6.0 olan topraklar kireçleme ile yonca yetiştiriciliğine uygun duruma getirilebilir. Yonca durgun taban suyundan hoşlanmaz. Özellikle bitkinin hızlı gelişme dönemlerinde, toprak 3 gün kadar su altında kalsa bile, bitkiler büyük zarar görmektedir. Yonca en iyi kumu çok olmayan killi, yeter düzeyde kireçli ve derin topraklarda yetişir.

8.2.1.3. Yonca Tarımı

 Ekilecek yonca tohumluğu fiziksel, biyolojik ve genetik değerleri yönünden üstün olmalıdır. Tohumluk taze, diğer bitkiler ve yabancı ot tohumlan ile hastalık ve zararlı etmenlerinden temiz olmalıdır. Özellikle küsküt tohumunun bulunmamasına özen gösterilmelidir. Eğer mümkünse sertifikalı tohumluk kullanılmalıdır.

 Çevre koşullan, sulama durumu, yetiştirilecek yonca tipi gibi faktörlere bağlı olarak, hemen hemen her mevsimde yonca ekimi yapılabilir. Doğu Anadolu gibi kışlan çok sert geçen bölgelerde, en güvenilir ekim zamanı erken ilkbahardır. Son donlardan hemen sonra toprak sıcaklığı 10-12 °C'ye çıkınca yonca ekimi yapılmalıdır. Ekim geciktirilirse, özellikle ilk yıl verim önemli ölçüde azalır. Çok erken ekimlerde ise, genç fideler soğuktan zarar görür. İklimi ılıman olan kıyı bölgelerimizde ise, eylül ayından başlamak üzere sonbaharda yonca ekimi yapılabilir. Kışlan çok sert olmayan ve sulama olanağı olan geçit bölgeleri ile İç Anadolu'nun uygun yerlerinde, ağustos-eylül aylarında yaz ekimi yapılabilir.

 Ekim işlemi, serpme olarak veya mibzerle yapılır. Eğer mümkünse mibzerle ekim tercih edilmelidir. Mibzerle ekimde 1.5-3.0, serpme ekimde ise 4-5 kg/da kadar yonca tohumu kullanılmaktadır. Yoncanın uygun ekim derinliği 1-2 cm'dir. Ancak, ağır topraklarda biraz daha yüzlek, hafif topraklarda biraz daha derin ekim yapılmalıdır. Ot üretiminde daha sık, tohum üretiminde daha seyrek sıra aralığında ekim yapılır. Ot üretimi için, sulu koşullarda 18-20, kıraç koşullarda 30-40 cm sıra aralığı ile ekim yapılmalıdır. Tohum üretiminde, iklim ve toprak koşullarına bağlı olarak 30-60 cm sıra aralığı uygulanmaktadır.

8.2.1.4. Yoncalığın Bakımı

 Yonca uzun ömürlü bir bitkidir. Uzun yıllar yüksek verim alabilmek için, yoncalığın bakımının çok iyi yapılması gerekir. Yoncalıkta yapılacak bakım işlemlerinin başında gübreleme, sulama, hastalık- zararlı ve yabancı otlarla savaşım gelmektedir.

8.2.1.5. Gübreleme

 Yonca bir yılda birkaç kez biçildiğinden ve her biçimde fazla miktarda yeşil yem alındığından, topraktan yüksek düzeyde besin maddeleri kaldırır. 2 ton yonca kuru otu ile topraktan yaklaşık 55 kg K, 39 kg Ca, 6.6 kg Mg, 5.8 kg P ve 5.5 kg S kaldırılmaktadır Yonca tohumu aşılanarak ekilmişse veya daha önce aynı tarlada yonca yetiştirilmişse, ekimle birlikte dekara 2-3 kg kadar N verilir. Bu başlangıç gübresinin dışında genellikle azotlu gübreleme yapılmaz. Bitkiler N gereksinimlerinin gen kalan kısmını, Rhizobium bakterilerinin sağladığı azottan karşılarlar. Fosfor da yonca için çok önemli bir besin elementidir. Yonca kuru otunda % 0.2-0.4 oranında fosfor bulunmaktadır. P yoncada gelişen hemen hemen tüm metabolik ve fizyolojik olaylarda etkin görevler yapmaktadır. Gübre olarak verilen fosforun ortalama % 59'u biçilen yonca otuyla topraktan geri alınmaktadır. Ülkemizde yapılan araştırmalarda, yonca yetiştiriciliğinde genellikle dekara 10-15 kg P verilmesi önerilmektedir. Potasyum bitki dokularında bol miktarda bulunan bir elementtir. Birçok metabolik ve fizyolojik olayda rol oynamaktadır. Ancak bu element lüks tüketime de çok uygundur. Ülkemiz topraklan genellikle K yönünden zengindir. Ancak K eksikliğinin görüldüğü kaba yapılı, kumlu topraklarda, dekara 10-25 kg arasında potasyum verilmesi önerilmektedir. Ayrıca yonca, Ca, Mg, B, Mo, Zn, S gibi besin elementlerine de bir çok bitkiden daha çok gereksinim duymaktadır. Bu elementlerin eksikliğinin görüldüğü yerlerde gübre olarak verilmeleri gerekir.

8.2.1.6. Sulama

 Yembitkileri arasında, ot verimi yönünden, sulamaya en fazla tepki veren bitki yoncadır. Yüksek verim için mutlaka yeterli sulama yapılmalıdır. Yoncanın suya olan gereksinimi, bitkinin yaşı, büyüme hızı, toprağın bünyesi ve derinliği, arazinin topoğrafik durumu, infiltrasyon oranı, sulama yöntemi, taban suyu derinliği, yıllık yağış, gün uzunluğu, gelişme süresi, toprak profilindeki tuz varlığı ve suyun kökler tarafından alınma oranı gibi faktörlere bağlıdır. Bazı araştırıcılar yoncanın günlük su tüketiminin, serin iklimlerde 5, ılık iklimlerde 6.25 ve sıcak iklimlerde 7.5 mm olduğunu belirlemişlerdir. Yoncadan yüksek verim alabilmek için, kök sistemini kapsayan toprak profilindeki yararlı su oranı % 50-60 arasına düştüğünde sulama yapılmalı ve yararlı suyu tarla kapasitesine getirecek kadar su verilmelidir. En iyi sulama yöntemi ise yağmurlamadır.

8.2.1.7. Hastalık, Zararlı ve Yabancı Otlarla Savaşım

 Yüksek verim alabilmek için yoncalıkta görülebilecek hastalık, zararlı ve yabancı otlarla savaşılmalıdır. Yonca tarımında savaşılması gereken en önemli zararlı etmen küsküttür. Küsküt kök sistemi olmayan, ancak bir takım emici tüyler aracılığı ile üzerinde yaşadığı konukçu bitkinin besin maddelerinden yararlanan, parazit bir bitkidir. Bu zararlı hem tohumla, hem de gövde parçalarıyla çoğalır. Tohumlan 8-10 yıl süreyle canlılığını koruyabilir. Küsküt tohumlan şekil olarak yonca tohumlarına çok benzerler. Küsküt yoncalıklara aşağıdaki yollarla bulaşmaktadır:
  • Küskütle karışık yonca tohumlarıyla,
  • Küskütle bulaşık otlarla,
  • İnsan, hayvan ve cansız eşyalarla,
  • Hayvan gübreleriyle,
  • Sulama sularıyla,
 Açıkta bırakılan küsküt tohum ve bitki parçalarıyla. Küskütle savaşımda esas olan bulaşmayı engellemektir. Bulaşma olduktan sonra zararlıyı tarladan uzaklaştırmak oldukça zordur.

8.2.1.8. Ot İçin Hasat ve Yararlanma

 Yonca esas olarak ot üretimi amacıyla yetiştirilir. Ot için hasat, bitkiler yaklaşık % 10 oranında çiçeklendiğinde yapılmalıdır.

 Çizelgede de görüldüğü gibi yoncadan en yüksek faydayı sağlayabilmek için, yan tomurcuklanma veya ilk çiçek döneminde biçmek gerekmektedir. Ancak yeniden gelişme için kullanılan yedek besin maddeleri, köklere çiçeklerime başlangıcından itibaren taşınmaya başlamaktadır. Bu nedenle ana bitkiyi sürekli güçlü tutabilmek, diğer bir deyişle yoncadan daha uzun süre yararlanabilmek için, % 10 çiçeklerime döneminde biçmek gerekmektedir.
 
 Çizelge 11. Yoncadan Elde Edilen Kuru Madde ve Bunun İçerisindeki Besin Maddeleri Oran (%) ve Miktarları (kg/da)
Biçim zamanları Kuru madde Ham protein Ham selüloz Kül Eter ekstrakt N'siz özmaddeler Hazm olunabilir kuru madde
ORANLAR %
ilk Tomurcuk 92,5 25,06 26,44n 15,56 3,24 29,68 58
Yan Tomurcuk 92,7 23,8 28,46 15,2 3,31 29,06 54,61
İlk Çiçek 93,3 21,67 31,64 13,68 3,3 29,71 5392
Yan Çiçek 92,6 20,49 32,34 13,59 3,5 30,07 55,94
Tam Çiçek 92,5 19,36 36,11 12,8 3,52 28,2 52,26
Yeşil Meyve 92,6 18,89 35,13 13,03 3,48 29,47 50,62
MİKTARLAR (kg/da)
ilk Tomurcuk 998,96 252,25 267,83 156,17 32,71 289,58 433,3
Yan Tomurcuk 1113,17 271,86 329,67 174,04 37,58 339,92 508,33
ilk Çiçek 1098,96 239,58 347,75 152,29 36,04 320,12 466,71
Yan Çiçek 1073,25 218,75 350,25 146,04 37,42 320,46 433,3
Tam Çiçek 936,79 181 339,96 121,08 32,92 261,79 404,27
Yeşil Meyve 968,37 183,54 339,58 126,5 33,54 285,42 425

 Bölgenin iklim faktörleri, toprak verimliliği, uygulanan bakım işlemleri ve kullanılan çeşide bağlı olarak, bir yılda yoncalıkta 3-10 arasında biçim yapılabilmektedir. Biçim sayısı İç ve Doğu Anadolu'da 3-5, Karadeniz'de 6-7, Ege ve Marmara'da 7-8, Akdeniz ve Güney Doğu Anadolu'da 8-10 arasında değişmektedir. Sonuçta, iyi bir yoncalıktan elde edilen kuru ot verimi, ortalama 1.0-3.0 ton/da arasında olabilmektedir.

 Yonca yapay meraların kurulmasında ve üstten tohumlamalarda mera karışımlarına da girebilmektedir. Bazı yonca çeşitleri ve ekotipleri yatık gelişmekte, bazıları da dipten dallanmaktadır. Ancak, taze yonca otu hayvanlara fazla miktarda yedirildiğinde şişmeye neden olur. Bu nedenle, mera karışımlarında yonca oranı fazla ise veya taze yonca otu hayvanlara verilecekse, dikkatli olunmalı ve gerekli önlemler alınmalıdır.

 Yoncanın ekonomik ömrü uygun koşullar altında 7-10 yıl arasındadır. Ancak, bazı durumlarda yoncalık daha erken seyrekleşmekte ve ekonomik ömrü kısalmaktadır. Yoncalığın zamanından önce seyrekleşmesine yol açan nedenler aşağıdadır:
  • Yoncalığı küsküt sarması,
  • Yabancı otların istilası,
  • Toprak nemliyken yoncalığın çiğnenmesi veya aşın otlatma,
  • Toprakta kireç düzeyinin azalması,
  • Sık ve derinden biçim yapılması,
  • Biçimlerin erken ve düzensiz yapılması,
  • Belirli bölgelerde sulama suyunun göllenmesi,
  • Sulamanın geciktirilmesi veya düzensiz yapılması,
  • Durgun taban suyunun belirli bir süre bitki kök bölgesini kaplaması.
8.3. KORUNGA (Onobrychis Lam) CİNSİ

 Korunga cinsi içerisinde yaklaşık 80-100 kadar tür bulunmaktadır. Bu türler içerisinde en çok kültürü yapılan ve bilineni ü. viciaefoHa, diğer adıyla O. sativa' dır. Diğer türlerden bazılarının çok az veya hiç tarımı yapılmamaktadır. Bazı araştırıcıların bildirdiğine göre, Türkiye'de O. viciaefoHa' nrn yanısıra O. arenana (Anadolu korungası) ve O. hypargyrea (merkep korungası) türlerinin de tarımı yapılmaktadır. Korunga denilince ü. viciafolia türü anlaşılmaktadır. Eğer başka bir korunga türünden söz edilecekse, özel adıyla söz edilir. Bazı kaynaklarda korungaya "evliya otu" veya "mukaddes ot" gibi adlar da verilmektedir. Araştırıcılar, korunganın anavatanının ülkemizi de içine alan Sibirya- Orta Asya - Kafkaslar - Güney ve Doğu Avrupa arasında kalan bölge olduğunu bildirmektedirler. Ülkemizin değişik bölgelerindeki doğal florada bir çok yabani korunga türüne rastlanmaktadır.

8.3.1. Korunga-Onobrychis viciaefoHa Scop.
8.3.1.1. Bitkinin Tanımı

 Çok yıllık, derin köklü bir bitkidir. Kök sistemi, ana bir kazık kök ile, birkaç kalın veya çok sayıda ince yan köklerden oluşmuştur. Ana kök toprağın 10 m derinliğine kadar inebilir. Bitki yaşlandıkça kök boğazı kısmı odunlaşır ve koyu kahverengine döner. Korunga kökleri yonca köklerine benzemektedir. Aralarındaki farklılık, yonca iyi bir kazık kök sistemi oluşturmak için derin ve iyi bir toprak istemesine karşın, korunga alt tarafı kalkerli, kayalık, çakıllı olan topraklarda da iyi kök sistemi oluşturabilmektedir. Bir baklagil bitkisi olan korunganın genç kazık kökleri ve özellikle ince yan kökleri üzerinde çok sayıda azot yumrucuğu bulunur.

 Korunga gövdesi, taç kısmından çok sayıda dik veya yan yatık saplar vererek dallanır. Dik olarak gelişen tipler 100-120 cm'ye kadar boylanabilir. Tabanda içi boş, yukarı kısmında içi dolu olan gövdenin enine kesiti yuvarlak ve yüzeyi hafifçe tüylüdür. İlk gelişme ve sonbahar büyümesi rozet şeklindedir. Olgunlaşma devresinde saplar çok çabuk sertleşir.

 Korunga yaprağı, yaprak sapının iki yanına dizilmiş 11-29 yaprakçıktan oluşan bileşik bir yapraktır. Yaprakçıklar 2-3 cm uzunluğunda, 0.5-1 cm enindedirler. Yaprakçıklar uzun yumurta şeklinde olup, uç kısmında belirgin bir çıkıntı oluştururlar. Yaprakçıkların üst yüzeyleri çıplak ve düz, alt yüzeyleri ise tüylüdür. Yaprak sapının gövdeye birleştiği yerde bulunan kulakçıklar ince zar yapısındadır. Kulakçıkların ucu sivri üçgen biçiminde olup, başlangıçta yeşilimsi kırmızı renktedirler. Bitki olgunlaşınca kahverengine dönerler.
Korunga çiçek topluluğu uzun bir sapın üzerinde 5-80 adet tipik baklagil çiçeğinin oluşturduğu bir salkımdır. Başlangıçta sık durumda bulunan çiçekler, daha sonra çiçek ekseninin uzamasıyla seyrekleşir. Yeşil renkli olan çanak borusu (calyx) kısa bir tüp şeklindedir. Tüpün uç kısmında, tüpün 2 katı uzunluğunda 5 tane diş vardır. Bu dişlerin 3 tanesi aşağıya doğru sarkmıştır. Koltuksal bir salkım oluşturan çiçeklerde, taç yapraklar pembe renklidir. Taç yaprakların üzerinde koyu çizgiler bulunur ve yapılan birbirinden faklıdır. Çiçeklerde kanatçıklar küçüktür. Buna karşılık kayikçik iyi gelişmiştir. Çiçeklenme salkımda aşağıdan yukarıya doğru olur. Korunga çiçekleri esas olarak yabancı döllenmekle birlikte, çok az da olsa kendine de döllenebilir.

 Korunga meyvesi, yalnız bir tohum içeren kenarları horoz ibiği gibi dişli küçük bir bakladır. Meyvenin üzerinde ağ şeklinde belirgin damarlar bulunur. Olgunlaşinca rengi koyu kahverengine döner. Meyvenin uzunluğu 5-8 mm ve eni 4-6 mm arasında değişir. Meyveler olgunlaşinca açılmaz. Yabani türlerin birçoğunda meyve kabuğunun birleşme noktasında dikenler bulunur.

Tohum böbrek şeklindedir ve göbek bağı (hilum) tohumun çukur kenarının ortasında bulunur. Tohum yaklaşık olarak 2.5 mm uzunluğunda, 2.0-3.5 mm eninde ve 1.5-2.0 mm kahnhğindadir. Renkleri zeytin yeşilinden kahverengi ve siyaha kadar değişir. Baklali tohumun 1000-tane ağırlığı ortalama 23 g, baklasiz ise 15 gramdır. Yani, meyve kabuğu meyve ağırlığının yaklaşık olarak % 30'u kadardır. Korungada sert tohum oranı çok düşüktür.

8.3.1.2. İklim ve Toprak İstekleri

Çok yıllık bir bitki olan korunga, kuraklığa ve soğuklara dayanıklıdır. Ancak, fide devresinde soğuklara karşı biraz duyarlıdır, ikinci yıldan sonra soğuklardan zarar görmez. Korunganın yıllık yağışı 300 mm kadar olan çok kurak bölgelerde bile rahatlıkla yetişebildiği ve yılda en az bir biçim verdiği bildirilmektedir. Toprak istekleri yönünden fazla seçici değildir. Fakir, kurak, taşlı ve kireçli topraklarda yetişebilir. Yonca ve diğer baklagil yembitkilerinin çoğunluğunun yetişemediği fakir topraklarda, korunga rahatlıkla yetişebilir. Toprakta kireç miktarı arttıkça korunganın ot verimi de yükselir. En iyi gelişmesini derin, drenajı iyi olan, kireç yönünden zengin topraklarda yapar. Nemli, asit yapılı ve killi topraklan sevmez. Kumlu topraklarda yetişebilir.

8.3.1.3. Önemi ve Kullanılması

Korunga otu besin maddeleri içeriği ve lezzetlilik yönünden, yoncaya eşdeğer, bazı özellikleri açısından da yoncadan üstündür. Hazmolunmayi olumsuz etkileyen lignin maddesi, korunga otunda yoncadan daha azdır. Yonca ve diğer birçok baklagil yembitkisi taze iken hayvanlarda şişme yapmasına karşın, korunga otu ruminantlarda şişkinliğe neden olmaz. Korunga köklerinin katyon değiştirme kapasitesi çok yüksektir. Kuraklık ve soğuklara tolerans yönünden, korunga en önde gelen yembitkilerinden birisidir. Korunga yonca hortumlu böceği ve diğer birçok zararlıya dayanıklıdır. Tohumlan % 36 oranında protein içerdiğinden, doğrudan hayvan yemi olarak kullanılabilmektedir. Korunga çiçekleri çok iyi bir bal özü ve polen kaynağıdır. Çoğunluğu Doğu ve Orta Anadolu bölgelerinde olmak üzere, 1996 yılında ülkemizde 84.000 ha alanda korunga tarımı yapılmıştır.

Korungadan kuru ot üretimi ve mer'a kanşimlarinda yararlanılmaktadır. Ot üretimi amacıyla hasat çiçeklerime başlangıcı mdöneminde yapılmalıdır. İklim ve toprak koşullarına göre yılda 1-3 arasında at yapılabilmektedir. Ancak, korunga toplam verimin % 70-80'ini ilk biçimde verir. Bu nedenle ilk biçimden sonra yeniden gelişme olursa çoğunlukla otlatılarak değerlendirilmektedir. Dekara kuru ot verimi 200-600 kg arasındadır. Kuru otun ham protein oranı biçim çağı ve toprak verimliliğine bağlı olarak % 20-24 arasında değişmektedir.

8.3.1.4. Tarımı

 Korunga tohumu canlılığım 3 yıl gibi kısa bir zamanda yitirdiğinden, kullanılacak tohumluk taze olmalıdır. Korungada tohumluk olarak daha çok meyvesi, çok az da tohumu kullanılmaktadır. Kullanılacak tohumluğun tohumluk değeri üstün olmalı, bölge ekolojik koşullarına uygun varyete veya ekotipler seçilmelidir. Ancak, ülkemizde ıslah edilmiş bir korunga çeşidi yoktur. Genellikle, çiftçiler tarafından üretilmiş olan populasyon niteliğindeki tohumlar kullanılmaktadır.

 Ülkemizde tohumluk olarak korunga meyveleri kullanılır. Meyve kabuğu çıkartılarak yapılan ekimlerde çimlenme oranı biraz yükselir. Ancak, özellikle kurak ve yan kurak bölgelerde meyve halinde yapılan ekim, "alatav" riskini büyük ölçüde önler.

 En uygun ekim zamanı kışı sert geçen bölgelerde erken ilkbahar, diğer bölgelerde ise erken sonbahardır. Ekim derinliği 3-4 cm'dir. Atılacak tohum miktarı meyve şeklinde ekimde 10-15, tohum halinde ekimde ise 7-8 kg/da 'dır. Sıra aralığı iklim ve toprak koşullarına göre 20-50 cm arasında olmalıdır.

Korunga kısa ömürlü çok yıllık bir bitkidir. İyi bakım yapıldığında ekonomik ömrü 3-4 yıl kadar olmaktadır. Bakım işlemi olarak gübreleme, hastalık, zararlı ve yabancı otlarla mücadele yapılmaktadır. Korunga uygulanan gübreye iyi yanıt veren bir bitki değildir. Genellikle ekimle birlikte 1-5 kg/da N ve 5-10 kg/da fosfor önerilmektedir. İki yıl sonra 5-10 kg/da fosforun yeniden uygulanması verimi ve kaliteyi olumlu yönde etkiler.

Korunga kurakçıl özellik taşıdığı için, sulamaya da fazla olumlu yanıt vermez. Aynca fazla nem kök çürüklüğü, bazı fungal hastalıkların yayılması gibi sorunlara da yol açmaktadır. Bitki fide devresinde yavaş geliştiği için, yabancı otlara karşı rekabet gücü zayıftır. Bu nedenle özellikle fide devresinde mutlaka yabancı ot savaşımı yapılmalıdır.

8.4. GAZALBOYNUZU (Lotus L. ) CİNSİ

 Bu cins içerisinde anavatanı Akdeniz Bölgesi olan yaklaşık 100 kadar tür yeralır. Türlerin en çok değişkenlik gösterdikleri Akdeniz çevresi gazal boynuzunun anavatanı kabul edilmektedir. Günümüzde Avrupa ülkeleri, Amerika, Avustralya, Yeni Zelanda ve bazı Asya ve Kuzey Afrika ülkelerinde gazal boynuzu yetiştiriciliği yoktur. Ülkemizde gazal boynuzu tarımı yapılmamaktadır. En çok bilinen ve tarımı yapılan tür san çiçekli gazal boynuzu (Lotus corniculatus L.)'dur. Bu cins içerisinde yeralan önemli türler aşağıdadır.

8.4.1. San Çiçekli Gazalboynuzu- L. corniculatus L

 Özellikle Batı ve Kuzey Avrupa ile ABD'de tarımı yaygındır. Otunun lezzetliliği ve besleme değeri yüksektir. Kök boğazından dallanması ve yatık gelişmesi nedeniyle ağır otlatmalara dayanıklıdır. Bitki, eğimli araziler ve yüzlek topraklarda yetişebildiğinden, toprak koruma ve ıslahı açısından önemlidir. Özellikle çayır salkım otu, köpek kuyruğu ve domuz ayrığı gibi buğdaygillerle birlikte ot üretimi amacıyla yetiştirilmektedir.

8.4.1.1. Bitkinin Tanımı

Olgun bir gazal boynuzu bitkisi, bir taçtan yükselen birçok iyi dallanmış gövdeye sahiptir. Bir taçtan çıkan gövde sayısı 100'e kadar ulaşabilmektedir. Uygun koşullar altında yetişen gazal boynuzu bitkisinin, ana gövdesi 60-90 cm boylanır. Gövdeler genellikle yoncaya göre daha ince ve yumuşaktır. Kazık kök yoncada olduğu kadar derine inmez. Toprağın 0-30 cm'lik derinliğinde fazla miktarda dallanır. Kök tacının altındaki kısım yeni kök ve sürgün oluşturma özelliğindedir. Bu özellik, aşın soğuk ve kuraklarda bitkinin hayatta kalmasını sağlamaktadır.

Bileşik yapraklar gövde üzerinde almaşıklı olarak dizilmişlerdir. Yaprakçıklar 5 tane olup, 3'ü yaprak sapının ucunda, 2'si de tabandadır.

Tabandaki yaprakçıklar diğerlerinden küçüktür. Karanlıkta yaprakçıklar yaprak sapının üzerine doğru kapanırlar. Gazal boynuzu kuru ot için hasat edilip kurutulduğunda, yaprakçıklar kıvrılıp kapandığından, çok yaprak kaybı olmuş gibi bir izlenim uyandırır. 4-8 adet çiçek bir eksen sonunda birleşerek, tipik bir şemsiye çiçek topluluğu oluşturur. Çiçek rengi açık sandan koyu sarıya kadar değişik tonlarda olup, üzerinde açık portakal veya kırmızı çizgiler bulunur. Tozlaşma özellikle bal arıları ile olur ve tohum verimi an populasyonuna bağlıdır. Çiçekler erkek ve dişi organları kapsayan tam çiçek olmasına karşın, döllenme daha çok yabancı çiçek tozlarıyla olmaktadır. Kendine döllenme olsa bile, kendine uyuşmazlık nedeniyle tohum bağlama sınırlı kalır. Olgunlaşınca kahverengi veya kırmızı renk alan uzun silindir şeklindeki meyve içerisinde 10-15 tohum bulunur. 2.5-4 cm uzunluğunda 5-6 meyve çiçek sapının ucunda birleşerek, kuş ayağını andıran bir görüntü verirler. Meyveler tozlaşmadan 25-30 gün sonra olgunlaşırlar. Olgunlaşan baklalar her iki tarafindan da açılarak tohumlarını dökerler ve yay şeklinde kıvrılırlar. Tohumlan çok küçüktür. Bin tane ağırlığı 1-1.3 g'dir. Tohum rengi zeytini yeşilden kahverengine ve hemen hemen siyaha kadar değişir. Tohum kabuklan siyah noktalıdır. Sert tohum oranı % 20-40 kadardır.

8.4.1.2. İklim ve Toprak İstekleri

Bitki kurak ve soğuklara toleranslı olmasına karşın, en iyi gelişmesini nemli ılıman iklimlerde yapmaktadır. Soğuklara tolerans özelliği yoncaya çok benzemektedir. Toprak istekleri yönünden fazla seçici değildir. Ancak, verimli topraklar gelişmesini olumlu yönde teşvik etmektedir. Zayıf drenajlı, düşük verimli ve asit reaksiyonlu topraklarda çoğu baklagillerden daha iyi gelişmektedir.

8.4.1.3. Gazal Boynuzu Tarımı

Ekim işlemi kışı çok sert geçen bölgelerde erken ilkbahar, diğer bölgelerde ise sonbaharda yapılmalıdır. Gazal boynuzu tohumlan çok küçüktür. Fide gelişimi ve bu dönemdeki rekabet gücü zayıftır. Bu nedenle, tohum yatağı özenle hazırlanmalı, yabancı otlar ve diğer bitkiler yönünden temiz olmalıdır. Ekim derinliği 1-1.5 cm olmalıdır. Dekara 0.5-0.6 kg kadar tohum yeterlidir. Ekim serpme olarak veya özel olarak geliştirilmiş mibzerlerle yapılabilir. Mibzerle ekimde sıra aralığı 20-40 cm arasında olmaktadır. Gazal boynuzu ilk yıl kök sistemini geliştirdiğinden, toprak üstü kısmının gelişimi yavaş olur. Bu nedenle fide devresinde yabancı otlarla çok iyi mücadele edilmelidir.

Ot için hasat çiçeklerime başladıktan sonra yapılmalıdır. Kuru ot verimi kullanılan çeşit, çevre koşullan ve uygulanan bakım işlemlerine bağlı olarak 400-1000 kg/da arasında olabilmektedir. Hasat edilen otlar yeşil veya kuru ot, ya da silaj olarak değerlendirilebilmektedir. ABD ve Avrupa ülkelerinde ıslah edilen Empire, Viking gibi varyeteler yılda 2-3 biçim vermektedir.

8.5. ÜÇGÜL (Trifolium L) CİNSİ

Üçgül cinsi içerisinde bazıları tek, bazıları da çok yıllık olmak üzere 300 kadar tür yer almaktadır .Bu türlerin çoğunluğunun anavatanı Anadolu ve Güney-Doğu Avrupa'dır. Anadolu'da 94 üçgül türünün doğal olarak yetiştiği belirlenmiştir. Ilıman kuşağın serin ve nemli bölgelerine yayılmış olan üçgül türleri, ince saplı ve bol yapraklı olduklarından, hayvanlar için çok değerli ve kaliteli kaba yem üretirler. Bazı üçgül türleri çayır mera bitkisi, yeşil alan bitkisi ve toprak ve su koruma amaçlarıyla da kullanılabilmektedirler. Kültürü yapılan önemli üçgül türleri ve bazı özellikleri Çizelge 12'de görülmektedir.

 Çizelge 12: Kültürü Yapılan Önemli Üçgül Türleri ve Bazı Özellikleri
Türkçe adı Üçgül türü Ömrü Anavatanı
Çayır üçgülü Trifolium pralense L. Çok yıllık Anadolu
Ak üçgül Trifolium repens L. Çok yıllık Anadolu -Akdeniz Havzası
Çilek üçgülü Trifolium fragiferum L. Çok yıllık Anadolu
Kafkas üçgülü Trifolium ambigum L. Çok yıllık Kafkaslar
Melez üçgül Trifolium hybridunt L. Çok yıllık isveç
Anadolu üçgülü Trifolium resupinatum L. Tek yıllık Anadolu-Iran
Gelemen üçgülü Trifolium meneghiniamim Clem. Tek yıllık Anadolu
Kırmızı üçgül Trifolium incarnatum L. Tek yıllık Ispanya-Fransa
İskenderiye üçgülü Trifolium alexandrinum L. Tek yıllık Anadolu
Yer altı üçgülü Trifolium subterraneum L. Tek yıllık Anadolu

8.5.1. Üçgüllerin İklim ve Toprak İstekleri

Çayır üçgülü, havası nemli serin yerleri sevmektedir. Suya karşı aşın istekli olduğundan, yaz sıcaklarına ve kuraklığa dayanmaz. Deniz seviyesinden başlayarak yükseltisi 3000 m olan yerlere kadar yetişmektedir. Çayır üçgülü gölgeye oldukça toleranslıdır. Çayır üçgülleri fotosentetik ışık doyumuna 16 000 lükste ulaşmaktadır. Ak üçgül Kuzey Kutbu'ndan başlamak üzere dünyanın bütün serin iklim kuşağına, Gulf Coast gibi bazı tipleri subtropik bölgelere yayılmıştır. Kolombiya'da Ekvator'a yalan bölgelerde 1600-3000 m yükseltilerde ak üçgül türlerine rastlanmıştır. Ak üçgül, sıcaklık ve kuraklıkların fazla olduğu çöllerde, sıcaklık ve bitki rekabetinin fazla olduğu taban arazilerde yetişememektedir. Ak üçgül, Yeni Zelanda ve Kuzey Batı Avrupa'nın nemli, ılıman bölgelerindeki meralarda çok iyi gelişmektedir.

 Melez üçgülde serin iklimlere iyi uyum sağlayan bir baklagil yembitkisidir. Kış soğuklarına toleranslıdır.

 Kırmızı üçgül ılıman iklim bitkisidir. Kışa toleranslı değildir. Ancak, ıslah yoluyla soğuğa toleranslı varyeteleri ortaya çıkarılmıştır.

 Akdeniz bölgesinin kısa gün bitkisi olan iskenderiye üçgülü, aşın derecede sıcak olmayan ılıman iklimleri sever. Şiddetli donlara toleranslı değildir. Çimlenme sırasında kısa bir süre -4, -6 °C arasındaki soğuklara dayanabildiği görülmüştür. Yıllık yağışı 400 mm'den fazla olan yerlerde iyi yetişir.

 Anadolu üçgülü, soğuğa karşı duyarlıdır. Kar altında canlılığını koruyabilmesine karşın, kar eriyince büyük zarar görmektedir. Anadolu üçgülü de genellikle ılıman bölgelerin bitkisi olarak bilinir. Yağışı 450 mm'nin üstünde olan yerlerde iyi yetişir.

 Kışlan ılık ve hatta oldukça sıcak ve nemli olan bölgelerde, yer altı üçgülü başarıyla yetiştirilebilmektedir.

 Çilek üçgülü ıhman bölgelerin bitkisi olmasına karşın, serin, nemli ve yayla iklimi olan yörelerin çayırlarında da fazla miktarda bulunmaktadır. Bu bitkinin kışa dayanma gücü yüksektir. Sıcak ve oldukça kurak şartlara uyum sağlayabilirse de, bu koşullarda verimi önemli ölçüde azalır.

 Gelemen üçgülü serin ve ıhman iklimleri sever. Ancak, kurağa dayanma gücü de oldukça yüksektir.

 Kafkas üçgülü, deniz seviyesinden Alp sınırına (3000 m) kadar çeşitli l yüksekliklerde yetişen, kurağa, soğuğa toleranslı bir türdür.

 Çayır üçgülü en iyi gelişmesini su tutma kapasitesi yüksek, iyi drene edilmiş verimli topraklarda yapar. Tınlı, siltli-tınlı ve hatta orta derecede ağır yapılı topraklan, kumlu hafif topraklara tercih eder. Çayır üçgülü hafif asit topraklara toleranslıdır. En uygun pH = 6.1-6.7'dir. toprakta birinci derecede fosfor, bazı arazilerde de K büyümeyi kısıtlayıcı faktör olabilmektedir. Çayır üçgülleri yaz aylan serin geçen yerlerde ve nemli topraklarda iyi gelişir. Düşük nem ve yüksek sıcaklık bitkinin gelişmesini kısıtlar.

 Melez üçgül, bol nemli oldukça ağır topraklarda iyi yetişir. Su baskınlarına karşı bir süre toleranslıdır. Çayır üçgülü için asitli gelen ( pH= 4) topraklarda iyi yetişebildiği gibi, alkaliliğe de diğer üçgüllerden fazla toleranslıdır.

 Ak üçgül, pH'si 6-7 olan killi, siltli-tınlı topraklarda en iyi şekilde gelişir. Ancak, yeterli miktarda verimli ve kumlu topraklarda da yetişebilmektedir. pH'si 4.5 olan asit topraklarda yetişebilen ak üçgüller, Kanada'da doğal seleksiyonla ortaya çıkmış ve kültüre alınmıştır. Ak üçgül tuzluluğa ve yüksek düzeyde alkaliliğe toleranslı değildir.

Anadolu üçgülü, derin, iyi drenajlı, kalkerli topraklan sever. Tuzluluğa ve su göllenmesine oldukça toleranslıdır.

 Kafkas üçgülü, değişik nemlilikteki çayırlık alanlarda, kurak yerlerde, zengin topraklarda, kullanılmayan arazilerde iyi yetişir. Kafkas üçgülü taban suyunu iyi kullanır.

 İskenderiye üçgülü fazla ağır olmayan, kireççe zengin, nötr veya hafif alkali topraklarda iyi yetişir. Hafif tuzluluğa toleranslıdır. Sert ve fakir topraklarda oldukça ağır gelişmektedir.

 Yer altı üçgülünün toprak seçiciliği yoktur. Ancak, toprağın çok yaş olmasını istemez. Sert ve fakir topraklarda gelişmesi yavaştır. Toprak kuru ve sertleşmişse, meyveler toprağa gömülememektedir. Alkali topraklara da toleranslıdır.

Bozuk drenajlı olup sulanan araziler ve taban suyunun sık sık yüzeye çıktığı yerler için, çilek üçgülü çok uygun bir baklagil yembitkisidir. Su göllenmelerine 2 ay kadar dayanabilmektedir. Karbonat, nitrat ve klorit bakımından zengin, ağır topraklarda kurulu veya kurulacak çayır ve meraların önemli bitkisidir. Nemli, tuzlu ve alkali topraklara toleranslıdır. Bu nedenle, deniz baskınlara uğrayan kıyı meralar için çilek üçgülü önerilmektedir.

 Kırmızı üçgül toprak isteği bakımından fazla seçici değildir. Fazla asitli olmamak koşuluyla, kumlu ve tinli topraklarda yetişebilmektedir. Çok nemli ve su ile doymuş topraklar uygun değildir. Kırmızı üçgül yetiştiriciliğine en uygun topraklar geçirgen tırılı topraklardır.

Gelemen üçgülü su tutma kapasitesi iyi, killi-tinli topraklan tercih eder. Kıyı kesimlerinde kumsal, çorak, nemli ve hatta kıraç meralarda gelemen üçgülünün doğal olarak yetiştiği görülmektedir. Toprak tuzluluğuna toleranslıdır.

8.5.2. Çayır Üçgülü-Trifolium pratense L.
8.5.2.1. Bitkinin Tanımı

Çayır üçgülünün fazla dallanan bir kazık kök sistemi vardır. Kökler genellikle ince ve yüzlektir. Ana kazık kök 50-60 cm kadar derinlere inebilir. Bazı çeşitlerde sap ve yaprakların üzeri tüylü olduğu halde, bazılarında tüysüzdür. Çeşitlere göre sapın içi boş veya dolu olabilmektedir. Sap rengi yeşil ile kırmızı-kahverengi arasında değişen renk tonlarında olabilir. Yaprak, birbirine eşit ve kısa sapçıklarla bağlanmış üç yaprakçıktan oluşur. Yaprakçıklar 2-3 cm boyunda, yumurta şekilli ve kenarları düzdür. Yaprakçıkların üst yüzeyinde yarımay şeklinde, beyaz- kahverengi arasında değişen renklerde bir leke bulunur. Kulakçıklar oldukça iri, kenarları düz ve uç kısmı sivri yumurta şeklindedir. Kulakçıklar üzerinde bulunan kırmızı renkli damarlar, çayır üçgülüne özgüdür.

Çiçek topluluğu kömeç, durumu uçsaldır. Çiçek sapının uç kısmında kısa bir eksen boyunca, 60-120 çiçek birleşerek kömeç çiçek topluluğunu oluşturmuştur. Kömeç çapı yaklaşık 2 cm kadardır. Taç yapraklar genellikle kırmızı veya bordo, bazen pembe, nadiren beyaz renklidir. Taç borusu (Corolld) oldukça uzundur. Meyveler, küçük yumurta şeklindedir ve içlerinde tek tohum bulunur. Yüzeyleri düz ve parlak olan tohumların renkleri san-kahverengi arasındadır. 1000 tane ağırlığı 1.5-2.0 g kadardır.
 
 8.5.2.2. Çayır Üçgülünün Büyüme ve Gelişme Özellikleri
  • Normal koşullarda yılda 2-4 biçim yapılabilir.
  • Çiçeklenme ana gövdenin tepesinde başlar, aşağıya doğru yan dallarda bulunan tomurcuklarda devam eder.
  • Geççi çeşitler erkencilere göre soğuklara daha toleranslıdır.
  • Yedek besin maddelerini depolama mekanizmaları yoncaya benzemektedir (Yani çiçeklenme başlangıcından sonra yedek besin depolaması hızlanır).
  • Soğuk kış aylarında, çayır üçgülünün metabolik etkinliğinin yüksek olması, bitkinin kısa ömürlü (3-4 yıl) olmasına neden olmaktadır. Hastalık ve zararlılar da bitkinin ekonomik ömrünü kısaltmaktadır.
  • Çayır üçgülünün kendine katlanma gücü azdır.
8.5.2.3. Yararlanma ve Verim

Çayır üçgülünden çoğunlukla ot üretimi, yapay meraların kurulması, zayıflayan meraların yemlenmesi ve iyileştirilmesi amaçlarıyla yararlanılmaktadır. Ayrıca, bitkinin ekonomik ömrü 3-4 yıl olduğundan, 8-10 yıllık ekim nöbeti sistemleri içinde yer alabilecek ideal bir yembitkisidir. Zaten bitkinin kendine katlanma gücü az olduğundan, 3-4 yıl çayır üçgülü yetiştirilen bir tarlada üçgül yorgunluğu ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, çayır üçgülü tarladan kaldırıldıktan sonra, aynı tarlaya en az 2-3 yıl çayır üçgülü ekilmemelidir.

İlk yıl genellikle 2-3, diğer yıllar ise yılda 3-4 biçim yapılabilmektedir. İkinci yıldan başlayarak ilk biçimin çiçeklenme başlangıcı, diğer biçimlerin ise tam çiçeklenmeye yakın devrede yapılması önerilmektedir. Biçimlerden sonra yeniden büyümenin hızlı olması için, en az 8-10 cm yüksekliğinde bir anız bırakılmalıdır. Çayır üçgülü saplarının ince ve bol yapraklı olması nedeniyle, bitkiler daha geç devrelerde kartlaşmaktadır. Bu özellikten dolayı çayır üçgülünde ot hasadı, diğer birçok baklagil yembitkisine göre, daha geç devrelerde yapılabilmektedir. Hasat edilen ot silaja işlenecekse, biçim işlemi tam çiçeklenme devresinde yapılmalıdır.

Çayır üçgülü bitkileri ince gövdeli ve bol yapraklı olduklarından, otunun hem lezzetliliği, hem de besleme değeri yüksektir. Çünkü, kaba yem olarak değerlendirilen yembitkilerinde, en lezzetli ve besin içeriği yüksek olan kısımlar yapraklardır. Yapraklan dökülmeden kurutulmuş çayır üçgülü kuru otu, çok zengin bir kalsiyum ve fosfor kaynağıdır.

 Toprak ve iklim koşullan ile uygulanan bakım işlemlerine bağlı olarak, çayır üçgülünden yılda dekara 500-1000 kg kuru ot alınabilir. Kuru otunda yaklaşık % 14-18 ham protein bulunur. Proteinin kalitesi ve sindirilebilirlik oranı yüksektir. Ayrıca çayır üçgülü otu birçok mineral maddeler ve vitaminler yönünden de zengindir.

8.5.2.4. Tarım

 Özenle hazırlanmış tohum yatağına soğuk bölgelerde erken ilkbahar, ılıman kıyı bölgelerinde ise sonbaharda ekim yapılır. Çayır üçgülü fide devresinde yavaş geliştiğinden, yabancı otlara karşı rekabet gücü zayıftır. Bu nedenle, cayır üçgülü tek başına yetiştirilecekse, arkadaş bitki olarak küçük taneli bir tahılla ( arpa, yulaf, triticale vb.) birlikte ekilmesi önerilmektedir. Tahıllar, ekildikten sonra kısa sürede çimlenip hızla büyüyerek, diğer yabancı otların gelişmesini büyük ölçüde engellerler. Tahıllar çiçeklerime devresinde ota biçilerek tarladan çıkartıldıktan sonra, çayır üçgülü yabancı i otlardan temiz ve uygun bir ortamda daha iyi gelişme şansı bulmaktadır. Ancak, bu sistemde tahıl oranını çok iyi ayarlamak gerekir. Tahıl oranı gereğinden fazla olursa çayır üçgülünü boğar, az olursa diğer yabancı otların gelişmesini yeterince engelleyemez. Sulama olanağı olan yerlerde, kışlık tahılların hasadından sonra, yabancı otlardan temiz olan tarla hazırlanarak hemen çayır üçgülü ekimi yapılabilmektedir. Bu sistemde, yabancı ot rekabeti en aza indirilebildiği gibi, fideler yeterince gelişme olanağı bulacağından, kış soğuklarından fazla zarar görmezler.

Çayır üçgülü otlak olarak veya ot üretimi amacıyla yalnız ekilebileceği gibi, çayır salkım otu, domuz ayrığı, çok yıllık çim, kamışsı yumak, çayır köpekkuyruğu gibi buğdaygillerle ikili veya çoklu karışım şeklinde de ekilebilir. Buğdaygil+ çayır üçgülü karışımlarında, çayır üçgülü oranı % 40'ı geçmemelidir.

Ekim serpme olarak veya mibzerle yapılır. Mümkünse mibzerle ekim tercih edilmelidir. Ekim derinliği 1-2 cm, mibzerle ekimde uygun sıra aralığı 20-40 cm, dekara atılacak tohum miktarı 1.5-3.0kg'dır. Karışık ekimlerde, çayır üçgülünün karışımdaki oranına göre atılacak tohum miktarı azaltılır.

Ekimden önce bakteri aşılaması yapıldığında ve/veya toprakta yeterince etkili bakteri bulunuyorsa, ekim sırasında dekara verilecek 2.5-3 kg N dışında, azotlu gübrelemeye gerek yoktur. Ancak, çayır üçgülünün diğer baklagiller gibi fosfor, potasyum, kalsiyum ve magnezyum gereksinimi fazladır. Yapılan araştırmalar, iklim ve toprak koşullan, sulama durumu, birim alandan elde edilen verim gibi faktörlere bağlı olarak, 2-3 yılda bir dekara 15-20 kg P2O5 verilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Topraklarımız genellikle potasyum yönünden yeterli kabul edilmekle birlikte, kumlu, fakir topraklarda potasyumlu gübreleme gerekli olabilir. Toprak analiz sonuçlarına göre, makro ve mikro besin elementlerinin toprakta elverişli durumda bulunan miktarları, çayır üçgülünün gereksinimi karşılamıyor ise, yüksek verim alabilmek için, bu eksikliğin mutlaka giderilmesi gerekir. Ayrıca toprak pH'si düşük ise (pH<6.5) kireçleme yapılarak pH uygun düzeye çıkarılmalıdır.

Çayır üçgülü gelişme süresi uzun, büyümesi hızlı, bir mevsimde birkaç kez biçilen ve fazla vegetatif aksam oluşturan bir bitki olduğundan, su gereksinimi oldukça fazladır. Yapılan araştırmalar, topraktaki yararlı su oranı % 50 düzeyine düşünce, tarla kapasitesine gelinceye kadar sulama yapıldığında, çayır üçgülünden en yüksek ot veriminin alındığını ortaya koymuştur.

8.5.3. Ak Üçgül - Trifolium repens L.
8.5.3.1. Bitkinin Tanımı

Ak üçgül yatık büyüyen, stolon oluşturan, gövde ve yapraklan tüysüz, çok yıllık bir yembitkisidir. Türleri polimorfik olup, serin bölgelerde çok yıllıktan, sıcak bölgelerde kışlık tek yıllığa kadar değişir. Bitki ve organların büyüklüğü çok geniş sınırlar içinde değişkenlik gösterir. İlk yıl l m kadar uzayan bir ana kazık kök oluşur. Ancak, ikinci yılda bu kazık kök ölür. Bitki yaşamını sülükler üzerinde oluşan ikinci derece kökler yardımıyla sürdürür. Ana gövde kısadır ve çok sayıda boğum arasından oluşmuştur. Tohumun çimlenmesinden 6-8 hafta sonra, sülükler oluşmaya başlar. Bu aşamadan sonra, ana gövdenin büyümesi durur veya azalır. Yapraklar sülükler üzerine almaşık olarak dizilmişlerdir. Bir yaprak 3 yaprakçıktan oluşur. Yaprakçıklar çoğunlukla sapsız olup, şekilleri elipsten kalp şekline kadar değişir ve kenarları ince dişlidir. Çoğunlukla yaprakçıkların ortasında hilal şeklinde bir bant bulunur. Tomurcuğun açılmasından sonra, bir yaprağın ömrü uygun koşullarda yaklaşık 40 gün kadardır. Çiçek topluluğu kömeçtir. Kömecin üzerinde geliştiği çiçek topluluğu sapı, çoğunlukla yaprak sapından daha uzundur. 20-150 kadar çiçek, kısa bir eksen boyunca çoğunlukla sapsız olarak bağlanarak, kömeç çiçek topluluğunu oluşturur. Çiçekler çoğunlukla beyaz renklidir. Bazen açık pembe renkli de olabilir. Döllenen çiçeklerin rengi kahverengine dönmeye başlar ve döllenen çiçekler kömeçten aşağı doğru sarkar. Dar, uzun ve ince yapılı olan meyve içerisinde 1-7 arasında tohum bulunur. Oldukça küçük ve çoğunlukla san renkli olan tohumlar, oval ya da kalp şeklindedir. 1000 tane ağırlığı 0.5-0.6 g kadardır. Değişen oranlarda sert tohumluluk özelliği görülür.

8.5.3.2. Önemi ve Kullanılması

 Ak üçgül otlatma ve çiğnenmeye dayanıklıdır ve otunun besin değeri yüksektir. Bu nedenlerle otlakiye tesislerinde çok yaygın olarak kullanılmaktadır. Çiğnenmeye dayanıklı, sülük oluşturan ve toprak yüzeyini çok iyi kaplayan, kısa boylu ve güzel görünümlü bir bitki olduğundan, günümüzde çevrecilerin, park-bahçe ve oyun alanları düzenleyenlerin, en çok aradığı ve kullandığı bitkilerin başında gelmektedir. Gölgeye toleransı nedeniyle, ağaç altlan ve meyve bahçelerinde örtü bitkisi olarak veya ot üretimi amacıyla yetiştirilmektedir.

Ak üçgül, serin iklim bölgelerinde önemli bir mera (otlakiye) yembitkisidir. Genellikle çok yıllık çim, domuz ayrığı, çayır köpekkuyruğu, kırmızı yumak, kamışsı yumak vb. buğdaygillerle karışım şeklinde yetiştirilir. Ak üçgül, 16 temel aminoasit yönünden daha dengeli ve yüksek oranda protein içermektedir. Yonca, çayır üçgülü, gazal boynuzu ve daha birçok yembitkisi ile kıyaslandığında, ak üçgülün protein kalitesi ve besleme değerinin daha yüksek olduğu görülür.

Tüm bu üstün özelliklerinin yanaşıra, ak üçgülde olumsuz nitelik taşıyan iki özellikten söz edilebilir. Birincisi, yalnız yetiştirilen ak üçgül meralarında, özellikle çiyli ve nemli havalarda, aç karına aşın otlatma yapılırsa, düşük oranda da olsa hayvanlarda şişme görülebilir. Ancak, şişme riski hiçbir zaman yonca kadar yüksek değildir. İkincisi, ak üçgülün zaman zaman estrogenik etki göstermesidir. Ak üçgüldeki en önemli estrogen maddenin "coumestrol " olduğu belirlenmiştir. Bu madde aşın alındığında, özellikle gebe hayvanlarda yavru atmalara neden olmaktadır. Zarar görmüş hastalıklı yapraklarda estrogenik madde oranı artmaktadır. Soğuk iklimlerde ve yüksek bölgelerde estrogenik madde oranı yok denecek kadar azalırken, sıcak iklimlerde artmaktadır.

8.5.3.3. Tarımı

Ak üçgül çoğunlukla, buğdaygillerle ikili ya da çoklu karışımlar şeklinde yetiştirilmektedir. Karışımda domuz ayrığı, çok yıllık çim, çayır köpek kuyruğu, kamışsı yumak, kırmızı yumak gibi buğdaygiller kullanılır. Bu karışımlarda uygulanacak oran 2 buğdaygil: l ak üçgül şeklinde olmalıdır. Ak üçgül çok küçük tohumlu olduğu için, tohum yatağı çok özenle hazırlanmalıdır. Çok soğuk bölgeler dışında, ekim işlemi genellikle erken sonbaharda yapılır. Ak üçgül yalnız ekildiğinde, dekara 0.2-0.4 kg tohum kullanılır. Karışımlarda bu miktar karışımdaki ak üçgül oranına göre azaltılır. Ekim derinliği 0.5-1 cm, sıra aralığı 20-30 cm olmalıdır.

Ak üçgül + buğdaygil karışımlarına azotlu gübre uygulanmasında çok dikkatli olunmalıdır. Buğdaygiller verilen azottan çok iyi yararlandıkları için, uygulanacak fazla azot buğdaygilleri baskın duruma getirir. Karışımdaki ak üçgül oranı hızla azalır. Ak üçgül Ca, P ve K'a fazlaca gereksinim duyduğundan, toprakta bu maddeler yetersiz ise mutlaka gübreleme yoluyla verilmelidir. Ak üçgül her ne kadar kuraklığa toleranslı olsa da, yüksek verim ve sürekli bir yeşil örtü oluşturabilmek için sulama gereklidir. Ot için hasat ya da otlatma çiçeklerime başlangıcı devresinde yapılmalıdır. Dekardan yılda 500-600 kg kadar kuru ot verimi alınabilmektedir.

8.5.4. Diğer Üçgül Türleri

Çayır üçgülü ve ak üçgül dışında; melez üçgül, anadolu üçgülü, gelemen üçgülü, yer altı üçgülü, iskenderiye üçgülü, kırmızı üçgül, çilek üçgülü ve kafkas üçgülünün dünyanın değişik bölgelerinde az-çok tarımları yapılmaktadır. Bunlardan iskenderiye üçgülü dışında kalanlar, soğuklara belli ölçülerde toleranslı olduklarından, ılıman iklime sahip kıyı bölgelerinde sonbaharda ekilebilirler. Kış aylan çok soğuk geçen iç bölgelerde, erken ilkbahar ekimi tercih edilmelidir. Tohumlan küçük olduğundan, yoncada olduğu gibi tohum yatağı özenle hazırlanmalıdır. Türlere göre değişmek üzere, dekara 0.5-3.0 kg tohum atılır. Uygun sıra aralığı 20-40, ekim derinliği ise 1-3 cm'dir. Bu türler de, yalnız olarak yetiştirilebilecekleri gibi, buğdaygiller ve diğer baklagillerle karışıma da girebilirler.

Yeraltı üçgülü, çilek üçgülü ve kafkas üçgülü çoğunlukla mera karışımlarında yeralırken, diğerleri esas olarak ot üretimi amacıyla yetiştirilmektedir. Türlere göre değişmek üzere, kuraklığa belirli düzeylerde tolerans gösterseler bile, suya karşı verdikleri tepki yüksektir. Bu nedenle yüksek verim almak için olanaklar ölçüsünde sulama yapılmalıdır. Özellikle çok yıllık olan melez üçgül ve çilek üçgülü ve çoğunlukla yazlık olarak yetiştirilen iskenderiye üçgülünde, başarılı yetiştiricilik için mutlaka sulama yapılmalıdır.

Üçgüller baklagjl oldukları için, ekilmeden önce tohumlar uygun bakteri kültürü ile aşılanmalıdır. Aşılama yapılınca, ekim sırasında dekara uygulanacak 2-4 kg kadar başlangıç azotu yeterlidir. Aşılama yapılmadıysa ve tarlada ilk kez üçgül yetiştirilecekse, 2 veya 3 parça halinde dekara 8-10 kg N verilebilir. Toprakta elverişli durumdaki fosfor, potasyum, kalsiyum ve diğer besin elementlerinin durumuna göre, gerekli ise gübreleme yapılmalıdır. Toprak pH'si yetiştirilecek üçgül türünün gelişimini sınırlayacak kadar düşük ise, kireçleme yapılarak uygun düzeye çıkarılmalıdır.

Üçgüllerde türlere göre değişmek üzere, uygun hasat zamanı çiçeklenme başlangıcı ile % 50 çiçeklerime devresi arasıdır, Melez üçgülden yılda 2-3 biçim alınabilmektedir. Melez üçgülün yıllık kuru ot verimi 700-800 kg/da iken, diğer türlerin verimi 250-600 kg/da arasında değişmektedir.

8.6. FİĞ ( Vicia L ) CİNSİ

Bu cins içerisinde yaklaşık 150 tür yeralmaktadır. Ülkemizde ise 59 fiğ türünün doğal olarak yetiştiği belirlenmiştir. Fiğlerin anavatanı Orta Asya'dan Akdeniz havzasına kadar uzanan bölgedir. Fiğler tek yıllık baklagil yembitkileri içerisinde en çok tarımı yapılan türlerdir. Günümüzde 14 fiğ türünün kültürü yapılmaktadır. Bunların önemli olardan şunlardır:
  • Yaygın fiğ Vicia sativa L
  • Tüylü fiğ Vicia villosa Roth
  • Macar fiği Vicia pannonnica Cranys
  • Koca fiğ Vicia narbonensis L.
  • Burçak Vicia ervilia L.
  • Bakla Vicia faba L.
  • Dar yapraklı fiğ Vicia angustifolia Reic
  • Meyvesi tüylü fiğ Vicia dasycarpa Ter
  • Bozlar fiği Vicia montana Rotz
  • Kara mercimek fiği Vicia articulata L.
1996 yılı verilerine göre ülkemizde yaklaşık 260.000 ha alana fiğ ekimi yapılmıştır. Bu değer, aynı yıl yonca ekili olan alanlardan daha geniştir. Mısın dikkate almazsak, ülkemizde yembitkisi olarak en çok fiğlerin tarımı yapılmaktadır. Gerek dünyada, gerekse ülkemizde en çok tarımı yapılan fiğ türü Vicia sativa L.'dır. Bu tür aynı zamanda ilk kültüre alman fiğ türüdür. Ancak son yıllarda soğuklara ve topraktaki fazla neme daha toleranslı olması ve daha az yatma özelliği göstermesi nedeniyle, macar fiğinin tarımı hızla yaygınlaşmaktadır.

8.6.1. Fiğ Türlerinin Bitkisel Tanımı

Fiğler kazık köklü olmasına karşın, yonca, korunga, çayır üçgülü gibi baklagil yembitkileri ile kıyaslanınca, kök sistemi daha zayıf ve yüzlektir. Kazık kök fazlaca dallanma özelliğindedir. Gövdeleri genel olarak zayıftır ve yatma özelliği gösterir. Bu nedenle birçok fiğ türünde gövdenin ucunda sarılıcı sülükler oluşmuştur. Ancak, yem baklası ve koca fiğin gövdeleri, diğer fiğ türlerine göre, daha kalındır ve genellikle dik gelişir. Fiğ türlerinde gövdenin enine kesiti dört köşelidir. Gövde türlere ve çevre koşullarına göre değişmek üzere, 60-150 cm arasında boylanır. Yapraklar, yaprak sapı üzerine karşılıklı olarak dizilen birçok yaprakçıktan oluşmuştur. Türlerin çoğunda, yaprakların uç kısmında bulunan birkaç yaprakçık sülük şekline dönüşmüştür. Yem baklası ve burçak da sülük yoktur. Bu iki türde yaprak ekseni sonunda kısa çıkıntılar vardır. Macar fiğinde gövde ve yaprakların üzeri, gümüş rengini andıran açık gri tüylerle kaplıdır. Macar fiği, yaygın fiğ ve tüylü fiğe göre daha az yatma özelliğindedir. Yaygın fiğde yaprakçıkların uç kısmı basıktır ve yaprakçık ekseni sonunda "mucronate uç" adı verilen bir çıkıntı vardır. Tüylü fiğde yaprak, dal, meyve vb. organların üzerinde, genellikle, ince tüyler bulunur.

Çiçek toplulukları, bazı türlerde doğrudan yaprak koltuklarından çıkan bir yada iki çiçek, bazı türlerde de yaprak koltuklarından çıkan salkımlar şeklindedir. Yaygın fiğde çiçekler yaprak koltuklarında 1-2 tane bulunurken, tüylü fiğ ve macar fiğinde salkım şeklindedir. Macar fiğinde salkımlarda 1-4 adet, tüylü fiğde ise salkım eksenine tek yönlü olarak sıralanmış çok sayıda çiçek bulunur. Çiçek rengi türlere göre değişkenlik gösterebilmektedir. örneğin, yaygın fiğ ve tüylü fiğde menekşe renginde iken, macar fiğinde çoğunlukla gri veya kirli san, bazen de menekşe rengindedir. Meyve ve tohum özellikleri türler arasında çok değişkenlik gösterir. Ancak tüm türlerde meyveler bakla olup, uzun silindir ya da yassı şekillidir. Tohumlar, türlere göre yuvarlak veya oval şekillidir. Tohumların bin tane ağırlığı türlere göre 20-310 g arasında değişir.

8.6.2. Fiğlerin İklim ve Toprak İstekleri

 Fiğlerin tümü serin iklim bitkisidir. Ilıman bölgelerde gelişmelerini sonbahar, kış ve ilkbahar aylarında yaparlar. Soğuklara en toleranslı olan, tüylü fiğdir. Bunu macar fiği izlemektedir. Fiğlerin tümü orta ağırlıkta, tınlı, derin yapılı ve verimli topraklarda iyi gelişme gösterirler. Ancak, tüylü fiğ, kara mercimek fiği ve meyvesi tüylü fiğ fakir, kumlu topraklarda, diğer fiğ türlerinden daha iyi gelişme gösterirler. Buna karşın, ağır ve nemli topraklarda macar fiği daha iyi gelişir. Fiğler pH 6 civarındaki toprak asitliğine de tolerans gösterirler. Tüylü fiğ kuraklığa da oldukça toleranslıdır. Diğer türler kuraklığa belirli düzeye kadar tolerans gösterseler bile, verimleri önemli ölçüde azalır.

8.6.3. Fiğlerin Önemi ve Kullanılması

Fiğ türlerinin gerek otlan, gerekse tohumlan iyi bir hayvan yemidir. Türlerin çoğunluğu ince saplı, bol yapraklı ve hayvanların severek yedikleri besin maddelerince zengin ot verirler. Fiğ otu hayvanlarda şişme yapmaz. Besin içeriği ve sindirilebilirlik oranı oldukça yüksektir. Çiçeklerime başlangıcı devresinde biçilmiş fiğ kuru orunda yaklaşık olarak % 12-20 ham protein, % 6-10 ham kül, % 25-26 ham selüloz, % 45-46 azotsuz öz madde bulunur. Bazı fiğ türlerinin taneleri yaklaşık % 25 ham protein oranına sahiptir ve kırılarak yoğun ( kesif) yem olarak kullanılırlar. Fiğ tohumları kırılarak ve /veya ıslatılıp şişirilerek, saman gibi hayvanların fazla sevmediği kaba yemleri yedirebilmek için katık olarak kullanılırlar.

Fiğler, kısa süreli rotasyon meralarında tahıllarla veya tek yıllık çimlerle karışım yapılarak kullanılır. Bu karışımlar aynı zamanda, çiçeklerime sonu veya meyve bağlama döneminde biçilerek silaj yapmaya çok uygundur. Fiğler yalnız veya karışım halinde yetiştirilerek yüksek kaliteli kuru ot yapmaya da çok uygundur. Bazı fiğ türleri nadas alanlarını daraltmada, nadas yerine ekilebilme özelliğine sahiptirler. Yine bazı fiğ türleri ekim nöbetinde veya iki ana ürün arasındaki boş devreleri doldurmada, ara ürün olarak kullanılmaya çok uygundurlar. Fiğler hızlı gelişip yüksek verim sağladıklarından ve toprakta kısa sürede çürüdüklerinden, yeşil gübre amacıyla en çok tercih edilen bitkilerdir. Toprağın fiziksel yapısını düzeltmede ve organik maddesini artırmada önemli rol oynarlar.

8.6.4. Fiğ Tarımı

 Fiğler görece iri tohumlu olduklarından, yonca ve üçgüllere göre daha az özenle hazırlanmış topraklara rahatlıkla ekilebilirler. Ülkemizin hemen her yöresinde tüylü fiğ, bir ölçüde de macar fiği erken sonbaharda ekilebilmektedir. Tarımı yaygın olan diğer türler ise kıyı bölgelerimizde sonbaharda, iklimin çok sert olduğu iç ve doğu bölgelerimizde erken ilkbaharda ekilmektedir. Ekim mibzerle veya serpme olarak yapılır. Fiğ tohumlarının ekiminde tahıl mibzerleri rahatlıkla kullanılabilmektedir. Mibzerle ekimde uygulanacak sıra aralığı, türlere ve çevre koşullarına göre değişmek üzere, genellikle 20-40 cm arasındadır.

Çizelge 13: Önemli fiğ türlerinde bin tane ağırlığı, dekara atılacak Tohum miktarı ve ekim derinliği değerleri
Fiğ türü Bin tane ağırlığı(g) Atılacak tohum miktarı (kg/da) Ekim derinliği(cm)
Yaygın fiğ 40 7 - 10 5 - 8
Macar fiği 40 - 60 7 - 10 5 - 8
Tüylü fiğ 20 - 40 3 - 5 4 - 7
Koca fiğ 180 - 310 15 - 20 8 - 10
Burçak 20 - 40 6 - 9 4 - 7

 Çizelge 13'de görüldüğü gibi, önemli fiğ türlerinin bin tane ağırlıktan 20-310 g, dekara atılacak tohum miktarı 3-20 kg ve ekim derinliği 4-10 cm arasında değişmektedir. En çok tarımı yapılan yaygın fiğ ve macar fiğinde, uygulanacak kültürel işlemler hemen hemen aynıdır.

 Atılacak tohum miktarı için verilen değerler, fiğler yalnız ekildiği zaman geçerlidir. Oysa fiğler ot üretimi amacıyla çoğunlukla yulaf, arpa, triticale gibi tek yıllık tahıllarla karışık ekilmektedir. Karışımda fiğ oranı genellikle % 50-70 arasında değişir. Bu durumda, atılacak fiğ tohumu miktarı % 30-50 oranında azaltılmalıdır.

 Tarlada daha önce fiğ yetiştirildiyse ya da tohumlar aşılanarak ekilirse, 2-4 kg/da kadar başlangıç azotu verilir. Bu iki durumda söz konusu değilse, verilecek azot miktarı 2-3 parça halinde 8-10 kg/da 'a kadar artırılır. Toprak analiz sonuçlarına göre fosfor, potasyum ve diğer besin elementlerinin eksikliği varsa, eksikliği görülen besin elementlerini içeren gübrelerden yeteri kadar verilir. Fiğler genellikle ilkbahar aylarında geliştiğinden sulama yapılmaz.

 Fiğlerde ot için hasat genellikle çiçeklerime başlangıcı dönemlerinde yapılmaktadır. Bu dönemde hasat edilen fiğlerin kuru otunda, türlere ve çevre koşullarına göre değişmek üzere, % 14-24 arasında ham protein bulunmaktadır. Kuru ot verimi ise, yine türlere ve çevre koşullarına göre değişmek üzere 250-900 kg/da arasında olabilmektedir. Tek yıllık tahıllarla karışık ekimde hasat zamanı, fiğin çiçeklerime başlangıcı dönemine göre ayarlanır. Karışımdan elde edilecek kuru ot verimi, iklim ve toprak koşullarının uygun olduğu yıllarda dekara l tonun üzerine çıkabilmektedir. Tohum için hasat türlere göre alt baklaların % 50-80'inin koyulaştığı devrede yapılır. Hasat, bakla çatlatıp kolay tohum dökenlerde biraz erken, fazla tohum dökme özelliği göstermeyenlerde daha geç yapılır. Tohum hasat ve harmanı iki şekilde yapılabilmektedir. (1) Yaprak dökücü veya kurutucular uygulanarak, doğrudan biçerdöverle hasat ve harman, (2) bitkiler biçilerek, namlular halinde arazi üzerinde bir süre kurutulduktan sonra, biçerdöverle veya batöz gibi harman makineleri ile harman yapılır. Fiğ türleri yatık geliştiklerinden, doğrudan biçerdöverle hasat ve harman zor olmaktadır. Bu nedenle, ikinci yöntem daha çok uygulanmaktadır. Fiğlerde dekara tane verimi genellikle, 80-300 kg arasındadır. Son yıllara kadar ülkemizde fiğ tanım tohum üretimi için yapılmaktaydı. Ancak, ot üretimi amacıyla yetiştiricilik her yıl daha çok yaygınlaşmaktadır. Tohum hasat ve harmanından sonra kalan sap, yaprak ve diğer artıklar, saman haline getirilip yine hayvan yemi olarak değerlendirilmektedir. Fiğ samanının lezzetliliği, besin içeriği ve sindirilebilirliği tahıl samanlarından çok yüksektir.

8.7. BEZELYE (Pistim L.) CİNSİ

Bezelye cinsine bağlı morfolojik yönden birbirine çok benzeyen, birkaç tür bulunmaktadır. Yemlik bezelye ile yemeklik bezelye birbirine çok benzemesine karşın, aralarında bazı farklılıklar vardır. Bunlar: Yem bezelyesi mor, yemeklik bezelye beyaz çiçeklidir., yem bezelyesi kahverengi veya siyah tohumlu, yemeklik bezelye san veya yeşil tohumludur., yem bezelyesinde yaprakçıkların kenarları dişli, yemeklik bezelyede düzdür., yem bezelyesinde kulakçıkların gövdeye bağlandığı yerde mor bir leke olmasına karşın, yemeklik bezelyede yoktur. Orta Avrupa ile Akdeniz çevresinden, Anadolu ve Orta Asya'ya kadar uzanan bölge, bezelye türlerinin anavatanı kabul edilmektedir.

8.7.1. Yem Bezelyesi-Pisum sativum ssp. Arvense L.
8.7.1. Bitkinin Tanımı

Tek yıllık bir serin iklim bitkisidir. Oldukça kuvvetli bir ana kazık kökü ve bu kökten çıkan yan kökleri vardır. Kökler toprakta 80-110 cm derinliğe kadar inebilmektedir. Gövde genellikle köşeli, bazen de yuvarlağa yakındır. Gövdenin içi boştur ve fiğlerde olduğu gibi yatma özelliğindedir. Ancak, bitkinin boyu kısa iken dik, uzayınca yatık ve tırmanıcı gelişme gösterir. Gövde ince ve hafif mumsu bir tabaka ile kaplıdır. Yapraklan karşılıklı olarak yaprak eksenine bağlanmış 1-3 çift yaprakçıktan oluşur. Yaprakçık kenarları ince dişlidir. Yaprak ekseni çok dallı bir sülükle sonuçlanır. Yaprak sapının dibinde yaprakçıklardan daha büyük, iri kulak şeklinde bir çift kulakçık vardır. Kulakçıkların alt kenarları yaklaşık 1/3 oranında dişlidir. Kulakçıkların gövdeye bağlandığı yerde mor renkli bir leke vardır.

 Yaprak koltuğundan çıkan uzun, ince çiçek saplan üzerinde çoğunlukla 1-2, bazen daha fazla çiçek bulunur. Çiçek rengi mor veya erguvandır. Kanatçıklar, diğer taç yapraklara göre daha koyu renklidir. Meyvesi bakla şeklindedir. Meyve içinde birden çok sayıda tohum bulunur. Yuvarlağa yakın şekilli olan tohumların rengi gri ile kahverengi arasındadır. Bin tane ağırlığı ortalama 130-240 g arasındadır.

8.7.2. İklim ve Toprak İstekleri

Yem Bezelyesi sıcak ve kuraklığa fazla toleranslı olmayan bir serin iklim bitkisidir. Kar örtüsü olmadan -8 °C kadar olan soğuklara dayanabildiği belirlenmiştir. Yıllık yağışı 500-550 mm ve üzerinde olan yerlerde çok iyi gelişmektedir. Yem bezelyesi genelde, fazla toprak seçiciliği olan bir bitki değildir. Ancak, kuru kumlu topraklar ile ağır ve kireç içeriği yetersiz topraklan pek sevmez. Nötr ve hafif asit karakterli topraklarda iyi yetişir. En uygunu, killi, kireç içeriği yüksek nötr ya da hafif asidik ve nemli topraklardır.

8.7.3. Önemi ve Kullanılması

Yem bezelyesi çok yönlü olarak yararlanılabilen bir bitkidir. Ilıman bölgelerde kışlık ara ürün olarak yetiştirilmeye çok uygundur. Gelişme süresi kısa olduğundan, ekim nöbetlerinde tercih edilmekte ve diğer bitkiler için çok iyi ön bitki özelliği taşımaktadır. Yeşil ot, kuru ot ve silaja işlenerek değerlendirilebilmektedir. Yeşil gübre olarak değerlendirilmeye de çok uygundur. Veriminin yüksek olması ve toprakta kolayca parçalanabilmesi, yeşil gübre şeklinde kullanılma şansım artırmaktadır. Kıyı bölgelerinde yazlık ana ürünlerin araziyi boş bıraktığı sonbahar, kış ve erken ilkbahar aylarında, tahıllarla karışık yetiştirilerek, yoğun bir otlatma yapmak amacıyla kısa süreli mera olarak kullanılmaktadır. Tanelerinden de doğrudan yoğun yem şeklinde yararlanılır. Tane hasadından sonra kalan sap ve yapraklar, saman haline getirilerek hayvanlara yedirilmektedir. Bu şekilde elde edilen samanın besin içeriği ve sindirilebilirliği, tahıl samanlarına göre oldukça iyidir.

Kuru ot amacıyla çiçeklerime başlangıcı ile % 50 çiçeklerime devresi arasında biçim yapılır. Ürün silaja işlenecekse biçim zamanı biraz daha geciktirilir. % 50 çiçeklerime devresinde yapılan biçimlerde, yaklaşık % 20-22 ham protein içeren, 500-1000 kg/da kuru ot verimi alınabilir. Uygun koşullarda tane verimi 150-300 kg/da arasındadır. Taneler % 20-30 ham protein içerir. Proteinin kalitesi, özellikle lisin içeriği, oldukça iyidir. Bazı Avrupa ülkelerinde hayvan beslemede, yem bezelyesi taneleri soya yerine kullanılmaktadır. Yem bezelyesi taneleri ile beslenen ineklerin süt verimi ve kalitesinin yükseldiği belirlenmiştir.

8.7.4. Tarımı

İklim koşullan ve yetiştirme amacına göre ekim, erken sonbahar veya erken ilkbaharda yapılır. Gerek sonbahar, gerekse ilkbahar ekimlerinde, ekim zamanı geciktirildikçe verimde önemli azalmalar olmaktadır. Ekim mibzerle, mümkün olmazsa serpme olarak da yapılabilir. Mibzerle ekimde, ot üretimi için 15-20, tohum üretimi için 12-15 kg/da tohum atılır. Serpme ekimlerde dekara ot üretimi için 20-25, tohum üretimi için 15-20 kg tohum kullanılır. Uygun sıra aralığı 20-40 cm'dir. Tahıllarla karışık ekimde daha sağlam saplı olması nedeniyle arpa tercih edilmekte ve dekara 7-9 kg arpa, 8-10 kg yem bezelyesi tohumunun ekilmesi önerilmektedir. Aşılama yapıldıysa ya da toprakta yeterli yoğunlukta bakterinin olduğu biliniyorsa, ekim sırasında dekara verilecek 2-5 kg kadar başlangıç azotu yeterlidir. Yem bezelyesinin fosfor gereksinimi fazladır. Bu nedenle, özellikle kumlu-fakir topraklarda, sulanan alanlarda ve yağışlı bölgelerde, dekara 5-10 kg civarında fosfor verilmesi önerilmektedir. Toprak analiz sonuçlarına göre, diğer besin elementlerinin eksikliği sözkonusu olduğunda giderilme yoluna gidilir.

 Özellikle nemli kıyı bölgelerinde tohum üretiminde, baklagil tohum böcekleri (bruchus) önemli zararlar yapmaktadır. Bu böcekler, tane verimi ve kalitesinin yanısıra, tohumun çimlenme gücünü de önemli ölçüde düşürmektedir. Zararlıların görüldüğü bölgelerde, çiçeklerime döneminde baklagil tohum böceklerine karşı kimyasal mücadele yapılmalıdır.

9. Buğdaygil yembitkileri genel yapısal özellikler

9.1. Vegetatif Özellikler
9.1.1. Kök (Radix)

 Buğdaygil yembitkilerinde kökler "püskül" şeklindedir ve "saçak kök" olarak adlandırılır. Saçak kökler, genellikle, kazık kökler kadar derinlere gitmemekle birlikte, çok fazla dallanıp yayılarak topraktan geniş oranda yararlanırlar. Yapılan nedeniyle çim kapağı oluşturarak, toprak taneciklerini sıkı bir şekilde tutan buğdaygil yembitkisi kökleri, toprağın erozyona karşı korunmasında büyük önem taşırlar. Kurak yörelerde ve kurağa dayanıklı türlerde, kökler bitkiye su sağlamak için çok geniş alanlara yayılırlar. Bazı kılaç (Stipa) türlerinde köklerin çıkış noktasından 6-7 m uzaklığa kadar yayılabildiği gözlenmiştir.

Genel olarak buğdaygillerde iki tip kök oluşmaktadır. Bunlardan birincisi, tohumun çimlenmesiyle gelişen birincil (primer) kökler veya çim kökleri adı verilen köklerdir. Bu köklerin görevi, asıl kökler oluşuncaya kadar bitkiye su ve besin maddeleri sağlamaktır. Önceleri asıl kökler oluştuktan sonra çim köklerinin kaybolduğu sanılmaktaydı. Fakat daha sonra yapılan araştırmalarda , çim köklerinin kaybolmayıp bitkinin yaşamı boyunca görev yaptığı anlaşılmıştır. Sapçık toprak yüzüne çıktıktan sonra, sapın toprak yüzeyine en yakın olan boğumundan asal, ikincil (sekonder) veya adventif kökler adı verilen kök sistemi oluşmaktadır. Bu dönemden sonra, bitkinin su ve besin maddeleri alımını esas olarak bu kökler sağlamaktadır. Ayrıca, kök-sap (rhizome) ve sülük (stolon) oluşturan bitkilerin, toprak yüzeyine paralel uzanan gövdeleri üzerindeki boğumlardan ikincil kökler oluşur. Mısır gibi, toprak üzerinde kalın ve yüksek boylu gövde oluşturan bazı buğdaygillerde, sapın toprak üstü boğumlarından destek kökler çıkabilir. Bu kökler bitkiyi destekleyerek gövdenin devrilmesini önler.

9.1.2. Gövde (Culmus)

Buğdaygiller familyasındaki bitkilerin büyük çoğunluğu otsu yapıdadırlar. Yembitkisi olanların ise tümü otsu yapıdadır. Buğdaygillerde gövde boğum ve boğum aralarından oluşmaktadır. Boğum aralarında gövdenin içi boş, boğumlarda ise süngerimsi bir madde ile doludur. Fakat mısır ve koca darıda olduğu gibi, bazı buğdaygillerde boğum aralarında da gövdenin içi doludur. Gövdenin enine kesiti yuvarlak veya yuvarlağa yakındır. Buğdaygillerde gövde boğumlardan dallanır. Yeni oluşan dal ile gövde arasındaki V şekilli bağlantı çok zayıf olduğundan, ince bir zar (prophyllum) oluşmuştur.

Poa bulbosa, Poa pratensis, Hordeum nodosum gibi bazı buğdaygillerin kök boğazlarında soğancık, yumru gibi şişkin oluşumlar bulunur. Bu kısımlarda yedek besin maddeleri depolanmaktadır. Ayrıca soğancıklı olanlarda her bir soğancıktan yeni bir bitki oluşabilmektedir. Bu tip bitkiler kuraklığa ve aşın otlatmaya karşı oldukça toleranslıdırlar. Bitkinin toprak üstü kısımları kuraklık, aşın otlatma ve çiğnemeden büyük ölçüde zarar görmesine karşın, yumru ve soğancıklar daha az etkilenmektedir.

Toprakta çimlenen buğdaygil yembitkisi tohumundan ilkönce bir yaprak sürgünü oluşur. Üçüncü ve dördüncü yaprak sürgünlerinin oluşumundan sonra zincirleme kardeşlenmeler başlar. Bu kardeşlenmeler bitkinin tabanında, sıkça birbiri üzerine yığılmış boğumlarda gerçekleşir.

 Çimlenme sırasında oluşan fideler, her buğdaygil yembitkisi cinsine göre tipik görünüştedir.

 Buğdaygillerde büyüme şekline göre üç gövde tipi vardır. Bunlar; kök-sap, sülük ve yumaktır.

9.1.2.1. Kök-sap (Rhizome)

Bu gövde şeklinde, gövdenin toprak altı boğumlarından oluşan yeni sürgünler, toprak içinde yanlara doğru uzarken, sürgünlerin üzerinde bulunan boğumlardan aşağıya doğru kökler, yukarıya doğru da saplar oluşur. Bu gövde tipinin görüldüğü bitkilerden bazıları; Bromus inermis, Agropyron repens, Andropogon gerardi, Poa pratensis' dir.

9.1.2.2. Sülük (Stolon)

 Bu gövde şekli, ana sapın alt boğumlarından çıkan sürgünlerin toprak üzerinde sürünerek uzamaları sonucu oluşur. Yanlara doğru toprak yüzeyinde uzanan bu sürgünlerin üzerinde bulunan boğumların, toprağa dokunduğu yerlerde aşağıya doğru kökler, yukarıya doğru da saplar oluşur. Örneğin; Cynodon dactylon, Agrostis palustris, Chloris gayana, Buchloe dactyloides bitkilerinde sülük gövde tipi görülür.

9.1.2.3. Yumak

 Gövde toprağa yakın boğumlardan fazla miktarda kardeşlenerek yumak oluşturur. Bu gövde tipi Festuca, Agropyron, Lolium türleri gibi çok sayıda bitkide görülmektedir.

 Bazı buğdaygil yembitkileri iki farklı gövde şekli oluşturabilmektedirler. Örneğin; Festuca rubra ve Agropyron intermedium hem kök-sap, hem de yumak gövde oluşturmaktadırlar. Kök-sap, sülük ve yumak gövde yapılan toprak ve su koruma açısından çok önemlidirler.

 Gövdeleri dik olarak büyüyen buğdaygillerin boyları, birkaç cm ile 1-2 m arasında değişmektedir. Tropik bölgelerde ağaç şeklinde büyüyen bambu bitkileri 35 m kadar boylanabilmektedir.

9.1.3. Yaprak (Folia)

 Buğdaygil yembitkilerinde yapraklar her boğumdan bir tane çıkarak, sap boyunca almaşıklı olarak dizilirler ve gövdeye sapsız olarak bağlanırlar. Buğdaygil yapraklan boyuna paralel damarlıdır. Bir buğdaygil yaprağı genel olarak aşağıdaki kısımlardan oluşur.

9.1.3.1. Yaprak Ayası (Lamına)

Yaprağın saptan yan tarafa doğru açılmış olan uzun, dar ve şerit şeklinde olan bölümüdür. Bazı türlerde orta damar çok belirgindir. Yaprak ayası uca doğru incelir. Türlere göre yaprak ayası ucu sivri, küt veya kayık şeklinde olabilmektedir. Örneğin; yaprak ayası ucu Agropyron, Lolium, Bromus ve Festuca türlerinde sivri, Poa ve Puccinellia türlerinde küt veya kayık şeklindedir. Buğdaygil yembitkilerinin vegetatif dönemde tanınmalarında, yaprak ayasının enine kesitinden de geniş oranda yararlanılmaktadır. Kurak bölgelere uyum sağlamış Festuca ovina ve Nardus stricta gibi türlerde, yaprak ayası su tüketimini en düşük düzeye indirgemek amacıyla orta damar boyunca katlanmış, oluklu ve ince tel şeklini almıştır. Agropyron intermedium, Bromus inermis, Agropyron cristatum ve Phleum pratense'de yaprak ayası kesiti düz veya düze yakın hafifçe katlanmış bir görünümdedir. Buna karşılık, Dactylis glomerata ve Poa pratensis 'de yaprak ayası kesiti V şeklinde katlanmış bir görünümdedir.
 
9.1.3.2. Yaprak Kını (Vagina)

 Yaprağın boğumlardan çıkan ve sapı bir boru gibi saran kısmıdır. Genellikle boğum arasının büyük bir bölümünü sarmaktadır. Yaprak ayasından daha açık renkli, üzeri tüylü veya çıplak olabilmektedir. Yaprak kını da şekil olarak türlere göre farklılık gösterir.

9.1.3.3. Yakacık=Dilcik (Ligula)

 Yaprak kını ile yaprak ayasının birleştiği yerde, yaprak kınının yukarıya doğru bir uzantısı olan yakacık, zarımsı bir yapıdadır. Yakacık kın ile gövde arasına toz, hastalık-zararlı etmenleri ve diğer yabancı maddelerin girmesini engellemektedir. Milimetrik boyutlarda olan yakacığın olup-olmaması, şekil ve büyüklüğü ve diğer özellikleri buğdaygil yembitkilerinin tanınmasında yararlanılan önemli bir özelliktir.

9.1.3.4. Kulakçık (Auricula)

 Yaprak ayası tabanının her iki yanında, bir çift sapı saracak biçimde uzanmış çıkıntı vardır. Bunlara kulakçık adı verilir. Şekilleri, tüylü veya tüysüz oluşları, bulunup bulunmamaları buğdaygil yembitkilerinin tanınmasında önemli ölçütler olarak kullanılmaktadır.

9.1.3.5. Yaprak Ayası Tabanı

Yaprak ayası ile kının birleştiği düzlemde bulunan ve meristematik dokular içeren büyüme yüzeylerinden oluşan kısımdır. Bu kısım açık yeşil rengi ile aya ve kından ayrılır.

9.2. Generatif Özellikler
9.2.1. Çiçek (Floş)

Buğdaygil yembitkilerinde en küçük generatif organ çiçektir. Bu nedenle gözle izlenmeleri oldukça güçtür. Buğdaygillerde çiçek, iki iç kavuz arasında kalan erkek ve dişi organlar topluluğudur. Bir buğdaygil çiçeği aşağıdaki kısımlardan oluşur.

9.2.1.1. Dişi Organ (Gynoecium)

Her buğdaygil çiçeğinde, yumurtalık (ovarium), dişicik başı (stigma) ve dişicik borusundan (style) oluşan bir tane dişicik (pistillum) vardır. Yani dişi organ üç parçadan oluşmuştur. Yumurtalık içerisinde tek yumurta hücresi (ovule) bulunur. Yumurta hücresinin çiçek tozlan ile döllenmesi ve gelişmesi sonucunda tohum-meyve (caryopsis) oluşur. Püskül benzeri bir yapıda olan tepecik, genellikle iki parçalıdır ve üzerinde uzun veya kısa tüyler yeralır. Dişicik borusu ise tepecik ile yumurtalığı birbirine bağlayan bölümdür. Buğdaygil çiçeklerinde taç ve çanak yapraklar dumura uğrayarak, genellikle iki adet pulcuk (lodicula) şekline dönüşmüştür. Pulcukların asıl görevi çiçeklenme sırasında turgor duruma geçerek, erkek ve dişi organın iç kavuz ve kapçık arasından dışarı çıkmasını sağlamaktır. Tilki kuyruğu, kıl otu ve koku otu gibi bazı türlerde pulcuk yoktur.

9.2.1.2. Erkek Organlar (Androecium)

Buğdaygillerde genellikle üç tane erkek organ (ercik=stamen) bulunur. Ancak, farklı sayıda erkek organ bulunduran buğdaygil türleri de vardır. Örneğin, çeltikte 6, Bambuceae türlerinde 120 kadar erkek organ vardır. Erkek organ, ercik başı (anther) ve ercik sapı (flament) olmak üzere iki kısımdan oluşur. Ercik başı iki bölmelidir. Bölmelerin her birine teka (theca) denir. Tekaların içerisinde çiçek tozları (polen) oluşur.

Buğdaygil yembitkilerinin çoğunda hem erkek, hem de dişi organ aynı çiçekte bulunur. Böyle çiçeklere "normal çiçek" denir. Bazı çiçeklerde erkek veya dişi organlardan yalnızca birisi vardır. Kısır çiçek adı verilen bu tip çiçeklerde, yalnızca dişi organ bulunuyorsa pistilli (pistillate), yalnızca erkek organ bulunuyorsa staminli (staminate) çiçek adı verilir.

Normal çiçek bulunduran bitkilere hermofrodit bitki denir. Bazı türlerde erkek ve dişi çiçekler aynı bitki üzerinde farklı yerlerde bulunur. Bu bitkilere tek evcildi (monoecious) bitki adı verilir. Örneğin, mısır ve manda otu tek evciklidir. Bazı türlerde ise erkek ve dişi çiçekler farklı bitkilerde bulunur. Bu bitkilere de iki evcikli (dioecious) bitkiler denir.

9.2.2.3. İç Kavuz ve Kapçık (Palea inferior ve Palea superior)

Çiçekte, eşey organlarım koruyan kavuzlardan alttan bağlanana iç kavuz, üstten bağlanana ise kapçık adı verilir. İç kavuz ve kapçık buğdaygillerin tanısının yapılmasında gözönüne alınacak önemli özelliklerdendir. İç kavuz kayık şeklinde olup, dişi organı ve erkek organları içine almıştır. Kapçıktan daha kalın yapıdadır. Bazı buğdaygil yembitkilerinde, iç kavuzun sırtındaki orta damar fazla gelişerek omurga oluşturmuştur. Kapçık taneyi karın kısmından sarar. Çoğunlukla iç kavuzdan biraz kısa veya eşit uzunlukta ve daha ince yapıdadır. Bazı türlerde kapçık çok küçülmüş veya tümüyle kaybolmuştur.

9.2.2.4. Kılçık (Aristo)

Kılçık genellikle iç kavuzda bulunur. Cins ve türlere göre değişmek üzere, kılçık iç kavuzun ucundan, sırtından veya tabanından çıkabilmektedir. Kılçık şekli de türlere göre değişmek üzere düz, burulmuş, çıkıntılı, dişli veya dirsekli olabilmektedir. Çok ender rastlanan bir durum olarak, köpek kuyruğu (Phleum) cinsinde kılçıklar sivri uçlar şeklinde dış kavuzlardan çıkmaktadır.

Olgunluk zamanında veya harman sırasında, başakçık ekseni boğumlardan kolayca koparak her boğum bir çiçeğin üzerinde kalır. Bu kısma "başakçık ekseni kalıntısı" adı verilir. Bazı bitkilerde başakçık ekseni dış kavuzların üzerinden ve çiçekler arasından kırılır. Bazılarında ise kırılma dış kavuzların altodan olur ve başakçık dış kavuzlarla birlikte düşer. Kırılmanın dış kavuzların altından veya üzerinden oluşu kalıcı bir özelliktir. Çok çiçekli başakçıklarda en uçta bulunan bir veya birkaç çiçek, genellikle kısır olup tohum tutmazlar.

9.2.3. Çiçek Durumu (inflorescentia) = Başakçık Toplulukları

Buğdaygillerde çiçek durumu esas olarak uçsal (terminal)'dır. Buğdaygillerde başakçıkların eksene bağlanış şekli ve durumuna göre, üç farklı çiçek topluluğu görülmektedir. Bunlar; başak, başağımsı salkım ve salkımdır.

9.2.3.1. Başak (Spica)

Başakçıkların başak eksenine (rachis) sapsız olarak bağlandığı başakçık topluluğu tipine başak denir. Örnek: Triticum, Hordeum, Lolium, Agropyron, Elymus cinsleri içerisinde yeralan türlerde görülür.

9.2.3.2. Başağımsı Salkım (Raceme)

Başakçıklar eşit uzunlukta saplar ile eksene bağlanmışlardır. Bu nedenle şekilleri başağa benzer. Başakçıklar saplı olduğu için de salkıma benzer. Alopecums ve Phleum türlerinde görülür.

9.2.3.3. Salkım (Panicula)

Bu başakçık topluluğu tipinde, başakçıklar birbirine eşit uzunlukta olmayan saplarla salkım eksenine birleşmişlerdir. Örneğin; Bromus, Dactylis, Festuca, Agrostis, Avena, Poa, Fesîuca cinslerine giren türlerde görülür.

9.2.4. Tohum ve Meyve

Buğdaygillerde meyveye genel olarak tohum denmektedir. Yumurtalığın döllenmesi ile gelişen meyvede, meyve kabuğu (pericarp) ile tohum kabuğu (testa) bitişik durumdadır. Bu yapıya "karyopsis" adı verilir. Buğdaygil yembitkilerinde karyopsisin çevresi çoğunlukla kavuzlarla çevrilidir. Bir buğdaygil tohumu üç kısımdan oluşur.

9.2.4.1. Kabuk

Tohumu en dıştan saran, tohum ve meyve kabuklarının birleşmesinden oluşan kısımdır.

9.2.4.2. Besi Doku (Endosperm)

Tanenin en büyük kısmını oluşturur. Yedek besin maddelerinin depo organıdır. Çimlenme sırasında, fideciğin gelişmesi için gerekli olan besin maddeleri buradan sağlanır.

9.2.4.3. Cücük (Embriyo)

Tohumun sırt kısmında ve alt uçta yeralır. Tohumdan yeni bir bitkinin oluşmasını ve böylece neslin sürekliliğini sağlayan kısımdır. Kalkancık (scutellum), tomurcuk (plumula) ve kökçük (radicula) kısımlarından oluşur.

9.3. ÇİM (Lolium L.) CİNSİ

Lolium cinsi içerisinde yaklaşık 10 tür bulunmaktadır. Bunlardan özellikle iki tanesi ekonomik açıdan çok önemlidir. Bunlar;
  • Çok yıllık çim - Lolium perenne L.
  • Tek yıllık çim - Lolium multiflorum L.'dir.
  • Tek yıllık çimin L. multiflorum var. -westervoldicum adlı tek yıllık ve L. multiflorum var. italicum adlı iki yıllık iki alt varyetesi vardır.
Her iki çim türünün de anavatanı Anadolu, Avrupa ve Afrika'nın Akdeniz kıyıları, Asya ve Avrupa'nın ılıman bölgeleridir. Değişik çim türleri ülkemizin hemen her bölgesinde doğal olarak yetişmektedir. Buğdaygil yembitkisi türlerinden ilk kültüre alınan çok yıllık çimdir. On altıncı yüzyıldan beri Britanya adalarında çok yıllık çimin tarımı yapılmaktadır. Bu türün ekonomik ömrü genellikle 2-4 yıldır. Tek yıllık çim ilk olarak İtalya'nın ılıman ve nemli kuzey bölgelerinde kültüre alınmıştır.

9.3.1. Bitkilerin Tanımı

Çimler yumak gövde şekli oluşturan bitkilerdir. Çok yıllık çimler dik gelişirler ve 90 cm kadar boylanırlar. Yapraklar tüysüz, parlak yeşil renktedir ve genç sürgünlerde yaprak ayaları katlanmış durumdadır. Başakçık topluluğu yaklaşık 30 cm uzunluğunda bir başak oluşturur. Çok yıllık çimler genellikle kılçıksızdır. Tohumların bin tane ağırlığı 2 gram kadardır.

Tek yıllık çimin, tek yıllık ve iki yıllık iki alt varyetesi vardır. Tek yıllık çim, çok yıllık çime göre daha uzun boyludur. Gövde dik gelişir ve yaklaşık 130 cm kadar boylanır. Tek yıllık çimde de yapraklar tüysüzdür, fakat genç sürgünlerde yaprak ayaları katlanmamıştır. Başakçık topluluğu uzun boylu olmalarıyla ayırt edilir. Çimlerde başakçıklar, başak eksenine dar yüzeyleriyle bağlandıklarından, üst başakçık dışında kalan başakçıklarda yalnızca bir dış kavuz bulunur.

9.3.2. Çimlerin İklim ve Toprak İstekleri

Çimler ıhman ve nemli iklim koşullarına çok iyi uyum sağlarlar. Nemli ve ılıman iklim koşullarında kışın da gelişmelerini sürdürebilmelerine karşın, yaz aylarındaki yüksek sıcaklıklar büyümelerini engeller. Aşırı soğuklara ve kuraklığa fazla toleranslı değillerdir. Yağışlı ve nemli iklimleri severler. Su istekleri fazla olduğu için, kurak koşullarda ancak sulanarak yetiştirilebilirler. Gölgeye toleransları azdır. Bununla birlikte düşük sıcaklık, kuraklık ve toprak verimliliğinin az olduğu yerlerde, çimlerin başarılı olarak yetiştirilmesi zordur. Nemli, verimli ve drenajı iyi olan topraklarda yüksek verim sağlanır. Topraktaki durgun taban suyuna karşı fazla toleranslı değillerdir. Ancak, mevsimin belirli dönemlerinde ıslak olan ve diğer birçok yembitkisinin yetişemediği yerlerde, çimler başarıyla yetiştirilebilir. Çimler kısa süreli su basmalarından zarar görmez. En uygunu nötr ve hafif alkali reaksiyonlu topraklardır.

9.3.3. Çimlerin Önemi ve Kullanılması

Çimler otlatmaya dayanıklı olmaları, ılıman-nemli yerlerde gelişmelerini uzun süre devam ettirebilmeleri, otlarının lezzetli, verimlerinin yüksek olması ve güzel parlak görünümleri nedeniyle değişik amaçlarla kullanılmaktadırlar. Yembitkileri temeline oturtulmuş ekim nöbeti sistemlerinde, tek ve çok yıllık çimler geniş ölçüde kullanılır. Çimler çoğunlukla; otlak, kuru ot üretimi, silaj yapımı, toprak ve su koruma ve yeşil alan bitkisi olarak kullanılırlar. Çimler yalnız olarak yetiştirilebildiği gibi, diğer buğdaygil, baklagil ve tahıllarla karışık olarak da ekilebilirler. Kış aylarının fazla soğuk geçmediği bölgelerde, çimler kış merası olarak da kullanılmaktadırlar. Örneğin; ABD'nin güney bölgelerinde, tek yıllık çim eylül ayında bazı tek yıllık üçgüller ve çavdarla karışık ekilerek, yaklaşık 200 gün otlatma yapılabilen meralar oluşturulmaktadır.

Otlak ve mera kurmak amacıyla hazırlanan karışımlarda, genellikle çok yıllık çim kullanılmaktadır. Bazen, otlak amacıyla çok yıllık ve tek yıllık çimler birlikte ekilir. Tek yıllık çimler hızla gelişerek hem kısa sürede otlanmaya başlanmasını sağlarlar, hem de yabancı otların gelişmesi engellenir. Daha sonra çok yıllık çimler gelişerek ortamı kaplarlar. Çok yıllık çimlerin ekonomik ömrü 2-4 yıl arasındadır. Çimlerle kurulan meralar, karasal iklim bölgelerinde erken ilkbahar ve sonbahar, serin ve nemli bölgelerde erken ilkbahardan sonbahara kadar, ılıman iklim bölgelerinde koşullar uygunsa tüm yıl boyunca otlatılabilmektedir.

Çimler uygun koşullarda yılda birden çok biçim verirler. Ot için hasat çiçeklenme devresinde yapılır. İlk gelişme ota biçildikten sonra, ikinci ve olursa daha sonraki gelişmeler otlatılarak da değerlendirilebilir. Çimler bol yapraklı ve sulu gövdeli oldukları için yem nitelikleri çok yüksektir. Biçilen ot kurutulduğunda yapraklar dökülmez ve yeşil rengi fazla kaybolmaz. Bu nedenle kuru otun niteliği yüksek olur. Uygun koşullarda dekardan bir tondan fazla kuru ot alınabilir. Çok yıllık çim açık ve kapalı ahırlarda beslenen hayvanlar için, sıkıştırılmış (pelet) yem yapımında da kullanılmaktadır. Çok yıllık çimden üretilen sıkıştırılmış yemlerde yaklaşık %89-90 kuru madde, %12-14 ham protein ve %36-37 azotsuz öz madde bulunmaktadır.

Çok yıllık çim oyun sahaları, park ve bahçeler ve yeşil alanlarda kullanılan önemli bir bitkidir. Yapılan ıslah çalışmaları ile bu amaçlara uygun çok sayıda çim çeşidi geliştirilmiştir. Çok yıllık çimler, bitki örtüsü bozulan ve seyrekleşen yeşil alanlar, oyun sahaları, park ve bahçelerde üstten tohumlama yapılarak, bu alanların düzeltilmesi amacıyla da kullanılmaktadır. Sıcak bölgelerde köpek dişi, uganda çimi gibi sıcak mevsim bitkileri ile oluşturulan yeşil alanlar, sonbaharda sararıp kurumaya başlar. Bu devrede tırmık gibi aletlerle toprak yırtılarak çok yıllık çim tohumları serpilir. Çimlenen çim tohumlan sonbahar, kış ve erken ilkbahar aylarında yeşil örtü oluştururlar.

9.3.4. Çim Tarımı

Çimlerin ekim zamanı diğer yembitkilerinde olduğu gibi, bölgenin iklim özellikleri ve ekilecek çeşidin uyum yeteneğine bağlı olarak değişir. Kış aylan aşın soğuk olmayan bölgelerde sonbahar ekimi en uygunudur. Kış aylanın ılık geçtiği bölgelerde, kış merası amacıyla çim yetiştirilecekse, ekim işlemi erken sonbaharda yapılmalıdır. Kış aylarının çok soğuk olduğu bölgelerde erken ilkbaharda ekim yapılmalıdır. Ot üretimi amacıyla çimler ister yalnız, isterse diğer yembitkileriyle karışık yetiştirilsin, iyi hazırlanmış temiz bir tohum yatağına, çim ekiciler veya yembitkisi mibzeri ile ekilmelidir. Atılacak tohum miktarı üretim amacı, çevre koşullan gibi etkenlere bağlı olarak değişir. Ot üretimi için çimlerin yalnız ekiminde dekara 1.5-3.0 kg kadar tohum atılır. Toprak koruma amacıyla dekara 3-5 kg, yeşil alanlarda ise 25-40 kg kadar çim tohumu kullanılır. Karışık ekimlerde, önerilen tohum miktarları karışım içerisindeki çim oranına göre azaltılır. Uygun ekim derinliği 1-2, sıra aralığı 20-40 cm'dir.

En önemli bakım işlemleri gübreleme ve sulamadır. Çoğu buğdaygiller gibi, çimlerin azota karşı tepkileri çok yüksektir. Birim alandan yüksek kuru madde verimi sağlamaları ve yıl içerisinde birkaç kez gelişme göstermeleri nedenleriyle, topraktan yüksek miktarda azot kaldırırlar. Çimlerin yalnız yetiştirildiği sulanan alanlarda, her biçimden sonra iki parça halinde dekara 4-6 kg azot verilmesi önerilmektedir. Bu uygulama şekli, elde edilen ürünün verim ve niteliğini çok yükseltmektedir. Azot dışında kalan makro ve mikro besin elementleri daha az oranlarda kullanılmaktadır. Bu besin elementlerinin toprakta bulunan kullanılabilir durumdaki miktarları, çimlerin gelişimini sınırlayacak düzeyde ise, yetersiz olan besin elementi veya elementleri, uygun dozlarda gübreleme yoluyla toprağa verilmelidir. Özellikle verimsiz topraklarda, uygun bir gübreleme ile çimlerden sağlanan verim birkaç katına çıkarılabilir. Çimler suya karşı tepkileri yüksek, kuraklığa fazla toleranslı olmayan bitkilerdir. Çimlerden yüksek ve nitelikli ürün alabilmek için, topraktaki yararlı nem oranı %50-60 düzeyine düştüğünde sulama yapılmalı ve yararlı nem oranını tarla kapasitesine getirecek kadar su verilmelidir. Ekonomik zarar eşiğini aşacak düzeyde kayba neden olacak hastalık, zararlı veya yabancı ot sorunu olursa, uygun yöntemlerle savaşım yapılmalıdır.

9.4. AYRIK (Agropyron Gaertn.) CİNSİ

 Bu cins dünyanın serin iklim bölgelerine dağılmış, yaklaşık 150 kadar türü kapsamaktadır. Türlerin yaklaşık 2/3'ü Asya-Avrupa, 1/3'ü ise Kuzey Amerika kökenlidir. Önemli ayrık türleri aşağıdadır.
 
Bu türlerden batı ayrığı Amerika, diğerleri Asya ve Avrupa kökenlidir. Hepsi Anadolu'nun çayr-mera alanlarında, kurak ve dağlık bölgelerinde doğal olarak yetişmektedir. Yalnızca yüksek otlak ayrığı tuzlu step meralar ve denize yakın tuzlu çayırlardan kökenini almaktadır. Ayrık türlerinin hem şekil olarak birbirlerine çok benzemeleri, hem de kendi aralarında tozlaşmalar olduğundan, türleri ayırmak bazen zor olmaktadır. Bu bölümde ülkemiz için ekonomik yönden önem taşıyan otlak ayrığı, mavi ayrık ve yüksek otlak ayrığı üzerinde durulacaktır.

9.4.1. Ayrıkların Bitkisel Tanımları

Otlak ayrığı, mavi ayrık ve yüksek otlak ayrığı çok yıllık serin iklim bitkileridir. Otlak ayrığının ekonomik ömrü yaklaşık 20-30, diğerlerininki 4-5 yıldır. Aynk türlerinde yabancı tozlaşma oranı yüksek olduğundan, aynı tür içerisindeki bitkiler arasında önemli değişikler görülebilmektedir. Ayrıklarda derin ve yoğun bir saçak kök sistemi vardır. Özellikle otlak

Otlak ayrığında yumak gövde sistemi içinde, ince ve alttan dirsekli olan saplar 50-70 cm kadar boylanır. Yaprak ayaları düzdür. Başakçık topluluğu sık veya seyrek başaktır. Kılçıklı veya kılçıksız olabilen başakçiklar, başak eksenine dik açıyla bağlanmışlardır. Tohumların bin tane ağırlığı 2-3 gramdır. Hem yumak, hem de kök-sap gövde yapısı oluşturan mavi aynkta, gövde 90-120 cm kadar boylanır. Yapraklan kısa, başaklan uzun, kavuzlan kılçıksızdır. Tohumların bin tane ağırlığı 5 g kadardır. Yüksek otlak ayrığında gövde sistemi yumaktır ve 1-2 m kadar boylanır. Yapraklan mızrak şeklinde, belirgin damarlı ve oldukça serttir. Başakçık topluluğu 20 cm kadar uzunlukta seyrek başaktır. Kavuzları kılçıksızdır. Tohumların bin tane ağırlığı 5-7 g arasındadır.

9.4.2. İklim ve Toprak İstekleri

Soğuklara ve kuraklığa tolerans yönünden, en önde gelen yembitkileri ayrık türleridir. Özellikle otlak ayrığı, tarımı yapılan yembitkileri içerisinde soğuklara ve kuraklığa en toleranslı olan türdür. Orta Anadolu'nun yıllık yağışı 300 mm olan yerlerinde ve Doğu Anadolu'nun çok soğuk bölgelerinde bile, fazla zarar görmeden yetişebilmektedirler. Ancak yıllık yağışın 400 mm'nin altına düştüğü yerlerde, özellikle ot verimi ve niteliği yüksek olan mavi ayrığın verimi önemli ölçüde azalmaktadır.

Ayrıklar toprak isteği yönünden de seçici değillerdir. Asitli olmamak koşulu ile hafif kumlu-tinh topraklardan, ağır killi topraklara kadar her çeşit toprakta yetişebilmektedirler. Yüksek otlak ayrığı, kültürü yapılan bitkiler içerisinde tuzluluğa en çok tolerans gösteren türdür. Bu tür, diğer bitkilerin yetişemediği alkali veya tuzlu, taban suyu yüksek yerlerde veya çok kurak bölgelerde rahatlıkla yetişebilir. Güney Avustralya'da yıllık yağışın 200 mm olduğu yerlerde bile yetiştiği bildirilmektedir.

9.4.3. Ayrıkların Önemi ve Kullanılması

Ülkemizde olduğu gibi, erken ve aşırı otlatma sonucu özelliğini yitirmiş veya sürüldükten bir süre sonra ürün vermediği için terk edilen alanların yeniden bitki örtüsüne kavuşturulmasında, en çok kullanılan bitkilerin başında ayrık türleri gelmektedir. Çünkü, ayrık türleri yeterli nem olduğunda diğer bitkiler için uygun olmayan yoksul, kıraç ve yüzlek topraklarda ve düşük sıcaklıklarda bile çimlenip gelişebilmektedirler. Mibzerle ekimleri kolaydır. Çoğunun otu lezzetlidir ve otlatmaya oldukça toleranslıdırlar. Özellikle otlak ayrığı ve mavi ayrığın sindirilebilme oranı ve besleme değeri yüksektir. Otlak ayrığı ilkbaharda erken gelişmesine karşın, mavi ayrık ve yüksek otlak ayrığı geç gelişmektedir. Başaklanma devresinden sonra ayrık türleri hızla kartlaşarak sindirilebilirlikleri azalmaktadır. Bu nedenle, en uygun hasat zamanı başaklanma başlangıcı devresidir. Bu devrede otların besin maddeleri içerikleri ve sindirilme oranı yüksektir. Sulanmadıklarında yılda genellikle tek biçim alınır. Sulanan koşullarda, özellikle mavi ayrıkta, birden çok biçim yapılabilir.

9.4.4. Ayrık Tarımı

Ayrık türleri ülkemizin hemen her yerinde gerek sonbaharda, gerekse erken ilkbaharda rahatlıkla ekilebilirler. Ayrık türleri çok yıllık, otlatmaya ve çiğnenmeye toleranslı oldukları için, çoğunlukla engebeli ve kıraç alanlarda meraların yenilenmesi, üstten tohumlama ile bitki örtüsünün sıklaştırılması, toprak ve su koruma amaçlarıyla kullanılırlar. Doğrudan ot üretimi için en çok yetiştirilen tür mavi ayrıktır. Tarımı yaygın olan üç ayrık türünün bazı tarımsal özellikleri Çizelge 14'de görülmektedir.

Çizelge 14: En çok tanmi yapılan üç ayrık türünün bazı tarımsal özellikleri
Ayrık Türü Atılacak Tohum Miktarı (kg/da) Sıra Aralığı (cm) Ekim Derinliği (cm) Kuru Ot Verimi (kg/da) Ekonomik Ömrü (yıl)
Otlak Ayrığı 1-2 20-60 2-4 400-600 20-30
Mavi Ayrık 2-3 20-30 4-5 1000-1200 4-5
Yüksek Otlak Ayrığı 2-3 40-60 4-5 800-900 4-5

Verilen değerler yalnız ekimler için geçerlidir. Oysa, özellikle meralarda ayrık türleri yalnız değil, diğer buğdaygil ve baklagil türleri ile karışık olarak ekilmektedir.

Ayrık türlerinde en önemli bakım işlemi fide devresinde yabancı ot savaşımı ve gübrelemedir. Özellikle otlak ayrığı fide devresinde zayıf ve yavaş geliştiğinden, yabancı otlara karşı rekabet gücü zayıftır. Bu nedenle, fide devresinde yabancı ot kontrolü yapılmalıdır. Ayrık türlerine uygulanan azotlu gübre hem ot verimini, hem de otun niteliğini önemli ölçüde yükseltir. Türlere göre değişmek üzere, genellikle 2-3 parça halinde dekara 8-15 kg azot uygulanır. Ayrık türleri çoğunlukla, diğer türlerin gelişmesini sınırlayan kıraç alanlarda yetiştirildikleri için sulama yapılmaz. Diğer birçok yembitkisi kadar olmasa bile, sulamaya tepki verirler. Sulamaya en çok tepki veren, sulama ile ot verimi ve niteliği önemli ölçüde yükselen mavi ayrıktır.

9.5. TİLKİ KUYRUĞU (Alopecurus L.) CİNSİ

Tilki kuyruğu cinsi içerisinde, Asya ve Avrupa'nın serin ve nemli bölgelerinden kökenini alan yaklaşık 25 kadar tür yeralmaktadır. Bunlar içerisinde tarımsal açıdan önemli olan tek tür, çayır tilki kuyruğudur. Çayır tilki kuyruğunun 1750 yılından beri Avrupa'da tarımı yapılmaktadır.

9.5.1. Çayır Tilki Kuyruğu - Alopecurus pratensis L.
9.5.1.1. Bitkinin Tanımı

Çok yıllık, 30-120 cm arasında boylanan, kısa kök-saplar ve yumak oluşturan bir serin iklim buğdaygil yembitkisidir. Erken ilkbaharda gelişmeye başlayan bitki, özellikle alt kısımlarında bolca yaprak oluşturmaktadır. Yaprak ayaları uzun ve yaprak kını açıktır. Yaprak ayası tabanında kısa, fakat belirgin bir yakacık vardır. Kulakçıklar pek belirgin değildir. Çiçek topluluğu silindir şeklinde, yaklaşık 10 cm uzunluk ve l cm genişliğinde bir başağımsı salkım oluşturur. Başağımsı salkımın orta kısmı kalın, iki yana doğru incelmiş yapıdadır. İç kavuzun sırt kısmında dirsekli bir kılçık vardır. Tohumların üzeri tüylü, açık renkli ve kaba görünümlüdür.

Tohumların mibzerle ekilebilmesi için, tüylerin ve kılçıkların temizlenmesi gerekir. Ancak, bu işlem çok zordur. Tohumların bin tane ağırlığı 0.7 gram kadardır. Tohumların içinde çimlenme gücünde olmayan ve temizlenemeyen çok sayıda kör tane bulunur. Bu nedenle, çayır tilki kuyruğu tohumlarında safiyet ancak % 60-75 kadar olabilmektedir. Tohumlar, normal koşullarda, çimlenme gücünü 3 yıl kadar koruyabilirler.

9.5.1.2. İklim ve Toprak İstekleri

Çayır tilki kuyruğu serin ve nemli bölgelerin bitkisidir. Düşük sıcaklıklara toleranslı olmasına karşın, yüksek sıcaklıklar yetişmesi için uygun değildir. Gölgeye orta derecede toleranslıdır. Nemli, killi ve tınlı topraklar çayır tilki kuyruğu tarımı için çok uygundur. Alkaliliğe tolerans göstermesine karşın, toprak asilliğine toleransı yoktur. Çok uzun süreli olmamak koşuluyla, su baskınlarından fazla zarar görmemektedir. Kurak topraklar yetişmesi için uygun değildir. Uyum sağladığı iklim ve toprak koşullarında uzun ömürlüdür.

9.5.1.3. Önemi ve Kullanılması

Çayır tilki kuyruğu yüksek taban suyu ve alkaliliğe (pH=8-8.5) çok toleranslıdır. Taban suyu yüksek ve ıslak arazilerde kullanılabilecek önemli bir bitkidir. Asıl kullanım yeri taban meralar ve ıslak çayırlardır. Otlatmaya toleranslıdır. Uygun koşullarda yılda 3-4 biçim alınabilir. Ülkemizde taban suyu yüksek veya sulanan yerlerde, doğal olarak yetişen bitkilerden genellikle 2 biçim alınmaktadır. Bu bitkinin baskın olduğu nemli çayırlarda, çoğunlukla ilk gelişme ota biçilmekte, geri kalan dönemde ise hayvan otlatılmaktadır.

Ot üretimi için en uygun hasat zamanı salkım gösterme devresidir. Bu devreden sonra verim bir miktar artmasına karşın, otun besleme değeri, özellikle ham protein oranı, hızla azalmaktadır. Dekardan 600-900 kg kadar kuru ot verimi alınabilir. Baklagillerle karışık ekimde, hasat zamanı baklagillere göre ayarlanmalıdır.

9.5.1.4. Tarımı

Tohumlarında, kavuzlar tüylü ve kılçıklı olduğundan makine ile ekim zordur. Çayır tilki kuyruğu soğuklara toleranslı olduğu için, ekimi erken sonbahar veya erken ilkbaharda yapılabilir. Ülkemizde tarımı yaygın değildir. Tarımı yaygın olan ülkelerde iri gazal boynuzu, melez üçgül, çayir köpek kuyruğu, çayır yumağı gibi nemli ortamları seven bitkilerle birlikte yetiştirilmektedir. Ekim genellikle serpme yapılmaktadır. Tohumun safiyeti ve çimlenme gücü düşük olduğundan, dekara 3-4 kg kadar tohum atılmaktadır.

Eğer taban suyu yüksek, nemli taban arazilerde yetiştirilmiyorsa, yeterli verim alabilmek için mutlaka sulama yapılmalıdır. Ayrıca, çayır tilki kuyruğu baklagillerle birlikte yetiştirilmiyorsa, dekara 8-10 kg kadar azot düşecek şekilde, birkaç parça halinde azotlu gübreleme yapılmalıdır.

9.6. Köpek kuyruğu (phleum) cinsi

 Köpek kuyruğu cinsi içerisinde, Asya ve Avrupa'nın serin ve ılıman bölgelerinden kaynağını alan, bazıları çok, bazıları da tek yıllık olmak üzere 10 kadar tür yeralmaktadır. Bu türlerden, yalnızca çayır köpek kuyruğu ve yumrulu köpek kuyruğu tarımsal açıdan önemlidir. Özellikle çayır köpek kuyruğu, yembitkisi olarak oldukça önemlidir. Uzun yıllardan beri dünyanın değişik ülkelerinde, serin ve nemli bölgelerde tarımı yapılmaktadır.

9.6.1. Çayır Köpek Kuyruğu - (Phleum pratense L.)
9.6.1.1. Bitkinin Tanımı

Çayır köpek kuyruğu çok yıllık, dik gelişen, yumak oluşturan ve 60-120 cm arasında boylanan bir serin iklim buğdaygil yembitkisidir. Bazen kısa kök-sap gövde yapılan da görülür. Sık çim örtüsü ve çim kapağı oluşturmaya uygun değildir. Yaprak ayası geniş, düz ve uzundur. Sap ve yapraklar tüysüzdür. Kulakçıklar gelişmemiştir. İyi gelişmiş, beyaz renkli, zar şeklinde ve uç kısmı düz olmayan bir yakacık vardır. Çiçek topluluğu silindir şeklinde bir başağımsı salkımdır. Başağımsı salkım yaklaşık l cm çapında ve genellikle 10 cm'den uzundur. Çayır tilki kuyruğunda olduğu gibi, iki uca doğru daralmaz. Başakçıklar tek çiçeklidir. İç kavuz kılçıksızdır. Dış kavuzlar altta birleşik yapıda, uç tasımlan sivri ve belirgin çıkıntılıdır. Karyopsis olgunlaşınca dış kavuzların yukarısından kırılır. Kavuzlu tanelerin bin tane ağırlığı 0.5 g kadardır.

9.6.1.2. İklim ve Toprak İstekleri

Çayır köpek kuyruğu nemli, serin ve ılıman bölgelere çok iyi uyum sağlamaktadır. Sıcaklık ve kuraklığa pek toleranslı değildir. Soğuklara oldukça toleranslıdır. Çayır köpek kuyruğu için en uygun sıcaklık 18-20 °C arasıdır. Ağır, derin yapılı, nemli ve ıslak topraklarda çok iyi gelişir. Kurak, kıraç ve kumlu topraklar bu bitki için uygun değildir. Tuzluluğa bir miktar tolerans gösterebilmesine karşın, asidik topraklarda gelişememektedir.

9.6.1.3. Önemi ve Kullanılması

Çok yıllık bir bitki olan çayır köpek kuyruğundan, uygun koşullarda yılda iki biçim alınabilmektedir. Genellikle ilk biçim ot üretimi amacıyla yapılmakta, ikinci gelişme ise otlatılarak değerlendirilmektedir. Ot üretimi için çayır köpek kuyruğu çoğunlukla çayır üçgülü, melez üçgül, ak üçgül, yonca ve gazal boynuzu gibi baklagillerle karışık olarak yetiştirilir.

Çayır köpek kuyruğu otu yumuşak ve lezzetlidir. Enerji değeri yüksek olduğundan, çeki hayvanları ve atlar için iyi bir yem kabul edilmektedir. Ülkemizde çayır köpek kuyruğunun tarımı pek yapılmamaktadır. Tarımının yaygın olduğu ABD, Kanada, Kuzey ve Batı Avrupa ülkelerinde ekim alanı giderek azalmaktadır. Bunun en önemli nedeni at, katır ve diğer çeki hayvanlarının sayısının azalmasıdır. Diğer bir neden de, özellikle meralarda sıcak ve kurak koşullar, çayır köpek kuyruğunu diğer buğdaygillere göre daha fazla etkilediğinden, zayıf gelişmesi ve veriminin önemli ölçüde azalmasıdır.

Ot için en uygun hasat zamanı çiçeklenme başlangıcı devresidir. Bu devrede yapılan hasatta, % 8-9 ham protein içeren 500-800 kg/da kadar kuru ot verimi alınabilmektedir. Baklagillerle karışık ekimde ot için hasat, baklagillere göre ayarlanmalıdır.

9.6.1.4. Tarımı

Tohumları çok küçük olduğu için, tohum yatağı özenle hazırlanmalıdır. Bitki soğuklara oldukça toleranslı olduğundan, en uygun ekim zamanı erken sonbahardır. Baklagillerle karışık yetiştirilecekse, ekim zamanı baklagillere göre ayarlanmalıdır. Yalnız ekimde bir dekar için 1.5-2.0 kg tohum yeterlidir. Ekim derinliği 1-2, sıra aralığı 20-40 cm arasında olmalıdır. Uygun koşullarda genellikle 2 biçim alınabilmektedir. Ekonomik ömrü 3-5 yıl arasındadır.

Çayır köpek kuyruğu sulama ve gübrelemeye karşı çok duyarlıdır. Gelişme devresi kurak geçen bölgelerde ekonomik yetiştiricilik için mutlaka sulama yapılmalıdır. Bitki ot üretimi amacıyla yalnız yetiştiriliyorsa, dekara 8-10 kg azot düşecek şekilde 2 veya 3 parça halinde azotlu gübre verilmelidir.

9.7. Domuz ayrığı (Dactylis L.) cinsi

Domuz ayrığı cinsi içerisinde Akdeniz çevresi, Avrupa ve Yakın Doğu'nun yerlisi olan bükaç tür bulunmasına karşın, Dactylis glomerata L. türü dışında kalanların tarımı yapılmamaktadır. Diğer türlerin yembitkisi olarak da pek önemleri yoktur.

9.7.1. Domuz Ayrığı - Dactylis glomerata L.

Anadolu, Akdeniz havzası ve Avrupa'nın yerli bitkisi olan domuz ayrığı, buğdaygil yembitkileri içerisinde en çok tarımı yapılan türlerden birisidir. Ülkemizin çoğu yörelerinde doğal çayır-meralarda yaygın olarak yetişmektedir.

9.7.1.1. Bitkinin Tanımı

Domuz ayrığı, çim formunda ve kümeler halinde yetişen bir serin mevsim buğdaygil yembitkisidir. Başakçıkları ve çiçek topluluğu tabanda şekillenir ve daha sonra boğumların uzaması ile yukarı taşınır. Çevre koşullan, uygulanan bakım işlemleri ve varyetelere bağlı olarak, çiçekli saplar 60-200 cm arasında boylanır. Kök boğazı bölgesinden çok sayıda yaprak çıkmasına karşın, gövdenin yukarı kısımlarında ancak birkaç yaprak vardır. Başakçık topluluğu 8-15 cm uzunluğunda bir salkım oluşturur. Her başakçıkta 2-5 arasında çiçek bulunur. Yeni sürgünlerde yapraklar katlanmış durumdadır. Gövde dip kısımlara doğru yassılaşır. Yaprak ayasının enine kesiti V şeklindedir. Yaprak ayası tabanında uzun, zar yapısında ve beyaz renkli bir yakacık olmasına karşın, kulakçıklar gelişmemiştir. Yaprak ayası dar ve oldukça uzundur. Kavuzlu tohumlar üç köşeli ve sivri uçludur, fakat uçları biraz büküktür. Tohumların bin tane ağırlığı l g kadardır. Normal koşullarda tohumlar çimlenme güçlerini 4 yıl koruyabilirler.

9.7.1.2. İklim ve Toprak İstekleri

Domuz ayrığı serin ve nemli iklimlere çok iyi uyum sağlamaktadır. Bunun yanısıra, kuraklığa ve soğuklara da oldukça toleranslıdır. Bitkinin en önemli özelliklerinden birisi, gölgeye çok toleranslı olmasıdır. Diğer bir çok bitki için gerekli olan en az ışık yoğunluğunun, yaklaşık 1/3'ü ışık yoğunluğunda bile rahatlıkla yetişebilmektedir. Bu nedenle, meyve bahçeleri altlarında ve gölgelik yerlerde en çok yetiştirilen bitkilerin başında gelmektedir.

Besin maddelerince yoksul, kıraç topraklarda yetişebilmesine karşın, verimi önemli oranda azalmaktadır. Topraktaki besin maddelerine ve neme tepkisi en iyi olan bitkilerden birisidir. Verimsiz topraklarda yıllık verimin büyük çoğunluğu ilk biçimde alınırken, gübrelenip-sulanan verimli topraklarda, yıllık verimin mevsim içerisindeki dağılımı daha düzenlidir. Domuz ayrığı hafif asit ve nötr topraklan tercih etmektedir. Toprak tuzluluğuna toleranslı değildir. Drenajı zayıf, ağır ve nemli topraklarda da yetişebilmektedir.

9.7.1.3. Önemi ve Kullanılması

Domuz ayrığı önemli bir yembitkisidir. Bitkinin önemi aşağıda açıklanan özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Bunlar;
  1. Uyum yeteneği geniş olduğu için, farklı iklim ve toprak koşullarında yetiştirilebilir.
  2. Gölgeye toleranslı olduğundan, meyve bahçelerinde ve ağaçlık yerlerde yetiştirilebilir.
  3. Bitki hem besin maddeleri yönünden zengin, hem de bol yapraklı olduğundan, elde edilen yemin besin içeriği ve sindirilebilirliği yüksektir. Domuz ayrığında yaprak alan indeksi (YAİ) 3-8 arasındadır. Yani l m2 lik toprak alanı üzerinde 3-8 m2 yaprak alanı vardır. Bu değer bitkinin yaprak yönünden zengin olduğunu göstermektedir.
  4. Kök boğazından çok sayıda yaprak çıkardığı için, hem otlatmaya toleranslıdır, hem de toprak ve su korumada etkilidir.
  5. Mera, ot üretimi, toprak ve su koruma amaçlarıyla kullanılabilmektedir.
Ot üretimi amacıyla yalnız olarak yetiştirilen domuz ayrığı bitkileri için, en uygun hasat zamanı salkım gösterme devresidir. Baklagillerle karışık yetiştirildiğinde ise, hasat zamanı baklagillere göre belirlenmekte ve genellikle baklagillerin çiçeklenme başlangıcı devresinde hasat yapılmaktadır. Serin ve nemli bölgelerin sulanan ve gübrelenen alanlarında, yılda 2-3 biçim yapılabilir. Ancak, ikinci ve daha sonraki biçimlerde verim azalır. Sulanmayan yerlerde ise genellikle tek, iklimin uygun geçtiği yıllarda ve yerlerde 2 biçim alınabilmektedir. Sulanan ve gübrelenen koşullarda kuru ot verimi 800-900 kg/da kadardır. Samsun'da yürütülen bir araştırmada, sulanmaksızın tek biçim yapılabilmiş ve dekara kuru ot verimi 600-700 kg kadar olmuştur. Yine Samsun'da yürütülen araştırmalarda, domuz ayrığının çayır üçgülü ile karışık yetiştirilmeye çok uygun olduğu, besin maddelerince zengin, yüksek nitelikli kaba yem elde edildiği belirlenmiştir.

9.7.1.4. Tarımı

Tohumlan küçük olduğu için, toprak ve tohum yatağı hazırlığı özenli yapılmalıdır. Tohumların çimlenmesiyle oluşan fideler yavaş gelişir ve bu devrede çevre koşullarına duyarlılıkları daha fazladır. Ekim işlemi çok soğuk bölgelerde erken ilkbaharda, ılıman kıyı bölgelerinde ise erken sonbaharda, mümkünse mibzerle sıraya yapılmalıdır. Ekim derinliği 1-2 cm, atılacak tohum miktarı 2.5-3.0 kg/da'dır. Sıra aralığı 20-40 cm arasında olmalıdır. Ancak, domuz ayrığı çoğunlukla çayır üçgülü, ak üçgül ve yonca gibi baklagil yembitkileriyle karışık yetiştirilmektedir. Samsun'da yürütülen ve farklı çok yıllık baklagil ve buğdaygil yembitkilerinin kullanıldığı bir karışım denemesinde, bu koşullar için en uygun seçeneğin domuz ayrığı+çayır üçgülü karışımı olduğu gözlenmiştir. Domuz ayrığı zayıflamış meraların yenilenmesinde veya üstten tohumlama yoluyla, bitki örtüsünün sıklaştırılması amacıyla yararlanılan bitkilerin başında gelmektedir. En önemli bakım işlemleri gübreleme ve sulamadır. Bitkinin sulamaya ve gübrelemeye, özellikle azota, karşı tepkisi çok iyidir. En uygunu her biçimden sonra 3-5 kg/da azot verilmeli ve sulama yapılmalıdır. Diğer besin elementlerinin toprakta yarayışlı durumda bulunan miktarları, bitkinin gereksinimini karşılamaya yetmiyorsa gübreleme yoluyla verilmelidir.

9.8. Brom (Bromus l) cinsi

Brom cinsinin dünyanın serin ve ıhman bölgelerine dağılmış, çok ve tek yıllık 100 kadar türü bulunmaktadır. Orta Avrupa'dan Çin ve Moğolistan'a kadar uzanan bölge, brom türlerinin çoğunluğunun doğal yayılma alanını oluşturmaktadır. Tür zenginliğine karşın, çok yıllık olanlardan kılçıksız brom, dağ bromu, dik brom; tek yıllıklardan tarla bromu, parlak brom ve çayır bromu tarımsal açıdan önemlidir.

Bromlar uyum özellikleri ve kullanım alanları yönünden geniş bir değişim gösterirler. Bazıları yembitkisi olarak, bazıları mera alanlarında, bazıları da her iki amaca yönelik olarak kullanılabilmektedir. Kendi kendilerini tohumlamaları ve kök-saplarıyla çoğalmaları, bir yandan bromların iyi bir toprak ve su koruyucu bitki olmalarını sağlarken, diğer yandan bazı türleri yabancı ot şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Tarımda en yaygın kullanılan tür kılçıksız bromdur.

9.8.1. Kılçıksız Brom - Bromus inermis Leyss.

Kılçıksız brom Kuzey-Batı Asya ve Doğu Avrupa'dan kökenini almaktadır. İlk olarak Macaristan'da kültüre alınmıştır. Çok yıllık ve uzun ömürlü olan bitki, yumak ve kök-sap gövde yapısı oluşturmaktadır. Kılçıksız brom yetiştirilen alanların ekonomik ömrü sulanmayan koşullarda 3-6 yıl, sulanan yerlerde ise 15-20 yıl kadardır.

9.8.1. Bitkinin Tanımı

Kılçıksız brom çok yıllık, uzun ömürlü, kök-sap oluşturan ve bir metre kadar boylanabilen bir serin iklim buğdaygil yembitkisidir. Çok sayıda yaprak sürgünü ürettiğinden, yaprak yönünden oldukça zengindir. Yaprak kını kapalı ve tüysüz, yakacık (dilcik) kısa, ancak belirgindir.

Çiçek topluluğu karışık salkımdır. Başakçıklar iridir ve her başakçıkta altıdan çok çiçek bulunur. Başakçıklar salkım eksenine kümeler halinde bağlanmıştır. Bitki büyük ölçüde yabancı döllenme özelliğindedir. Bin tane ağırlığı 3-4 g kadardır.

9.8.2. İklim ve Toprak İstekleri

Kılçıksız brom serin iklim bitkisidir. Ancak, yapılan seleksiyon çalışmaları sonucu, sıcak iklimlere uyum sağlayan varyeteleri de geliştirilmiştir. Bitki kuraklığa da toleranslı olmasına karşın, en iyi gelişmesini serin ve nemli iklimlerde yapmaktadır. Toprak seçiciliği yoktur. Kumlu-tınlı topraklardan ağır killi topraklara kadar, hemen her tip toprakta yetişebilir. Ancak, en iyi gelişmesini killi-tınlı, iyi drene edilmiş, derin ve verimli topraklarda yapar. Çok verimli ve ağır topraklarda yetiştirilen kılçıksız bromun verimi, birkaç yıl içerisinde keçeleşme (çim fakirliği) nedeniyle azalır. Keçeleşen bitki kök-sapları ile toprakta yayılır, fakat boylanma olmaz. Toprak tuzluluğu ve asitliğine toleransı orta derecededir. En uygun toprak reaksiyonu pH'nın 6.5-7.5 olduğu ortamlardır.

9.8.3. Önemi ve Kullanılması

Ot veriminin yüksek ve otunun besin maddeleri yönünden zengin olması nedeniyle, çok iyi bir kuru ot ve silaj bitkisidir. Gelişme mevsiminin erken ve geç devrelerinde bol yeşil ot üreterek, yeşil yem devresini genişletir. Hem kendi kendini tohumlaması, hem de kök-sap gövde yapısı oluşturması nedenleriyle, çiğneme ve koparmaya toleranslıdır. Bu özellikleri ile iyi bir mera ve toprak koruma bitkisidir. Kılçıksız bromun bazı uygun varyeteleri, dik ve meyilli yol kenarlarının yeşillendirilmesinde kullanılmaktadır. Sulu ve kıraç koşullarda kurulan çayır ve mera karışımlarında, kullanılabilecek buğdaygil yembitkilerinin başında gelmektedir. Ekolojik koşullar, uygulanan bakım işlemleri ve yararlanma şekline göre, kılçıksız brom tesislerinin ortalama ekonomik ömrü kıraç koşullarda 3-6, suluda ise 15-20 yıl kadardır.

Ot için hasat genellikle salkım gösterme devresinde yapılmaktadır. Özellikle sulanmayan yerlerde, yaz sıcakları ve kurak devre başlamadan ikinci bir biçim daha yapabilmek için, ilk biçimin biraz erken, yani salkım göstermeye başlama devresinde yapılması önerilmektedir. Yılda 1-3 biçim yapılabilir. Elde edilen kuru ot verimi, dış ve iç etkenlere bağlı olarak, genellikle 500-900 kg/da arasında değişir. Elde edilen ot yaprak yönünden zengindir ve besleme değeri yüksektir.

9.8.4. Tarımı

Kılçıksız brom soğuklara çok toleranslı olduğu için, yalnız yetiştirildiğinde ülkemizin her yerinde hem ilkbaharda, hem de sonbaharda ekilebilmektedir. Eğer baklagil veya diğer buğdaygillerle karışık yetiştirilecekse, ekim zamanını karışıma giren diğer bitkilerin (özellikle baklagiller) durumu belirler. Bitki küçük tohumlu olduğu için tohum yatağı çok iyi hazırlanmalıdır. Ekim işlemi mibzerle veya serpme olarak yapılabilir. Ancak, tohumlar çok kavuzlu olduğundan mibzerle ekim zor olmaktadır. Kaba kavuzlar kırılarak çıkarıldığı zaman mibzerle ekim kolaylaşmaktadır. Mibzerle yalnız ekimlerde 1-2 kg/da tohum yeterlidir. Ekim derinliği 2 cm, ot için yetiştiricilikte uygulanacak sıra aralığı 20-40 cm olmalıdır.

Bakım işlemi olarak, fide devresinde yabancı otlarla savaşım, gübreleme ve olanaklar ölçüsünde sulama yapılmalıdır. Fide devresinde yavaş geliştiğinden, yabancı otlara karşı rekabet gücü zayıftır. Özellikle sonbahar ekimlerinde, fide devresinde yabancı ot sorunu varsa savaşım yapılmalıdır. Bir buğdaygil yembitkisi olan kılçıksız bromun, azot gereksinimi ve azota karşı tepkisi yüksektir. Çevre koşulları ve elde edilen verime bağlı olarak, yılda bir dekar alana 8-15 kg arasında azota karşılık gelecek gübre verilmelidir. Toprak analiz sonuçlarına göre diğer besin elementlerinin eksikliği varsa, eksik olan kısım gübreleme yoluyla verilmelidir. Kılçıksız brom kuraklığa toleranslı olsa da, sulandığında veriminde önemli artışlar olmaktadır. Bu nedenle uygun olan yerlerde mutlaka sulama yapılmalıdır.

9.9. Salkım otu (Poa l.) cinsi

Salkım otu cinsi içerisinde, dünyanın serin ve nemli bölgelerine yayılmış 200-250 kadar tür bulunmaktadır. Türlerin bazıları Orta Asya, bazıları Avrupa ve bir kısmı da Kuzey Amerika kökenlidir. Salkım otu cinsine bağlı türlerin çokluğu ve geniş yayılma alanı nedeniyle, aynı tür içerisinde çok sayıda form ve biyotip görülebilmektedir. Salkım otu türlerinin büyük çoğunluğu doğal meralarda yer almasına karşın, bazıları yem üretimi amacıyla, bazıları da yeşil alanlarda kullanılmaktadır. Bazı salkım otu türlerinin morfolojik yönden ayırımları çok güçtür. Birkaçı dışında tüm Poa türlerinin otu lezzetli ve besleyicidir. Türlerin bazıları çok yıllık, çoğunluğu ise tek yıllıktır. Türlerden bazıları yumak, sülük ve kök-saplarıyla toprak yüzeyinde sıkı bir çim kapağı oluşturduklarından, özellikle eğimi çok olan meralar ve doğal alanlarda, toprak ve su kaynaklarının korunmasında çok önemlidirler. Gölgeye toleranslı olan salkım otu türleri, orman içi meralar, meyve bahçeleri ve fındıklıklar için önemlidir.

Poa cinsi içerisinde en çok tarımı yapılan ve önem taşıyan tür, çayır salkım otudur.

9.9. 1. Çayır Salkım Otu - Poa pratensis L.
9.9.1.1. Bitkinin Tanımı

Çayır salkım otu çok yıllık, uzun ömürlü bir serin mevsim buğdaygil yembitkisidir. Uygun koşullarda ömrü 25-50 yıl arasındadır. Yumak ve kök-sap gövde yapısı oluşturur. Yapraklan tüysüz, yumuşak, yaprak ayası orta damardan katlanmış hafif V şekilli ve ucu kayık biçimindedir. Yaprak kını açık, kulakçık yok, yakacık (dilcik) zarımsı yapıda ve yarım ay şeklindedir. Gövde dik gelişir ve çoğunlukla 30-75 cm arasında boylanır.

Başakçık topluluğu açık salkım oluşturur. Salkımlar yukarıya doğru daralan piramit görünümünde ve yanlara doğru dallanmış olup, dallar yatay veya sarkıktır. Başakçık içerisinde 2-5 çiçek bulunur. Başakçık ekseninin en ucunda bulunan çiçek dumura uğramıştır. İç ve dış kavuzların ucu sivridir, fakat kılçık yoktur. İç kavuzun yapısı zar şeklindedir. Çiçekte iç kavuzun tabanında bulunan ve ovalayınca açığa çıkan tüy demeti, bitkiyi tanımaya yarayan en belirgin özelliklerden birisidir. Tohumlar kavuzlu ve 2-3 mm boyundadır. Bin tane ağırlığı 0.25 g kadardır.

9.9.1.2. İklim ve Toprak İstekleri

Çayır salkım otu aşın sıcak ve soğuklardan hoşlanmaz. En uygun sıcaklıklar 15-25 °C arasıdır. Sıcaklık 30 °C'nin üzerine çıkınca bitki gelişmesini durdurarak, uyku devresine geçmektedir. Sıcaklık 35 °C'nin üzerinde uzun süre kalacak olursa, çayır salkım otu bitkilerinin büyük çoğunluğu ölmektedir. Ayrıca, kar örtüsü olmayan yerlerde aşırı soğuklardan da zarar görmektedir.

Çayır salkım otu çok değişik topraklara uyum sağlayabilirse de, en iyi gelişmesini kireç taşı orijinli, yüksek verimli, iyi drene edilmiş, pH'nin 5-8 arasında olduğu topraklarda yapar. Bitki düzenli yağış alan yörelerin hafif eğimli ve taban meralarına çok iyi uyum sağlamaktadır.
 
9.9.1.3. Önemi ve Kullanılması

Çayır salkım otunun besleme değeri yüksek, otlatma, çiğneme ve gölgeye toleranslı olmasına karşın; yaz aylarında gelişmesinin kısıtlı olması sonucu veriminin azalması, verimli ve düzenli olarak sulanabilen topraklar istemesi, fazla miktarda gübreye gereksinim duyması, tohum üretiminin zor ve tohumları küçük ve tüylü olduğundan ekiminin güçlükle yapılabilmesi, ayrıca tohumlarının çimlenme gücünün düşük olması gibi etkenler, bitkinin mera veya yembitkisi olarak önemini azaltmaktadır. Ancak, çayır salkım otu özellikle güneşlenmesi az olan, gölgelik ve serin yerlerde kurulacak yeşil alanlarda ve toprak ve su koruma amacıyla oluşturulacak yeşil örtülerde, karışıma girebilecek en iyi buğdaygil yembitkilerinden birisidir.

Biçim işlemi salkım gösterme devresinde yapılmalıdır. Dekardan elde edilebilecek kuru ot verimi 300-500 kg arasındadır. Baklagillerle karışık ekimde hasat zamanı baklagile göre ayarlanmalıdır. Çayır salkım otu kök-sap oluşturduğundan, erken ve derinden biçim ve otlatmaya toleranslı olsa da, yine de bir miktar zarar görmektedir. Bu nedenle biçim veya otlatma zamanında yapılmalı ve 5-10 cm kadar bir anız bırakılmalıdır.

9.9.1.4. Tarımı

Çayır salkım orunun ekimi, iklimi ılıman olan kıyı bölgelerde erken sonbahar, iklimi sert olan iç bölgelerde ise erken ilkbaharda bir arkadaş bitkiyle birlikte yapılmalıdır. Arkadaş bitki olarak çoğunlukla küçük taneli tahıllar kullanılır. Çayır salkım otu fideleri yavaş geliştiğinden, toprağı tümüyle kaplayıncaya kadar arkadaş bitki örtü görevi yapmakta ve aynı zamanda, gelişmenin belirli bir devresinde arkadaş bitki biçilerek kuru ot sağlanmaktadır. Bitki ot üretimi amacıyla veya mera karışımlarında çoğunlukla, uygun baklagil veya buğdaygil yembitkileriyle birlikte yetiştirilmektedir. Çayır salkım otu ile karışıma girebilecek en uygun baklagil yembitkileri ak üçgül, melez üçgül, çayır üçgülü, gazal boynuzu vb. bitkilerdir.

Bitki ot üretimi veya otlak amacıyla yalnız ekildiğinde, dekara 1-2 kg kadar tohum atılmaktadır. Uygun sıra aralığı 20-40, ekim derinliği 1.0-1.5 cm kadardır. Bir yılda, iklim ve toprak koşullarına göre değişmek üzere, 1-3 biçim yapılabilir. Kök-saplarıyla kendisini yenileyebildiğinden, ekonomik ömrü 25-50 yıla kadar uzayabilmektedir. Çayır salkım otu, yeşil alan veya örtü bitkisi olarak yalnız yetiştirilecekse, dekara 5-10 kg arasında tohum atılmalıdır.

En önemli bakım işlemi sulama ve gübrelemedir. Azotlu gübreleme ve sulamaya karşı çok iyi tepki vermektedir. Tohumlar çimlendikten sonra, fideler 5-6 cm boylanıncaya kadar toprak sürekli nemli tutulmalıdır. Yoksa fideler hemen ölmektedir. Sulama ve gübreleme işlemleri düzenli yapılmazsa, bitki örtüsü hızla seyrekleşmektedir. Yalnız ekimde verilecek azot miktarı, parçalar halinde olmak üzere, 8-15 kg/da arasında olmalıdır.

9.10. Yumak otu (Festuca l.) cinsi

Bu cins içerisinde, dünyanın serin ve ılıman bölgelerinden kökenini alan, yaklaşık 100 kadar tür yeralmaktadır. Türlerin bir kısmı çok yıllık, çoğunluğu tek yıllıktır. Tek yıllık olanlar, genellikle yabancı ot özelliğindedirler ve tarımsal açıdan önemleri yoktur. Çok yıllık olan bazı yumak otu türleri çayır-mera, tarla yembitkisi ve yeşil alan bitkisi olarak yaygın bir şekilde kullanılmaktadırlar.

Tarımsal açıdan önemli olan bazı yumak otu türleri aşağıdadır.
  • Kamışsı yumak - Festuca arundinacea Schreb.
  • Yüksek çayır yumağı
  • Çayır yumağı - Festuca pratensis Huds.
  • Kırmızı yumak - Festuca rubra L.
  • Koyun yumağı - Festuca ovina L.
Bu dört türden çayır yumağının anavatanı Britanya Adaları, diğerlerininki ise Asya ve Avrupa'nın serin ve ılıman bölgeleridir. Yüksek çayır yumağı ve çayır yumağı daha çok tarla yembitkisi; kırmızı yumak yeşil alan, mera ve tarla yembitkisi; koyun yumağı yükseltisi fazla, soğuk ve kurak bölgelerde mera, yeşil alan ve tarla yembitkisi olarak kullanılmaktadır. Ancak, yüksek çayır yumağı ve çayır yumağı yüksek verimli taban arazilerde kurulan otlaklarda, bazı baklagil ve buğdaygil yembitkileri ile karışıma girmektedirler.
 
9.10.1. Yumak Otlarının Bitkisel Tanımı

Tarımı yapılan önemli yumak otu türlerinin tümü çok yıllıktır. Morfolojik yönden yüksek çayır yumağı ve çayır yumağı birbirine çok benzemektedir. Çayır yumağı 40-100, yüksek çayır yumağı 120-150 cm kadar boylanır. Her ikisi de yumak, yüksek çayır yumağı sürekli, çayır yumağı ise bazen kısa kök-saplar oluşturur. Yaprak ayaları sürgün içerisinde kendi üzerine kıvrılmış durumdadır. Yaprak ayası geniş ve kın açıktır. Çiçek topluluğu salkımdır. Her başakçıkta 5 veya daha çok çiçek vardır. Tohumların bin tane ağırlığı 2 g kadardır.

Kırmızı yumak 40-100 cm arasında boylanan, gevşek yumak ve çoğunlukla kök-sap oluşturan, uzun ömürlü bir serin iklim bitkisidir.

Yapraklan kıl gibi ince ve parlak yeşil renklidir. Kırmızı yumağın ıslah edilmiş bazı varyeteleri kök-sap oluşturmaz. Yakacık çok kısadır ve kulakçık yoktur. Çiçek topluluğu sık salkım oluşturur. Başakçıklar 4-6 çiçekli ve kısa kılçıklıdır. Tohumların bin tane ağırlığı l .2 g kadardır.

Koyun yumağı 10-60 cm arasında boylanan ve çok sıkı yumak oluşturan, genellikle iki boğumlu olan saplan dik gelişen bir bitkidir. Görüntüsü mavimsi veya gri-yeşildir. Çok sıkı veya kapalı olan yumak, hem bitkinin kök boğazından çokça kardeşlenmesinden, hem de ince ve sivri uçlu çok sayıda yaprak oluşturmasından ileri gelmektedir. Yakacık ve kulakçık belirsizdir. Çiçek topluluğu gri renkli bir salkım oluşturur. Her başakçıkta 4-5 çiçek vardır. Tohumların bin tane ağırlığı 0.7 gramdır.

9.10.2. İklim ve Toprak İstekleri

Yumak otlarının doğal yayılma alanları, dünyanın serin ve ılıman bölgeleridir. Yüksek çayır yumağı, çayır yumağı ve kırmızı yumak en iyi gelişmelerini serin ve nemli bölgelerde yaparken, koyun yumağı kurak ve soğuk iklimlerin bitkisidir. Koyun yumağının soğuk ve kuraklığa tolerans özelliği otlak ayrığına yakındır. Yüksek çayır yumağı hem taban suyuna, hem kuraklığa, hem soğuklara, hem de sıcaklığa çok iyi tolerans gösteren,ender yembitkilerinden birisidir. Bu bitki her türlü toprakta yetişebilmektedir. pH'si 4-10 arasında değişen topraklarda yetişebildiği bildirilmektedir. Ancak, en iyi gelişmesini nemli ve ağır topraklarda yapmaktadır. Çayır yumağı ve kırmızı yumak kuraklığa, taban suyuna, toprak asitliği ve alkaliliğine, yüksek çayır yumağı kadar tolerans göstermezler. Koyun yumağı çoğu bitkinin gelişemediği kıraç, yüzlek, taşlık ve sert yapılı topraklarda rahatlıkla gelişebilmektedir.

9.10.3.Tarımları

Yembitkisi olarak yüksek çayır yumağı, çayır yumağı ve kırmızı yumak, çok az da koyun yumağının tarımı yapılmaktadır. Koyun yumağının verimi çok düşük, otu lezzetsiz ve sert yapılı, yeniden büyüme özelliği zayıf olduğundan, yembitkisi olarak tarımı ancak ekstrem bölgelerde yapılır. Buna karşın, yüksek yerlerde sert yapılı, verimsiz, taşlık ve erozyona uğramış alanlarda mera veya erozyon kontrolü amacıyla örtü bitkisi olarak kullanılmaktadır. Bu nedenle, yembitkisi olarak önem taşıyan yüksek çayır yumağı, çayır yumağı ve kırmızı yumağın tarımından söz edilecektir.

Çok soğuk bölgeler dışında, yumak otlan hem sonbaharda, hem de ilkbaharda ekilebilmektedirler. Tohumlan küçük olduğundan, tohum yatağı çok iyi hazırlanmalıdır. Yalnız ekimlerde atılacak tohum miktarı, toprak ve çevre koşullarına bağlı olarak, 1-3 kg/da arasında değişmektedir. Ekim derinliği 1-2 cm olmalıdır. Uygulanacak sıra aralığı, iklim ve çevre koşullarına bağlı olarak, yüksek çayır yumağında 20-70, diğerlerinde 20-40 cm arasında değişmektedir. Sulanmayan kurak koşullarda genellikle l veya 2 biçim alınırken, sulanan serin bölgeler ve yaz aylan serin ve yağışlı geçen yerlerde, biçim sayısı 4'e kadar çıkabilmektedir. OMÜ Ziraat Fakültesi deneme alanlarında yürütülen bir araştırmada, sulanmayan yüksek çayır yumağı ve kırmızı yumaktan, yılda ancak tek biçim alınabilmiştir. Bitkilerin ekonomik ömrü yüksek çayır yumağında 5-10, çayır yumağında 3-5 ve kırmızı yumakta 5-7 yıl arasında değişmektedir.

Yumak otlan ot üretimi amacıyla yalnız olarak yetiştirilebilseler bile, çoğunlukla baklagillerle karışık ekilmektedirler. Toprak ve iklim koşullarına göre değişmek üzere, yumak otlan ile karışıma girebilecek uygun baklagil türleri yonca, çayır üçgülü, melez üçgül, ak üçgül, gazal boynuzu vb. bitkilerdir.

Yumak otlan kuraklığa belirli düzeyde tolerans göstermelerine karşın, su yetersizliğinin görüldüğü dönemlerde yapılacak uygun sulamalar ile, elde edilecek ürünün verim ve niteliğinde çok önemli artışlar olmaktadır. Yumak otlan yalnız yetiştirildiklerinde, türlere göre yılda dekara 8-20 kg azot verilmelidir. Verilecek toplam azot, her gelişmede iki kez olmak üzere, parçalar halinde uygulanmalıdır. Toprak analiz sonuçlarına göre, eksikliği görülen diğer makro ve mikro besin elementlerinden de yeterli miktarda verilmelidir.

Yalnız ekimlerde ot için hasat çoğunlukla, salkım göstermeye başlama devresinde yapılmaktadır. Baklagillerle karışık yetiştirildiklerinde, hasat zamanı baklagillerin çiçeklenmeye başlama devresi olarak kabul edilmektedir. Özellikle yalnız ekildiklerinde, hasat zamanı geciktirilecek olursa, bitkiler hızla kartlaşmakta ve lezzetlilikleri azalmaktadır. Dekardan elde edilen kuru ot verimi yüksek çayır yumağında 1-2 ton, çayır yumağı ve kırmızı yumakta 600-800 kg arasındadır. Elde edilen ürün yeşil ot, kuru ot veya silaja işlenerek değerlendirilebilmektedir. OMÜ Ziraat Fakültesi'nde yürütülen bir araştırmada, yüksek çayır yumağından % 6.81 ham protein içeren 1020 kg, kırmızı yumaktan ise %6.58 ham protein kapsayan 720 kg/da kuru ot verimi alınmıştır. Diğer buğdaygil yembitkileri ile kıyaslandığı zaman, yumak otlarının kalitesi ve besleme değeri biraz düşüktür.

Özellikle yüksek çayır yumağının verimi çok yüksek olmasına karşın, içerdiği bazı alkaloidler ve zararlı maddeler nedeniyle, tarımı fazla yaygınlaşamamıştır. Yüksek çayır yumağı otunda başta "perloline" olmak üzere, 9 tane alkaloid bulunduğu saptanmıştır. Bu alkaloidler hem hayvanların rumenlerinde bulunan mikrofloranın işlevini engeller, hem de hayvana doğrudan zehir etkisi yapar. Ayrıca, yüksek çayır yumağı üzerinde gelişen Fusarium nivale adlı küf mantarı bazı toksinler üretmektedir.

Özellikle ılık ve nemli bölgeler, bu mantarın gelişimi için çok uygundur. Fusarium nivale mantarı ile bulaşık olan otlar hayvanlar tarafından fazlaca tüketilirse, "yumak ayağı topallığı" adı verilen hastalık ortaya çıkmaktadır.

DEVAMI

Youtube Kanalı

Etkinlik Takvimi

Foto Galeri

  • ZARARLILAR
  • HASTALIKLAR
  • MİRZAN TARIM
  • ZİRAİ İLAÇ

Reklam Alanı

# #

Nöbetçi Eczaneler

buraya tıklayınız
whatsapp